Perşembe, Haziran 14, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » 24 HAZİRAN SEÇİM(LER)İ VE TAVIR(IMIZ)

24 HAZİRAN SEÇİM(LER)İ VE TAVIR(IMIZ)

HDP’ye ve Demirtaş’a tüm eleştiri ve çekincelerimizle birlikte “Ama”lı oy vermesine vereceğiz; bu HDP ve Demirtaş’ta somutlanan yönelişe topyekûn bir destek olmadığı gibi, (emperyalizm ve kapitalizm gerçeğine kör!) “radikal demokrasi” ucubesine de temelli bir itirazı “es” geçmiyor.

 

24 HAZİRAN SEÇİM(LER)İ VE TAVIR(IMIZ)

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER / Yazarların diğer makaleleri için tıklayınız

 

I. AYRIM: NEDEN (Mİ)?

II. AYRIM: DURUM(UMUZ)

II.1) EKONOMİK HÂL(İMİZ)

II.2) NEYİN OHAL’İ

II.3) POLİTİK TABLO

II.4) “SEÇİMLİ OTOKRATİK REJİM”

II.5) UYARI!

III. AYRIM: 24 HAZİRAN’IN ÖNEM(SİZLİĞ)İ

III.1) ADİL OL(A)MAYAN SEÇİM

III.2) ŞAİBE TEHDİDİ

III.3) KEYFİLİK, BASKILAR VE ÖTESİ

IV. AYRIM: BURJUVA “MUHALEFETİ” 

V.  AYRIM: AKP CENAHI

VI. AYRIM: ADAYLAR, LİSTELER, İTTİFAKLAR

VI.1) İTTİFAKLAR (MI)?

VI.1.1) DESTEK(Çİ)LER

VI.1.2) BOYKOT(ÇULAR)

VII. AYRIM: HDP FASLI

VII.1) SEÇİM BİLDİRGESİ

VII.2) BARAJ SORUNU

VII.3) KÜRT BİRLİĞİ

VII.4) DEMİRTAŞ FAKTÖRÜ

VIII. AYRIM: TUTUM(UMUZ)

VIII.1) ZIRVA(LAR)

VIII.2) 25 HAZİRAN SONRASI…

 

24 HAZİRAN SEÇİM(LER)İ VE TAVIR(IMIZ)

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

 

“İlkelerine bir kez olsun

İhanet eden insan,

hayat ile olan

saf ilişkisini yitirir.”[1]

 

Hayatı, devrimci mücadelenin ihtiyaç ve yönelimlerini reel politiker kaygılarla okuyup, buna uygun olarak da “eğilip/ bükülmeyi” doğru bulmayanlardanız. Bu böyle olunca da, “seçim” faslını farklı okuyoruz.

İş bu nedenle ne liberal Hayko Bağdat’larla,[2] ne de -çok önceleri 7 Haziran 2015’de açık tavır koyup, “Bizim vekilimiz değil,” notunu düştüğümüz[3]– dinci Altan Tan vakasıyla[4] benzeşen tutum(umuz), “HDP’ye oy vermeniz için HDP’li olmanız gerekmiyor,”[5] gerçeğinden hareketle bir zaruretin “Ama”lı desteğinden aşka anlam taşımıyor.

Çok önceleri de ifade ettiğimiz gibi, “HDP önemsizdir” falan demiyoruz; HDP’nin soru(n)lardan malûl olduğunun altını çiziyoruz yalnızca… Ancak HDP’ye atfettiğimiz önemi, pragmatizme kurban etmiyoruz, etmek de istemiyoruz!

Evet, HDP’ye ve Selahattin Demirtaş’a zaruret sonucu “Ama”lı oy vermesine vereceğiz; ancak bu HDP ve Selahattin Demirtaş’ta somutlanan yönelişe topyekûn bir destek anlamına gelmediği gibi, (emperyalizm ve kapitalizm gerçeğine kör!) “radikal demokrasi” ucubesine de temelli bir itirazı “es” geçmiyor.

İşçi sınıfının tarihsel misyonundan söz eden bir sosyalistten, “radikal demokrasi”ye “Evet” demesi beklenemez; kaldı ki, bir zamanlar “Yetmez ama evet” deyip sonra bunun öz-eleştirisini vermeyenlerin başkanlığının da bir kıymet-i harbiyesi ol(a)maz.

“Zaruret”ten neyi kastettiğim(iz), şu an itibariyle coğrafyamızda totalitarizmde ifadesini bulan ve 24 Haziran 2018 seçim hamlesiyle kurumsallaştırılmak, kalıcılaştırılmak istenen keyfi zorbalıktır.

Coğrafyamızın yönetilebilir olmaktan çıktığı koordinatlarda bu gidişata (ve yalakalarına!)[6] “Dur” demek; yüzlerce “Evet”i, bu gidişat karşısında tek bir “Hayır”a tahvil etmek; işçi sınıfı ve sosyalistlerin acil görev(ler)indendir (ve olmalıdır da!)

O hâlde reel politikerliğe “Hayır” diyen duruşumuzun altını özenle çizerek, devrimci politikadan anladığımızın “siyasetin toplumsallaştırılması” olduğuna dikkat çekelim.

 

I. AYRIM: NEDEN (Mİ)?

 

Öncelikle “Êdî Bese/ Artık Yeter” diyorsanız; bu, düzenin uygulamalarından çok nedenlerine karşı olmakla mükelleftir; aksi hepimize, “Zavallı koyun sürüsü… Çobanı da besler, kurdu da, köpeği de,” deyişinde ifadesini bulan reel-politikadır!

Aslî gerçeği söyleyen, dillendiren reel-politika yoktur. Çünkü aslî gerçeği dillendiren reel-politiker olamaz.

Kim ne derse desin, kapitalizm koşullarında reel-politika emeğin çıkarlarından farklı çıkarlara sahip olanların üslup ve yöntemidir.

En kudretli uyuşturucu, reel-politikerin ağzından çıkan kelimelerdir; Onlar Bernard Shaw’ın, “Pratik politikacılar parlamentoyu kullanarak herhangi bir şeyin yapılmasını engelleme sanatında usta olmuş kişilerdir,” diye tanımladıklarıdır.

Çok kez gördüğümüz, tanık olduğumuz üzere, bir reel-politiker kaybetmemek için her şeyi yapar; bukalemun gibi kılıktan kılığa, renkten renge girer.

Oysa siyaseti toplumsallaştıran devrimci politikanın var oluş nedeni aslî gerçekleri gizleyenlere karşı her ne pahasına olursa olsun, ideali (sosyalist ütopyayı) öne çıkarmaktır. Ki bu da Charles Péguy’un, “İnsan fikirleri için ölebiliyorsa, bu idealdir, fikirleri için yaşayabiliyorsa politikadır,” saptamasıyla müsemma bir hâl…

Karl Marx’ın, “Halk devrimci zaferler yerine, yasal zaferlere alıştırılıyor, karar tarihi erteleniyor, halkın tansiyonu düşürülüyor,”[7] notunu düştüğü reel-politika takıntısı olanlardan kaçınılmalıdır. Onlar ilginç olurlar, ancak bir şey eksiktir; bir delik, bir boşluk vardır; onu siyasetle kapatmaya çalışırlar. Bu onları şekilsiz yapar. Yani her şeyi bildiğini sanan reel-politikere, soru sorma ki sana yalan söylemesin.

Her taşın altında bir reel-politiker pusudayken; onlar için politika yükselmenin bir aracından başka bir şey değildir; Mark Twain’in, “Diyelim, salağın tekisin; diyelim, milletvekilisin. Hay Allah. Aynı şeyi söyleyip duruyorum” ya da Henry Brooks Adams’ın, “İktidara gelmiş bir dost, yitirilmiş bir dosttur,” deyişlerindeki üzere…

Reel-politiker beceri, yarın, gelecek hafta, gelecek ay ve gelecek yıl neler olacağını söyleyebilme, sonra da bütün bunların neden doğru çıkmadığını açıklayabilme yeteneğiyken; “Politikacının üç şapkası olmalıdır: Biri ringe atmak için, biri kafadan atmak için, biri de eğer seçilirse içinden tavşan çıkarmak için,” diye uyarır Carl Sandburg.

Özetle reel-politika, hiçbir hazırlığa, birikime gerek görülmeyen tek meslektir. İş bundan ötürü, kitleler savaşta sadece bir kez öldürülür, reel-politikada ise birçok kez…

Kapitalizm koşullarında yerküre ve coğrafyamızın sorunu, emekçileri tümünün her zaman aldatılabileceğine, deneyimlerine dayanarak inanan çok fazla reel-politikacının olmasıyken; bu tarz-ı siyaset, soru(n)ları çözmek değildir, sorun edenleri susturmaktır.

Çünkü reel-politika, insanları, kendilerini ilgilendiren konulara burunlarını sokmaktan alıkoyma “sanatı”dır. Tam da bunu için “sihirbaz” ile reel-politikacı birbirlerine çok benzerler: İkisi de dikkatimizi yaptıkları işten başka yere çekerler ve böylece yürütülmek istenen bir reel-politikayı meşrulaştırırlar.

Kendini kamuya ait olarak gören devrimci politikaya sırt dönmenin cezası, aptallar, reel-politikerler tarafından yönetilmektir; hata yapıp, bunu başkalarının üstüne atmak da onlara özgüdür.

Oysa devrimci politika, yurttaşların toplum ve yönetsel işlerle ilgili olarak, yasama ile yürütme arasındaki diyaframı parçalayarak, doğrudan yaptıkları şey ve eylemdir.

Ve nihayet yerküre ve coğrafyamızın ulaştığı koordinatlarda reel-politika, nafile olmaktan ötede değer ve anlam ifade etmeyen açarsızlıktan başka bir şey değildir.

Çünkü…

 

II. AYRIM: DURUM(UMUZ)

 

Dünyada büyük güçler arası kutuplaşma hızlanırken coğrafyamızda kutuplaşmalar ve çürüme derinleşiyor. İktidar, yandaş basın bağırıyor: “Ülke yaşamsal bir tehlikeyle yüz yüze. Muhalefet aklını başına toplamalı. Yoksa…”

Gerçekten de, coğrafyamız yaşamsal bir tehlikeyle yüz yüze. Bu vahim hâlin mimarı, ülkeyi yıllardır yöneten AKP liderliğindeki siyasal İslâmdır. Hem yangını çıkarttılar hem de yangın var diye bağırıyorlar…

“Dışardan borçlan, içerde kamu malını sat, ormanları yok et rant yarat (haracını al), yandaşlar arasında paylaş ekonomisi”, borç oranlarını, mali dengeleri, sürdürülemez düzeylere taşıdı. AKP’nin toplumsal mühendislik projesi, güvenlik paranoyası, toplumsal dokuda, adalet, mal ve can güvenliği, birey (özellikle kadın ve çocuk) hakları ve özgürlükleri alanlarında büyük yaralar açtı. Ülkenin kültürel alanı, adeta, kafalarını kadın, çocuk bedenine, cinsellik korkusuna takmış tarikatçı meczupların eline teslim ediliyor. Siyasal İslâmın sivil milislerinin saldırganlıkları yasal koruma altına alınırken Diyanet “Cihat”ı över, silahlı “Cihat”ı yüceltirken, Kürt ve YPG sorunu da adeta “din savaşları” kapsamına alınırken, birileri medyada, öldürmeye hangi semtten başlamayacaklarını tartışıyor.

‘Türkiye’de Kutuplaşmanın Boyutları’ başlıklı araştırma, Müslüman-Laik, Kürt-Türk farklılıkları üzerinden ileri derecede kutuplaşmış, her an patlamaya hazır bir toplum resmi çizmesi boşuna değil.[8]

Bunlara paralel olarak emperyalist merkezler arası ilişkilerde kritik bir durum şekilleniyor; AKP Türkiye’si olağanüstü koşullarda seçimlere gidiyor; Afrin’den sonra savaşı derinleştirmeye niyetli olduğunu açıklıyor. Coğrafyamızda, bir “mükemmel” fırtına gelişiyor adeta.

Kolay mı? Kapitalizmin tarihi, ülke ekonomileri arasındaki eşzamanlı hareketlerin özellikle yapısal kriz dönemlerinde şiddetli ekonomik hatta siyasi çalkantılara açıldığını gösteriyorken; eşzamanlı hareketlerin arkasında ekonomik dinamiklerde ve politikalarda benzeşme yatıyor. Bu, sorunlarda da benzeşme anlamına geliyor. Böylece, sığınacak güvenli limanlar tükeniyor, ülkeler arasında ekonomik rekabeti (dünya ekonomisinin sınırlı kaynaklardan pay alma yarışı) sertleştiriyor. Eşzamanlı hareket zirve/dip noktasında sert bir sarsıntı yaşıyor.

Türkiye ekonomisi, cari açık, bütçe açığı, dış borç, enflasyon, TL’nin hızla değer kaybetmesi gibi göstergelerle tehlikeli sinyaller veriyor. Siyaset de öyle… Seçimlere giderken iktidar, seçim güvenliği sistemlerini, sonuçları çalmasına olanak verecek yönde, fütursuzca allak bullak ediyor.

Bu gelişmeler, arkasındaki korku, seçimlerden sonra ülkeyi, siyasal İslâmın totaliter rejim inşa sürecinde baskıyla hızlandırılmış yeni bir toplumsal mühendislik atılımının beklediğini düşündürüyor.[9]

“Türkiye toplumu çöküyor” diyen Prof. Dr. Hamit Bozarslan’a göre hemen her gün tarihi olaylar yaşayan bir toplumun kolektif bir bellek kurması, dolayısıyla toplum olarak kalması mümkün değil. Türkiye’de devletin rasyonalitesi tamamen imha edildiği için ülkeyi çalkantılı bir gelecek bekliyor”ken;[10] “Bir cumhuriyetimiz var mı hâlâ?” sorusunu dillendiren Fatih Yaşlı ekliyor:

“Türkiye toplumu hızla İslâmize edilirken, Türkiye toplumu milliyetçi hamasetle yönetilmeye devam edilirken, Türkiye’de siyaset adım adım sağcılaştırılırken ve tüm bunlar üzerinden Cumhuriyet’ten geriye son kalan şeyler de yok edilirken, bu yıkım projesinin diliyle konuşarak, bu yıkım projesini karşıya almayarak, hedef tahtasına oturtmayarak, bu yıkım projesiyle cepheden bir karşılaşmayı göze almayarak varılacak bir yer yoktur. Bu projenin dışında durmadıkça, bu projenin dışından konuşmadıkça, bu projeyle hesaplaşılmadıkça, bu projeye alternatif sunmadıkça buradan çıkılamaz, bu yıkım durdurulamaz, Cumhuriyet’in daha yenisi, iyisi, güzeli kurulamaz.”[11]

 

II.1) EKONOMİK HÂL(İMİZ)

 

Deneyimli spekülatörlerden Warren Buffet’ın deyimiyle “Sular çekilince denize kimin donsuz girdiği ortaya çıkar”. Şimdi sular çekiliyor ve AKP rejiminin ülkeyi derin bir resesyonun, borç krizinin eşiğine getirdiği görülüyor.

10 yılda, çevre ülkeleri, merkez ülkelerin küresel finans sisteminin çöküşünü engellemek için başlattıkları düşük faiz, 12-13 trilyon dolar parasal genişleme politikalarının yarattığı ucuz ve bol kredi dalgasından yararlandılar.

O Merkez Bankaları, şimdi bu genişleme politikasını terk ediyor. ABD’nin, yükselen güçlerin basıncına, hegemonyasının gerileme sürecine uyum sağlama zorluğunun uluslararası alanda yarattığı riskler artıyor. Bu iki etkene bağlı olarak, dolar değerleniyor, ticaret savaşları başlıyor, petrol fiyatları yükseliyor.

“Yükselen piyasaların” yararlandığı dalga geri çekilirken, bu “denize” kimlerin donsuz girdiği ortaya çıkıyor. Listenin başında Arjantin ve AKP Türkiye’si var. Arjantin önlem almaya başladı. AKP rejimi yine realiteden kaçma çabasında!

AKP’de temsil edilen siyasal İslâmın rejimi altında Türkiye ekonomisinin, borçlanarak büyüme sarmalı ivme kazandı. Devlet, daha önemlisi özel sektör borçları hızla arttı, cari açık büyüdü. Şimdi ucuz, bol kredi dalgası geri çekilirken, siyasal İslâmın “ahbap çavuş kapitalizmi” (borçlan, rant yarat, yandaşlarla paylaş, kimi projeleri gelirlerinin kapasitesinin çok üstünden garanti et, faizleri ve piyasa sinyallerini bastır) modelinin gerçeği de ortaya döküldü.

Türk Lirası’nın kaybı 2018’in ocak başından bu yana yüzde 20’yi geçti. Ocak sonundan bu yana borsa yaklaşık yüzde 15 geriledi. Enflasyon hızlanıyor. The Economist bu hafta yorumunda Türkiye’yi “reytingi çöp derecesine düşen yükselen piyasa” olarak niteliyordu.

AKP rejimi ise bu kritik durumun realitesini kavramaktan çok uzak. Londra’da, rejimin liderini dinlemeye gelen uluslararası yatırımcılar, kendilerine verilen “faiz-enflasyon ilişkisi” dersinde, Reuters’in aktardığına göre “kulaklarına inanamadılar, şok geçirdiler”. ‘The Financial Times’, “Yatırımcılar Erdoğan’la yemeğe oturdular, iştahları kaçtı” diyordu.

AKP liderinin, danışmanlarının, yandaş “ekonomistlerin” ekonomik duruma ilişkin saptamaları, Türkiye’yi, kaçınılması son derecede zor bir depresyonun, döviz krizinin beklediğini gösteriyor.

Türkiye kapitalizminde, “ekonomik büyüme” dış kaynağa/krediye bağımlıdır. Bu kaynağı getirenlerin Türkiye ekonomisinin borç ödeme kapasitesine güvenleri hızla dağılıyor. Bu sırada, TL ve borsa değer kaybederken, AKP’yi destek sınıfları, ranta dayalı ekonomik çıkarlar ayakta kalabilmek için düşük faizde, devlet kaynaklarından beslenmekte ısrar ediyorlar: Kriz giderek derinleşiyor.

Seçimlerden sonra Türkiye’yi yönetecek olanlar, borçların çevrilmesi, ihracat malları üretimi için gerekli ithalatın finansmanı, ülkenin enerji gereksiniminin karşılanması için gerekli dış kaynak girişini canlandırmak (uluslararası piyasalara güven vermek) için faizleri hızla olağanüstü düzeylere yükseltmek zorunda kalacaklar: Özel sektörde iflaslar, buna bağlı olarak işsizlik hızla artacak, toplam talep gerileyecek, ekonomik büyüme negatif alana, hatta depresyon düzeyine düşecek.

Ya da Türkiye’yi yönetenler, düşük faiz politikasında ısrar edecekler. O zaman önlerinde TL’nin değerini korumak, borsanın çöküşünü önlemek için konvertibiliteyi, sermaye hesaplarındaki serbestliği kaldırmaktan, kimi servetlere el koymaktan başka çare kalmayacak. O zaman da dış kaynak akışı tamamen duracak, borçlar çevrilemeyecek, üretimde, ihracat kapasitesinde, tüketimde şiddetli bir depresyon gündeme gelecek…[12] Hal bu iken, AKP Hükümetini erken seçim kararı almaya iten ekonomideki iflas tablosu şöyle

 

EKONOMİDEKİ İFLAS TABLOSU[13]
HALKIN TENCERESİ KAYNAMIYOR Hayat pahalılığı her geçen gün halkın belini daha da bükmeye devam ediyor. Türkiye İstatistik Kurumu tarafından açıklanan 2018 mart ayı verilerine göre, yıllık enflasyon yüzde 10’u aşmış durumda. Gıda enflasyonu ise mart ayında yüzde 2 arttı. Yıllık gıda enflasyonu da yüzde 10’u aştı. Üretici fiyatlarında 12   aylık ortalamalara göre yıllık artış yüzde 15’i geçti.
İŞSİZLİK, BÜYÜMENİN MASKESİNİ DÜŞÜRDÜ Hükümet 2017 yılında Türkiye ekonomisinin Türkiye İstatistik Kurumu marifetiyle yüzde 7,4 büyümesiyle övünürken, işsizliğe çare bulamadı. İşsizlik yüzde 10’un altına düşmedi. Tarım dışı işsizlik yüzde 13’e çıkarak son 8 yılın zirvesine tırmandı. Gerçek işsizlik yüzde 18 olurken, genç işsizliği yüzde 20’ye ulaştı. Her 3 genç kadından biri işsiz kaldı.
KREDİYLE KONUT ALMAK HAYAL OLDU Konut sektöründe “kira öder gibi ev sahibi olma” dönemi sona erdi. 2017 yılı başında yüzde 0.88 olan aylık kredi faizi hızla tırmanarak en düşük yüzde 1.15’e çıktı. En düşük faiz isteyen bankada yıllık faiz yüzde 15’e ulaşırken, bazı bankalarda bu rakam yüzde 21’e kadar çıktı. 10 yıl vadeyle kredi başvurusunda bulunan bir yurttaş en düşük faizle aylık 3 bin 81 lira ödeme yaparak 10 yıl sonunda 371 bin 527 lira bankaya ödeme yapmak zorunda. Özel bankalarda ise bu miktar 390 bin 769 lirayı aşıyor.
CARİ AÇIK 60 MİLYAR DOLARA KOŞUYOR Türkiye ekonomisinin 2017 yılında yaşadığı görece yüksek büyümenin ithalata dayalı olması ülkedeki cari açığı yükseltti. Şubat verilerine göre 2018’in ilk 2 ayında cari açık 11.19 milyar dolara çıktı. 12 aylık cari açık ise 53 milyar dolar olarak 60 milyar dolar seviyelerine göz dikti.
ÖZEL SEKTÖRÜN DÖVİZ BORCU TAVAN Artan maliyetler karşısında bunalan özel sektör, borçlarını daha fazla borçlanarak döndürmeye çalışıyor. Merkez Bankası’nın açıkladığı verilere göre şubat sonu itibariyle özel sektörün yurtdışından sağladığı kredi borcu (ticari krediler hariç) 2017 yılı sonuna göre 8.2 milyar dolar artarak 248 milyar dolara çıktı. 1 yıl içinde gerçekleştirilecek olan anapara geri ödemelerinin toplamı ise 72.1 milyar dolar oldu.
BÜTÇE DELİK DEŞİK İktidar yandaşlarına sunulan süper teşvikler, “mega projeler” adı altında şirketlere ödenen paralar, artan savaş harcamaları, Saray’ın rekor harcamaları devletin bütçesini deldi. 2018 yılı bütçe açığının 66 milyar lira olması tahmin ediliyor. Artan bütçe açıkları ise halkın üzerine daha fazla vergi yükü konarak kapatılmaya çalışılıyor. Yüksek zam ve vergilerden bunalan halkın daha yüksek maaş talepleri ise görmezden geliniyor.
“FAİZLERİ İNDİRECEĞİZ” DEDİKÇE YÜKSELTTİLER Yapılan sorumsuz harcamalar nedeniyle bütçeyi delen hükümet, oluşan borcu döndürebilmek için faizleri hızla yükseltme yoluna gitti. Yüzde 8 olan faiz aylar içinde hızla yüzde 12.75’e kadar yükseltildi. Piyasa faizi ise yüzde 14’ü aştı. Buna karşın tahvil alan yabancılar, süreç içerisinde enflasyonun düşmeyeceğini anlayıp ülkeden kaçmaya başladı. Mevcut faizin dolardaki yükselişi durduramaması üzerine piyasada Merkez’in faizleri daha da yükseltmesi görüşü güç kazanmış durumda.
OHAL’DE YATIRIMLAR DURDU 15 Temmuz Darbe Girişimi’nin ardından OHAL ilan eden iktidar, ülkeyi baskı ve zor kullanmadan yönetemez hâle geldi. Toplamda 7 kez uzatılan OHAL’le birlikte çıkarılan KHK’ler, devlet kurumlarında aşınmaya yol açtı. Hukuksuz uygulamalar ‘hür teşebbüsleri’ tedirgin etti. İstihdam sağlayıcı yatırımlar durdu, büyük şirketler borçlarını ödeyemez duruma gelip bankaların kapısını çalmaya başladı.
ARAÇ KULLANMAK LÜKS OLDU Akaryakıt fiyatlarında her gün yeni zamların yaşanması araç kullanmayı adeta lüks hâle getirdi. Yılbaşında 5 lira 57 kuruş olan benzinin litre fiyatı 6 lira 6 kuruşa, 5 lira 14 kuruş olan motorinin litre fiyatı 5 lira 57 kuruşa yükseldi. Böylece benzin yılbaşından bu yana yüzde 9, motorin ise yüzde 8 oranında zamlandı. Yılbaşında 40 litrelik depoya sahip benzinli bir araç 220 liraya dolarken, şimdi ise 242 liraya doldurulmak zorunda kaldı.
TL PULA DÖNDÜ Ekonominin her alanında yaşanan kriz ortamı Türk Lirası’nın değerini eritti. 2018’in başında 3 lira 76 kuruş olan dolar şimdi 4 liranın üzerine çıktı. 4 lira 50 kuruş olan avro da 5 lirayı geçti. Böylece liranın değeri, dolar ve avro karşısında yüzde 10 oranında düşmüş oldu.
SANDIĞA DA PARA GİDECEK Ekonomide yaşanan onca sıkıntının ardından Saray’ın aldığı erken seçim kararı, yoksulluğun pençesindeki halkın sırtına bir de yapılacak seçimin maliyetini ekleyecek. 2015 seçimlerinin devlete yükü 1 milyar lirayı aşmıştı. Enflasyon oranı da hesaba katıldığında, 2018 seçimlerinin faturasının 1 milyar liranın oldukça üzerine çıkması bekleniyor.

 

Bu kadar da değil! OHAL’in ilan edildiği 20 Temmuz 2016’dan bu yana geçen yaklaşık iki yıllık sürede, Türkiye ekonomisinde temel göstergeler ciddi şekilde bozuldu. 107 bin kişi kamudan ihraç edilirken, aktif büyüklüğü 47 milyar TL’ye ulaşan ve 49 bin kişinin çalıştığı toplam 1022 şirket ve ticari işletmeye kayyım atandı.[14]

Cumhurbaşkanı Erdoğan, patronlara hitap ederken açıkça “OHAL’i sizin için ilan ettik, greve izin vermiyoruz” derken, OHAL döneminde 7 greve yasaklama geldi. OHAL öncesinde 14 yılda 8 grev yasaklanmıştı.

