Pazar, Nisan 22, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » SIRTINI OHAL’E DAYAMIŞ BASKIN SEÇİM   

SIRTINI OHAL’E DAYAMIŞ BASKIN SEÇİM   

Uzun söze hiç gerek yok. Yönetenlerin de muhalif olanların da işler iyi gitmiyor. Kudretliyim diyenler ‘’ kıldan ince / kılıçtan keskin olan sırat köprüsü üzerinde yürüyorlar. Muhalifler de oldukça fukara, ölülerin bile gülesi geldiği, perişan, dağınık bir muhalefet. Ohal, baskı, şiddet politikaları kuruyu yaşı önüne katmış yürüyor…

Veysel Çamlıbel / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Otorite gaddarlık halini alırsa iş iyi gitmiyor demektir. Baskın bir seçim yolunda birleşen MHP – AKP zorbalık siyasetini sürdürmede, işi başkanlık sistemiyle sonuçlandırmada kararlı. Bu seçimse sıradan herhangi bir seçim de değil. Yaşamın parametrelerini kökten değiştirecek bir dönemeç. İnsanı iyiden iyi itaatkar kılmak, toplumu koyun gibi güdülen bir sürüye dönüştürecek bir gidişat söz konusu. Kenan Evren’e, 12 Eylül rejimine / hukuksuzluğuna bile rahmet okutacak, açıktan otoriter rejime kesin geçiş için yapılacak bir seçim. Türkiye’yi, tek adam hakimiyetine / diktatörlüğüne, her şeye muktedir parti devletine götürecek karanlık bir gidişat…

 

İşin başlangıcında, Türkiye’de ‘’ cumhuriyet ‘’ sıkı bir merkeziyetçi esasa göre inşa edilirken, devletle özdeş konumda olan CHP otoriteyi temsil eden yegane parti durumundaydı. 27 yıl süren tek parti devleti, farklı halklardan, kimliklerden milyonlardan tek pare bir millet yaratmanın görevini üstlenmişti. 1946’dan sonra ise, batı rüzgarının altındaki Türkiye’de gerçek toplumsal ve siyasi farklılıkları temsilden uzak, sözde çok particilik icat edilmişti. Bu sistem her seferinde askeri darbe ve operasyonlarla kuşa çevrilen, sonraları yasal dayanağa da oturtulan sözde bir demokratik sistemdi….Türkiye siyasetindeki ilerici – gerici, sağ – sol gibi kavramlar hiçbir zaman gerçek yerine oturmadı, yukardan aşağı bir devlet planlamasının / tezgahı olmanın sınırlarını bir türlü aşamadı. ‘’ Laik Cumhuriyet ‘’ asla devletin cumhuriyeti sınırlarını aşıp, topluma – vatandaşa ait bir cumhuriyet olamadı, özgürlüklerle, demokrasiyle, adaletle asgarisinden olsun buluşma imkanını bulamadı..

 

Toplumun bütününe karşı eli sopalı devlet ihtiyacının gerçek nedeni, varlığı yok sayılan, kimlik değerleri yok sayılıp bastırılmış olan Kürt halk varlığından başkası değildi…’’ Komünizm tehlikesi ‘’ bile ‘’ Kürt tehlikesinin ardındaki kaşıyıcı, tahrik edici güç diye değerlendiriliyordu. Türk egemenlik sisteminde anti demokrasinin sebebi hikmeti, üstü bir türlü örtülemeyen, inkar edilemez Kürt meselesinden başkası değildi. ‘’Aman ha kimseler özgürlük, eşitlik, demokrasi, adalet istemesin, çünkü bundan Kürtler de istifade ederdi, ülke bölünürdü…’’ Yani bir bütün topluma layık görülmeyen, bastırılan özgürlüklerin ve demokrasi taleplerinin gerçek nedeni, sistemin düpedüz Kürt halkının varlığını, hakkını – hukukunu yok saymış, ona karşı konumlanmış olmasıydı. Kürt halkının varlığı, hak – hukuku tanınmamak sonucunda, Türk halkı yanında, Kürtlerle birlikte ötelenen, yok sayılan kimliklere de özgürlük, demokrasi nasip olamayacaktı. İşler bu anlayışlarla sürüp gitti, bu günlere böyle de gelindi…