Cumhurbaşkanı, OHAL döneminde sık sık faize karşı olduğunu söylese de, 20 Temmuz 2016’da yüzde 7.5 olan Merkez Bankası (TCMB) politika faizi, 7 Haziran 2018’de yüzde 17.75’e yükseldi. OHAL döneminde faizde artış 1025 baz puanı buldu. 20 Temmuz 2016’da yüzde 9 olan 2 yıllık gösterge tahvil faizi, 8 Haziran 2018’de yüzde 18.72’ye kadar yükseldi. Bu rakam, Aralık 2008’den bu yana kaydedilen en yüksek rakam oldu. Vatandaşın, şirketlerin ve devletin borçlanma maliyetleri katlandı. faiz maliyeti, 100 milyar lirayı aştı.

OHAL ilan edildiğinde yüzde 8.79 olan enflasyon (TÜFE), Mayıs 2018’de yüzde 12.15’e fırladı. Vatandaşın alım gücü düştü. 20 Temmuz 2016’da 4.36 TL olan benzin dün itibarıyla İstanbul’da 6.24’e, 3.76 TL olan mazot da 5.69 TL’ye yükseldi. OHAL döneminde liranın değeri erirken, ücretler de dolar cinsinden eridi. OHAL ilan edildiğinde 3.03 olan dolar/TL kuru, 2018 Mayıs’ında 4.92’ü görürken, üst üste gelen faiz artışlarının ardından ancak 4.50’ye kadar geriledi. Avro/TL kuru ise aynı dönemde 3.33’ten 5.76’ya yükseldikten sonra 8 Haziran 2018 itibarıyla 5.27’ye geriledi. TL’nin dolar karşısındaki değer kaybı yüzde 62’yi, Avro karşısındaki değer kaybı ise yüzde 72’yi aştı.

2016 yılı ocak-temmuz döneminde 1.3 milyar TL fazla veren bütçe, 2018’in ocak-nisan döneminde ise 23.2 milyar TL açık verdi. Cari açık da yine OHAL döneminde katlanarak aylık bazda 2.6 milyar dolardan 4.8 milyar dolara, yıllık bazda ise 28.9 milyar dolardan 55.3 milyar dolara yükseldi. Yüksek faiz, kur, cari açık, enflasyon, işsizlik oranlarına ek olarak 222 milyar dolarlık reel sektör döviz açığı, 453 milyar dolarlık dış borçla Türkiye, Haziran 2018 itibarıyla dünyada en kırılgan ekonomiler arasında yer alıyor.[15]

Özetlersek: AKP döneminde, devletin borcu 3 kattan fazla büyüyerek 876.5 milyar TL olmuş. Özel sektörün dış borcu yüzde 700 artarak 307.8 milyar dolara çıkmış. Kişi başına kamu borcu yüzde 400’den fazla artarak 10 bin 981 TL’ye ulaşmış. AKP’nin döneminde cari açık, önceki 52 yılın toplam açığını 13’e katlayarak 561.6 milyar dolar olmuş. Türkiye’nin 80 yıllık dış ticaret açığı da 247 milyar dolardan 960.6 milyar dolara fırlamış. 16 yılda tüketicinin banka borcu yaklaşık yüzde 7 bin 500 artmış. Bu dönemde 1 kilogram ekmeğin fiyatı yüzde 400 artmış. AKP iktidarının 6 yılında milyonerlerin sayısı 32 binden 127 bine çıkmış. Gençler arasında işsizlik yüzde 20’nin üzerinde.

Böyle bir sürecin, AKP ve şoven milliyetçiliğin ağzında bir sakıza dönen “beka” sorunundan çok farklı, çok daha gerçek bir “beka” sorununu, toplumsal ilişkilerin dokusunu çözmeye, toplumun değerlerini çürütmeye başlayarak gündeme getirmesi kaçınılmaz: Gerçekten de rapor, boşanmaların yüzde 38, fuhşun yüzde 790, çocukların cinsel istismarının yüzde 434, kadına yönelik şiddetin yüzde 1400, cinayetlerin yüzde 261, cinsel tacizin yüzde 449, tutuklu ve hükümlü sayısının yüzde 285, uyuşturucu bağımlılığının yüzde 678 arttığını gösteriyor![16]

Bu ekonomik hâli biçimlendiren OHAL’e gelince…

 

II.2) NEYİN OHAL’İ

 

2017 yılı bilançoları patronlara, “OHAL’i sizin için getirdik. Herhangi bir sıkıntınız var mı?” diye soran Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı haklı çıkardı. Şirketlerin her dakika elde ettikleri kârlar adeta göz kamaştırıyor. Peki ya terazinin diğer kefesinde olanlar? İşte orada bir ‘afet’ var!

18 Mayıs 2017, TÜSİAD toplantısı… Erdoğan: “OHAL iş adamlarının neyini engelledi?”

3 Haziran 2017, MÜSİAD toplantısı… Erdoğan: “OHAL önünüzü açıyor. Öyle ikide bir grev bilmem ne yok…”

12 Temmuz 2017, yabancı yatırımcılarla toplantı… Erdoğan: “Biz OHAL’i iş dünyasının daha rahat çalışması için getirdik. İş dünyasında herhangi bir sıkıntınız, aksamanız var mı? Şimdi grev tehdidi olan yere OHAL’den istifade izin vermiyoruz.”

“En iyi zamanlardı ve en kötü zamanlardı.” Charles Dickens’ın “İki Şehrin Hikâyesi” böyle başlar. OHAL’in ilan edildiği 21 Temmuz 2016 gününden bu yana yaşananları anlatan en iyi söz de bu olsa gerek. Zira, “bir sıkıntınız var mı” diye sorulanlarla “aklı olan kaçtı” sözlerine muhatap olanların yaşadıkları aynı değil.

Önce “en iyi zamanları” yaşayanlara bakalım…

2017’nin 9 aylık bilançoları adeta göz kamaştırıcı. Öyle ki, mesela Yazıcılar Holding, kârını dile kolay yüzde 776 oranında artırmış. Kim mi bu Yazıcılar? Hani yerli oto sevdalısı şirketler var ya, işte onların büyük ortaklarından. Kamil Yazıcı ve ailesi holdingin yüzde 68’ine sahip. Kalan yüzde 32’nin sahibi ise OHAL’in verdiği güvenle olsa gerek, evde bira imal edip içenleri hedef alan Tuncay Özilhan. Sahibi olduğu Efes Pilsen’den gelen 343 milyon lira, Coca Cola’dan gelen 386 milyon lira demek ki yetmiyor.

Efes’ten saat başına 41 bin lira kâr demek bu. Oysa fabrikasında çalışan bir işçi saatte sadece 10.9 lira kazanabildi. Bunun da 21.3 lirasını her ay enflasyon yedi zaten. OHAL sürdükçe Özilhan hesap makinesinin soluna, işçisi ise neredeyse unutulmaya yüz tutmuş sağdaki hanelere doğru hızla yol alıyor.

Koç ailesi belki de ülkenin en ‘sevilen’ patronlarından. Batılı, iyi eğitimli, sanata kültüre düşkün. Mavi gözlü, sarışın Ali Koç, çiçeği burnunda Fenerbahçe başkanlığıyla da göz dolduruyor.. Ne var ki; Aygaz, Türk Traktör, Tofaş, Ford Otosan, Renault, Karsan, Otokar ve Arçelik gibi büyük işletmeleri de kapsayan metal işçilerinin eylemleri nedeniyle son aylarda biraz huzursuzlardı. Metalciler az kıpırdanınca grev yasağı da yetmedi ve herkese en fazla yüzde 6’nın dayatıldığı bir dönemde ortalama yüzde 25 ile son yılların rekor zammını aldılar. Fakat Koç Holding’in yüzde 59 kâr artışı yaptığını görünce bu zamma “iyi” demeye de insanın dili varmıyor!

Koç ailesi dakika başına 7.341 lira kâr etti… Yani bir işçinin ortalama aylık kazancının neredeyse 3 katı. OHAL’in son yılında ailenin toplam kârı 3.8 milyar lira. Elbette köklü ve büyük bir grup. Lakin, Arçelik’in Beylikdüzü fabrikasındaki 900 işçiye son zamla ödediği aylık ortalama ücret toplamı 3 milyon lira civarındayken, fabrikanın bir günlük kârı 2 milyon lirayı buluyor.

Devr-i saadetin müstesna şirketi BİM her zamanki gibi dolu dizgin. Yüzde 34 artışla saatte 75 bin lira kârı kasasına koydu bile. 40 bine yakın çalışanı da saatte 7 liradan az paraya mahkûm kaldı tabii ki. Tüm çalışanların saatlik kazancını toplasak şirketin bir günlük kârına yaklaşamaması bir trajedi mi? Değil, çünkü o ‘terazi’ rakip MİGROS’ta da emeği farklı tartmıyor. Oradaki yazar kasalardan dakika başına çıkan kâr da 1.386 lira.

İnşaatçıları aslında yazmaya gerek yok. Ne de olsa zamanın ruhunu temsil ediyorlar. Yine de bir kaç örnek işte: İş kazalarının birer cinayete döndüğü sektörün büyüklerinden ENKA’nın kârı yüzde 43, TEKFEN’in yüzde 146, havalimanları denilince akla gelen TAV’ın kârı ise yüzde 82 arttı. ‘Kaderleri’ iskeleden düşmek, konteynerlarda yanmak olan işçilerin saatlik ücreti ise, bu kârların yanına yazılmaktan kendi utanırdı.

Bir de herkesin harıl harıl kredi borcu ödediği bankaların durumuna bakalım…

Akbank yüzde 31, Denizbank yüzde 41, Finansbank yüzde 45, Garanti yüzde 19, Halkbank yüzde 37, İş Bankası yüzde 23, Yapı Kredi yüzde 16, Vakıf Bank yüzde 47 kâr etti. Ama asıl parlak tablo sigorta faaliyetlerinde dikkati çekiyor. Zorunlu BES, zorunlu Trafik Sigortası, zorunlu Deprem Sigortası derken bu kadar zorunluluğun yüksek kâra dönüşmemesini beklemek hayal olurdu. Fazla söze gerek yok, rakamlar konuşsun: Ak Sigorta yüzde 404, Anadolu Hayat yüzde 47, Anadolu Anonim Türk Sigorta yüzde 64, AvivaSA yüzde 42, Güneş Sigorta yüzde 121.

Bilanço listesi böyle uzayıp gidiyor ve sonuçlara bakınca “Erdoğan’ın söylediklerinin eksiği var fazlası yok” diyor insan. Peki ya “en kötü zamanlar”ı yaşayanlar? İşte oradaki ‘bilanço’lar gerçekten birer afet…

SGK’nın prime esas kazançları dikkate alındığında plastik sanayiinde çalışanların yıllık kaybı 300 lirayı buluyor. Bu kayıp, metalde 293, madenlerde 288, tekstilde 259, gıdada 256, inşaatta 218 lira. Verilen zamlar daha çalışanın eline geçmeden enflasyonun ve dolar kurunun gazabına uğruyor. Şirketler her ay, her gün, her saat, her dakika kârını artırırken; çalışanlar her saniye daha az kazanıyorlar. Ve OHAL her 3 ayda bir uzayıp gidiyor…[17]

Bu ekonomik hâl ile uyumlu politik tabloya gelince…

 

II.3) POLİTİK TABLO

 

Politik tablonun, OHAL/ KHK sultasının otoriterliğinde somutlandığı coğrafyamızda kendi mevzuatını oluşturan OHAL, kendi yargı sistemini de oluşturdu.

Örneğin OHAL sürecinde yayımlanan KHK’ler kapsamında alınan kararlar ve yapılan işlemler nedeniyle açılan davalarda, hukuka aykırı olsa bile yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi yasaklandı.[18]

15 Temmuz’un ardından devletin acil olarak özel harekât polisine ihtiyacı doğdu. Bunun için KHK hızına başvuruldu. Polislerden farklı olarak, 27 yaşındaki lise mezunlarının özel harekât adayı olması, adaylarda KPSS koşulunun aranmaması sağlandı. Özel harekâta, yine KHK ile, teşkilât içinde özel bir konum verildi.[19]

KHK ile ihraç edilen Anayasa Profesörü İbrahim Kaboğlu’nun, “anayasasızlaşma eşiği” olarak[20] tanımladığı sınırsız bir keyfilikten malûl OHAL hukuk(suzluğ)u, hem kendisini yasama denetiminden kurtardı, hem de seçilmişlerin üzerinde baskı kurdu… Seçilmiş yerine 106 belediyeye kayyım atandı. Bunların 93’ü HDP’li, 9’u AKP’li, 3’ü MHP’li biri de CHP’liydi.[21]

Evet KHK’ler ile mevzuatta, olağanüstü hâlin ilan ediliş nedenleri ve süresi ile sınırlı olmayan, çok sayıda köklü değişiklik yapıldı. Yargı, milli savunma, iç güvenlik, kamu personeli, sosyal güvenlik, medya, milli eğitim, yerel yönetimler gibi pek çok alanda “torba yasa tekniği” ile 1202 yeni madde ile 370 yasada düzenleme yapıldı…

 

KISA BİR OHAL DÖKÜMÜ[22]
115 binden fazla kamu çalışanı görevlerinden ihraç edilerek, ömür boyu cezalandırıldı. Kamudan ihraç edilenler özel sektör tarafından istihdam edilmedi. İhraç edilen kamu görevlilerinin yüzde 25’ini kadınlar oluşturdu.
Yargı camiasının yüzde 27.3’ü, mülkiyenin yüzde 19.7’si, Emniyet teşkilâtının yüzde 8.87’si, TSK’nin yüzde 4.4’ü, din hizmetleri sınıfının yüzde 2.8’i, sağlık hizmetlerinin yüzde 1.9’u, yerel yönetimlerin ise yüzde 1.8’i ihraç edildi. KHK’lerle kamu kesiminin 3.4’ü devletten uzaklaştırıldı.
KESK’in açıkladığı rapora göre, ihraç edilen kamu görevlilerinden 4 bin 218’i KESK’e bağlı sendikalara üye.. 159 bin 506 kişi gözaltına alındı.
Yine KESK’in derlediği rakamlara göre, “ihraç edilen 100 binden fazla kişi içerisinde çeşitli engelleri ve süreğen hastalığı olanların sayısı 2000 kişi” olarak tahmin ediliyor. Bu kişiler, ihraç edilerek gelirsiz ve sosyal güvencesiz bırakıldı.
Gözaltına alınanların yüzde 60’ı FETÖ, yüzde 30’u PKK, yüzde 9’u IŞİD, yüzde 1’i ise sol örgütler ile ilişkilendirildi. 47 bin 523 kişi tutuklandı.
Nisan 2017-Aralık 2017 tarihleri arasında örgüt propagandası, hakaret, nefret söylemi gibi gerekçelerle, 36 bin 432 sosyal medya hesabı incelemeye alındı. 16 bin 378 kişi hakkında işlem yapıldı.
2 bin 271 özel öğretim kurum ve kuruluşu, 49 özel sağlık kuruluşu, 146 vakıf, 1427 dernek, 15 vakıf yükseköğretim kurumu, 19 sendika kapatıldı. Kapatılan derneklerden 11’i kadın çalışmaları, 1’de çocuklar üzerine yoğunlaşmıştı.
117 üniversiteden 5 bin 822 akademisyen ihraç edildi. İhraç edilen hocaların 386’sı Barış için Akademisyenler Bildirgesi’ne imza atmıştı. İhraç edilen akademisyenlerin 5’te birini kadınlar oluşturdu.
TMSF raporlarına göre, büyüklüğü 47 milyar TL’yi bulan bin 22 şirket ve ticari işletmeye kayyım atandı. 49 bin 928 çalışan kayyım yönetimi altına girdi.

 

Sadece bununla da sınırlı değil!

Yine Prof Dr. İbrahim Kaboğlu’nun, “Yürürlüğe konan KHK’ler hukuken yok hükmündedir…12 Eylül döneminde bir hukuk umudu vardı. Yaşadığımız dönem umudun hiç olmadığı, iktidarı kullananlar tarafından dillendirilmediği bir şey. Amaç hukuku tesis etmek değil, kaldırmak oluyor”; Yargıçlar Sendikası Başkan Yardımcısı Bülent Yücetürk’ün, “Ortada bir yargı kalmamıştır,”[23] notunu düştüğü vahim tabloda; 20 Temmuz 2016-27 Aralık 2017 tarihleri arasında:

  • Toplam bin 194 maddeden oluşan 30 adet KHK yayımlandı ve mevzuatta 1000 maddenin üzerinde yeni düzenleme yapıldı. Çoğunluğu OHAL’in ilan ediliş nedenleriyle ilişkili olmayan bu düzenlemelerle, milli savunma ve iç güvenlikten yargı ve personel rejimine, ekonomi ve sosyal güvenlikten idari yapıya, eğitim ve sağlığa kadar birçok alanda devlet-toplum ilişkilerini yeniden yapılandırmayı amaçlayan değişikliklere gidildi.
  • OHAL süresince 115 bin 516 kamu çalışanı için ömür boyu kamu görevinden ihraç kararı verildi. 24 Aralık 2017 itibariyle 117 üniversiteden, 386’sı Barış için Akademisyenler bildirisine imza verenler olmak üzere, 5822 akademisyen ihraç edildi.
  • KHK’lerle 49 özel sağlık kuruluşu, özel öğrenci yurtları ve pansiyonları da dahil olmak üzere 2 bin 271 özel öğretim kurum ve kuruluşu, 146 vakıf ve 1427 dernek, 15 vakıf yükseköğretim kuruluşu ve 19 sendika kapatıldı. Kapatılan gazete ve dergiler, yayınevi ve dağıtım kanalları ile özel radyo ve televizyon kuruluşlarının sayısı, kapatılma kararları kaldırılan 26 adedi hariç, 148’e ulaştı.
  • Aktif büyüklüğü 47 milyar TL’ye yaklaşan ve yaklaşık 49 bin 928 kişinin çalıştığı bin 22 şirket ve ticari işletmeye kayyum atandı.[24]

“Olağanlaş(tırıl)an” OHAL eşliğinde inşa edilen yapıda, yani AKP’nin 16 yıllık iktidarında coğrafyamızda ekonomiden demokratik ve siyasi haklara, yargıdan çalışma hayatına kadar birçok alanda dibe vurdu.

  • PTT, Ziraat Bankası, Halk Bankası, Borsa İstanbul, Türk Telekom, TPAO, BOTAŞ, ETİ Maden, Çaykur gibi birçok kurum ve varlık ile buralarda çalışan kamu emekçileri Türkiye Varlık Fonu kıskacında, ne olacakları belirsiz. 14 şeker fabrikasının da özelleştirilmesi kararı alındı.
  • Kamu iktisadi teşebbüsü (KİT) kapsamındaki 26 kurumda, benzer şekilde özel bütçeli 26 kurumda çalışan taşeron işçiler kadro düzenlemesinin kapsamı dışında bırakıldı.
  • 2002 yılında cezaevlerinde 34 bin 808’i hükümlü, 24 bin 621’i tutuklu olmak üzere 59 bin 429 kişi vardı. 2017’de 140 bin 248’i hükümlü, 88 bin 745’i tutuklu, toplam 228 bin 993 kişi var.
  • Türkiye hukukun üstünlüğü endeksinde 113 ülke arasında 101., basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke içinde 155. sırada yer alıyor.
  • Uyuşturucu bağımlılığında yüzde 700 dolayında, cinsel taciz vakalarında yüzde 450, çocuklara yönelik cinsel istismarlarda yüzde 434, kadına şiddet olaylarında yüzde 1500 artış oldu.
  • 2017’de, 409 kadın erkekler tarafından katledildi. 322 kadın cinsel işkenceye uğradı. 387 çocuk cinsel istismara maruz kaldı.
  • 2017 ‘Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’na göre Türkiye 144 ülke içerisinde 131. sırada. Ekonomide cinsiyet eşitliğinde 128., eğitimde 101., sağlıkta 59., siyasette cinsiyet eşitliğinde ise 118. sırada bulunuyor.
  • Temel hak ve özgürlükler OHAL ile askıya alındı. 31 KHK ile en az 116 bin dolayında kamu görevlisi ihraç edildi.
  • Kamu emekçilerinin hak kayıpları arttı. Ücretli kesimin milli gelirden aldığı pay bir yıl içinde 5 puan daha azaldı. İşsizlik ve ekonomik sorunlar nedeniyle kendini yakma ya da intihar etme vakalarında ciddi artışlar yaşandı.
  • İhraç olduktan sonra intihar ederek yaşamını yitirenlerin yanı sıra travmalar ve yoğun stres nedeniyle de yaşamını yitirenlerin sayısı giderek arttı. En az 44 kişinin intihar ettiği kayıtlara geçti. n İçişleri Bakanlığı’nın Nisan 2017-Ağustos 2017 dönemine ilişkin verilerine göre, toplam 20 bin 345 sosyal medya hesabı incelenerek tespit edilen 8 bin 789 kişinin 1198’i gözaltına alındı. Mart 2018 itibarıyla 173 bin web sitesine, 100 bin haber ve sosyal medya içeriğine, 800’den fazla Twitter hesabına erişim engellendi. Ortalama olarak her yıl 12 bin kadar erişim engelleme kararı verildi.[25]

 

II.4) “SEÇİMLİ OTOKRATİK REJİM”

 

Buraya kadar izaha gayret ettiğim(iz) somut zemininde, coğrafyamızın “seçimli otoriter rejim”i yükselmektedir.

Siz bakmayın Ahmet İnsel’in, “Türkiye’de tam anlamıyla bir diktatörlük rejimi mi hüküm sürüyor? Yanıt kesin bir evet değil,”[26] demesine!

Coğrafyamızdaki rejimi klasik otoriterlikten ayırt eden özelliğin, “Burada gerçek seçimlerin hâlâ yapılabiliyor olması”na yönelik “iddia” ise, unutulmasın: Otoriter rejimlerde de seçim yapılır ama bu seçimler ne gerçek ne de demokratik olurlar. Bu başka bir şeydir!

Bunun adı, “seçimli otoriter rejim”dir. Burada seçim(ler), göstermelik ve sahtedirler; otokrat hep kazanır… Çünkü gerçek bir muhalefet yoktur. Muhaliflerin hepsini öldürmüş, sürmüş ya da hapsetmiştir. Yani demokratik değildir.

Evet “seçimli otoriter rejim” ya da tersinden okursanız, “demokrasisiz seçimli rejim”, melez bir durumdur; bir geçiş ve mücadele momentidir.

Söz konusu hâl, sadece coğrafyamıza özgü falan da değildir; XXI. yüzyılın üstünde dolaşan bir yeni hayalettir.

XXI. Yüzyılın ilk çeyreğinde giderek yaygınlaşan, kurumlaşan bir siyasal rejim türü bu. Ne tek parti diktatörlüğü olan ne geçen yüzyılın totaliter rejimlerine bütünüyle benzeyen ama bunlarla ortak özellikler barındıran bu siyasal rejimler için genel bir ifadeyle popülizm kavramı kullanılıyor. Ancak popülizm kavramının göreli muğlaklığını tanımlamakta yetersiz kaldığı birçok örnek var.

Hem otokrat niteliği baskın olan hem genel oya dayalı, çoğulcu seçimlerle iktidara gelip düzenli aralıklarla yapılan seçimlerle meşruiyetlerini tazeleyen rejimler bunlar. Otokrasi, bütün güç ve yetkilerin bir kişinin elinde toplandığı siyasal rejimi ifade eder. Bu mutlakıyetçi bir sultanlık rejimi de olabilir, şimdi giderek örnekleri çoğalan seçimli, cumhuriyetçi bir otokrasi de.

Yukarıda sayılan ve başka örneklerin ilave edilebileceği rejimlerin ortak özelliklerinden biri, hukuk devletini askıya alma eğiliminin yüksek olmasıdır. Otokratik gücün dönemsel siyasal gereksinimine uygun biçimde içerik ve biçim değiştiren, belirsiz bir hukuk düzeni hâkimdir. Bu anlamda, keyfilik rejimi nitelikleri baskındır. Yasal şiddet olanaklarını kullanma yoğunluğu açısından aralarında nicel farklar olsa da, bu rejimlerde yargı, otokratın güdümlü baskı ve sindirme aracına dönüşür.

Seçimli otokrasilerin diğer ortak özelliği, bütün devlet kurumlarının yürütmenin, yani otokratın doğrudan yönetim ve tahakkümü altına alınmasıdır. Bunu halkın gerçek egemenliği kullanması olarak tanımlıyor despotik güçler. Ama hangi halk? “Bizi destekleyen gerçek halk, gerçek millet” bu. Geri kalanı ise, “Bize karşı çıkan hainler, satılmışlar, düşmanlar”. Bu keskin kutuplaşmaya dayanarak, özgürlükler milli/yerli çıkarlar adına, tarihi haksızlıkları düzeltmek gerekçesiyle ya da milletin yitirilmiş şan ve gücünü yeniden tesis etmek amacıyla kısıtlanıyor. Medyanın teksesli hâle gelmesine özen gösteriliyor.

Seçilmiş otokrat, genellikle bir yeniden kuruluş projesini dile getirip bunu kısmen hayata geçiriyor ve bir kültür savaşının önderliğini yapıyor. Putin’in Yeni Rusya’sı ile Erdoğan’ın Yeni Türkiye’si arasındaki içerik yakınlığı, Modi’nin Yeni Hindistan söyleminde de karşımıza çıkıyor. Bir mağduriyet hâlinin ifadesini, uzun yıllardan beri iktidarda olmalarına rağmen sürekli canlı tutan bu rejimler, mağdur olmanın kutsal meşruiyeti ile ideolojik içerik boşluğunu doldurmaya çalışıyorlar. Toplumun düşman olarak gösterilen kesimine yönelik kin ve nefret otokratlar tarafından sürekli canlı tutulup, besleniyor. Bazıları bunu hakareti sıradanlaştırarak yapıyor.

Günümüzün seçimli otokrasileri, XX. yüzyıl totalitarizmlerinin yaptığı gibi, iktidara gelince seçimleri lağvetmiyor. Ya da göstermelik partilerin katıldığı seçimlere izin veren tek parti diktatörlükleri kurmuyor. Bu rejimler, genellikle demokratik bir ortamda ve demokratik kurumlar aracılığıyla iktidara gelip iktidarda kaldıkça diktatörlüğe meylediyorlar. Son zamanlarda Rusya’da, Türkiye’de olduğu gibi, ya hukuki bahaneler icat ederek muhaliflerin seçimlere katılımını engelliyorlar; ya da açık biçimde yalnız kendi işlerine gelen bir seçim sistemi dayatıyorlar. Ama göreli çoğulcu seçimden vazgeçmiyorlar.

Seçilmiş otokrasiler elbette şahıs rejimleridir. Otokratın iktidarda kalma süresinin ötesinde, geride bıraktıkları kurumsal, kültürel, toplumsal mirasın boyutu, bu rejimlerin geçici olmama ihtimalini güçlendiriyor.

İktidara karşı çıkmanın gayri meşru ilan edildiği ortamlar -örneğin savaş, başka ülke toprağını ilhak, sınırların değişmesi gerektiğini sürekli ima etmek- yaratarak, hegemonyalarını pekiştirmeye çalışıyorlar.[27]

Aslı sorulursa bu hâl konusunda; 1749’da doğmuş, 54 yaşında ölmüş, XVIII. yüzyıl İtalya’sında ‘Risorgimento Hareketi’nin olgunlaşmasında önemli bir rol oynayıp; İtalya’nın birliği ve özgürleşmesi anlamını yükleyen İtalyan düşünür ve tiyatro yazarı Vittorio Alfieri’nin, 1777’de yayımladığı ‘Tiranlık Üzerine’ başlıklı yapıtının[28] ikinci bölümündeki birkaç paragraf hepimize çok şey anlatır:

“Kanunları uygulamakla görevli olan kişinin, cezalandırılmayacağı güveniyle, kanunları yaptığı, ortadan kaldırdığı, ihlâl ettiği, yorumladığı, engellediği, askıya aldığı ve hatta sadece yoklarmış gibi yaptığı her türlü yönetimi, ayrım gözetmeden, tiranlık olarak tanımlamak gerekir. Bu kanun ihlâlcisi, kan bağı yoluyla ya da seçimle, el koyarak veya meşru biçimde gelmiş olsun, iyi veya kötü, bir ya da birçok kişi olsun; kim ki, kendine bu yetkiyi veren etkili güce sahiptir, o tirandır. Bunu kabul eden her toplum tiranlık, bundan eziyet çeken her halk köledir.

Benzer şekilde, kanunları var etmekle görevli olanın aynı zamanda bunları uygulayan kişi olabildiği yönetimi de tiranlık olarak adlandırmak gerekir. Burada belirtmek gerekir ki, kanunlar yani herkese eşit olan görkemli toplumsal sözleşme, halkın meşru seçilmişlerinin oyunu alarak sadece ve sadece çoğunluğun iradesinin ürünü olmalıdır.

Eğer çoğunluğun iradesini kanuna dönüştürmekle görevli bu seçilmişler, kendi kaprislerine göre bunları uygularlarsa, tiran olurlar; çünkü bu kanunları yorumlamak, yürürlükten kaldırmak, değiştirmek veya kötü biçimde uygulamak veya hiç uygulamamak onların isteğine bağlıdır.

Ayrıca belirtmek gerekir ki, adil bir yönetimle tiranlık arasındaki fark, ahmaklıkları nedeniyle ya da kasıtlı biçimde bazılarının iddia ettiği gibi, ilan edilmiş kanunların var olup olmamasıyla ilişkili değildir. Fark, bunu uygulamakla yükümlü olanların, hiçbir hâl ve koşulda bunları uygulamayı reddedememeleri ya da değiştirememelerinde yatar.

Dolayısıyla bir yönetim, kanunu uygulayanla onu yapan veya kanunu yapanla onu uygulayan aynı kişi olduğu zaman tiranlık olduğu gibi, kanunu uygulamakla yükümlü olanın, kanunları yapana hiçbir zaman hesap vermediği zaman da mükemmel bir tiranlık söz konusudur.”

Ve coğrafyamızda hâlen yaşanılmakta olan, budur, böyledir.

 

II.5) UYARI!

 

Tam da burada bazı uyarılara kulak vererek, önlem(ler)ini almak kaçınılmaz oluyor…

24 Haziran seçimin neden yapıldığı herkesin malûmu!

Ekonomik kriz geliyor değil, geldi bile. Şimdi pek çoğu bu ekonomik şartlarda ‘Hayır Cephesi’nin şaha kalkacağını düşünüyor. Gerçekten “mış gibi yapılmayan” demokrasilerde bu iktidarı düşürmek için ekonomik kriz başlı başına bir nedendir. Ama ne yazık ki, coğrafyamızda bu böyle değil.

Benzinin 6.16 kuruş olduğu bir ülkede hâlâ herkes tuvalete gitmek için bile araba kullanıyorsa, insanlar üç kuruş kazançlarını bir iktidar değişikliğinde hepten yitireceklerini düşünüyorlarsa, binlerce kişi ev kredilerini ödemek için insanüstü çalışıyorsa, kazın ayağı öyle beklenen gibi olmuyor.

Üstelik bir de -yukarıda detaylıca değindiğimiz OHAL var. Dünyanın neresinde OHAL’li bir ülkede seçim yapılır!

OHAL ne demek? İktidar aleyhine herhangi bir yürüyüş, herhangi bir direniş polis gücüyle dağıtılacak demek! 70 bin öğrenci sırf iktidarın politikalarına karşı oldukları için içerdeler. Ve biz seçime gidiyoruz. İkinci büyük muhalefet partisinin il başkanları, eş genel başkanları, milletvekilleri içerde biz seçime gidiyoruz. Doğu’da pek çok kentin belediyelerine kayyım atandı, biz seçime gidiyoruz.

Üstelik bu kadar kısa bir zamanda ön seçimler yapılamayacağından, milletvekilliği başkanların ağzından çıkacak sözle belirlenecek. Onların büyük çoğunluğunu göremiyoruz bile. Her şeye yetişmek için çabalayanlar var elbette; ama polisin onlara da silah doğrulttuğunu fotoğraflarda gördük. Yani artık milletvekili dokunulmazlığı sadece işlevi çoktan biten Meclis’te söz konusu. Meclis’te çoğunluk hiç bilmediği kanun metinlerine elini kaldır denildiği için kaldırıyor ve yurttaş demokrasi varmış gibi “kanun kanundur” diyor.

Ayrıca bir şey daha: Yıllar öncesinde bir konuşmasında Erdoğan 20 milyon yurttaşa dokunduğunu söylemişti. Ben de bu kadar kesin bir rakamın ne olduğunu merak etmiştim. Araştırdım, ülkemizde 12 milyon engelli yurttaş yaşıyor ve AKP iktidarı, her sosyal devletin yapması gereken engelli yardımını onlara yapıyor ama bu devletin değil, AKP’nin bir lütfû olarak sunuluyor. 12 çarpı iki eşittir 22 milyon insan eder. Şimdi bu yirmi iki milyon yurttaş iktidar değişikliğinde yardımın kesileceğini düşünüyor. Ayrıca kocası çalışamayan, iş bulamayan ev kadınlarına nakdi yardım yapılıyor. Yani AKP’ye oy verenler korkuyorlar, verilmiş bir hakkın ellerinden gideceğinden korkuyorlar. Bunlar az değil! [29]

Özetle Kadri Gürsel’in, “Korkutan iktidar korkutarak oy istiyor,”[30] diye tarif ettiği güzergâhta Siyasal İslâm, seçimlere giderken, direncini kıramadığı, susturamadığı kesimi siyaset yapılan alanın dışına itme, iradesinin sandığa yansımasını önleme çabalarını çeşitlendirerek hızlandırıyor. OHAL uygulamalarına, YSK’ye ek olarak, yeni seçim yasası kurumsal anlamda, savaş iklimi de konuşulabilir olanın sınırlarını Cihatçı-milliyetçi değerlerin parantezine alarak daraltıyor…

Siyasal İslâmın “öteki”nin sesini kısma, adalete ilişkin kaygılarını konuşma olanaklarını elinden alarak siyaset alanının dışına atma süreci, yalnızca yukarıdan aşağı (devlet politikaları ve medya kontrolü) ilerlemiyor. Karşımızda en azından 16 yıldır sürmekte olan bir toplumsal mühendislik süreci de var. Bu süreç içinde siyasal İslâm, toplumsal ilişkileri aşağıdan yukarıya doğru şekillendiriyor, kendi “hakikât rejimine” uygun insanlar, iktidar noktaları üretiyor; “öteki”nin adalete ilişkin kaygılarının anlam kazanarak siyasi sonuçlar yaratabileceği alanı kişisel ilişkiler düzeyinde de yeniden yapılandırarak daraltıyor.

Geçen yıllarda siyasal İslâmın elindeki vakıfların, camilerin, Kur’an kurslarının sayısındaki baş döndüren artış, eğitim sisteminin imam hatipleştirilmesi, Diyanet’in bu alana doğrudan nüfuz etme süreci çok tartışıldı. Türkiye’de AKP iktidara geldiğinde 60 bin olan imam hatip öğrencisi sayısı 1.5 milyona tırmanırken, yüz binlerce öğrencinin, tarikat okullarının ve yurtlarının eline terk edildiği vurgulandı.

Prof. Dr. Esergül’ün, medyaya yansıyan ‘Eğitimde Tarikatların Etkisi’ başlıklı araştırması siyasal İslâmın en önemli taban örgütleri, tarikatlara ilişkin çarpıcı veriler vardı: Türkiye’de belli başlı 30 tarikat silsilesi ve bunların 400 kolu var. Çoğunluğu İstanbul, Siirt, Diyarbakır, Mardin, Adıyaman, Batman, Van, Hakkâri, Şırnak, Muş, Bitlis, G.Antep ve Ş.Urfa olmak üzere 800’ü aşkın medrese bulunuyor. Türkiye’de 2.6 milyon kişinin bir tarikatla organik bağı bulunuyor. Sadece İstanbul’da 445 tarikat ve kolunun tekke, medrese ya da Kur’an kursu adı altında binlerce çocuğa eğitim verdiği tespit edildi.

Siyasal İslâmın bu yapılanması, muhalefet güçleri açısından çok karanlık bir görüntü sunuyorken;[31] hemen hemen hiçbir şeyin de seçim sonuçlarıyla biçimlenemeyeceğini ortaya koyuyor değil mi?

Yanıt şu bir kaç örnekte!

  • Beştepe’deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın karşısındaki Gazi Orduevi alanında sığınak ve radarın da yer aldığı bir güvenlik yerleşkesi yapılacak![32]
  • Cumhurbaşkanlığı Koruma Daire Başkanlığı bünyesinde Özel Harekât Şube Müdürlüğü kurulmasına ilişkin Bakanlar Kurulu’nun 24 Mayıs 2018’de Resmi Gazete’de yayımlanan kararına göre, Emniyet Genel Müdürlüğü’nün merkez teşkilâtında Cumhurbaşkanlığı Koruma Daire Başkanlığı bünyesinde Özel Harekât Şube Müdürlüğü kurulması kararlaştırıldı![33]
  • Meclis’ten çıkarılacak yetki yasasıyla KHK’ler yoluyla uyum yasalarını düzenlemeyi planlayan AKP’de, seçim sonrasında bakanlıkların kuruluşuyla ilgili Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin çıkarılmasında boşluk doğmaması ve yetki tartışması yaşanmaması için uyum KHK’sine tüm bakanlıkların yasalarının kaldırılmasına ilişkin bir madde konulması tartışılıyor. AKP’nin bu düşüncesinde, Erdoğan’ın seçimi kazanıp, Meclis’te çoğunluğu sağlayamama olasılığına karşı “saray kararnameleri”ni güvence altına alma kaygısının yattığı belirtiliyor![34]

Tam bu noktada, “Bizim ‘Reis’imiz de ‘topal ördek’liğe asla rıza göstermez,”[35] demeden edemiyor Ali Sirmen!

 

III. AYRIM: 24 HAZİRAN’IN ÖNEM(SİZLİĞ)İ

 

Buraya kadar izaha gayret ettiğim(iz) çerçevede 24 Haziran’ın önem(sizliğ)ine gelince…

2016 Ekim’inde MHP lideri Devlet Bahçeli’nin birdenbire, “Getirin Meclis’e” deyiverdiği hamleyle bugün Erdoğan’ın fiilen uyguladığı “Başkanlık Sistemi”nin yolunun açılması ardından; yine Devlet Bahçeli’nin himayesinde AKP’nin baskın seçimi karşımıza dikildi.

Ortalık toz dumandı…

Kolay mı? Memleketin hâli, hâl değildi. Huzursuzluk toplumsallaşıyordu. Mutsuz insanların sayısı artıp; açlık büyürken; ne tadın ne de tuzun kaldığı coğrafyamızda; ekonomiden, sosyal politikalara, eğitimden sağlığa, toplumsal huzurdan, toplumsal refaha ve hukuka dair ne varsa her şey kötü gidiyordu.

“Çocuklar ölmesin” diyen Ayşe Öğretmen Deran bebesi ile cezaevine sokulurken; zindanlarda yer, memleket de adalet kalmadı. Atanamayan gençlerin intihar ettiği; öğrencilerin tutuklandığı, okulların medreseye çevrildiği ve AKP’nin cami ve cezaevi yapmakla meşgul olduğu coğrafyamız toplumsal kaosa sürükleniyordu.

Tüm bunlar da AKP’nin verili hâli yönetememesini ve 24 Haziran’ı devreye soktu. Coğrafyamızda bir yönetememe krizi olduğunu belirten Gülseren Onanç’ın, baskın seçim kararının “yönetememe hâlinden” kaynaklandığını söylemesi de bundandı.[36]

Kritik 24 Haziran seçiminde iktidar bloğunun en önemli avantajı da dezavantajı da toplumu kutuplaştıran Erdoğan iken; olup bitmeyeni: Bir erken seçim olmaktan çok, bir hedefe yöneltilmiş, bu doğrultuda yapılandırılmış pragmatik, köklü değişim hamlesi olarak görmekte yarar var.

Böylesi bir dönemin ruhunu sergilemesi açısından söz konusu “ultra baskın seçim”, bir erken seçim değil, inşa edilmekte olanı dayatarak ne yapıp edip onaylatma girişimidir.

Seçimi değil “tek adam rejimi”nin inşasını esas alıp “yol haritası”nı bu stratejik hedef üzerinden belirlemiş olanların, yeni(lenen) toplumsal ayar girişimidir. Yani onlar için aslolan seçim değil; fiili durumu “onaylatma” manevrasıdır sadece!

Erdoğan-Bahçeli koalisyonu, seçimi varlık-yokluk sorunu olarak görüyorlarken; OHAL koşullarında bir “erken seçim”, olsa olsa, böyle olabilirdi ve oldu da!

Evet, evet bu “Erken” değil, “Baskın” da değil, tas tamam bir OHAL seçimidir ve nihai kertede rejimin tahkimini hedeflemektedir!

24 Haziran “baskın” seçimlerinin ülke tarihinin kritik seçimlerinden biri olacağı tartışma götürmezken; ülkeyi kimin/ kimlerin yöneteceğinden çok, ülkenin nasıl yönetileceğinin belirlenmesine içkindir.[37]

Bu seçimlerle, darbe girişimi ardından fiilen uygulamaya konulan “tek adam rejimi”nin kalıcılaştırılıp/ kurumsallaştırılması dayatılırken; bir yerde 24 Haziran bir seçimden fazlası olacak gibi.

Kazananla kaybeden herkesin kendi yoluna gideceği olağan bir seçim yaşamayacağız. Erdoğan AKP’si, yedeğindeki MHP ile, elde avuçta ne cephanesi varsa tümünü kullanmadan “Eh ne yapalım, kaybettik, haydi eyvallah” deyip normalini yaparak seçimin sonucuna rıza göstermeyecek. Sonuçlarını beğenmeyip iptal ettiği 7 Haziran örneği ortada duruyor. Ama hepsi bu da değil!

Çıkan seçim yasasına bakın: Hile-hurda her şey serbest! Ne mühür ne sandık. Başında jandarma polisle sandık istenen yere taşınabiliyor ve zaten oy kullanan belli olmasın diye bir apartman seçmeninin bazısı şu bazısı bu sandıkta. Zarfta mühür olsa da oluyor olmasa da. Ve sözde serbest seçim: OHAL altında serbestlik olmadığı herkesin malûmu!

Bu işin “içeri”yle ilgili kısmı; bir de dışarısı, bölge var: Malum coğrafyamızın dikkatlerin 24 Haziran “baskın” seçimlerine çevrildiği bugünlerde bölgede (Ortadoğu) önümüzdeki dönem bakımından ciddi tehditler yaratan gelişmeler yaşanıyor.

ABD’nin İran’a karşı yeni yaptırım kararı aldığı bugünlerde İsrail, İran’ın askeri varlığını gerekçe göstererek Suriye’ye füze saldırıları düzenliyor. İsrail’in artan saldırıları daha önce kimyasal silah kullanıldığı bahanesiyle ABD, Fransa ve İngiltere’nin düzenlediği saldırılar ile birlikte düşünüldüğünde ABD ve müttefiklerinin Suriye’de kazananı Esad ve müttefikleri olan bir siyasi çözüme razı olmayacaklarını ve böylesi bir çözümü engellemek için gerilim ve çatışmaları tırmandırmaktan geri durmayacaklarını gösteriyor. Lübnan’da Hizbullah ve müttefiklerinin güçlerini arttırarak çıktıkları seçimlerden sonra İsrail’in sadece Hizbullah’ı değil, bütün Lübnan’ı tehdit eden açıklamalarını ve yine Filistin’e yönelik artan saldırganlığını da bu gelişmeler zincirinin halkaları olarak ele almak gerekiyor.

Suud’un Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ise, tıpkı zamanında AKP-Erdoğan’ın Gülencilerle iktidarı paylaştıkları günlerde kapıldıkları hayale kapılmış görünüyor. Bin Salman “ılımlı İslâm” adını verdiği politika ile bölgenin (Müslüman Arap dünyasının) liderliğine soyunmuş durumda ve İran’ı bu hayalin önündeki en büyük engel olarak görüyor.

Daha yakından bakıldığında bu gelişmelere birçok yeni gelişme eklemek mümkün. Ancak genel tablo, bölgede gerilim ve çatışmaların tırmandırılacağı bir sürece doğru gidildiğini görmek/anlamak için fazlasıyla veri sunuyor.

Bu noktada sorulması gereken soru, Türkiye’nin bu gelişmelerin neresinde yer aldığı ya da alacağıdır?

Elbette bu sorunun yanıtı bakımından 24 Haziran seçimleri büyük önem taşıyor. Çünkü bu seçimler büyük oranda iç politika ile de iç içe geçmiş bulunan dış politikada Erdoğan iktidarının bugüne kadar sürdürdüğü politikaların devam edip etmeyeceğini de belirleyici sonuçlar doğuracak…[38]

Kontrolü ne pahasına olursa olsun elinden bırakmamak yanlısı AKP’nin elindeki tek politik araç; Deniz Yıldırım’ın, “AKP karşısındakileri rakip değil, iç düşman olarak kodluyor,”[39] diye tarif ettiği “sopa”dır, sertliktir.

“Nasıl” mı?

Daha seçim startı verilmeden; İYİ Parti’nin standına MHP’liler, Saadet Partisinin standına da AKP’liler saldırdı.

MHP saldırısında biri ağır 9 İYİ Parti’linin bıçakla yaralandığı belirtiliyor. Buna karşın MHP; saldırganların MHP’li olmadığı ve İYİ Parti’lilerin kendi kendilerine saldırdığını iddia ediyor![40]

Bütün bunlar için “Sokaktaki parti kabadayılarının işidir” denip geçilebilir belki ama AKP ve MHP’nin kendilerine oy vermeyen herkesi “hain”, “FETÖ’cü”, “fitneci” diye suçladığı göz önüne alındığında durumun çehresi değişmektedir.

Kaldı ki iktidar cephesinden yapılan açıklamalar, seçim stratejisinin muhalefetin “15 Temmuz’un siyasi ayağı olduğu” suçlaması üzerine kurulduğunu/ kurulacağını gösteriyor. AKP İstanbul Milletvekili Metin Külünk; CHP, İYİ Parti, Saadet ve DP ittifakını “15 Temmuz’da silahlı kanadın yapamadığını siyaseten yapmak için kurulmuş bir ittifak” olmakla suçluyor.[41]

Ve nihayetinde erken seçim sonrasında coğrafyamızı gerçekten de son derece zor bir dönemin beklediğini herkes biliyor.

Durum şimdi zaten büyük ölçüde bir felaketken; iktisadi alanda giderek daha fazla tökezleyen, nakavt olmaya yaklaşmış boksörün sağa sola savurduğu yumruklara benzeyen çırpınış önlemleri alan bir yönetimi, AKP’nin aklı başında iktisat sorumluları bile savunmakta zorlanıyor. Muhalefetin seçim öncesi kalan kısa zaman içinde gerçekçi ve detaylı bir durum değerlendirmesi tablosu çıkarması elzem.

Kaldı ki Erdoğan ve AKP iktidarı kaybetse de, kolay kolay bırakmayacaktır; 24 Haziran’ın önem(sizliğ)i de tam buradadır…

 

III.1) ADİL OL(A)MAYAN SEÇİM

 

Yani 24 Haziran’ın adil ol(a)mayan bir seçim(sizlik) olmasıdır!

İzmir Milletvekili Zeynep Altıok’un, seçimlere OHAL koşulları altında eşit, özgür ve adil olmayan şartlarda gidildiğini kaydedip;[42] Selahattin Demirtaş’ın, “Böyle bir atmosferde adil seçim olmaz,”[43] diye haykırdığı tabloda; olağanüstü hâl, olağanüstü seçim ve olağanüstü seçim yarışıyla devam ediyorken; olağanüstü seçim sonuçlarıyla da biçimlen(diril)ecek gibi!

“Nasıl” mı?

Mesela Meral Akşener, “26 Mayıs 2018’de Kayseri yıkıldı, orada TRT beni tam 38 saniye gösterdi,”[44] derken; halkın vergileri ile yayım yapan TRT ekranlarında muhalefete çok az yer verirken, AKP-MHP ittifakına 37 saat 40 dakika 2 saniye ayırdı. TRT’nin 17 Nisan ile 6 Mayıs 2018 tarihleri arasında Saadet Partisi ve HDP’ye yayın akışında hiç yer vermediği, İYİ Parti’ye 9.5 dakika, AKP-MHP ittifakına ise 37 saat 40 dakika 2 saniye yer verdiği ortaya çıktı.[45]

Özel televizyon kuruluşlarının yayıncılığı da TRT’den farklı değildi. Hükümete yakın 5 TV kanalı, CHP, İYİ Parti, HDP ve Saadet Partisi’nin seçim çalışmalarına bir saniye bile yer vermedi. NTV ve CNN Türk de İnce dışındaki muhalefeti hemen hiç görmedi.[46]

24 Haziran’a giden yol kısalırken; iktidar cenahı, imar affı, “varlık barışı”, ulûfelerle ileri adımlar atmayı, şaibeli önlemleriyle birlikte hedefliyor.

Kimse görmezden gelemez: 16 Nisan 2017 Referandumu’nda “Evet” kampının devlet imkânlarını sonuna kadar kullandığı hâlâ hatırlardadır.

Devlet kurumlarına “Evet” pankartlarının asılmasından, Erdoğan’ın cumhurbaşkanı sıfatıyla seçim kampanyası yürütmesine kadar sayısız örnek var. Bunların altı AGİT’in referandumdan sonra hazırladığı raporda da çizilmişti.

Mesele sadece referandumla sınırlı değil. 7 Haziran seçiminden sonra MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin açıklamasını hatırlayalım:

“AKP 7 Haziran seçimlerinde devletin tüm imkânlarını pervasızca kullanmıştır. TRT, yandaş medya AKP için seferber edilmiştir. Hazine kaynakları AKP’nin elinde ahlâksızca kullanılmıştır. Haksızlık, usulsüzlük hiçbir dönemde olmadığı kadar yaşanmıştır. Erdoğan Cumhurbaşkanı olduğunu inkâr edercesine meydanlara çıkmıştır. Erdoğan’ın Başkanlık hayali gerçek olamamıştır. AKP’deki ciddi erimenin en büyük müsebbibi Erdoğan’ın seviyesiz üslubu olmuştur. Mitingler düzenleyip AKP’ye oy dilenen Erdoğan kaybetmiş, miadını doldurmuştur. Artık Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturması telafi edilemeyecek hasarlara neden olabilecektir.”

Örneğin AKP İzmir VI. Olağan Kongresi, Cumhurbaşkanlığı’nın resmi Twitter hesabından canlı olarak yayımlandığı tabloda; muhalefet partileri, cumhurbaşkanlığı seçimi için hazine yardımını dahi kullanamazken, adaylardan biri olan Erdoğan’ın seçim kampanyasını devlet imkânlarıyla sürdüreceği açık ve nettir…

Oysa YSK kararına göre, seçime bir hafta kala başbakan ve bakanlar seçim gezilerinde makam arabalarını ve resmi araçları kullanamıyor! Ancak bu yasak, cumhurbaşkanı için geçerli değil. Yani halkın parasıyla alınmış uçak ve araçları Erdoğan kendi adaylığının propagandası için yapacağı gezilerde kullanabilecek ve kullanıyor da.

Üstüne üstlük adaylardan biri, yani Erdoğan “cumhurbaşkanına hakaret” maddesiyle özel bir korumaya da sahip. Öteki adaylar Erdoğan’a bir şey söylese, hapsi boylayabilir. Erdoğan aynı sözü ona söylese hiçbir şey olmaz.[47]

 

III.2) ŞAİBE TEHDİDİ

 

Sedat Ergin’in, “Olağanüstü hâl’in olağanlaşması”na[48] dikkat çektiği; “Bitmeyen tehdit algısı”nın[49] coğrafyasında; iktidarın seçimlere müdahale edip, şaibeli bir konuma mahkûm etmemesi mümkün müdür?

Elbette “Hayır”! İş bu nedenle 24 Haziran seçimleri şahsında güvenlik tartışmalarının yoğunlaşması da doğaldı.

Kaldı ki AKP’nin, bu konudaki sicili de yurttaşları endişelendiriyordu. Üstelik ülkede yalan ve hilenin istisna değil kural olduğu tabloda en huzur verici(!) açıklamayı YSK Başkanı Şadi Güven yaptı: “Seçim olmadan seçim güvenliğini tartışmak doğru değil!”[50]

Bunlar böyle olunca YSK’nin 24 Haziran seçimlerinde 19 ilde sandıkların taşınması yönünde aldığı kararı eleştiren Sezai Temelli, 16 Nisan Referandumu’nda yaşananları anımsatarak, “Hayır oyları kazanmışken, hile ve şaibe ile 800 bin oy yer değiştirildi. Evet kazandırıldı. Yine hile ve şike ile seçimi yüzde 51-52 ile kazandırmanın yolları aranıyor. HDP’nin 80 milletvekiline el konulmak isteniyor. Ne 400 vekil vereceği, ne de Erdoğan’ı başkan yapacağız,”[51] diye uyarırken; Pervin Buldan da devam ediyor:

“Seçim güvenliği konusunda partilerle görüşmelerimiz var. Özellikle CHP ve bölgedeki diğer partilerle görüşmelerimiz devam ediyor. Seçim güvenliği yalnızca HDP’yi değil, tüm Türkiye’yi ilgilendiriyor. Seçim güvenliği adı altında çıkarılan yasaların polise ve askere çok büyük yetki verdiğini biliyoruz. Muhtemelen bu yetkileri kullanmaya çalışacaklar. Herkese hem sandığına hem de oyuna sahip çıkması çağrısı yapacağız.”[52]

Hepsini üst üste koyunca Selahattin Demirtaş’ın, “İhlâl ve usulsüzlüklerin had safhada olduğu, meşru olmayan bir seçimde baraj altında kalmamız söz konusu olabilir. Şimdiden bunun hazırlıklarının yapıldığını da görüyoruz,”[53] uyarısı da deja vu olup çıkıyor.