 

*    *    *    *

 

AKP, 2000 yılları başlarında sistem dışına itilmeye devam edilen, önü kesilmek istenen bir partiydi.  Ayağı yer tutuncaya kadar sureti haktan, demokrasiden, AB sürecinden yana gözüktü. Kürt halkı gibi kökten red düzeyinde olmasa da, muhafazakar / İslami kesimin de kurulu sistemden bir takım haklı şikayetleri, sıkıntıları vardı. Askeri vesayetin demokratik değişim imkanlarını açıktan tehdit oluşturduğu bilinen dönemlerde, Kürt halkının yanında bu kesimler de boy hedefiydi. Siyasal yelpazede bir çok kesim, bu mağduriyetlerinden dolayı AKP’ ye başlangıçta demokrasi adına bir opsiyon tanıdılar. Onlarsa bu olumlu pozisyonu kurnazca hilelerle lehlerine kullandılar. Yüz yıllık mağduriyetlerini unutup, Gülen cemaati ve daha da başka benzerleriyle kader birliği içinde oldular, cemaatlerle iktidar nimetlerinin paylaşımını sürdürdüler, toplum üzerinde kaba bir egemenlik kurmaya da yönelttiler. Ve karşı oldukları vesayetçi güçlerle çok geçmedi yeniden buluştular..Varılan yerdeyse derin devletin ağırlıklı aklıyla birleşip, CHP geleneğine rahmet okutan bir otoriter bir devlet düzeni / rejimi getirmeye dört elle sarıldılar….

 

Kürt meselesi, ta başından bu yana, Kürt ve Türk halklarının eşitliği, ortak çıkarları çerçevesinde barışçı çözümler bulabilirdi. Türkiye 200 yıldır batı rüzgarı altında yüzünü batıya dönmek durumunda kalmış bir ülkeydi. Ortadoğu ikliminde, demokrasi az – çok da olsa Türkiye’de yaşam bulma şansına sahip gözüküyordu. Osmanlıdan gelen durum, tarihsel geçmiş buna pekala imkan da verebiliyordu. Kürt meselesinde inkar, baskı, şiddet, yok etme politikalarından uzak durulabilirdi. Karşı şiddet doğmayabilir, Kürt meselesi sonu gelmez bir şiddet ortamına bulaşmayabilirdi. Ama öyle olmadı. Şiddet tek çözüm yolu olarak görüldü ve derken şiddet şiddeti doğurdu, besledi… Varılan yerdeyse devletin topluma, insana karşı 90 yıllık sıkı konumlanışı bile artık yeterli görülmüyor. Devletçi güçlerin siyasal kültürü, düşmanlaştırma, ötekileştirme üzerinden derinleşerek yürüyor. Olan yetmiyor; daha çok otorite, daha çok inkar, daha çok baskı ve şiddet isteniyor. Başkanlık sistemi ihtiyacının gerekçesi olarak da ‘’ devletin bekası ‘’ gösteriliyor. Devletin varlığı, geleceği tehlikedeymiş… Şu haliyle mevcut devletin otoritesi yetmezmiş, daha otoriter bir devlet gerekirmiş… Başkanlık sistemi bunun içinmiş!..