Kolay mı? KHK, YSK vesayeti; yeni ittifaklar ve seçim sandığı, “güvenliğine” ilişkin yeni yasalar.

Yeni seçmen kütükleri, ölmüş insanların seçmen yazılma olasılığı, seçmen sayısının çok üstünde basılan oy pusulaları.

“Terörizme” (tanımının, iktidar karşıtı her şeyi kapsamaya başladığını da unutmayalım!) karşı mücadele ettiğini iddia eden sivillere getirilen yasal güvence.

İleri derecede siyasileşmiş, adeta partizan bir polis örgütü. Özel güvenlik şirketleri. Bunlara ek olarak 15 Temmuz’da dağıtılan silahlar, kayıp silahlar.

İktidar yanlısı lümpenlerin sosyal medyada yaygın biçimde paylaştıkları, ellerinde uzun namlulu silahlarla çekilmiş fotoğraflar. Muhtarlara Kalaşnikoflu eğitim.

Tüm bu konuları konuşmaya olanak veren medya alanının, Doğan Grubu’nun da el değiştirmesiyle neredeyse tamamen kapanması. AKP liderliğinin muhalefete kapanan bu medya alanını kullanarak toplumu kutuplaştırma taktiğiyle[54] birlikte; “Şikeli bir maça daha çıkar gibiyiz. Hakem YSK, iktidar aşılı. İktidar ittifakı, YSK dopingli. Yeni düzenlemeyle mühürsüz oy pusulasından tutun, aynı apartmandaki seçmenlerin değişik sandıklara dağıtılması ve seçmen kütüklerine ‘yaşayan ölüler’in yazılmasına, her şey ayarlı,” diyen Mine G. Kırıkkanat ekliyor: “Türkiye artık ne demokrasi, ne de hukuk devleti…”[55]

O hâlde; seçimlerdeki şaibe tehdidiyle maruf coğrafyamızda,[56] 24 Haziran’ın da bundan muaf olmadığı bir “sır” değildir vurgusuyla birkaç örneği sıralayalım!

  • “Yüksek Seçim Kurulunca (YSK), 24 Haziran’da yapılacak Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde uygulanacak ‘seyyar sandık’ uygulaması istismarlarla başladı. Hastalığı veya engeli nedeniyle yatağa bağımlı yurttaşlar için seyyar sandık kurulması uygulaması istismarı da beraberinde getirdi. Yatağa bağımlı olmayan görme ve işitme engellilere seyyar sandıkta oy kullanması için rapor verilirken, raporunu bizzat ilçe seçim kurullarına getirenler de oldu.”[57]
  • YSK 26 Mayıs 2018 akşamı yaptığı toplantıda valiliklerin ve il seçim kurullarının talebi doğrultusunda sandık taşıma ve birleştirme kararı aldı. 25 Mayıs 2018’de YSK’yi ziyaret eden HDP’li Mithat Sancar ve HDP YSK temsilcisi Mehmet Tiryaki’nin endişe ve itirazları dikkate alınmadı.[58]
  • “Mühürsüz oylara onayla ‘şaibe’ iddialarını güçlendiren YSK, 19 ilde 144 bin kişinin oy kullanacağı sandıkların taşınacağını açıkladı. Üç YSK üyesi karara karşı oy kullandı.”[59]
  • YSK, yayımladığı bir kararla bütün adayların uyacakları yasakları belirtiyor ve kendisi de cumhurbaşkanı adayı olarak bu seçimlere katılacak olan Erdoğan’ı yasakların dışında tutuyor! Böylece Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerini daha baştan, bir kez daha şaibe altına sokuyor![60]
  • Erdoğan tarafından 2014’te avukatlar arasında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliğine atanan, anayasa değişikliğinin ardından da yeni Hâkimler ve Savcılar Kurulu ataması ile Danıştay üyeliğine getirilen Aysel Demirel, Twitter hesabından, İnce’nin, 2013, 2014 ve 2018 tarihli türban konulu açıklamalarını paylaşarak, 2013’te “Başörtüsü özgürlük değildir. Özgürlükten vazgeçmektir. Başını açma özgürlüğünden vazgeçmektir. Evet çok şükür başörtüsü mesele olmaktan çıkmıştır bugün gizlemeye çalıştığınız gerçek niyet ve çabalarınıza rağmen. Muharrem İnce zihniyetindekilerin yaşattıklarını unutmadık unutmayacağız,” değerlendirmesini yaptı.[61]
  • AKP ve MHP’nin TBMM’den geçirdiği ittifak yasasına göre, Vali veya İlçe Seçim Kurulu Başkanı isterse seçim sandıklarını bulundukları yerlerden başka yerlere taşıyabilecek. Kolluk kuvvetlerinin sandık etrafında bulunmasına da imkân tanıyan düzenlemeye göre, Valiler veya İlçe Seçim Kurulu Başkanı’nın istediği her sandık, uygun görülen başka bir yere taşındıktan sonra bu karara itiraz edilemeyecek.[62]
  • Seçim yayınlarının tarafsızlığından sorumlu olan YSK, RTÜK’teki CHP’li üyelerinin adaletsizliğin tespiti ve cezalandırılması talebini OHAL KHK’sine sığınarak reddetti.[63]
  • Milletvekili Genel Seçimi ve Cumhurbaşkanlığı Seçimi için Paris’teki konsolosluk binasına oy kullanmaya giden bir kişiye, sandık görevlileri tarafından pusula ve zarf kapalı bir şekilde teslim edildi. İddiaya göre; oy kullanmak için kabine giren vatandaş, oy pusulasında AKP’nin bulunduğu yere mühür basılı olduğunu gördü ve hemen duruma itiraz etti. İtirazının ardından video çekip olayı anlatan vatandaş, “Cumhurbaşkanlığı için hazırlanan pusulada herhangi bir sorun yoktu. Ama partilerin yer aldığı oy pusulasında AKP’ye mühür vurulmuştu. Ben hiçbir seçimde AKP’ye oy vermedim. Gerekli itirazlarımı da gerçekleştirdim,” dedi.[64]
  • İstanbul Bağcılar’da sandık kurulları için okullardan ilçe seçim kuruluna gönderilen listeden Eğitim-Sen’li öğretmenlerin isimleri çizildi. 113 birimde yüzlerce sandık başkanının tamamı hükümete yakınlığıyla bilinen Eğitim Bir-Sen’li öğretmenlerden oluştu.[65]
  • AP’nin ‘Demokrasi Destek ve Seçim Koordinasyonu Grubu’ Eş Başkanları David McAllister ve Linda McAvan’ın ortak açıklamasında, “AP, Türkiye’de yapılacak (24 Haziran) seçim sürecini denetlemeyecek, süreç ve seçim sonuçları hakkında yorum yapmayacak” ifadelerine yer verildi.[66]
  • AGİT heyetinden muhalefete manidar soru: “Seçim günü sahtecilik bekliyor musunuz?”[67]
  • AB Komisyonu’nun ardından ‘Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi’ de, Türkiye’ye olağanüstü hâle son verme çağrısı yapıp, mevcut koşullarda seçimlerin Avrupa kriterlerine uygun olmayacağını açıkladı.[68]
  • Ankara’da CHP, HDP, İYİ Parti ve Saadet Partisi temsilcilerinin katılımıyla sandık güvenliği platformunun kurulduğu açıklandı.[69]
  • HDP’den Meral Danış Beştaş ile Saadet Partisi’nden Mehmet Karaman sandıkları savunmanın yurttaşlık görevi olduğuna işaret ediyor.[70]
  • ‘Sandık Gücü’ çalışmasının yürütücülerinden Mehmet Ali Çelebi, “Trafo kedilerine küçük sürprizler hazırlıyoruz, Doğu ve Güneydoğu’ya diğer bölgelerden takviye yapacağız. Seçim günü her türlü senaryoya hazırlıklıyız,” dedi.[71]

Veriler bu merkezdeyken sandık şaibeleri, sosyalistler, devrimci-demokratlarca yeterince öne çıkartılamadı. Ş.Urfa’da konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, halkın dikkatini sandık şaibelerine çekerken;[72] Yargıçlar Sendikası Başkanı Mustafa Karadağ’ın, “Cumhurbaşkanı seçimine ilişkin kurallar yasalaşmadan, yasa ile belirlenmeden Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapılmasının yasal olanağı bulunmamaktadır. Buna rağmen seçimin yapılması ise yasa tanımazlıktır”;[73] eski AİHM yargıcı Rıza Türmen’in, “OHAL’de seçim yapılamaz. Zaten pek çok demokratik devletin anayasasında da OHAL döneminde seçim yapılamayacağı açık bir hüküm olarak vardır,”[74] uyarıları da “es” geçilemez ve geçilmemelidir!

Ayrıca bir şey daha: İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Kürt illerindeki toplantı ve açıklamalarına da dikkat etmek gerekiyor. Söz konusu toplantılardan en dikkat çekici olanı 12 Mayıs 2018’de Mardin’de 13 ilin (Adıyaman, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Malatya, Muş, Siirt, Ş. Urfa, Şırnak, Tunceli ve Mardin) valileri, il jandarma komutanları ve emniyet müdürlerinin katılımıyla yapılan ‘Seçim Bölge Güvenlik Toplantısı’ydı.

16 Nisan 2017 referandumu ülke tarihinin en şaibeli ve en çok tartışılan seçimlerinden biri iken Soylu bu toplantıda “Türkiye de iki seçim vardır tartışılan. 1946 ve 1982 referandumu. Bu iki seçimin dışında Türkiye’nin tartıştığı seçim yok,” diyebilmiştir![75]

 

III.3) KEYFİLİK, BASKILAR VE ÖTESİ

 

Keyfilik, baskılar ve ötesine ilişkin “Ne demeli” mi?

 

24 HAZİRAN’DAN 6 HAZİRAN’A 48 SALDIRI VE ENGELLEME[76]
Seçim kararı alındığı tarihten 6 Haziran’a dek gerçekleşen 48 engelleme ve saldırı vakası mevcutken; HDP’ye yönelik 30 müdahale veya saldırı gerçekleşmiştir. Güvenlik güçleri tarafından müdahale edilen 6 parti çalışmasında 39 kişi, partililere yönelik olarak da 101 kişi gözaltına alınmış, 8 kişi tutuklanmıştır. Sivil gruplar tarafından gerçekleştirilen 16 saldırıda 3 yurttaş yaralanmıştır. HDP yönelik 5 vakada ise zabıta, kaymakam veya diğer kamu görevlileri tarafından engelleme gerçekleşmiştir.
HDP’ye yönelik saldırılarda herhangi bir saldırganın gözaltına alınması gibi tespite ulaşılamadı.
İYİ Parti’ye yönelik 8 engelleme veya saldırının gerçekleşti. Bunların üçü sivil gruplar tarafından yapıldı ve 8 kişi gözaltına alındı. 11 kişinin de yaralandı. Partiye yönelik diğer engellemelerin biri kaymakamlık, biri güvenlik güçleri, biri zabıta ve ikisi de belediye yetkilileri tarafından gerçekleşti.
CHP’ye yönelik 5 engelleme veya saldırı gerçekleşti. Bunlardan üçü sivil gruplar, tarafından yapıldı ve sadece bir kişinin gözaltına alındı. Güvenlik güçleri CHP’nin bir etkinliğine müdahale etti.
Saadet Partisi’ne yönelik 4 engelleme veya saldırı oldu. Bunlardan biri kaymakamlık tarafından partinin stand açmasının engellenmesi, diğer ikisinin de sivil saldırılar şeklinde gerçekleşti. Siviller tarafından gerçekleştirilen bu saldırıda 7 yurttaş yaralandı.
AKP’ye ise yalnızca bir sivil saldırı gerçekleşti.

 

En iyisi somut örneklerin kesin diline müracaat etmek!

  • 24 Haziran seçimleri öncesinde Akit TV ekranlarında Prof. Dr. Maranki, seçimleri beklediklerini, eğer başarısız olurlarsa Belgrad Ormanı’na gömdüklerini çıkararak savaşacaklarını söyledi.[77]
  • Cumhurbaşkanı Erdoğan, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın aracılığı ile eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e, “Adaylıktan vazgeç!”[78]mesajı verdi.[79]
  • Erdoğan, rakiplerini istihbarata izlettiğini itiraf ederek; İnce’nin Diyarbakır mitingiyle ilgili, “Bu mitinge katılanların tamamına yakını HDP’li,” dedi.[80]
  • Van’ın Başkale ilçesinde asılan HDP flamaları zırhlı bir aracın içerisinden çıkan özel harekât polisleri tarafından söküldü. Kullandıkları zırhlı aracın üzerine çıkan polis, yol boyunca asılan HDP flamalarını tek tek indirerek çöpe attı.[81]
  • Valilik, 9 Haziran 2018’de AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 19 Mayıs Stadyumu’nda yapılacak Ankara mitingi dolayısıyla HDP’nin halk buluşması etkinliğine izin vermedi. Gerekçe olarak her iki mitingin aynı gün olmasının güvenlik sıkıntısı yaratabileceğini öne sürdü.[82]
  • Yurtdışında başlayan oy verme işlemi sırasında Kopenhag’daki Türkiye konsolosluğu önüne gelen HDP üyelerine AKP ve MHP’liler hakaret edip, saldırdı.[83]
  • Konya Kulu’da polisler, Sezai Temelli ile HDP’lilere gaz sıktı.[84]
  • HDP yöneticileri seçim çalışmaları yürüttükleri Gürpınar ilçesinde 7 Haziran 2018’de Savacık Mahallesi’nde yurttaşlara bildiri dağıttığı için polisler tarafından gözaltına alındı.[85]
  • HDP’ye polis engeli.[86]

 

45 GÜNDE 208 HDP’Lİ GÖZALTINA ALINDI, EN AZ 57 SALDIRI GERÇEKLEŞTİ[87]
28 Nisan Siirt’teki esnaf ziyareti sırasında, bir genç gerekçesiz olarak gözaltına alındı.

HDP Güngören ilçe binasındaki toplantıya yapılan baskın sonrası aralarında HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Cengiz Çiçek’in de olduğu 39 kişi gözaltına alındı.

Nusaybin programında kitlenin arasında slogan atan bir genç gözaltına alındı.

29 Nisan Şırnak ve Silopi de polis kameraları uzaktan ve yakından sürekli HDP konvoyunu takip etti. Konvoyu ve yolda zafer işareti yapan insanları kayıt altına aldı.
3 Mayıs 28 Nisan’da gözaltına alınan HDP İstanbul İl Eşbaşkanı Cengiz Çiçek ve beraberindeki 9 kişi hakkında tutuklama kararı verildi.
5 Mayıs HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin pasaportuna el konuldu, yurt dışına çıkamadı.

İstanbul genelinde yapılan ev baskınlarında HDP PM üyesi Asiye Kolçak ve HDP üye ve   yöneticileri Fatma Kaya, Canşah Çelik, Zeynep Çalıhan, Ayten Ay, Zübeyde Akdağ ve Diyar Ozgan gözaltına alındı.

6 Mayıs İstanbul Bağcılar’da yer alan İYİ Parti standı saldırıya uğradı. Saldıranların İYİ Parti’nin hemen karşısında yer alan MHP standından geldiği belirtildi. Saldırıda İYİ Parti İlçe Başkanı ve Gençlik Kolları Başkanı dahil olmak üzere 4 kişi bıçaklandı.
7 Mayıs Seçim çalışması için Bursa’da bulunan Elif Berç isimli çalışan DBP İl binası çıkışında gözaltına alındı.
8 Mayıs AKP Şırnak İl Başkanı İbrahim Halil Erkan seçim çalışmalarını üst düzey askerler ve Şırnak Valisi eşliğinde başlattı. Vali Mehmet Aktaş ziyaret ettiği köylerde AKP adına köylülere tapu sözü verdi.
11 Mayıs 5 Mayıs’ta İstanbul’da gözaltına alınan 6 HDP üye ve yöneticisinden 4’ü çıkarıldıkları mahkemece tutuklandı.
14 Mayıs Kadıköy HDP standına elinde bıçakla gelen engelli kadın, “Vatan hainleri” diyerek stanttaki kişileri rabia işareti yapmaları için tehdit etti.

Selahattin Demirtaş serbest bırakılsın diye imza kampanyası başlatan HDP’nin Kadıköy İskele’de kurulan standında halay çekmek polis tarafından yasaklandı.

Ağrı’nın Diyadin ve Mardin’in Derik ilçelerinde, polis HDP seçim bürolarına parti bayrağı asılmasına izin vermedi.

Erzurum’un Karaçoban ilçesinde yapılan ev baskınlarında HDP İlçe Eşbaşkanı Kazım Keleş ile DBP İlçe Eşbaşkanı Remziye Sönmez’in de aralarında bulunduğu 7 kişi gözaltına alındı.

16 Mayıs İstanbul’da ESP üyelerinin evlerine baskın düzenlendi. Gece yarısı düzenlenen baskında Bağcılar, Gazi ve 1 Mayıs mahallesinde bazı evler talan edildi.

Nazilli’de Dallıca Jandarma Karakolu’nda görevli bir astsubayın, HDP’nin düzenlemek istediği kahvaltı programı için anlaştığı sosyal tesis ve lokanta sahibini, “Senin için iyi olmaz” diyerek tehdit ettiği öne sürüldü.

HDP Çankaya İlçe Örgütü’nün Kuğulu Park’ta açtığı standın önüne gelen bir polis aracından yüksek sesle “Ölürüm Türkiyem” şarkısı çaldı. Aracın yanında duran polis memuru standa dönerek bozkurt işareti yaptı.

17 Mayıs Batman milletvekili aday adayı Sidar Zana Bilir evine yapılan baskında gözaltına alındı.

İzmir’de, HDP ve partinin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın cadde üzerine asılan bannerlarına saldırıda bulunuldu.

18 Mayıs HDP Mamak Seçim Bürosu’na asılı bayraklar gece saatlerinde kimliği belirsiz kişilerce indirildi.

Ankara Altındağ’da kurulan HDP standına saldıran 3 kişi standı dağıtmaya çalıştı.

 20 Mayıs Esenyurt’ta HDP’nin açtığı standa AKP’li olduğu söylenen bir grup saldırdı. Arbedenin ardından 9 HDP’li gözaltına alındı.
21 Mayıs İstanbul Bakırköy’de 4 kişi HDP seçim standına saldırdı.
22 Mayıs HDP’nin Ankara Konur Sokak’taki seçim standına sırtlarında Türk bayrakları olan 10-15   kişilik bir grup sözlü saldırıda bulundu.
23 Mayıs Diyarbakır Bağlar Hatboyu HDP Seçim Bürosunun açılışında 3 kişi gözaltına alındı. 3 kişiden ikisi slogan attığı gerekçesiyle gözaltına alınırken, üçüncü kişi etkinliğin davulcusuydu. Davulcu hem gözaltına alındı hem de davulunun tokmağına el konuldu.

HDP Mamak ilçe binasını gündüz saatlerinde basan 3 kişilik bir grup, bir partiliyi yaraladı.

24 Mayıs Aksaray Valiliği tarafından düzenlenen seçim güvenliği toplantısına katılan HDP Aksaray İl Eşbaşkanı Muhittin Yılmaz, kendi partilerine dönük saldırılara ilişkin Aksaray Valisine bilgi verirken, Aksaray Güvenlik Şube Müdür Yardımcısının sözlü saldırısına uğradı. Şube Müdür Yardımcısı, “Ben tarafım. Siz Abdullah Öcalan ile aranıza mesafe koymadığınız sürece HDP tabelasını size astırmam” diye bağırdı.

Mardin Kızıltepe HDP Kadın Seçim Bürosu önündeki bayraklar polisin talimatıyla, “Yolu kapatacak tarzda asılamaz” bahanesiyle söküldü.

HDP Ankara Hüseyingazi seçim bürosuna asılan bayraklar, gece saatlerinde kimliği belirsiz kişilerce indirildi, parçalandı.

25 Mayıs Şırnak’ın Silopi ilçesine bağlı Cumhuriyet mahallesinde, HDP’nin seçim bürosu önüne astığı parti bayrakları söküldü. Bayrakların, akşam saatlerinde büronun önünde devriye gezen jandarma ekipleri tarafından söküldüğü öğrenildi.
26 Mayıs Ankara Konya yolu civarında gece saatlerinde bayraklama çalışması yapan Saadet Partililere saldırı düzenlendi. Saldırıda 15 kişi darp edildi. Darp edilenlerden 7’si yaralandı. Ankara Milletvekili adayı Mehmet Fethi Öztürk de yaralananlar arasında yer aldı. Saldırganların MHP’li bir grup olduğu, saldırganların başında MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Mevlüt Karakaya olduğu iddia edildi.

İstanbul Sancaktepe Akpınar mahallesindeki HDP seçim bürosu açılışında sivil polisler açılışta şarkı söyleyen sanatçıyı engelleyerek “bu şarkı içinde Kürdistan geçiyor yasak okuyamazsın” dedi.

HDP’nin İstanbul Esenler’de seçim bürosu açılışında konuşmalar için kullanılacak olan otobüsün büronun bulunduğu alana girişine izin verilmedi.

27 Mayıs İzmir’de AKP ve MHP’li bir grup, CHP mitingi sırasında yurttaşlara saldırdı.
28 Mayıs Hatay Antakya Doğanköy mahallesinde HDP’nin 2’nci sıra adayı Hülya Kavuk’un da aralarında olduğu gruba motorlu ve silahlı bir grup saldırdı. Jandarmanın çağrılması ve Doğanköy’e gelmesi üzerine saldırgan grup ayrıldı. HDP’nin seçim araçları zarar gördü.

Antalya’da kurulan HDP standında halay çekilmesi polis tarafından engellendi. Polis HDP’lilere, “halay çekerseniz standı kaldırırız” dedi.

Erzurum’da seçim çalışmaları yapan HDP’lilerin büro açmaları şarta bağlandı. HDP’nin milletvekili adayı Mehmet Kasım Fırat, “Emniyet bize, ‘sağda durmayın, sola geçmeyin, kimse balkonlara çıkmasın, mikrofon kullanmayın’ diyor” dedi.

HDP’nin Van’da stant kurmak istediği Dabbaoğlu Parkı’nın yanında bulanan boş alan polisler tarafından kapatıldı. Standın kurulduğu alanın çevresini demir bariyerlerle kapatan polis, “Valilik emriyle oraya çevik kuvvet ekipleri yerleşecek” diyerek standın açılmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Hatay Valiliği, seçim güvenliğiyle ilgili yapılan toplantıya HDP’yi çağırmadı.

 29 Mayıs Nazilli’de seçim çalışması yapan, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın da içinde bulunduğu konvoyun öncü aracına saldırı oldu. Araçtakiler darbedildi.

Sezai Temelli’nin katıldığı Ankara Batıkent’teki halk buluşması sona erdikten sonra sivil bir grup, alanda kalan seçmenlere saldırdı.

Van Valisi Murat Zorluoğlu, muhtarlar için düzenlediği iftar yemeğinde AKP lehine seçim propagandası yaptı.

30 Mayıs Manisa Karaağaç’ta HDP seçim bürosuna saldırıldı. Büronun camları kırıldı, afişler parçalandı, bayraklar indirildi.

HDP Ankara Keçiören Atapark’taki seçim bürosu sabaha karşı kimliği belirlenemeyen kişilerin saldırısına uğradı. Camlar kırıldı, afişler parçalandı. Duvarlara AKP yazıldı, 3 hilal çizildi.

Diyarbakır’ın merkez Bağlar ilçesinde HDP’nin seçim çalışmasını yürüten partililerin evlerine sabah saatlerinde polisler tarafında baskın yapıldı. Yapılan baskında aralarında DBP Bağlar İlçe Eşbaşkanı Hasret Akay’ın da bulunduğu 13 kişi gözaltına alındı.

Ankara Konur Sokak’taki HDP standına 10 – 15 kişilik bir grup saldırdı, arbedenin ardından grup sokaktan ayrıldı.

Aksaray HDP seçim bürosuna saldırı gerçekleşti.

Kayseri’de HDP seçim bürosuna gelen bir grup binada HDP’nin Cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın fotoğrafı bulunduğu için büro içindekileri tehdit etti.

31 Mayıs HDP’nin İstanbul Çeliktepe’deki seçim standına yapılan saldırı sonrası 3 HDP’li gözaltına alındı.

Mardin’in Artuklu ilçesindeki ev baskınlarında HDP İlçe Eşbaşkanı Hamide Coltu ile birlikte 4 kişi gözaltına alındı.

Antalya’daki seçim çalışmaları kapsamında Elmalı Abdal Musa Türbesini ziyaret eden HDP milletvekili adaylarına sözlü saldırı gerçekleşti. 7-8 kişilik bir grup adaylara fiziki olarak da saldırmaya çalıştı.

1 Haziran Ankara HDP il yöneticisi Zeyno Bayramoğlu’nun da aralarında olduğu 11 HDP’li sabah saatlerinde evleri basılarak gözaltına alındı.

Kilis’de HDP seçim aracına saldırı gerçekleştirdi.

2 Haziran Erzurum’un Karayazı ilçesinde DBP İl Eşbaşkanı Başkanı Muhsin Kırmacı’nın da aralarında bulunduğu 21 partili gözaltına alındı.

Iğdır’da, HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın konuşma yaptığı halk buluşmasından sonra buluşmaya katılan, aralarında 12 yaşında bir çocuğun da bulunduğu 15 kişi slogan attıkları, fotoğraf taşıdıkları gerekçeleriyle gözaltına alındı.

Ankara Keçiören Esertepe’de polis ekiplerinin de gördüğü bir alanda HDP’nin seçim aracına saldırı oldu. Aracın tüm camları kırıldı. Saldırıyı kayda alan Oktay İnce gözaltına alındı.

İzmir’in Gaziemir ilçesine bağlı Dokuz Eylül Mahallesi semt pazarında AKP seçim aracını yol ortasına park eden AKP’liler, aracın arkasında oluşan araç trafiğine aldırış etmeden çalışmalarını yürütmek istedi.

Bursa’da, Emirsultan meydanındaki İYİ Parti standına MHP’liler saldırdı. Çıkan kavgada 6 kişi yaralandı.

3 Haziran Ardahan’ın Hoçvan Bölgesi’nde valinin köylülere, “AKP’ye oy yoksa hizmet de yok” dediği ileri sürüldü.

HDP Manisa adayı Sırrı Sakık’ı karşılayan konvoy, şehir merkezine girdiği sırada ırkçı gruplar tarafından saldırıya uğradı. Saldırıda; 2 kişi hafif yaralandı.

Antalya’da bir grup, HDP standına taş ve sopalarla saldırdı. Saldırıda anons aracı tahrip olurken bir HDP’li de ayağından hafif yaralandı.

CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce’nin Kars’ta gerçekleştireceği mitingin duyurusunu yapan afiş ve pankartlar söküldü.

Urfa Ceylanpınar Belediyesi’nin AKP’li belediye başkanı, partilerine oy vermedikleri taktirde kadrolu işçilerini işten atmakla tehdit ettiği ileri sürüldü.

Kırşehir’de seçim çalışmaları sırasında broşür dağıtan CHP Kırşehir Kadın Kolları Başkanı Necla Yenidünya bir kişinin saldırısına uğradı.

5 HAZİRAN Bolu’da HDP İl binasına bayrak asıldıktan sonra, polis eşliğinde ellerinde AKP bayraklarıyla binaya yürüyenler, HDP bayraklarını indirdikten sonra yaktı. Gece saatlerinde gerçekleşen saldırıda binanın içinde Bolu HDP İl Eşbaşkanı dahil 30’a yakın partili bulunuyordu.

Gündüz saatlerinde Bolu’da tekrar saldırı oldu. Sokakta çalışma yapan HDP milletvekili adayları darbedildi.

İstanbul Gazi mahallesinden “Duvara ketıl resmi çizdi” diye gözaltına alınan Sadettin Köse ve Birol Tutuş adlı iki genç çıkarıldıkları mahkeme tarafından “örgüt propagandası yapmak” iddiasıyla tutuklandı.

Bursa Karacabey’deki HDP standına kalabalık bir grup saldırdı.

HDP’nin Ceylanpınar’daki halk buluşması öncesi ilçeye gelen tüm araçlar arandı. Seçim otobüsü zırhlı araçlarca takip edildi. Etkinliğe katılan, HDP araçlarına selam veren herkesi kameralarla kayıt altına aldılar. HDP Eş Genel Başkanı konuşma yaparken çevik kuvvetler, uzun namlulu silahlar, TOMA’larla yakında beklediler. Polis HDP’nin programını yapmasına izin vermedi. Görüşmeler sonucunda HDP’nin sadece 15 dakikalık bir program yapmasına izin verildi. Eşarbında yeşil sarı kırmızı işlemeler olan bir kadının da aralarında bulunduğu 2 kişi gözaltına alındı.

6 HAZİRAN İhraç edilen KESK üyelerinin her hafta yaptığı eyleme polis saldırısı oldu. Aralarında HDP’nin kendisi de KESK’ten ihraç edilmiş olan milletvekili adayı Sema Uçar’ın da bulunduğu 3 kişi gözaltına alındı.

Van’ın Başkale ilçesinde asılan HDP flamaları zırhlı bir aracın içerisinden çıkan özel harekât polisleri tarafından söküldü.

Cizre’deki sandıklarda görevlendirilen KESK’liler İlçe Seçim Kurulu tarafından aranarak   görevlerini iade etmeleri istendi.

Bursa’da, 13 yaşındaki bir çocuk, evinin duvarına “HDP” ve “Selo” yazdığı gerekçesiyle   gözaltına alındı.

7 HAZİRAN HDP Bolu İl binası 3 kişi tarafından ateşe verilmek istendi.

Antalya’da ev baskınlarında 5 öğrenci gözaltına alındı.

HDP Ankara Gençlik Meclisi’nin Güvenpark’ta açtığı seçim çadırına polis gün içerisinde “Kalabalık durmayın yoksa gözaltı yaparız” diye uyarıda bulundu. Buna karşı çıkan HDP’liler polisin ablukasına alındı. HDP’liler polis tarafından darp edilirken HDP Ankara Milletvekili adayı Emine Kaya’ya yumruk attı.

İstanbul Bağcılar’da sandık kurulları için okullardan ilçe seçim kuruluna gönderilen listeden Eğitim Sen’li öğretmenlerin isimleri çizildi. 113 birimde yüzlerce sandık başkanının tamamı hükümete yakınlığıyla bilinen Eğitim Bir-Sen’li öğretmenlerden oluştu.

8 HAZİRAN Elazığ’da HDP mitingine katılan, aralarında Arıcak ve Kovancılar ilçe eş başkanlarının da bulunduğu 29 kişi gözaltına alındı.

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin Konya’nın Kulu ilçesindeki konuşması polislerce engellenmek istedi. Polis, yurttaşların kalabalık olması sebebiyle ilçe binası önünde bulunan yolun trafiğe kapanmasına izin vermeyerek, yurttaşları kaldırama çıkmaya zorladı. Yurttaşlar polise tepki gösterirken, kitleye biber gazı sıkıldı.

Erzurum’da aralarında HDP’nin sandık görevlilerinin de bulunduğu 21 kişi gözaltına alındı.

İstanbul Kadıköy’de “Karneler sizin gelecek bizim” pankartıyla karne eylemi yapan lise öğrencilerine polis saldırdı, yaşları 15 ila 20 arasında değişen 30 öğrenci darp edilerek ters kelepçeyle gözaltına alındı. Lise öğrencilerinin karne eylemine katılan engelli HDP Milletvekili Adayı Musa Piroğlu’da polis tarafından darbedildi.

10 HAZİRAN HDP İzmir’in Buca ilçesi Göksu mahallesinde bulunan seçim bürosuna kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce saldırı yapıldı.

Ankara Karapürçek’te Kürt inşaat işçilerine saldırı oldu, 2 işçi yaralandı.

Kayseri’de bir kamyon şoförü trafikte bilerek aracını HDP seçim aracına çarptı. Araçta hasar meydana geldi. Seçim aracına çarpan kamyon şoförü olay yerinden kaçtıktan sonra yakalandı, hakkında şikâyetçi olundu.

 

  • Güvenpark’taki seçim standına saldıran polis, HDP Ankara Milletvekili adayı Emine Kaya’ya yumruk attı.[88]
  • HDP Bolu İl Başkanlığı binasının kapısı 5 Haziran 2018 gecesi yanıcı madde dökülerek yakılmak istendi. 3 günde 3. kez saldırıya uğradıklarını ifade eden İl Başkanı İbrahim Yolci, “Bu olaylar AKP ve MHP’nin teşvikiyle yapıldı.. Vali ve Vali yardımcıları art niyetli. Bayrak, flama asmamızı istemiyorlar. Her partiye serbest size gelince hukuku dinlemiyorlar. Bu geceyi nasıl geçireceğimizi bilmiyoruz,” dedi.[89]
  • Gazi Mahallesi’nde oturan 18 yaşındaki Birol T. ve 19 yaşındaki lise öğrenicisi Saadettin K. 4 Haziran 2018’de mahallelerindeki bir duvara, “Ketıldan gelen 1 mesaj vardır. HDP” yazıp, kettle resmi çizdikleri sırada polis tarafından gözaltına alındı.[90]
  • HDP’nin seçim çalışmalarına başladığı 28 Nisan’dan 3 Haziran tarihine kadar yaklaşık 35 günlük dönem içerisinde kampanya yürüten parti yöneticisi ve görevlilerin çoğunlukta olduğu 136 kişi gözaltına alındı, 14 kişi de tutuklandı. Başta büyük kentler olmak üzere, kurulan stantlar ve açılan bürolar da saldırılardan nasibini aldı. Ankara’da seçim büroları, halk buluşmaları ve seçim stantlarına 3 Haziran’a kadar 10 kere, İstanbul’da seçim büroları ve stantlarına 6 kere, İzmir’de seçim çalışmalarına 2 kere, Antalya’da seçim çalışmalarına 2 kere, Hatay’da ve Edirne’de 1’er defa saldırı düzenlendi. Ayrıca Temelli’nin 28 Nisan’da Siirt’i ziyaretinde oluşturulan konvoya katılan araçların tamamına ceza kesildi. Selahattin Demirtaş’ın serbest bırakılması talebiyle başlatılan imza kampanyası için Kadıköy’de kurulan stantta partililerin halay çekmesinin polis tarafından yasaklandı.[91]
  • MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, siyasetçileri ve gazetecileri kapsayan af çağrılarına tepki olarak, “ülkü ve ülke sevdalısı, davalarının gözü kara yiğitleri” olarak nitelendirdiği organize suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı,[92]HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’ye küfre varan ağır hakaretler ve tehditlerde bulunup, “Devlet Bahçeli’yi ağzına alacak adam mısın? Bak beni dinle, ben bu ülkede çok adam bayılttım seni de bayıltırım. Senin gibi ulusal basında teröristlere hizmet edenlere buradan sesleniyorum, vatana ihanet eden Can Dündar gibi bayılmak mı istiyorlar? Devlet Bahçeli’ye bir kelime konuşursan seni bayıltırım ve bu Türkiye’nin her yerinde yurtdışına gittiğin zamanda seni mutlaka üç, beş kişi karşılar… Evet kriminal suçluyum ama vatan haini değilim” diyen Çakıcı, HDP’nin cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın da adını anıp, talimat vermesi hâlinde cezaevinde koridora dahi çıkamayacağını öne sürdü.[93]
  • Ş.Urfa’nın Ceylanpınar İlçesi’nin AKP’li Belediye Başkanı Menderes Atilla, işçileri, “Eğer oy vermezlerse onları kadrodan çıkarıp, eskisi gibi işsiz yapmak benim namus borcumdur,” sözleriyle tehdit etti.[94]
  • Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alaattin Duran, Muharrem İnce Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni ziyaret ettiği için YÖK’ün talimatıyla rektörlük tarafından görevden aldı.[95]
  • 24 Haziran seçimlerine 18 gün kala yandaş basının imzasız olarak “İnce’nin Barbarları” başlığı ile yayınladığı, Muharrem İnce’nin afişlerini asan partililerin bir kadına saldırdığı iddialarının “yalan” olduğu ortaya çıktı.[96]
  • İYİ Parti Genel Merkezi önündeki polis koruması, partinin kuruluşundan sonra çekildi. İYİ Parti tekrar koruma verilmesi için başvuru yaptı, valilikten aylardır cevap bekleniyor. İYİ Parti’li Aytun Çıray, partisinin farklı kentlerde saldırıya uğradığını belirterek “Bunlar kraldan çok kralcılar. Devletin valisi olmayanlar bedelini öder,” dedi.[97] 

 

IV. AYRIM: BURJUVA “MUHALEFETİ”

 

24 Haziran öncesinde, kimilerin heyecanlandıran burjuva “muhalefeti”nin bir yanı Sivas’ta Madımak ateşine, öte yanda da Kürt illerindeki faili (belli) “meçhul”lere dayanırken; demokrat olmak,” o kadar kolay ve mesnetsiz değildir.

Siz bakmayın; “SP önemli bir siyasi kimlik kazandı Saadet Partisi Karamollaoğlu ile bir parti kimliği kazandı… SP her durumda Meclis’te temsil edilecek ve resmen bir seçenek olarak siyasi bir kimlik kazanacak. Seçmen bunu görüyor ve istiyor olacak,”[98] diyerek üst perdeden ahkâm kesmeye kalkışıp; ardından da, “Muharrem İnce, pozitif mesaj, iyimserlik, umut önemli ilgi doğuruyor,”[99] diye ekleyen Orhan Bursalı’ya!

Onlar tarihsel bellekten yoksun; olmasını istediklerini (halisünasyonlarını) gerçekmiş gibi sunan ve “Dün dündür, bugün de bugün” diyen eyyamcılardır.

Hatırlayın burjuva “muhalefet”, Erdoğan’a karşı, Erdoğan’ın eski dava arkadaşının arkasında birleşmeye kalktı. Olmadı olmasına da; onlar için her şeyin sorumlusu Erdoğan’dır. Ondan kurtulmak için ne taviz varsa verilmelidir.

Oysa böylesi bir tarz-ı siyasetten malûl “muhalefet”in, karşı çıktığı şeyi, “süper kahraman” düzeyine yükselttiği, Erdoğan’ın gücüne güç kattığı aşikârdır. Bunların böyle olmasında liberal yalanlara da sarılmış[100] aymazlık yanında, ABD ve AB’nin konuya müdahalesini de anımsamamak mümkün değildir!

Bu eyyamcılar tayfası için dün Ekmeleddin İhsanoğlu, bugün Abdullah Gül. Yarın da kim olursa olsun? Onlar için mesele AKP tabanından oy kapmak, böylelikle de Erdoğan’ı devirmektir.

Bunun içinde sağcılardan daha sağcı olmanın hiçbir “sakıncası” yoktur. Bu plan, hep “O her şeydir, o giderse hepsi gider” saplantısının ürünüdür.

Oysa, nasıl “faşizmden söz etmek isteyenlerin, kapitalizmden de söz etmeleri gerekiyorsa”, Erdoğan’dan kurtulmak isteyenlerin de siyasal İslâmdan, diğer bir deyişle özgün bir toplumsal hareketten, onun liderliğini yapan bir tabakanın iktidarından, bu iktidarın inşa ettiği “tarihsel blok”un ekonomi politiğinden söz etmeleri gerekiyor.[101]

Çünkü Siyasal İslâmın partisi AKP, “bir pasif devrim” süreci içinde devleti ve toplumu dönüştürürken yalnızca liberal entelijansiyanın desteğinden yararlanmadı. Ana muhalefet partisi CHP’nin, kritik dönemeçlerde benimsediği taktikler “pasif devrim” sürecinin ilerlemesini kolaylaştırdı.

Anımsayalım: Mustafa Sarıgül, Ekmeleddin İhsanoğlu, dokunulmazlıkların kalkması, Gezi Olayındaki kararsızlık, Haziran Seçimleri’nin arkasından başlayan koalisyon kurma çabaları sürecindeki teslimiyet, kasım seçimlerine giden süreçte yaşanan anormallikleri sorgulamaktaki isteksizlik, 15 Temmuz’dan sonra Yenikapı mitingi, OHAL karşısında teslimiyet, referanduma gidiş koşullarını, sonuçlarının çalınmasını kabullenmedeki kolaylık, HDP liderliğinin tutuklanması karşısında suskunluk…[102]

Bu noktada[103] Mustafa Kemal Coşkun’un şu tespitini paylaşmamak mümkün mü?

“Seçimler yaklaşmışken burjuva sınıfının farklı fraksiyonlarının savunucusu partilerin adına ‘cumhur’ (halk) ve ‘demokrasi’ dedikleri ittifakları yaparken; anlaşılan o ki, bu ittifakların hiçbirinden liberal bir demokrasi bile çıkmayacaktır”![104]

Sakın ola kimse, Meral Akşener’in, HDP’nin tutuklu Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’ın seçim kampanyasını diğer adaylarla eşit koşullarda yapmasını arzu ettiğini belirtmesinden;[105] “demokrat”lık çıkarmaya kalkışmasın. Demokrasi, burjuva demokrasisi bile o kadar ucuz değildir. Olmamalıdır da!

Tıpkı seçim faaliyetlerinde “demokratlığı” kimseye kaptırmayan Muharrem İnce gibi!

Ergin Yıldızoğlu’nun, “CHP bu kez, ortaya, ‘yapışkan statüko’ dışına taşan bir cumhurbaşkanı adayı koydu. Muharrem İnce, öncelikle CHP tabanının Laik Cumhuriyetçi duyarlıklarına hitap ediyor; ‘Hayır’ oylarını konsolide etmeyi amaçlayan bir hat izleyecek gibi görünüyor. Ancak, İnce’nin burada durmak istemediği, kapsayıcı olmayı arzuladığı da anlaşılıyor. İnce, kampanya boyunca kendisine yönelecek simgesel şiddete, fazlasıyla cevap vermeye kararlı olduğunu da hemen gösterdi. Bu duruş, güçlü bir iradenin varlığına işaret ediyor.”[106] “Çok uzun zamandır ilk kez muhalefetin, İnce gibi mücadeleci, kapsayıcı olmaya niyetli, demokratik eğilimleri güçlü, dolayısıyla ‘yapışkan statükonun’ dışına taşabilen bir adayı var,”[107] saptamasına katılmak mümkün değildir!

“Nasıl” mı?

‘The Economist’de, “Güneydoğu’da Kürt seçmenler nezdinde mesafe kaydedebilecek laik bir politikacı varsa, o da ‘içten tavırlı’ diye tanımladığı İnce…Nusaybin’de konuşan HDP yetkilisi Ferhat Kut da ‘Burada insanlar, Erdoğan ve İnce arasında, İnce’ye daha yakın hissediyor,”[108] notu düşülen Muharrem İnce’yi “ehven-i şer” bulabilirsiniz; böyle hissediyorsanız, lütfen, adını dağa taşa yazan solcuları iktidara gelir gelmez “sırtımızdaki keneler” ilan eden “Umudumuz Ecevit”i hatırlayın. Tarihin tekerrür etmemesi, ancak ondan ders çıkartmakla mümkündür!

Geçerken konuyla ilgili bir hatırlatma daha: Muharrem İnce “iyi”, “güzel” konuşuyor da, hep aynı şeyleri söylüyor. Örneğin iş güvencesinden, işçi sağlığından, işçi cinayetlerinden, kamusal eğitimden, kamusal sağlıktan, barınma hakkından, sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve grev hakkından hiç söz etmiyor. Neden ki?” Bilim, teknoloji, ilerleme, üretim” odaklı dili, Kürtlere, “anadillerini öğrenmek”ten ötesini vaad etmeyen ufku, bırakın bir devrimciyi, bir burjuva reformist için dahi fazla “ılımlı” ve zamanın neoliberal ruhuyla fazla uyumlu…

 

V. AYRIM: AKP CENAHI

 

Seçimleri bir “rüşvet dağıtımı” kampanyası olarak yürütmeye alışmış AKP cenahına gelince; Başbakan Binali Yıldırım’ın açıkladığı seçim paketinin verdiği ilk mesaj, AKP’nin 24 Haziran seçimleri konusunda endişeli olduğudur…

Açıklanan ekonomik vaatler, vatandaşın derdine kalıcı çare olma kaygısıyla değil, Saray iktidarı için oy devşirmek kaygısıyla ortaya konulmuş maddelerden ibaretken; “Erdoğan ve Yıldırım’ın günlük harcaması 6 milyon TL”[109] civarındadır.

Bu böyle olunca AKP Hükümeti’nin yandaşlara dağıttığı ve seçim için savurduğu paralar merkezi bütçeyi sarsarken, Erdoğan ile Yıldırım’ın örtülü ödenek harcamaları 2018 yılının ilk dört ayında 747.2 milyon liraya ulaşarak, 1.1 milyarlık Başbakanlık bütçesini zorlamaya başladı.[110]

Başbakan Yıldırım, emekliden esnafa, çiftçiden üniversite öğrencisine dek milyonlarca “seçmen”in cüzdanına doğrudan etki eden paketin, bütçeye maliyetinin 24 milyar TL olduğunu söyledi. Ne var ki, paketin af, yapılandırma, indirim, borç silme, aylık artışı gibi birbirinden farklı unsurlarını toplu olarak dikkate aldığımızda, bu rakam gerçek durumu yansıtmıyor.

Upuzun liste bir yanda dursun. Sadece “Emeklilere her yıl Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı öncesi olmak üzere biner TL ikramiye” vaadi bile bizi paketin açıklanan toplam maliyetine epeyce yaklaştırıyor.

Şöyle: Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, Türkiye’de emekli aylığı alan kişi sayısı: 11 milyon 473 bin 735. (Dağılım ise şöyle: SSK: 7 milyon 70 bin 162, Bağ-Kur 2 milyon 430 bin 880, memur: 1 milyon 972 bin 693)

Toplam 11 milyon 473 bin 735 kişiye biner TL ikramiye verilmesi, 11 milyar 473 milyon 735 bin TL’dir. Bu ikramiyeyi iki bayram ödediğinizde bütçeye 22.9 milyar TL olarak yansır.

Yani Başbakan Yıldırım’ın 24 milyar TL açıklamasını veri aldığınızda, emekliye iki bayramda biner TL verildiğinde, geriye 1.1 milyar TL kalıyor.

Kalan bu tutara üstelik paketin diğer bütün unsurlarının sığması gerekiyor. Sayın Başbakan, stok affı, ceza yapılandırması, emekli borcu, sağlık imkânı, gençlere prim desteğini “maliyet” saymıyorsa bir diyecek yok. Ama bu paket kapsamında devletin vazgeçtiği cezalar, vergi ve prim alacaklarının en az 20 milyar TL’ye ulaşacağı konuşuluyor. Bu durumda paketin, mali sisteme yansıyacak toplam büyüklüğünün en az 40 milyar TL civarında olması bekleniyor.

Maliye Bakanı Naci Ağbal, 2017 yıl sonunda Meclis’teki bir yasa görüşmeleri sırasında bir daha vergi affı olmayacağını söylemiş, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de CHP’nin seçim dönemi emekliye ikramiye vaadine “Kaynağını göstersinler CHP’ye oy veririm” demişti.[111]

Artık rıza üretmekte zorlanan, kişiselliğe dayanan, ortak akıldan yoksun AKP’nin kliyantalist politikalarla kesenin ağzını açıp; manipülasyon ve baskıyı yoğunlaştırmaktan başka açarı kalmamış gibidir.

Erzurum mitinginde, “Biz bugüne kadar hiçbir zaman ne aldatan olduk ne aldanan olduk”;[112] Diyarbakır’daki mitingde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, ret ve inkâr politikasına kendilerinin son verdiği vurgusuyla, “Kürt yoktur demiyoruz, Kürtlerin bizzat kendileri sorun gören anlayışa nazire olarak Kürt sorunu yoktur diyoruz”;[113] sözleriyle daha önce dedikleriyle çelişmesi…[114]

Ya da daha önce “Laiklik Anayasa’da olmamalıdır” diyen AKP’li Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın, 24 Haziran seçimlerinin öncesinde, “Cumhuriyetçiyim, Cumhuriyetin temel ilkelerinden yanayım,”[115] açıklamasında bulunması…

Veya AKP’nin seçim beyannamesinde, OHAL’in sürdürüleceği kaydedilirken, ülkenin AKP döneminde oluşmuş ya da katmerlenmiş birçok sorununun çözüleceği iddia edilmesi[116] gibi!

AKP’nin kimyası bozuldu bozulmasına ama bu bir “son” falan da değildir…

 

VI. AYRIM: ADAYLAR, LİSTELER, İTTİFAKLAR

 

24 Haziran’ın adaylar, listeler, ittifaklar meselesi girift, anlaşılması mümkün olmayan bir sağcılık ve anti-demokratik merkezi müdahaleden malûldür.

Bu konuda Selahattin Demirtaş, muhalefetin aday belirleme ve ittifak politikaları için amaç, ilke, aday belirleme sürecini eleştirdi, tam demokrasi hedefleyenlerin pratiğine de bu anlamı katması gerektiğinin altını çizdi.

Ayrıca muhalefet bloğunun seçimin önemini bilerek hareket ettiğini ancak demokrasi mücadelesinin pratikte de verilmesi gerektiğini belirtip, manipülatif müdahalelere kapalı tutmak amacıyla gizli yürütülen görüşmelerin halkın katılımına da kapı kapadığını, hangi amaç ve ilkelerin belirlendiğinin halka anlatılamadığını ifade etti.[117]

Bu(nlar) yerinde bir uyarıydı; ancak, benzer eleştiriler HDP için de geçerli değil miydi?

Örneğin, “HDP yönetiminin, adayları antidemokratik bir tutumla belirlediği”ne[118] dikkat çeken İsmail Beşikçi ile şunları diyen Bülent Tekin haksız mı?

“Yaşananlara bakınca parti içi siyaset açısından en antidemokratik siyasi parti HDP’dir. Bu benim kanaatimdir. MHP dahil tüm siyasi partilerin ağızlarından düşürmediği ‘parti içi demokrasi’ en fazla HDP’de yoktur. 24 Haziran seçimlerinde belirlediği adaylar daha önce adeta kararlaştırılmıştır. Burada en büyük maharet, parti yöneticilerinin aday seçilme sonuçlarının, bu işi yapan komisyon tarafından belirlendiğini, seçmenine diğer seçimlerde olduğu gibi, bu seçimde de inandırma becerisidir.”[119]

Bugün tek adam rejimi diyor ya HDP, işte eğer böyle bir rejim varsa bunun sorumlusu sadece iktidar partisi değildir, en büyük sorumlu HDP ve diğer siyasi partilerdir…

Bu dönemde HDP tıpkı diğer partiler gibi milletvekili olmak istiyor ve bu makamlara daha önceden kararlaştırdığı kişileri getirmek istiyor. Önceden aday yapılacakların dışındaki aday adayı başvuruların hiçbir belirleyici yönü yoktur. Boş başvurulardır, adeta sadece başvuru yapanlar olarak vardırlar. Acaba illerde toplanan başvuru dosyaları Ankara’da komisyon önüne gitmiş midir?..

Adaylar adeta bir HDP yöneticileri ve şöhretler (!) karmasından oluşuyor…

HDP bileşeni olarak rol alan Devrimci İslâm Komitesi için de birkaç söz söylemek gerekir: Bu komitede bulunanlar ya da İslâmi hassasiyeti bulunanlar HDP misyonunda milletvekili oldular ya da olmak için aday gösteriliyorlar. İslâm’ı siyasete alet etmenin daniskasını yapmaktalar. AKP’de ya da Saadet Partisi’nde bulunan din adamlarını siyasete alet ediyorlar şeklinde suçlayanların bu suçlamayı kendileri için yapmamaları ne kadar doğrudur?”[120]

Elbette bu saptamalardan, “Parlamento mücadelesi her şey değil, bir şeydir. Esas kazanımlarımızı sokakta elde ederiz. Ben sokağı önemseyen bir vekil olmayı tercih ederim,” vurgusuyla, “Tek adam diktatörlüğüne karşı bir taraf belirtmeyi doğru buldum. Neticede insanların evlerinin duvarına ‘Kurdun dişine kan değdi’ yazanlara karşı bir tepki vermek gerekiyordu… Seçildiğim takdirde geleneksel anlamda deri koltuklarda oturup kürsülerde konuşan değil, grevden greve direnişten direnişe koşan halkın sorunlarıyla iç içe olan bir pratiğin içinde olacağım,”[121] deyip; seçilmesi hâlinde yapacağı ilk şeyin “Sokaktaki duruşunu Meclis’teki duruşuyla birleştirmek” olduğunu ve “Adaylığım milletvekili koltuğuna değil, Demirtaş’ın hücre arkadaşlığınadır,”[122] diye konuşan Veli Saçılık ile benzerlerini muaf tutuyoruz.

Ancak bunların yanında HDP’nin İzmir milletvekili adayı ilahiyatçı Nurettin Turgay, “İslâm âleminin can simidi farklılıkların bir arada yaşama modelidir. Bu mücadele İslâm’a Kur’an’a eşit düştüğü için buradayım,”[123] zırvasını hatırlatmadan geçmiyoruz, geçemiyoruz! Ne de olsa İslam simsarlarından fazlasıyla çektik!