 

Nerden, kimden geliyormuş bu sözü edilen tehlike, tehdit derseniz, o belli… Eskiden gizlenen niyet şimdi çok da gizlenmiyor. Tehlike olarak görülen Kürt Halkının özgürlük, eşitlik talepleri. Büyük tehlike, içerdeki ve dışarıdaki Kürt özgülük talepleri… Ve tehlikenin büyüğü ise, güneydeki / Irak ve Suriye’deki Kürt Halkının kazandığı gelişmelerde, Kürt halkının özgürlük – eşitlik taleplerinde aranıyor.  Her halk gibi kendi geleceklerini özgürce belirleme, insanca yaşama kararlılığı, Kürt meselesini çözmemede direnen sistemi, sistemleri zorluyor. Diğer yandan ‘’ Din kardeşiyiz ‘’ şuyuz – buyuz diye sırtı sıvazlanan Kürt kardeşlerine bir tas su, bir dürüm ekmek bile layık görülmek istenmiyor. İçimizde, dışımızda, komşumuz olarak Kürtler olmasın da kim olursa olsun diyen düşmanca bir tutum öne çıkıyor… Kürtler, hem kardeşleri, hem de herkese layık olan onlara layık değil. Her şey bir yana, anadilleri ile eğitim görme hakkı bile 25 milyon insana hala yasak.. Başkanlık sistemi, tek adam hakimiyeti, tek parti rejimi, Kürtler ikinci sınıf insan / halk olarak buna da boyun eğsin diye dayatılıyor, bunun için daha da otoriter, daha katmerli bir devlet düzeni getirilmek isteniyor.

 

*   *    *   *

 

AKP – CHP, Laik – anti laik kör dövüşüne kitlenmiş Türk egemenlik sistemi, sorun kavrayıcı, sorun çözücü beceriden uzakta.. Her şeyi olduğu yerde görmek, olduğu gibi kavramak, açık konuşma lazım. Bunda büyük yarar var. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Herkes hesabını iyi bilmeli. Ana muhalefet partisi CHP’nin otoriter, dediğim dedik bir devlet düzenine samimi hiçbir itirazı yok. Dış politikadaki askeri, yayılmacı siyasete elle tutulur bir ciddi itirazı yok. İşin arkasından dolanıp eleştirir gibi yapmak kelin başına derman değil. Görünen o ki; otoriteleşen, ‘’ ben kurucu devlet partisiyim’’ , yeniden düzenlenip inşa edilen devlette ‘’ benim karım / hissem ne olacak peki ‘’ diye bir kaygısı, sıkıntısı var şu bir çok sosyalist geçinenin ‘’ solcu ‘’ diye bellediği CHP’nin… Özgürlükler, demokrasi, adalet içinde, Kürt meselesi gibi büyük, gittikçe de ağırlaşan bir mesele hakkında işe yarar bir tutum ve davranışa yöneldiği, elini taşın altına koyduğu, koyacağı da yok. Bu zevahiri kurtarma çizgisiyle, CHP’den işe yarar, önemli bir politik değişimi beklemek saflık olur, büyük yanlış olur. Muhafazakar – İslami – milliyetçi toplumsal ve siyasi bloka karşısında yer tutar gibi görünen kimi diğer muhalefet odaklarının, özgürlük, demokrasi değerlerinden oldukça uzakta olduklarını işaret etmeye, değer bulup anlatmaya bilmem gerek var mı?

 

ŞU ZORLU GEÇİTİN EŞİĞİNDE KÜRT HALKI NE YAPMALI?

 

Yapılacak şeyler açık;

 

* Bu işler beni, bizi ilgilendirmiyor dememek..

 

* Küçük, ucuz hesaplara saplanıp boğulmamak…

 

* Reel politik mücadelenin önemini iyi kavramak..

 

* Büyük düşünmek, sürece aktif müdahale etmek…

 

* Kürt Halkı olarak bağımsız bir aktör olmak, öyle davranmak..