Bu noktada müthiş bir sağcılık örneği olan CHP milletvekili listelerinin üstünü çizdiğim(iz) gibi, HDP milletvekili listelerindeki adayların tümünün (geçmişteki Altan Tan, Dengir Mir Mehmet Fırat vd’leri gibi!) bizim vekilimiz olmadığını; Mahmut Konuk gibi bağımsız adayların da desteği ve saygıyı sonuna kadar hak ettiğini ifade etmeliyiz![124]

Tamda da burada liberal Aydın Engin’in, söz konusu gerçekleri ört bas etmek için “Gevezelik” diyerek kesip atma çabası da, şu “izahatlar”ı da nafiledir:

“Listeleri beğenmeyenler, listelerdeki sıralamayı beğenmeyenler, listelerde yer alan kimilerini beğenmeyenler, listelerde kimilerinin yer almamasını beğenmeyenler yağıp gürlediler.

Kimileri CHP listesini didikliyorlardı. ‘Faşist İttihat Terakki geleneğine döndü’ diyenlerle biraz daha insaflı davranıp ‘Sağa kayıp sağdan oy alacağını sanan aymazlar’la yetinenler yarışıyordu. Kim ağır bastı çıkaramadım. Ama anladığım zaten CHP’ye oy vermeye niyeti olmayanlar -sanırım içlerini serinletmek için-CHP’ye yükleniyorlardı. (..Ancak listeler, listelerdeki sıralamalar vereceğim tek oyu hiç ama hiç etkilemedi).

Klavye silahşörlerinin yazıp çizdiklerinden HDP de nasibini en az CHP kadar aldı. ‘Kürt milliyetçiliği ağır bastı’dan başlayıp, ‘Listeler Kandil’den geldi, sonuç da bu oldu’ bilgiçliğine savrulanlar da vardı, ‘Kerameti kendinden menkul, üye sayısı bir elin parmaklarından ibaret solcu partiler listede baş köşelere yerleşti’ deyip ‘HDP kendini inkâr etti’ye varanlar da… Bundan ötesi bence gevezelik…”[125]

 

VI.1) İTTİFAKLAR (MI)?

 

“Ona aldırma, buna boş ver,” liberal söylem ve illüzyonlarının tesir ve tehdidi altındaki seçim faaliyetleri tarz-ı siyasetinin 24 Haziran’daki ilk icraatı “Kurtarıcı Abdullah Gül” çığırtkanlığıydı; buna kapılanlar çok oldu; mesela Ufuk Uras gibi…

Niye inkâr edelim? Kameralar karşısına bizzat geçip “Aday olmayacağım” diyene kadar, “Abdullah Gül” formülüyle yatılıp kalkıldı.

Gül ile Erdoğan arasındaki soğukluğun ortaya çıktığı günden itibaren “Acaba Gül, Erdoğan’ın karşısına çıksa ne olur?” diye papatya falları açıldı.

O günlerde Gül’e bel bağlamanın bir sefalet olduğuna aldıran olmadı.

Tıpkı -yukarıda ifade ettiğim(iz) üzere şimdi de Muharrem İnce’ye alkışlar düzen!- Orhan Bursalı gibi: “Muhalefet bloğunda şöyle bir inanış var: ‘RTE’yi Gül’e tercih ederim, çünkü RTE gizli değil açık seçiktir; Gül ise sinsidir, kendisini saklar.’ Bunu yanlış bulurum: RTE’yi kararında asla etkileyemezsiniz. Ama Gül’ü etkileyebilirsiniz.. RTE, düşündüğünü hiçbir engel tanımadan tepeden hâlleder.. Eğitim, imam hatip.. artık ne varsa… Unutmayın, Gül, Gezi Direnişi’nde de RTE’den farklı ve yumuşak bir tutum almıştı.”[126]

“Ehven-i şer”cilik omurgasızların âlâmet-i farikasıdır!

Mesela “Gül’ün aday olma ihtimali üzerinden çıldırmış gibi konuşuyor Bahçeli…Oyunları bozuldu; kazansalar da kaybettiler,”[127] diyen Ayşe Yıldırım’ın Abdullah Gül hikâyesini görmezden gelip, “es” geçmesi gibi!

 

ABDULLAH GÜL HİKÂYESİ[128]
24 Haziran seçimleri nedeniyle “çatı adayı” olarak Abdullah Gül’ün adı tartışılmaya başlanınca eski defterleri karıştırdım. 2012 yılında Çorlu’da Milli Türk Talebe Birliği Tekirdağ Şubesi’nin etkinliğine katılan TBMM Başkanı İsmail Kahraman o yıllardan övgüyle söz ediyordu. “Şu an Türkiye’yi yöneten kadro Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Akademisi’nden yetişti. Bizim dönemimizden iki dönem sonra Tayyip Erdoğan, Milli Türk Talebe Birliği kültür müdürüydü. Abdullah Gül, MTTB İcra Konseyi Genel Sekreteriydi. Sami Güçlü, Beşir Atalay, Bülent Arınç, Mehmet Ali Şahin. Bugün ülkeyi yönetirken gördüğünüz şu kadro Milli Türk Talebe Birliği Akademisi’nden mezun olmuştur.”

MTTB’den yolu geçenler arasında Ahmet Davutoğlu, Numan Kurtulmuş, Abdülkadir Aksu, Ali Coşkun, Hüseyin Çelik, Kadir Topbaş, Taner Yıldız, Cemil Çiçek, Osman Pepe, Abdurrahman Dilipak, Necati Çetinkaya da bulunuyordu.

MTTB, emperyalizm yandaşı, İslâmcı bir gençlik örgütüydü. 1969 yılında İstanbul’u ziyaret eden 6. Filoya karşı solcu öğrenciler tarafından başlatılan protesto eylemlerinde MTTB’lileri kışkırtmış, 16 Şubat günü Taksim’de solcu öğrencilere saldıran emperyalist-İslâmcı gençler iki devrimciyi, Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan’ı öldürmüşler, 200 kişiyi yaralamışlardı.

MTTB’nin yanı sıra yine solculara karşı örgütlenen bir de yarı gizli ‘Kırklar Meclisi’ vardı. Abdullah Gül, bu örgütün de üyesiydi.

Yazar Erol Bilbilik’e göre bu örgüt “üniversite ve üniversite dışında dincilerin güvenliğinin sağlanması ve eylemlerin daha etkinleştirilmesi için, başkanlığını Osman Yamukoğulları’nın yaptığı, yönetiminde İsmail Kahraman vb. militanların yer aldığı, 40 kişiden oluşan gizli bir İnzibat (Asayiş) Komitesi” idi.[129]

Henry Kissinger’in dışişleri bakanlığı döneminde CIA bünyesinde kurulan, ABD adına başka ülkelerde girişilen gizli operasyonlara, darbe ve silahlı müdahalelere karar veren birimin adı da ‘Kırklar Komitesi’ idi. CIA başkanlarından William Colby’nin daha sonra itiraf ettiği gibi başkanlığını Kissinger’in yaptığı Komite’nin en ünlü eylemi, Şili’de Salvador Allende’ye karşı 1970 yılında yapılan darbeydi. Darbecileri yönlendiren CIA elemanlarına Washington’dan yağdırılan talimatlar, istikrarsızlaştırma eylemleriyle ilgili belgeler ortaya dökülmüştü.

Yeniden Abdullah Gül’e dönecek olursak…

1968’de Kayseri Lisesi’ni bitiren Abdullah Gül aynı yıl İstanbul’a gelip önce Hukuk Fakültesine, 2 ay sonra da yatay geçişle kaydını İktisat Fakültesine yaptırıyor. Hocaları üçü de Amerikancı-İslâmcı olarak bilinen Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, Prof. Dr. Amiran Kurtkan ve Prof. Dr. Sabahattin Zaimoğlu’dur.

Gül, 1969 yılında girdiği fakülteden 1974 yılında mezun oluyor. 1976-1978 yılları arasında Milli Kültür Vakfı bursuyla Londra’da Exeter Üniversitesi’nde eğitim görüyor. Bu üniversitenin özelliği, İngiliz istihbarat servislerinin yurtdışı görevlere gönderilecek ajanlarının burada eğitim görüyor olmasıdır. Bu üniversitenin bir başka özelliği de buradan mezun olan veya doktorasını burada yapan kişilerin daha sonra   özellikle İslâm ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasal kuruluşların başına geçme veya devlet görevlerine yükseliyor olmalarıdır.

1978 yılında Türkiye’ye dönen Gül, Sakarya Üniversitesi’nde Prof. Zaimoğlu’nun kurduğu Endüstri Mühendisliği bölümünde ders vermeye başlıyor.

Son olarak, hep izinden gittiği, adı İstanbul’da bir üniversiteye verilmiş olan, 2007’de ölen hocası Prof. Dr. Sabahattin Zaimoğlu’nun ölümünden sonra yayımlanan ‘Bir Ömür Böyle Geçti’ başlıklı biyografisinde “Amerikan derin devletinin” Türkiye’deki adamlarından biri olduğunu, ABD’ye nasıl hizmet ettiğini övünerek ve ayrıntılarıyla itiraf ettiğini anımsayalım.[130]

 

Şimdi birileri, “Tamam, Gül olmadı, bitti gitti” diyebilir… Ama “Hayır”!

Gül, aday olmadıysa da; Gül’ü aday yapmak isteyen zihniyet hâlâ HDP içinde bile canlı.

HDP Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir, “Seçimlerde Abdullah Gül’ün aday olması durumda onu destekler misiniz?” sorusuna, “Tabanımızda Abdullah Gül’ün desteklenmesi için bir talep var. Dolayısıyla Erdoğan’a karşı onu destekleriz,”[131] yanıtını vermesi veya “İlk turda herkes kendi adayını çıkarmalı. Güçlü adaylarla ikinci turun kapısı açılır. Muhalefet kanadında bir adayda uzlaşılabilir,” diyen HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin de, “Abdullah Gül’e oy verir misiniz?” sorusunu, “Bizim gündemimize düşmüyor. Ama saygın bir siyasetçi, değerlendirilebilir,”[132] diye yanıtlaması gibi! Bellek yitimi kötü şey!

Soru(n)ları aşmak için çözüm(süzlük)ü sağda/ sağcılaşmakta arama formülü düne kadar Gül ise, bugün de maalesef “reel politika” adına CHP ve İnce’dir.

Örneğin CHP PM Üyesi, Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan’ın, “CHP, İYİ Parti, SP ittifakı yarar getirmez,”[133] notunu düştüğü ‘Millet İttifakı’nda, İyi Parti ve Saadet Partisi’yle ortaklaşmış bir CHP’nin kendi rolünü bile -o “rol” ne ise?- oynaması olanaksızdır!

HDP’nin ‘Cumhur İttifakı’nda yer alması gibi, ‘Millet İttifakı’nda yer alması eşyanın tabiatına aykırıdır. İçinde İYİ Parti’nin (ya da MHP’nin) olduğu bir seçim ittifakı HDP’yi doğal olarak dışarıda bırakır ve karşısına alırken; tersi de geçerlidir: HDP’yi içeren bir ittifakta da İYİ Parti (ya da MHP) olamaz…

Bundan ötürü eski AKP’i Kültür Bakanı Ertuğrul Günay’ın, “HDP’yi dışlayan ittifak anlayışının demokratlığı tartışmalıdır,”[134] demesi; boş ve günahlarını başkalarına ciro etmeye kalkışmaktan başka anlam taşımaz!

Ayrıca CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, “HDP ile de ittifak olabilir mi?” sorusuna “En geniş mutabakatın sağlanması lazım. HDP içinde, dışında olsun diye ayırma lüksümüz yok,” yanıtını verip,[135] bunun tam tersini yapsa da; HDP İstanbul 2. Bölge Milletvekili adayı Ahmet Şık, 8 Haziran 2018’de FOX TV’de, “Köprüden önce son çıkış. Ve bu toplumsal mutabakatın şu an kamusal karşılığı var. Bana en çok merak edilen soru HDP seçmeni ikinci tura kaldığında Muharrem İnce’ye oy verecek mi diye soruyorlar. Evet verecekler,” diyebilmektedir![136]

“İnce ince bir seçim taktiği, karşılıklı bir incelik var. AKP-MHP ortaklığı dışındaki herhangi bir seçmen nasıl bu ceberut düzenden kurtulmak istiyorsa, HDP’li seçmenler de aynı şeyi düşünüyor. Bunu İkinci Kurtuluş Savaşı olarak görüyorum,”[137] diyerek (çok tehlikeli bir “İkinci Kurtuluş Savaşı” retoriğine sarılan!) Ahmet Şık’ın tavrı, HDP kararı mıdır yoksa bireysel kanaati midir? Eğer bireysel ise, açıklaması çok abartılı değil midir?[138] (HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin, “İkinci turda sandığa gitmemek, boykot seçeneğine başvurmak güçlü adayın lehine olacağı için HDP kendi seçmenini böylesi bir tercihe zorlamayacak”;[139] veya HDP Diyarbakır Milletvekili Ziya Pir’in, “Cumhurbaşkanlığı seçiminde, ikinci tura kalınması hâlinde, Erdoğan ile yarışacak adayı ilkelerini kabul etmesi durumunda destekleyebilecekleri”[140] tutumu gibi!)

Öte tandan Diyarbakır mitinginde çözüm sözü veren Muharrem İnce’nin, “Adını koyalım: Kürt sorunu” vurgusu ve “Bir: Kürtler onore edilmek istiyor. Bunu yapacağız. İki: Gizli kapaklı görüşme yok. Çözüm yeri TBMM’dir. Üç: TRT’nin kanallarından birini bu işe ayıracağım,” formülasyonuyla sorunu çözmek istediğini açıklaması[141] kimilerini bir hayli “heyecanlandırıp”; “Kürt sorunun çözümüne dair söyledikleri ve Demirtaş’ı ziyaretinin alkış aldığı İnce’ye Diyarbakırlıların göz kırptığını rahatlıkla diyebiliriz,”[142] dedirtirken; en önemlisi de Sezai Temelli’nin, ikinci tur seçimler için muhalefetin ortak hareket etmesinin mümkün olduğu vurgusuyla, “Bir protokole ihtiyaç var. Teferruatta boğulmaya gerek yok. Ya Erdoğan rejimi ya demokrasi… Hem biz hem de diğer muhalefet ‘Tek adamdan ülke kurtulsun’ diyor. Burada bir oydaşma gerçekleşmiş. 25 Haziran’dan sonra kalan aday üzerinde ortaklaşmayı sağlamamız lazım. Demirtaş’ın programı da HDP’nin programı da bir geçiş programıdır. Geçiş dönemi yerel demokrasiyle güçlendirilmiş parlamenter sisteme dönmektir. Bu konuda ortaklaşma sağlanıyorsa ikinci turda kaygılanmayı gerektirecek bir şey yoktur,”[143] demesiyse, şimdiden CHP’ye “göz kırpılması” gibi bir şeydir!

Hem de HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan’ın, “En ilkeli ittifak Kürtlerin kendi öz ittifakıdır. Kürtleri muhatap olarak kabul etmeyenler şunu bir kez daha görsün ki Kürt halkı yalnız değildir, birlik ve beraberliğini oluşturmuştur. İşte bugün Amed bunun ispatıdır”;[144] HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen’in, “CHP, İYİ Parti, SP ve DP’nin bir araya gelmesi ve HDP’nin dışlanması rot balans sistemi bozuk ve sağa çeken bir ittifaktır. HDP, ikinci turda ‘Kürt söylemi’ne göre rota belirleyecek”;[145] “HDP, seçimlere yönelik yol haritasında AKP ve MHP’nin muhalefete dayattığı ittifak anlayışı yerine, toplumsal muhalefetin ortak zeminde bir araya gelmesini önceleyen bir anlayışla hareket etme kararı aldı,”[146] açıklamaları ortadayken!

Konuyla ilinti olarak Oğuzhan Müftüoğlu’nun, “Çare CHP ve HDP dışında kalan, onların kapsayamadığı geniş toplumsal muhalefetin birleşik gücünde, bu gücün bir alternatif toplumsal-siyasal güç olarak örgütlenerek kendisini ortaya koymasında… Böyle devrimci bir muhalefet hareketinin temel gündemi de, öyle bütün meseleyi Erdoğan’ın nasıl olursa olsun gitmesi, yolsuzluk vb. konularda değil, yoksul emekçi halkın doğrudan yaşadığı, hayatına değen, canını yakan gerçek sorunlarda yoğunlaşmalı, kendi alternatifini de orada kurmalı,”[147] önerisi politik bir karşılık bul(a)mamışken; Metin Çulhaoğlu’nun, “… ‘Türkiye solu’ kavramıyla HDP/HDK oluşumlarının ve CHP’nin dışındaki solcuları, sosyalistleri kastettiğimizi hemen belirtelim… Türkiye solu, HDP ve CHP’deki gelişmelere kendi yükünü hafifletecek, önünde kapalı gördüğü kapıları açacak bir tür ‘bedava donanım’ beklentisiyle yaklaşmaktan vazgeçmelidir,”[148] uyarısı hâlâ tüm güncelliğiyle değerini korumaktadır!

Hatta bugün Metin Çulhaoğlu’nun bir yoldaşı, “TİP adına HDP’den adayım” diyen Barış Atay’ın, “Toplumun farklı farklı kesimlerinden temsil kabiliyeti olan bir parti olmasının getirdiği o enerji bizlerin onlarla ittifak kurmasını kolaylaştırdı. Türkiye’de gerici bir düzen olduğundan bahsettik. Görünen o ki diğer partilerin bu gerici düzeni kırmak gibi bir derdi yok. O açıdan Türkiye İşçi Partisi kadroları olarak ittifak yapmamız gereken partinin HDP olduğuna karar verdik… Süreç, HDP’nin üzerindeki bu baskı ve TİP’in işçi sınıfı hareketleriyle, sınıf mücadelesiyle ilgili tavrı ortaklaşmayı, faşizme karşı beraber mücadeleyi gerektirdi,”[149] dese de… Her neyse!

 

VI.1.1) DESTEK(Çİ)LER

 

HDP ittifakında; Demokratik Bölgeler Partisi, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, Devrimci Parti, Sosyalist Yeniden Kurtuluş Partisi, Yeşil ve Sol Gelecek Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Sosyalist Dayanışma Platformu, Kaldıraç, Bir Adım Daha İnisiyatifi, Emek ve Özgürlük Cephesi, KÖZ, Toplumsal Özgürlük ve Partizan vardı.

İlaveten Emek Partisi, Emekçi Hareket Partisi ve Halkevleri, Sosyalist Meclisler Federasyonu, Sosyalist İşçi vb’leri gibi solda yer alan parti ve hareketler de HDP ittifakı içerisinde yer alacaklarını veya HDP’yi destekleyeceklerini duyurdular.

Ayrıca Avrupa’da örgütlü bulunan ve oradaki toplumsal yapıların temsilcileri olan 52 Dernek de HDP ittifakını destekleyeceklerini deklare ettiler. 12 Avrupa ülkesinde örgütlü Avrupa Alevî Birlikleri Konfederasyonu, HDP’yi destekleyeceğini belirtti.

Ancak bunca sosyalist, devrimci, vb. örgüt, HDP’nin seçim bildirgesine ve söylemlerine “sosyalist”, vaz geçtik CHP’yi aşan emek-eksenli bir ton katmayı başaramadı…

Hâl böyle olunca, HDP ile “ittifak”, nihai kertede bir “iltihak”a dönüşen “radikal demokrasi” destekçiliğinden öte bir anlam ifade etmezken; bu alandaki tutumlar da farklılık arz etmiyor değil.

Mesela HDP listelerinde adayı bulunmayan EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan, 24 Haziran bir rejim değişikliği, ‘tek adam tek parti yönetimi’nin tesisi, güçlendirilmesi açısından kritik bir eşik. Bu gidişin durdurulması için de HDP’nin barajı aşmasının önemli olduğunu düşünüyoruz;”[150] ‘Kaldıraç’ yazarı Deniz Adalı, “24 Haziran seçimleri, direnişi örgütlemek, yaymak için bir fırsata çevrilmelidir,”[151] diyor.

Bunlar, eleştiriden vaz geçmeyen, ihtiyat kayıtlı yanaşımlar. Tıpkı ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş’ın, “Solculara kime oy vereceğini reçete ile sunmaya gerek yok… AKP-MHP bloğunda kurtulmak isteyen milyonlarla duygu bağı kuramayan bir solculuk anlayışı olamaz,”[152] diyerek pozisyonlarını ifade edip; CHP’den milletvekili adayı olacağına ilişkin iddialar konusunda Twitter hesabından paylaştığı mesajda “Birçok dost, yurttaş vekil olmamı çok istedi. Onları üzdüm, beni bağışlasınlar. Bazıları ise ‘bir vekil adayı olsun da çakalım’ beklentisindeydi onları da bir kez daha hayal kırıklığına uğrattım. ‘Taş yerinde ağırdır’. Parlamentoya değil, parlamento dışı muhalefete adayım,”[153] vurgusuyla, “HDP’nin sıfır barajın dışında bırakıldığı yerde benim milletvekili adaylığım söz konusu olmaz, bize yakışmaz. Demirtaş özgür bırakılsın. Biz sosyalistiz, birarada yaşamı savunuyoruz. Biz siyasetçi değiliz, devrimciyiz,” diye haykırması gibi…

Öte yandan ‘Halkın Günlüğü’nün, “Somut seçimler taktiğimizde dikkate almamız gereken ya da tavrımızı belirtirken göz ardı etmemiz gereken bir diğer husus da sosyalist ve demokratik cephenin ortak hareketine dönük kaygının taşınmasıdır. ‘Ben bilirim, doğru benim darlığıyla siyaset yapılamayacağı aşikârdır. Doğrunun kendisi dışındaki doğrularla birleşme ihtiyacı vardır,”[154] tespitlerini ‘Sosyalist Meclisler Federasyonu’ (SMF) açıklaması da şöyle “gerekçe”lendiriyor:

“Mevcut düzende seçimlerin, hiçbir şartta sistemi değiştirmenin temel aracı, stratejik bir mücadele biçimi olamayacağı ve böyle ele alınamayacağı açıktır. Yine bu seçimlerin demokratik, adil, eşit ve bağımsız olamayacağı da açıktır… İlkesel olarak, seçimlerden beklentimiz veya seçimlerdeki hedefimiz parlamentonun bir kürsü olarak kullanılmasından ileri gitmez.

Parlamento ile Cumhurbaşkanlığı seçimleri arasında fark vardır. Dolayısıyla parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin taktik siyaset ve tavrımız özgün şartlar itibarıyla son tahlilde benzer olsa da anlayış ve içerik açısından iki seçime dönük değerlendirmemiz esasta farklıdır… Seçimlere girme şartı taşıyan siyasi partiler de dikkate alındığında, bu zeminde gerçekleşmesi esas olan ittifak HDP ile ittifaktır. İttifak anlayışı ve ilkelerimiz önceki seçimlerde geçerli olduğu biçimiyle devam etmektedir…

Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girme taktiğimizin tek sebebi Kürt ulusuna dönük görev ve sorumluluklarımız ya da buradaki sınıfsal tutum ve tavrımız değildir elbette. Bu meselenin bir yanıdır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine girmemizi gerektiren esas neden özgün şartlar veya özgünlükler dediğimiz realitedir.”[155]

SMF’nin, “esas olan ittifak HDP ile ittifaktır” saptaması, yanlış bir mutlaklaştırmadır; sosyalistler için esas olan sosyalistlerle ittifaktır; bu anlayış temelinde, emek eksenli demokratik-özgürlükçü zeminde HDP’yle de elbette ittifak yapılabilir; yapılmalıdır da!

Emekçi Hareket Partisi’nin, “Hayır”ın tüm kesimlerinin sandığa en fazla katılımla gitmesini sağlayabilecek genişlik gereğine dikkat çektiği[156] ittifak konusunda Halkevleri açıklaması 24 Haziran’da HDP’yi destekleyeceklerini duyurup, “Sorun Erdoğan-AKP iktidarında, çözüm soldadır. Bugün ülkenin yaşadığı toplumsal, politik, ekonomik yıkıma çözüm, ne bu yıkımın 16 yıllık sorumlusu Erdoğan-AKP iktidarı, ne de sağ ‘alternatifleri’dir. Çözüm, yıkımın temelini oluşturan neo-liberal programa, emperyalizm işbirlikçiliğine, siyasal İslâmcılığa, kadın düşmanlığına, şovenizme ve Kürt sorununda çözümsüzlük politikasına esastan itirazı olan bir seçenektedir, soldadır,”[157] demesine diyor da “neo-liberal programa, emperyalizm işbirlikçiliğine, siyasal İslâmcılığa” itiraz edip, “Hayır” diyen program nerede acaba?

Yeri geldi üstü örtük aktaralım: HDP Diyarbakır listesindeki gayri-Müslim bir milletvekili adayının, bir televizyon programında önüne konulan suyu -Ramazan nedeniyle- kaldırttığından haberiniz var mı?

“İyi de farklı, doğru tutumlar yok mu?” Elbette var…

Örneğin “Bu süreçte bizler doğrudan bir adaya işaret etmesek de parlamento seçimlerinde HDP’nin baraj altında kalmasının AKP’ye/Erdoğan’a nasıl yarayacağının bilincindeyiz. Böyle bir olasılık, başkanlığı kaybetse dahi AKP’ye Meclis’te önemli bir çoğunluk kazandırabilir. Bu nedenle, bu riskin bilincinde olan seçmenin (HDP’nin programına, muhtemel politikalarına ve ittifak anlayışına yönelik eleştiriler saklı kalmak kaydıyla) sandık aritmetiğini dikkate alarak hareket etmesinin doğru ve gerekli olduğunu düşünüyoruz,” vurgusuyla ‘Devrimci Hareket’in, 24 Haziran seçimlerine ilişkin açıklamasında, “İşte bizler bugünden başlayarak, süreci “üretenlerin yöneteceği bir gelecek” öngörüsüyle örgütleyecek, sandığa da sokağa da kavganın muhtemel tüm gereklerine de hazır olacağız,” denilmesi gibi…[158]

Veya ‘Alınteri’nin, “Her ne kadar toplumun beklentilerine yanıt oluşturamamak, parlamentarizm tutsağına dönüşmek ve güvensizlik ile eleştirse de hâlen Kürt halkının yasal temsilcisi olması nedeniyle 24 Haziran’da HDP ve Demirtaş’ı destekleyecekleri”ni duyurması gibi…[159]

Ya da SEP’in, 24 Haziran’da sosyalistlerin ortak bir aday çıkaramamasını eleştirip, “Mevcut gerçeklik ve şartlar dahilinde emekçileri ve gençliği HDP’ye eleştirel ve stratejik destek vermeye” çağırması ve bu çağrıda devrimci sosyalistlerin HDP’ye yönelik baskılara karşı çıkması gerektiği gibi, HDP’nin siyasi yörüngesinde olmaması gerektiğini de kaydetmesi gibi…[160]

 

VI.1.2) BOYKOT(ÇULAR)

 

“Boykot Seçeneği”nin, parlamenteristlerin, liberallerin bir nefret nesnesine dönüştürüldüğü coğrafyamızda, sıçrama(lar) gerçeğine ve Amedeo Bodriga’nın, “Marksizme göre, tarihte statik ve dereceli ilerlemeler yoktur, (her şeyden önce üretici güçlerin olanakları konusunda yoktur), aksine, tüm ekonomik toplumsal yapıyı derinden ve temelinden sarsan, zaman olarak birbirlerinden uzakta olan bir dize ilerlemeler vardır. Bunlar çok uzun zaman süreçlerinde değişmeden kaldıktan sonra, kısa zamanda her şeyin değiştiği gerçek çöküşler, facialar veya ani krizlerdir. Tıpkı fiziksel dünyada, uzaydaki yıldızlarda, jeolojide ve hatta canlı organizmaların toplumsal tarihinde olduğu gibi,” tarifine sırt dönenler (veya çubuğu tersine bükenler) boykot konusunda ahkâm kesseler de, sosyalistler için boykotun ne demek olduğundan bihaberdirler.

“Nasıl” mı? Anımsatayım!

Mesela kimsenin, “Sosyalist düzeni kurduklarında hiçbir sorun kalmayacakmış. Kürtler bekleyecekmiş, sosyalizm geldiğinde onların sorunu da bitecekmiş… Kim getirecekmiş sosyalizmi… O bir devrimciymiş! O bir sosyalistmiş, hatta sosyalist ne demek, o bir Marksist ve komünistmiş. O yüzden o bu seçimde oy vermeyecekmiş. Oy kullanmak da ne demekmiş. Parlamenter sistem düzenin bir dalaveresiymiş,”[161] abartısındaki karikatürize “iddia”lara sahip olmadığı; ancak burada Ahmet Nesin’in anlayamadığının da, sürdürülemez kapitalizm koşullarında oy kullanmanın “parlamenter düzen”in bir dalaveresi, manipülasyonu olduğu; ve “Devrimin Güncelliği” ilkesine sırt dönmeyenler için çözüm(süzlük)ün “seçimler”den değil; “Tek Yol Devrim” hakikâtinden geçtiğidir…

Bilgisi olmayanlar için de V. İ. Lenin’den aktaralım:[162] “Aktif Duma boykotu ne demektir? Boykot, seçimlere katılmayı reddetmek demektir. Biz ne Duma’ya girecek temsilcileri, ne ikinci seçmenleri ve ne de vekilleri seçmek istiyoruz. Aktif boykot sadece seçimlerden uzak durmak anlamına gelmez, aynı zamanda seçim toplantılarından sosyal-demokrat ajitasyon ve örgütlenme için en geniş biçimde yararlanmak demektir. Toplantılardan yararlanmak ise, gerek legal (seçmen listelerine kaydolarak), gerekse illegal biçimde bu toplantılara girerek sosyalistlerin tüm programını ve bütün görüşlerini açıklamak, bu Duma’nın tüm yalancılığını ve sahtekârlığını göstermek ve kurucu meclis için mücadeleye çağırmak demektir.”[163]

Evet, 24 Haziran’da “Boykot” koşulları oluş(turula)madığı aşikârken;[164] “Bireysel ya da grupsal anlamda ilan edilecek boykot tavrı (tıpkı 2010 referandumundaki boykotun sonucundaki gibi) Erdoğan’a destek olmaktan başka bir sonuç vermeyecektir,”[165] diyen Önder İşleyen, yığınsal olsaydı; bu şaibeli ve adil olmayan seçimlere “Evet” demeyip; “Boykot” seçeneğine kafa yorar mıydı acaba?

Öte yandan, “Seçilebilecek alternatif şart. Buna burun kıvırmak ise sola değil, gerici tavra hizmet olur. Oy kullanmayan hiç yakınmasın: ‘Ya hep ya hiç,’ hiçe varır,”[166] diyen pragmatizme gelince, itiraz ettiğimiz tam da bu ortalamacılık yani “statik ve dereceli ilerlemeler” yanılgısıdır.

Kaldı ki AKP-MHP ittifakının evlilik cüzdanı olan 26 maddelik yasa teklifinin alelacele onaylanmasıyla, seçim güvenliği ve adaletinin ne denli “yakıcı” bir mesele olduğu bir kez daha ortaya çıktığı coğrafyamızda; tarihinin en şaibeli seçimini gerçekleştirilmek istendiği açık değil mi?

Böyle bir ortamda boykot tartışmasının alevlenmesi sürpriz ve lüks sayılamamalıydı. Elbette boykota yüklenen anlamlar birbirinden epey farklı. Örneğin sandık boykotu ancak geniş kitleleri bir kurucu amaç etrafında politikleştirdiğinde, muhalefet için anlamlı bir sonuç doğuracağı düşünüldüğünde başvurulacak bir yöntemdir. Her an el altında tutulmalı ve “lanetlenmemeli”dir.

Yani sosyalistler ve muhalefet için boykot çağrılarının yol açıcı olabileceği unutmadan; boykotun feragat edilmesi mümkün olmayan siyasi tutum olduğunun altı çizilmelidir. Bu nedenlerden ötürü, boykotun kestirme bir tavırla elinin tersiyle itilmesi yanlıştır. Çünkü kapitalist rejimlerin, öyle ya da böyle kendilerini sandık üzerinden meşrulaştırmaya, seçimle iktidara geldiklerini göstermeye mecburiyet hâlinin, devasa bir manipülasyona ve iktidarın “-mış gibi” yalanı olduğu açıktır.

Hem bu konuda tek söz söyleyenler sosyalistler falan da değildir.

Örneğin CHP listelerinden yer bulamayan İlhan Cihaner de, “Tüm bunlardan Meclis’in artık bir demokrasi kozmetiği olarak kaldığı ve yanlış bir meşruiyet ürettiğini görmek gerekir. Öteden beri savunduğum aktif boykot gibi tutumlar tartışılmalı.”[167] “Muhalefet mensubu milletvekiliyseniz, o yasayı engellemek üzere oy kullanan birer sayıdan ibaretsiniz. Yani milletvekilleri fonksiyonsuz, birer sayıdan ibaret. O yüzden ben başından itibaren parlamentonun aktif boykotundan yanayım. Parlamentonun üç temel fonksiyonunun üçü de sıfırlanmış durumda.”[168]

İsterseniz, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’dan satırlarla devam edelim:

“Anayasayı rafa kaldırmışlar. Bu ne demek aynı zamanda? Parlamentoyu devre dışı bıraktım demek. Parlamento uyusun ve büyüsün, ben Kanun Hükmünde Kararnamelerle -ki eskiden bunun adı sıkıyönetim bildirileriydi- bununla Türkiye’yi idare ederim.”[169]

“Bugün 21 Ocak 2017. Demokrasi tarihimiz açısından önemli bir tarih. Bu tarih parlamentonun kendi yetkilerini devretme tarihidir. Bu tarihi bizim milli Kurtuluş Savaşı açısından da büyük önemi vardır. Bu tarih aynı zamanda bir parlamentonun kendi tarihine ihanet tarihidir… Evet kendi tarihine ihanet tarihidir. Kendi yetkilerini devretme iradesini gösterdiği tarihtir. Saraydan alınıp millete verilen yetki bu değişiklikle tekrar milletten alınıp saraya veriliyor. Geldiğimiz nokta kocaman bir U dönüşüdür.”[170]

“TBMM’nin yetkileri devrediliyor. Kime? Bir kişiye devrediliyor. Havuz akademisyenleri çıkıyor televizyonlara ‘Meclis’in yetkisi arttı’ diyorlar, onlar da okumadan konuşuyorlar, onlar da başka bir yerde besleniyorlar, onlar da kalemlerini sattılar, ahlâklarını sattılar. Bunlar da havuz medyasının ayrılmaz bir parçası, eski hukuk deyimiyle ‘Mütemmim cüzleri’ oldular.”[171]

“Değerli arkadaşlarım, açık ve net olarak Hitler’in Almanya’sında ne varsa XXI. Yüzyıl’ın Türkiye’sinde aynı şeyler yapılıyor, değişen hiçbir şey yok. Hitler Almanya’sının dünyaya maliyetini herkes bilsin. Eğer bu tablo biraz daha ilerlerse bunun sadece Türkiye’ye değil, Orta Doğu’ya ve dünyaya maliyeti olacaktır. Değerli arkadaşlarım, her şeyi baskılıyorsunuz, her şeye baskı uyguluyorsunuz düşünmek neredeyse yasaklanacak, konuşmak zaten yasak, böyle bir demokrasi olabilir mi?”[172]

Daha birçok çarpıcı örnek bulmak mümkünken; biz 50, siz 100 kez deyin, “Demokrasinin ve parlamentonun rafa kaldırılışı, yargı bağımsızlığının kalmayışı, adaletin çürüyüşü, medya özgürlüğünün yok edilişi”nden söz edilen bir coğrafyada boykot niye tartışılmasın; boykot diyenler niye (karikatürize edilerek!) azarlansın; aslında garip olan bu değil mi!?Yarın, öbür gün, hile-hurda ve/veya zorbalıkla AKP parlamentoda çoğunluğu ele geçirir, RTE de başkan seçilirse (ki bu ihtimal var), şaibeli seçimleri kapsamlı bir boykotla boşa düşürmemiş olmak, herkesin pişmanlığı olmasın?

Parantezi kapatmadan HDP ile devam edelim:

Bir habere göre, “Muhalefet partilerinin sıfır baraj ittifakı kapsamında bir araya gelmesi ve kendilerinin bu ittifakın dışında bırakılması durumunda HDP’de Cumhurbaşkanlığı seçiminin olası ikinci turunu boykot edilebileceği dillendiriliyor. Kulislerde, muhalefet partilerinin yüzde 10 barajının sıfırlanması konusunda bile bir araya gelemediği bir durumda “Türkiye’yi birlikte yönetme” vaadinin anlamsız olacağı ve HDP dışlanırken, tabanın yönlendirilemeyeceği ifade ediliyor. Böyle bir durumda, özellikle Kürt seçmenin politik bir duruşla ikinci turda sandığa gitmeyeceği ve doğal bir boykotun yaşanabileceği, HDP’nin dışlanmasının seçmende muhalefetin iktidardan farksız olduğu izlenimini kuvvetlendireceği konuşuluyor”du.[173]

Yalanlanmayan bu haberi “HDP, diğer muhalefet partilerince ‘sıfır baraj ittifakı’nın dışında bırakılması durumunda cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunu boykot edebilir,”[174] ve benzerleri takip etti.

 

VII. AYRIM: HDP FASLI

 

Doğu Perinçek şövenizminin dört yanı kuşattığı[175] coğrafyamızda HDP’nin, Altan Tan vari ihanetlere[176] ve göğüslediği baskıya; ya da HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen’in, “Seçim kampanyası tıpkı geçtiğimiz aylarda Afrin’e yönelik politikada olduğu gibi OHAL’le birlikte savaş psikoloji içinde geçecek,”[177] tanımlamasındaki üzere türlü belalara, ateşe rağmen ayakta kalması takdire şayandır…

HDP’li Serpil Kemalbay’ın, ikinci turda Erdoğan’la uzlaşacakları iddiasını kara propaganda olarak nitelendirip, “Demirtaş’ın ‘Onu başkan yaptırmayacağız’ sözü hâlâ geçerli. HDP tek adam rejimine geçit vermeyecek,” deyip;[178] HDP Grup Başkanvekili Filiz Kerestecioğlu’nun da, “Erdoğan’a asla oy vermeyeceğiz,”[179] diye eklemesi de öyle…

Özetle HDP konusunda “Sezar’ın hakkını Sezar’a” verip; “HDP, ezilenlerin birleşik cephesidir, faşizme karşı demokrasi mücadelesi veren toplumsal ve siyasal güçlerin koalisyonudur, programı tümüyle soldur, sosyalizme de açıktır. HDP işçi sınıfı ve ezilenlerin Meclis’teki siyasal temsilcisidir,”[180] tespitini paylaşmadığımız belirterek ekleyelim: Bizim anladığımız sosyalizm, kapitalizme ve emperyalizme karşı net bir duruş ve meydan okumadır!

En önemlisi de Ahmet Tulgar’ın, “Sol ile Muhafazakârlığın Ortak Dilde Buluşması” türünden formüle ettiği yanılgıya, tuzağa düşmemesidir.

Bakın Muharem İnce’ye, “Her biri ayrı telden çalan ‘toplumsal kuantum topları’nı düşürmeden çeviren usta”[181] sıfatını layık gören ‘Birikim Dergisi’ zat-ı muhteremi HDP konusunda da ne diyor:

“Kürt siyasetinde 24 Haziran seçimleri öncesinde de ana damar ya da ana akım olmayı sürdüren HDP çizgisi; kökleri mümkün mertebe en geride bir noktaya kadar takip edildiğinde de, bugünkü bileşkesine bakıldığında da Türkiye sosyalist hareketi ile organik bağlantıları olan, hatta hiç iddialı gelmesin ki, bir sosyalist harekettir. Parti ideolojisinin kavramsal yapısı modern bir sol hareketin bütün öğelerini içermekte, dünyadaki yeni sol dalganın pratiklerini bünyesinde uygulamaktadır.

Fakat bir yandan da dev ve son derece mobilize bir kitlesi olan bir parti HDP. Her ne kadar emekçi ve yoksul kitleleri belkemiğini oluşturuyor olsa da Kürt toplumun kılcal damarlarına kadar sirayet etmiş, bütün toplumsal sınıfları ve inanç ve mezhep gruplarını dikey ve yatay olarak kesen bir hareket bu. Özellikle ‘bir hayat kazandırdığı’ kadınlar ve ‘bir gelecek kazandırdığı’ gençler HDP’nin en dinamik kesimleri durumunda. Ancak kitlesel olduğu ölçüde de heterojen bir taban bu.

Ve dolayısıyla da Kürt nüfusun muhafazakâr-mütedeyyin kitlelerinden önemli geçişler oldu HDP ve onun öncülü partilere. Ve bu partilerde hiçbir ayrımcılığa uğramayan, HDP’de ise artık önemli bir bileşen olan dindarlar, hızla kurumsallaşıp HDP ekseninde sivil toplum örgütlenmelerine girişerek Kürt nüfus içinde devletin Diyanet’ine belli ölçüde bir alternatif oluşturdular. Demokratik İslâm Kongresi gibi çatı örgütlenmeleri, Diya-Der gibi dernekler hep HDP’nin önemli paydaşları ya da bileşenleri oldu.”[182]

“Dünyadaki yeni sol dalganın pratikleri”yle kastedilen SYRIZA ile PODEMOS ise, “teorisyenler”i de Chantal Mouffe, Murray Bookchin vb’leridir! Onların da (bizdeki Murat Belge gibi![183]) ne olduğunu anlatmaya gerek var mı?

Ya da şöyle soralım: “Sosyalist bir hareket”in aynı anda “bütün toplumsal sınıfları, inanç ve mezhep gruplarını dikey ve yatay kesmesi”, ne menem bir şeydir? “Bütün sınıfları kesen” bir sosyalist hareket mümkün müdür? Ya da böyle bir harekete “sosyalist” denebilir mi?

 

VII.1) SEÇİM BİLDİRGESİ

 

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen’in, “Aday belirleme süreçleri ve seçim stratejilerimizi planlamak üzere, Parti Meclisi ve Merkez Yürütme Kurulu toplantılarımızı gerçekleştireceğiz… Bizim stratejimiz tek adamlarla çözüm arama değildir. Biz doğrudan bir sistem önerisinde bulunacağız. Bugüne kadar temas içinde olduğumuz gruplarla tartışmalarımızı yürüttük, onlarla en geniş ortaklığı sağlayan bir biçimde kamuoyunun önüne önerilerimizle çıkmış olacağız,”[184] diye kapsamlı bir emeğin ürünü olduğunu “iddia” ettiği HDP’nin Seçim Bildirgesi, nihai kertede “yerinden yönetim talebi”nden başka bir şey değildir.

Ancak bu daha önce olduğu gibi “öz-yönetim” olarak tarif edilmeyip, “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı” benzeri bir ortalamadır.

Mesela HDP’nin ‘Kürt Sorununun Çözümü’ deklarasyonunda Eş Genel Başkan Pervin Buldan, 24 Haziran erken seçimlerinin “Kalıcı ve onurlu bir barış için umut olduğunu” ifade edip;[185] “Talep edilen, üniter devlet yapısı içinde, Kürtlerin kendi karar mekanizmalarını oluşturmasıdır. Yerel ve yerinden yönetim talebi bu anlamda sorunu çözecek temel ve başat taleplerden biridir. Bu model dünyanın değişik yerlerinde uygulanan, merkezileşmeyi ve tekleşmeyi önleyen demokratik bir modeldir. Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı da bu ihtiyaçtan ortaya çıkmıştır. Partimiz Türkiye’nin 1992 yılında imzaladığı bu şartın çekincelerini de ortadan kaldırılarak hayata geçirilmesini savunmaktadır. HDP programında bu durum açık ve net bir biçimde yer almaktadır. Bunun gerçekleşmesi için tekçi, inkârcı anayasanın değişmesini birinci önceliktir,”[186] denildiği üzere!

Yine HDP Eş Genel başkanı Pervin Buldan’ın, “Adem-i merkeziyetçi demokratik bir yönetim modeli öneriyoruz. Halk meclisleri, kent meclisleri öneriyoruz. Bir kişiye değil halkın kendisini başkan yapacağız. Ülkenin tüm renkli kültürleri, tüm ülke yönetiminde eşit biçimce temsil edilecek,”[187] diye formüle ettiği öneri, “demokratik özerklik”le farklılıklar arz etmektedir.

Ya da ‘DW Türkçe’nin, “Bu seçim bildirgesinde 2015’deki öz yönetim ve özerklik değil, yerel demokrasi ve demokratik yerinden yönetim kavramları kullanıldı. Bir politika değişikliği mi söz konusu?” sorusuna Selahattin Demirtaş’ın, “Hayır, politik bir değişiklik yok. Önerdiğimiz modeli daha anlaşılır kavramlarla ifade etmeyi tercih ettik sadece,”[188] yanıtı, inandırıcı olmaktan uzaktır.

Kaldı ki, ‘Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Merkezi’ Koordinatörü Yüksel Genç’in, “Kürtlerin demokratikleşen bir Türkiye’nin parçası olmak istediğini” belirtmesi;[189] ve geçmişteki “demokratik özerklik” ya da “özyönetim” ifadelerinin yerine; -HDP Seçim Bildirgesi’nin “Nasıl Bir Rejim İstiyoruz” bölümüne, “Üniter devlet yapısına ve demokratik parlamenter sisteme tezat oluşturmayan, bilakis bu sistemi güçlü kılan yerel demokrasi, demokratik yerinden yönetim modeli”[190] formülünün montesi bugünkü sunumdan farklı olduğunun itirafıdır.

Bir şey daha: “Selahattin Demirtaş’ın işçilere vaatlerini HDP’nin beyannamesi ile birlikte değerlendirdiğimizde emeğin temel taleplerinin birçoğunu görüyoruz. ‘Asgari ücret komisyonunun yapısının grev hakkını içerecek şekilde eşit temsili, haftalık çalışma süresinin 35 saate düşürülmesi, kriz bahanesiyle toptan işten çıkarmaların yasaklanması, işçi alacaklarının öncelikli hâle getirilmesi, kiralık işçilik ve özel istihdam bürolarının kaldırılması, hükümetin grev erteme yetkisinin kaldırılması…’

Burada iki sorun gözüküyor. Birincisi, ‘bütün çalışma alanlarında (işsizler, emekliler, öğrenciler, çiftçilerin) grev ve toplusözleşme hakkını güvenceye alacağız’ denilmektedir. Bu, sendikaları üretim alanlarının dışında konumlandıran, sınıfsal karakterini ortadan kaldıran bir anlayıştır. İkincisi HDP, bu taleplerle tanımlanmıyor. HDP kendi kültürel kaynakları ve sistemin zorlamasıyla sadece Kürt sorununda söyledikleri ile kodlanıyor. Burada emeğin özgürleşmesi, demokrasi ve Kürt sorunu arasında ilişki koparılarak bu sorunun çözümüne de katkı sunulmuş olmuyor. HDP’ye Kürt hareketi dışından katılan sol, sosyalistler de özellikle seçim döneminde bu çemberi kıramıyorlar.”[191]

Bunların ötesinde, Kürt Ulusal Hareketi etrafında, farklı itirazların “radikal demokrasi” potasında eklemlendiği (SYRIZA’nın kardeş partisi) HDP, 24 Haziran öncesi (herkese mavi boncuk dağıtan) Orhan Bursalı’ya göre, “Kilit Parti”dir.[192]

Hem de Eş Genel Başkan Sezai Temelli’nin de bulunduğu HDP heyeti’nin TÜSİAD’ı ziyaret edip;[193] TÜSİAD’la görüşmeler yapıp, “demokrasi” mücadelesine “her kesimi” katmaya mı çalıştığı bir tazrz-ı siyasettir! Ancak unutulmasın: TÜSİAD’la demokrasi mücadelesi verilmez…

Egemenlerce yürütülen yoğun kuşatma ve kriminalizasyon tehdidine maruz bırakılan HDP’nin bu “manevrası” da hiçbir nedenle -yalnızlaştırılıp, izole edilmiş vaziyette olsa da- kabullenilemez!

Bu risklerle de olsa milletvekili seçimlerindeki baraj sorununa rağmen HDP’nin kritik rolü, TBMM kompozisyonu ile Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu için önemi kazanmıştır. (Milletvekili seçiminde barajı geçmek için desteğe ihtiyaç duyan HDP’nin oyuna, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda herkes ve özellikle de Muharrem İnce talip oluyor. Bir başka deyişle barajı aşma konusunda HDP Batı’nın, Cumhurbaşkanı seçimi konusundaysa Muharrem İnce HDP tabanının desteğine muhtaç…)

 

VII.2) BARAJ SORUNU

 

“HDP her hangi bir ittifaka gerek kalmadan barajı aşabilecek durumdadır, gerek anketler gerekse de kamuoyu bunu söylemektedir,”[194] tespiti tartışmalıdır. Ya da nasıl formüle edilirse edilsin veya hangi “gerekçe”lerle gerekçelendirilsin; HDP’nin bir baraj sorunu vardır.

Erdoğan’ın seçimlerde 401 milletvekili kazanma hesabı yaptığını belirten Sezai Temelli’nin, “Erdoğan’ın hesabı 401’dir bu hesabı bozmanın tek yolu HDP’nin parlamentoya girmesidir,”[195] demek zorunda kaldığı koşullarda HDP’nin barajı aşması 24 Haziran Seçimi’nin kritik meselelerinden biridir.

Elbette HDP’nin barajı aşmadığı, engellenip, barajın altında kalması sağlandığı takdirde kazanan Erdoğan olacak ve hedeflediği iktidarın hızla hayata geçirilmesini sağlayacaktır. Bu nedenledir ki sosyal medyaya sızdırılan “Mahalle Başkanlar Toplantısı”nda Erdoğan HDP’yi baraj altında bırakmanın önemini vurgulayıp baraj altı bırakmanın taktiklerini veriyor.

Bu bağlamda HDP’nin baraj sorunu aynı zamanda AKP-MHP dışında kalan muhalefetin de sorunu dönüşmüştür.

Ki bunun için de, Selahattin Demirtaş, “Baraj altında kalmamız söz konusu olabilir,”[196] uyarısını dillendiriyor.[197]

Sezai Temelli’nin, “7 Haziran’da yarım bıraktığımız işi de 24 Haziran’da tamamlayacağız,”[198] abartısınınseçim propagandası dışında bir anlamı kalmıyor!

 

VII.3) KÜRT BİRLİĞİ

 

HDP’nin, önemli soru(n)larından birisi; Sinan Çiftyürek’in, “Önce Kurdi seçim bloğu”[199] uyarısına rağmen, Kürdistanî (Ulusal) Birlik konusundaki ataletidir.

Oysa ‘Kürt Sorununa Çözüm Deklarasyonu’nu açıklayan Pervin Buldan, “Kürt sorunu çözülmeden Türkiye’nin temel sorunlarının çözülemeyeceği” vurgusuyla, “AKP-MHP ittifakına karşı Kürdî tüm kesimlere gelin ittifakımızı oluşturalım diyoruz. Biz Kürtler zayıf olduğumuz için değil parçalı olduğumuz için özgürlüğe uzağız. Tüm Kürtler Amed’le Mahabad’ın kaderinin bir olduğunu görmüştür. Gün birleşme ve halkımızın demokratik Kürdistan bağını sağlama günüdür,”[200] demişti demesine de, pratik denilenlerden farklıydı.

Ancak önceleri böyle değildi, şu haberdeki üzere:

“… ‘Sıfır Baraj İttifakı’ için teklif alamayan HDP, 24 Haziran seçimleri için Kürt partilerine yöneldi. CHP, Saadet Partisi ve İYİ Parti’nin kurmayı planladığı ‘Sıfır Baraj İttifakı’ için teklif bekleyen ancak bu planın dışında tutulan HDP, bölgeden altı siyasi partiyle temasa geçti. ‘Kürtlerin birliği’ amacıyla Irak IKBY Nisan 2018’de gerçekleştirilen ziyaret sonrası Osman Baydemir’in yaptığı, “İçerde Kürt partileriyle temas kuracağız,” mesajının ardından başlayan görüşmelerde ‘gayri resmi uzlaşma’ sağlandı.”[201]

“Muhalefetin oluşturduğu sıfır baraj ittifakına alınmayan HDP’nin bölgede Kürt kimlikli partilerle yaptığı temaslar, HÜDA-PAR’ın da içinde yer aldığı geniş bir ‘Kürt ittifakına’ dönüşüyor.”[202]

“KDP, Azadî Hareketi, PAK, PSK ve PDK-T 24 Haziran seçimlerine yönelik Kürt ittifakını oluşturdu. Bu kapsamda HDP, HAK-PAR, ÖSP, HÜDA-PAR ile görüşmeleri sürdüren Kürt ittifakı, Kürt meselesinde ortaklaşabildikleri en geniş kesimlerle ittifakı genişletmek için çalışmalar yürütüyor.”[203]

“Artı Gerçek’ten Fehim Işık’ın haberine göre,… 24 Haziran seçimlerinde Kürtlerin ulusal demokratik talepleri temelinde ortak hareket etme görüşmelerinin sonuna geldi.”[204]

Ancak daha sonra yine Pervin Buldan’ın, “Biz kimseyle kapalı kapılar ardında pazarlık yapmadık, ilkelerimiz ortada. Hem Kürt halkının kendi içindeki ittifakı hem de Türkiye demokrasi ve emek güçleriyle ittifakı en onurlu ittifaktır. Bu salt bir seçim ittifakı değildir,”[205] sözleri ardından; HDP, beş farklı Kürt partisinin seçimlerde HÜDA-PAR ile ittifak yapma teklifine “partinin buna hazır olmadığı” gerekçesiyle olumsuz yanıt verdi.[206]

Özetle Kürt illerinde tabanına dayalı ittifak görüşmeler durduruldu. “HDP’nin bu partilere açacağı milletvekili kontenjanının sayısında anlaşılamadığı söyleniyor,”[207] olsa da; Azadî Hareketi Sözcüsü Ayetullah Aşıti’nin,[208] PSK Genel Başkanı Mesud Tek’in[209] bu konudaki açıklamaları farklıydı.

 

VII.4) DEMİRTAŞ FAKTÖRÜ

 

“Demokratik siyasette ısrarcıyız, silaha karşıyız, bu net,”[210] diyen Selahattin Demirtaş faktörü, HDP için hem başlı başına bir avantaj hem de parti içinde bir soru(n)dur. Bunun ne demek olduğunuysa, zaman gösterecektir…

Bu konuyu uzatmadan, “Bizler radikal demokratik bir tutumla emeği, adaleti, barışı, laikliği, özgürlüğü ve eşitliği her adımda halkla birlikte ilmek ilmek örerek seçime doğru gitmeliyiz,”[211] diyen Demirtaş “radikal demokrasi”nin altını çizerken; popülist bir ajitasyonu -25 Haziran’ı “es” geçerek!- abartıyor.

İşte birkaç örnek:

  • “Göreceksiniz, 24 Haziran seçimlerinin en güzel sürprizi biz olacağız. İkinci turda kimi destekleyeceksiniz diye soranlara, büyük bir özgüvenle şunu söyleyin: Biz ikinci turda da Demirtaş’ı destekleyeceğiz…”[212]
  • “Bu seçimin sürprizi HDP’dir…”[213]
  • “Bu ülke Çankaya’dan cezaevine gideni gördü de, cezaevinden Çankaya’ya gideni ilk defa görecek: F Tipi’nden Çankaya Köşkü’ne…”[214]
  • “Haziran daha güzel olacak bu yaz. İnanın olacak. Hadi yapalım: Bir mühürlük canları var, inanın yapabiliriz…”[215]
  • “HDP baraj altında kalmaz, ancak bırakabilir.”[216]
  • “İkinci tura kalacağım ve biz kazanacağız…”[217]

“Abartı”, dedik; ondan kaçınıp, gerçeklere yaslanmalıyız; bizi büyütüp, güçlendirecek sadece ve sadece gerçeklerdir; onların yalın kesinliğidir.

Hedefi vurmak için, yukarıya nişan almak doğru bir tutum değildir; abartıdır; “ıska” geçmeyen yol açan sonuçsuzluktur.

Malûm, sıradan insanlar için büyük olan her şey bir abartıdır.

İnsanlar sahip olmadıklarının değerlerini abartırlarken; olmayanı abartmak da, “insanî bir şey” olsa da, doğru değildir.

Kolay mı? Honoré de Balzac’ın deyişiyle, “Bahtsızlıklarımızı da, mutluluklarımızı da abartırız. Aslında ne söylediğimiz kadar bahtsızızdır, ne de söylediğimiz kadar mutlu…”

 

VIII. AYRIM: TUTUM(UMUZ)

 

Demesine demiştik, ama tekrarda yarar var: HDP’ye ve Demirtaş’a tüm eleştiri ve çekincelerimizle birlikte “Ama”lı oy vermesine vereceğiz; bu HDP ve Demirtaş’ta somutlanan yönelişe topyekûn bir destek olmadığı gibi, (emperyalizm ve kapitalizm gerçeğine kör!) “radikal demokrasi” ucubesine de temelli bir itirazı “es” geçmiyor.

İşçi sınıfının tarihsel misyonundan söz eden bir sosyalistten, “radikal demokrasi”ye “Evet” demesi beklenmemeli; dahası bir zamanlar “Yetmez ama evet” demekten pişman olmayıp; öz-eleştiri vermeyenlerin başkanlığının da bir kıymet-i harbiyesi ol(a)maz.

HDP ve Demirtaş’a desteğimizin gerekçesi, şu an itibariyle coğrafyamızdaki rejim, totalitarizmde ifadesini bulan ve 24 Haziran 2018’deki seçim hamlesiyle kurumsallaştırılmak, kalıcılaştırılmak istenen keyfi zorbalıktır.

Coğrafyamızın yönetilebilir olmaktan çıktığı koordinatlarda bu gidişata (ve yalakalarına!) “Dur” demek; yüzlerce “Evet”i, bu gidişat karşısında tek bir “Hayır”a tahvil etmek; işçi sınıfı ve sosyalistlerin acil görev(ler)indendir (ve olmalıdır da!)

“İyi de bu tavrımız neden” mi?

V. İ. Lenin’in, “Örneğin: 1. Reformlar için oy + kitlelerin devrimci talepleri… 2. Parlamentarizm + gösteriler… 3. Reform talepleri + (somut) devrime yönelik talepler…”[218]formülasyonuna ve 25 Haziran sonrasındaki alt üst oluş imkânına verdiğimiz önemden!

Cumhurpatronluğu (tek adam) rejimine karşı mücadele önemliyken; sadece onunla sınırlı değil; anti-kapitalist, anti-emperyalist mücadeleyle kaim ve sürdürülebilirdir.

Malûm üzere Erdoğan ve AKP’li yıllar, özelleştirmelerle KİT’lerin sermayeye peşkeş çekildiği, işçi sınıfının haklarının tırpanlandığı, zengin daha da zenginleşirken yoksulun yardıma bağımlı kılındığı, müteahhitlerin işçi kanıyla semirdiği, işçi ve emekçilerin haklarının gasp edildiği, grev yasaklarıyla, baskılarla, kardeş kavgasıyla, savaşlarla dolu, iktidarın halka hamasi nutuklar atıp her daim emperyalizme ve Siyonizme hizmet ettiği yıllardır.

Halk pek çok kez bu gidişata baş kaldırmış, isyan etmiştir. Gezi ile başlayan halk isyanı, Tekel direnişi, fiili metal grevleri, grev yasaklarına ve sendikalaşma hakkının gasp edilmesine karşı işçi mücadeleleri, Kürt halkının Serhildanı, kadınların mücadeleleri, gençliğin üniversitelerdeki direnişi emekçi halkın bu gidişata boyun eğmediğini göstermektedir.

24 Haziran’da, Erdoğan ve Bahçeli tarafından halktan sandığı kaçırırcasına ilan edilen bu seçimler açısından soru(n), mücadelenin Cumhurpatronluğu (tek adam) ile kapitalizme karşı mücadeleye tahvil edip, edil(e)memesindedir. Çünkü bugün Erdoğan’ın karşısına çıkan düzen partileri ve adayları, burjuva sınıf çıkarlarına ve emperyalizme, demokrasiye ve özgürlüklere olan bağlılıklarından milyon kez daha bağlıdır.

Kaldı ki Erdoğan ve AKP hiçbir zaman tek başına ve sadece kendi gücüyle iktidarda kalmadı. Mustafa Sarıgülleri, Mansur Yavaşları alternatif diye sahaya sürenler, Ekmeleddin vakasını yaratanlar, 7 Haziran’dan sonra AKP ile koalisyon görüşmeleri yapanlar, 16 Nisan’dan sonra mühürsüz referandumu sineye çekenler, Erdoğan savaş ve milliyetçilik borusunu her çaldığında onun yanına koşanlar her zaman egemenlerin safında oldular.

Bunu aslî nedeni, solun çözüm(süzlüğ)ünü sağda, sağcılaşmakta araması; yani yukarıda da aktardığımız üzere Ahmet Tulgar’ın, “Sol ile Muhafazakârlığın Ortak Dilde Buluşması” türünden formüle ettiği yanılgıya, tuzağa düşmesidir.

“Solun ‘sağa açılım’ siyasetleri sağ tabanın sola doğru geçişine ve solun sağ tabana doğru genişlemesine değil, tam tersine sol tabanın sağın hegemonyasına girmesine ve bir süre sonra da sağ partilerin tabanı hâline gelmesine yol açmaktadır…

Solun sağa açılarak genişletilmesi fikri oldukça eski bir ‘cin fikir’. Solun kitleselleşebilmesi, ‘halkla barışması’ için toplumun sağduyusu ile (dinle, milliyetçilikle, bireycilikle) barışması gerektiği yargısından hareket eden bu yaklaşım uygulamada defalarca tam tersine sonuçlandığı hâlde ısıtılıp ısıtılıp yeniden piyasaya sürülüyor.

Adına kâh ‘demokratik sol’, kâh ‘Anadolu solu’, kâh ‘liberal sol’, kâh ‘ulusal sol’ denilerek pazarlanan bu ‘sağı kapsama’ girişimlerinin bir bilançosunu çıkaracak kadar çok deneyimimiz oluştu…

Sosyalist harekete yapılan liberalizm ve ulusalcılık aşılarının da sola herhangi bir katkı yapmadığı AKP iktidarında çarpıcı biçimde yaşandı. Türkiye solunun tarihine tıpkı ‘Kadroculuk’ gibi kara bir leke olarak geçen ‘Yetmez ama Evet’çilik[219] ve ırkçı ulusalcı ‘sosyalizm’, sosyalist solun onlarca yıllık mücadeleler içinden süzülmüş ilkelerini geniş halk kitleleri nezdinde değersizleştirdi. ‘Yetmez ama Evet’çiler ile AKP ve Gülen arasında oluşan geçişimlilik, ırkçı ulusalcı ‘sosyalistler’in tasfiye edilen kontrgerilla paşalarına sundukları ‘kurmay hizmetleri’ sağın kitle tabanında sola doğru en küçük bir sempati yaratmadı ama geleneksel sol tabanın faşizmle, dinbazlıkla arasındaki ayrım çizgilerini algılayamaz hâle getirdi. Alevîler içinde gelişen Türk milliyetçiliği ve Kürt düşmanlığı eğilimi bunun en somut ifadesidir.

“Ne yapalım, realite bu,” diyenlereyse yanıt çok net: Türkiyeli sosyalistler, bu realiteyi değiştirmek/dönüştürmek için ne kadar çaba sarf etti? Demokratikleşme, barış için harcanan emeğin bir miktarı işçi sınıfı mücadelesine hasredilebilseydi, sosyalistler bu denli “çaresizlik”ten duçar olurlar mıydı? Ve devrimcilerce örgütlenmiş onbinlerce, yüzbinlerce işçinin, ezilen, yok sayılan, zulüm gören Kürt halkının yanında yer alması, fena mı olurdu?

Sonuç olarak solun toplumdaki dinci ve ırkçı eğilimleri aşma mücadelesini bir kenara bırakarak bunlarla uzlaşmaya gitmesini ifade eden ‘sağa açılım’ siyasetleri sağ tabanın sola doğru geçişine ve solun sağ tabana doğru genişlemesine değil tam tersine sol tabanın sağın hegemonyasına girmesine ve bir süre sonra da sağ partilerin tabanı hâline gelmesine yol açmaktadır.

Neo-liberal sömürge kapitalizminin ve emperyalizm işbirlikçiliğinin açık bayraktarlığını yapan sağ iktidarların birbiri ardı sıra iflas etmelerine rağmen sağın hâlâ Türkiye toplumunun çoğunluğunu hükmü altında tutabilmesinin bir sebebi de sol ile sağ arasındaki ilkesel ayrımları belirsizleştiren bu ‘sağa açılım’ hareketleridir.”[220]

Bir zamanlar Abdullah Gül’ün peşinden koşup, papatya falları açtığı dönemde hakkında, “Kemal Kılıçdaroğlu, partideki tribünlerden gelen sese değil, ‘kazanmaya’ odaklanmış hâlde. Abdullah Gül, İlhan Kesici, Muharrem İnce gibi isimleri, Saadet ya da İYİ Parti’yle ittifak gibi ideolojik olarak farklı anlamlar içeren tüm senaryoları masaya yatırıyor.

CHP’liler, özellikle de sosyal medyada çok yüksek sesli konuşan topu topu 20-30 bin kişilik bir grup, Kemal Bey’in yapmaya çalıştığı işin mantığını anlamıyor… CHP’nin oyunu, “şerefli bir mağlubiyet” değil; kazanmak! Türkiye’de yüzde 60-65’lik bir muhafazakâr-milliyetçi seçmen var. Bunların çoğu, “CHP” markasına önyargılı. Demokrasi ve özgürlük istiyor, ekonomik refah istiyor; hatta aslında gazetecilerin de, bebeğiyle Ayşe Öğretmen’in cezaevine gönderilmesini de istemiyor. Ancak kendi yaşam alanının tehdit altında olduğunu düşünerek muhafazakâr ya da kendi muhafazakâr olmasa da muhafazakâr-dostu bir kimliğe daha sıcak bakıyor.

CHP genel merkezinin şu zamana kadar Abdullah Gül gibi seçenekleri ciddi olarak değerlendirmesinin nedeni de bu… Gül dışında gündemdeki isimlerin ikinci turda şansı zayıf,”[221] dedirten tutumuyla Kılıçdaroğlu’nun, 24 Haziran’daki seçim listeleriyle, politik konumlanışıyla CHP’nin bir kez daha yaptığı bu “sağa açılım” zırvalığıdır![222]

“Bugünkü duruma bakın: CHP muhalefeti, iktidar cephesindeki iki ana partinin, AKP ve MHP’nin uzantısı iki partiyle, Saadet ve İYİ Parti ile ittifak içinde güya iktidarı devirecek. Vaktiyle MHP ile birlikte yapılacaktı bu. 2014 cumhurbaşkanı seçimlerinde aday bile ortaktı. Ne oldu? MHP karşı tarafa geçti. Şimdi aynı şeyi bunların yapmayacağı ne malûm?

Ekonomik krizi tartışırken krizin bankalar ve sermaye lehine değil işçi ve emekçilerin lehine çözüme kavuşturulması için sınıfın bağımsız bir politikasının gereklidir; bu işler CHP’yle yürütülemez.

Sosyalist hareket kendisi burjuvaziden bağımsızlaşmalı ve ardından işçi sınıfını bağımsızlaştırmalıdır.

Bu seçimde neden bir sosyalist aday yok? Seçime İslâmcı gelenekten iki parti, faşist gelenekten gelen iki parti giriyor, ama onlarla geçmişte başa baş mücadele etmiş sosyalizm meydanlarda yok! Doğu Perinçek bile 100 bin imzayı aştı ama sosyalistler bunu denemediler. Bu kabul edilemez. Bir sınıf cephesi kurulmalı. Bu, Komünist Enternasyonal döneminde geliştirilmiş Birleşik İşçi Cephesi yönelişine uygun olarak sosyalistleri bir araya getirmeli. Herkes ayrı yürürken birlikte vurmayı öğrenmeli.

Bu memlekette kendine ‘Cumhur İttifakı’ diyen bir gerici cephe var. Kendine ‘Millet İttifakı’ adını takan, emperyalist Batı’nın sözünden çıkmayan bir başka cephe var. Neden bir ‘Emek Cephesi’ yok?”[223]

İşbu nedenle totalitarizmi yenecek gücün işçi sınıfının ve emekçi halkın bağrında aranması gerektiğinde ısrar edilmelidir. Bu doğrultuda tüm sosyalistlerle güç birliği yapmalıdır. Ancak hiçbir koşulda patron partilerine, işçi düşmanlarına, NATO, ABD, AB ve İsrail dostlarına oy verilmemeli ve desteklenmemelidir!

Coğrafyamızı yeniden kurmanın eşitlikçi-özgürlük kavgası 25 Haziran’da da sürdürülmelidir.

Hem de önemli olanın, değişim rüzgârının geleceği temsil etme yeteneğinin giderek somutlaşması ve buna bağıntılı görevler olduğu unutulmadan… Çünkü “dip dalga” olarak nitelenen gerçeklik, meseleyi rejim sorunu olarak gören bir “sınıf bilinci”ne ulaşmadıkça hiçbir zaman kalıcı başarıya imza atamayacaktır.

 

VIII.1) ZIRVA(LAR)

 

Bu kadar çok şeye değinip de, konuya ilişkin şeçme saçmaları kayıt altına almamak olur mu?!

  • İlerleyen yaşında, gördüğü halisünasyonlarla, şunları da diyen Yalçın Küçük’e, Akşener ve Karamollaoğlu’nun tarihine, bir kez daha göz atmasını tavsiye edelim:

“Muhalefet eden Saadet Partisi ve İyi Parti vardır, bunu görmek lazım. İyi Parti yüzde 20 oy alırsa çok çok büyük başarıdır. Bundan sonraki seçimde iktidar ondadır. Ben İYİ Partili miyim? Bir ara ona oy vermeyi düşündüm, ama hayır. Bir defa iki oyumu da HDP’ye verecektim, şu anda değiştirdim. Büyük oyumu, hapisteki Demirtaş’a veriyorum. Kibar çocuktur, çocuk derken Atatürk’ün dediği anlamda, o herkese çocuk derdi, söylüyorum, iki oyumu da ona verecektim ama milletvekili oyumu değiştirdim Saadet Partisi’ne vereceğim. Şu nedenle: Benim hapishane arkadaşım, çok şükür kısa bir süre kaldı, Hâkim Albay Tanju Güvendiren Saadet Partisi’nden milletvekili adayı oldu. Hem Akşener’in partisi, hem din adamımız Karamollaoğlu’nun partisi çok iyi muhalefet yapıyorlar.”[224]

  • “Temel Karamollaoğlu, sağduyulu dindar bir siyasetçi… Güler yüzlü. Gazap saçan hacı hoca takımından değil… Temel Karamollaoğlu elbette bir Yaşar Nuri Öztürk değil. Onu istemek fazla olur. Bugünkü çizgisini sürdürsün yeter. Millet kazansın. Beklentimiz budur,”[225]diyor ve ekliyor Meral Akşener için “Cesur Kadın İradesi” vurgusuyla Erdal Atabek:

“Geçmişinde kendisi için yük olacak işler var. Ama Meral Akşener geçmişini geleceğinin engeli yapmıyor. Osmanlı Kadını imgesini seviyor. Dobra konuşan, dürüst, sert ama şefkatli ana. En büyük şansı Devlet Bahçeli’nin kaybettikleri… Yeni Meral Akşener bir kazanç. Öyle görünüyor.”[226]

Siz, Sivas’taki ateşi; Kürt illerindeki faili belli cinayetleri bilir misiniz? Bunlar sizin için bir şey anlatır mı hâlâ? Veya dün dündür, bugün de bugün müdür sizin için?!

  • “24 Haziran’a kadar sahici yurttaşsak, hele siyasal kimliğini ‘sol’da tanımlamış bir yurttaşsak, hele hele siyasal kimliğini ‘sosyalist, Marksist’ diye tanımlamış bir yurttaşsak sokakta çok işimiz var. Bilen bilir, sokak zordur. Daha önce de Tırmık’ta sokak çalışmasının değerine, önemine vurgu yapıldı. Hatta bir delikanlı Facebook’ta öfkeli bir cevap bile yazdı. ‘Biz her gün sokaktayız, senin akıl vermene ihtiyacımız yok’ yollu bir şeyler söylüyordu. Delikanlı sokak deyince polisle çatışma anlıyordu. Zaten Facebook profil fotoğrafı da bunun kanıtıydı.

Oysa siyasette ‘sokak çalışması’ sokakta çatışma aramaktan çok farklı ve çok daha zordur. Kimi kaşarlı siyasetçi sokağı dükkân dükkân esnaf ziyareti yapıp el sıkmak olarak kavrar. Bu halk dalkavukluğunun oylara ne gibi etkisi olduğunu oldum bittim anlayamamışımdır. Sanırım tek oy bile getirmez.

Sokak ev ev, dükkân dükkân, adım adım, çok sabırlı bir çalışma demektir. Siyasal bilinci bulanık, seçmen aklı karışık yurttaşlarla birebir ilişki kurmak demektir. Dahası sokak, ancak kendi siyasal bilinci bulanık olmayan, seçmen aklı körlemesine bir tercihe değil ölçüp biçip ulaşılmış bir tercihe dayananların harcıdır. 25 Haziran günü daha umutlu bir Türkiye’ye uyanmak istiyorsak ’sokak’ta ve ’sandık’ta çok işimiz var ve işimiz kolay değil,”[227] diyen Aydın Engin’e, bu konuda verdiği “akıllar” dışında pratikte ne yaptığını sormamız ve onunda biraz bundan söz etmesi gerek miyor mu?

  • “Afrin’e giderken Osmanlı tokadı atacağız demişlerdi. Seçimlerde Kürt tokadı yemeye hazırlanın. Kürtlerin attığı tokatla feleğinizi şaşıracaksınız,”[228]diyen Pervin Buldan’a soralım: HDP Türkiyeli bir partiydi değil mi?[229]
  • “AKP’ye oy veren Kürt kardeşlerime sesleniyorum, damarlarında bir damla Kürt kanı olan AKP’ye oy vermemeli,”[230]diyen Pervin Buldan’a birileri “Dur”, “Sus” demeli!
  • Yine Pervin Buldan, “Biz kadınlar bir ittifak gerçekleştirdik. Bu ittifak, kadın ittifakıdır, devrim ittifakıdır. Biz kadınlar kadın devrimini gerçekleştireceğiz,”[231]diyor demesine de; ona birisinin devrimin de, kadınların kurtuluşunun da seçimle mümkün olmadığını anımsatması gerekiyor!
  • Seçim çalışmaları kapsamında Ş.Urfa’yı ziyaretinde, hemşerileri olduğunu, annesinin de Ş.Urfalı olduğunu söyleyen Sezai Temelli’ye bir yurttaş “Ş.Urfalıysan çiğ köfte yoğurmayı bilmen gerek,” demesi üzerine o da, “Çok iyi çiğ köfte yoğururum. Çiğ köftede iddialıyım” yanıtı verdi![232]Buna yorum yok!
  • Erol Aral, “Sosyalistler katalizör olur, HDP ile CHP tabanının ittifakı kurulur,”[233]diyerek dilek ve temennisini ifade etmesine ediyor da sosyalistler, Birleşik İşçi Cephesi yönelişine uygun olarak devrimcileri bir araya getirip, ‘Emek Cephesi’ inşa etmeden, bir güç odağı olmadan bunu nasıl ve neden yapsın?
  • “Erdoğan/AKP iktidarı antidemokratik “karşıdevrimci” çizginin günümüzdeki son atılımıdır. Bu açıdan 24 Haziran seçimleri, sadece iktidarı değil, Türkiye’nin Demokratikleşme sürecinde eriştiği düzeyi de belirleyecektir,”[234]diyen Emre Kongar’ın anlayamadığı; demokratik soru(n)ların hâllinde tek imkânın sınıf mücadelesi ve militan emek örgütlülüğü olduğudur; seçim sandığı falan değil…
  • YSK’nin seçime girme yeterliliği olmadığı gerekçesiyle itiraz başvurusunu reddettiği TKP, “Bu düzen değişmeli” sloganıyla genel seçime bağımsız adayla girme kararı alıp; Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise geçersiz oy çağrısı yaptı.[235]Buna da yorum yok!

 

VIII.2) 25 HAZİRAN SONRASI…

 

Coğrafyamız çok yönlü kriz koşullarına yönel(til)di seçim sürecinin erkene alınmasının aslî nedeni, yaşanan çok yönlü krizin -dolaysız!- itirafından başka bir şey değildir. Ancak seçim (ve sonuçları ne olursa olsun!) kriz derdinin aşılmasına derman olamaz.

Hangi koşullarda olursa olsun; seçimlerden söz edilince, soru(n) doğrudan burjuva devletin sınıfsal niteliği, yapısı, işlevi ve işleyişiyle ilgilidir. Bu konuda emekçilerde en ufak bir yanılgı, kafa karışıklığı vahim bir savrulmadır. “Tek Adam” diktatörlüğünde de, “Kuvvetler Ayrılığı”nın yürürlükte olduğu “normal” bir parlamenter düzende de meselenin özü aynıdır.

Ama buna rağmen solu etrafında toplayan HDP’nin “radikal demokrasi” programına göz attığımızda, sosyal reform taleplerinden başka bir şey göremiyoruz. Kapitalizme, emperyalizme, burjuva sınıf egemenliğine de herhangi bir itiraza rastlamıyoruz.

Sosyal reform vaadi kulağa hoş gelmesine geliyor da; düzen buna – 7 Haziran seçimlerinde olduğu üzere- ne kadar el verebilir?

Bu noktada Kürt Ulusal hareketinin sosyal reformculuğu bir yere kadar anlaşılabilir. Ancak hâlâ devrimden ve sosyalizmden söz edenlerin böylesi bir programın bayrağı altında -eleştirisiz, itirazsız- toplanmalarına ne denilebilir?

Özetle OHAL ve KHK’ların tek adam rejimiyle yönetilen coğrafyamızda seçimlere endeksli “umutlar” izaha muhtaç bir izansızlıkken; soru(n)ların, mesela “Ulusal Sorun”un “çözüm platformu”nun TBMM olduğu takdimi, akıl alır bir şey değildir!

Ancak pek çok sıkılmış insanın da, bu gerçekleri “es” geçen, kantarsız umutların, bir hayal kırıklığı riskini de içermesi 25 Haziran için ciddi bir dezavantajdır. Çünkü 24 Haziran’dan da önemlisi, 25 Haziran konusunda “Bu ateşten gömleği kim giyecek”[236] sorusu, yanıtı ve hazırlıklarıdır.

Devasa gerilimleriyle 24 Haziran 2018 tablosu, 8 Haziran 2015’in soru(n)larını katlanarak, yeniden gündeme taşıyacak… Bu tabloda da enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik, artan borçlar, hızla değer kaybeden TL yani ekonomik kriz gündeminin başrolünde olurken; siyasal alanda da kaotik bir tablo devreye girebilecek. (Siz buna bölgesel soru(n)ları da ekleyin!)

Tam da bundan ötürü, “Seçim sonrası kim iktidara gelirse gelsin IMF’ye gitmek zorunda” vurgusuyla uyarıyor Korkut Boratav:

“Tek seçenek radikal, ‘devrimci’ seçenektir. Ama acaba Türkiye toplumu finans kapitale teslimiyetle sağlanan ve borçlanmayla ayakta duran refah konjonktürünün geride bırakılacağı yeni bir geleceğe kendisini hazırlayabilir mi? Hepimizin ortak problemi bu… HDP’yi de katarak oluşturulacak geniş bir sol muhalefet, Türkiye’nin geleceğini sola taşıyabilir. Aksi hâlde bugünkü iktidarın devamı IMF’li veya IMF