 

* Onun – bunun asla kuyruğuna takılmamak…

 

  • Kürt Halkı olarak kolay yönetilir, yutulur lokma olmadığımızı kanıtlamak…

 

Kürt halkının, irili – ufaklı bütün siyasal ve toplumsal aktörleriyle, bağımsız hareket eden bireyleriyle, bir ortak tutum takınmanın bir onur, namus meselesi olduğunu söylemek istiyorum. Bu konuda feleğin çemberinden geçmiş, özgürlükleri için olmadık, akla sığmayan ağır faturalar ödemiş Kürt halkı, sağduyusuyla siyasal aktörlerinden daha ileri, daha gerçekçi bir anlayış ve kavrayış içindedir. Halk gerçeklere uygun ve sorumluluk üstlenerek kendisine rehberlik yapacak yol göstericilerini arıyor.

 

İlk rauntta bir bütün Kürtler, koşullara uygun kendi adayları belirlemeli, o adayın etrafında kendilerini merkeze alan, coşkulu büyük bir kampanyayı yürütmeliler. Bu çalışmada amaç her şeyden önemlisi bağımsız bir alternatif olarak Kürt halkının gücünü ortaya koymak, bunu sandığa yansıtmak olmalıdır..

 

Mesele ikinci raunda kalabilirse; Kürtlerin, ilk hamleden sonraki adımları görünürlük kazanacak, Kürtler kendilerini bir güç gören dostlarının desteğini de layıkıyla hak edebilecek, bu desteği daha da geliştirmek mümkün olabilecektir… Kürt meselesinin çözümünün gerekliliği kamu oyu önünde yeniden öne çıkabilme şansına sahip olabilecek, sonuç olarak bu ileri adımlar, Kürt halkının demokratik imajını yükseltecek ve bütün siyasal hareketlere karşı pazarlık gücünü ortaya çıkaracaktır. Buradan kaydedilecek başarı ve enerjiyle de, yerel seçimlere doğru daha etkili ve başarılı politikaların yolu da açılmış olacaktır…

 

Lafı uzatmadan ifade edeyim ki; Kürt halk mücadelesinde, özgürlük, eşitlik, demokrasi mücadelesinde doğrusunu isterseniz partisi tarafında nerdeyse yalnız bırakılmış, yeterince sahiplenilmemiş, sanki unutulmaya bırakılmış Selahattin Demirtaş bütün Kürt kesimlerinin üzerinde uzlaşabileceği, küçük hesaplardan uzak, birçok haklı ve akıllı gerekçelerle aday gösterilmeye en uygun bir adaydır bana göre. Önceki başkanlık seçimindeki adaylığı onu demokratik kamu önünde önemli bir yere taşımıştı…Bu durumun ‘’ zülfü yare ’’dokunmuş olması büyük bir ihtimaldir…Selahattin Demirtaş’ın, tek taraflı bir saldırının ötesinde çok yönlü bir saldırının hedefinde olduğu genel bir kabul görmektedir. Yargılanırken, duruşmalarındaki tutum ve davranışları, dik duruşu, bir çok meseleyi yeniden düşünüp sorgulamaya yatkın tutumu ile, güven veren, sempatik, kabul edilebilir bir siyasetçi profil çizmektedir.

 

SELAHATTİN DEMİRTAŞ bana kalırsa konjonktüre en uygun düşen adaydır.

 

Değerli ve duyarlı okuyucuyu!…Kürt halkının, büyük düşündüğünde ve büyük davrandığında, her şeyin çaresini bulmaya muktedir fedakar evlatlarını, Kürt Halkının gerçek, samimi ve değerli dostlarını böylesi zorlu ve yaşamsal bir süreçte, birbirleriyle yaratıcı, sonuç alıcı bir iletişim kurmaya, etkileşmeye, tartışmaya davet ediyorum….

Saygılarımla….

19. 04. 2018

 

 

 

Hakkında Veysel ÇAMLIBEL

Veysel ÇAMLIBEL

Bu habere de bakabilirsiniz.

KÜRDİSTAN’I SÖMÜRGELEŞTİRENLER İLE EMPERYALİSTLER ARASINDA TERCİH YAPMAYIZ!

Suriye saldırısı öncesinde kıyamet kopartıldı ama yapılan gerçekten de şovdan ibaret kaldı. Önceden haber verilen …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir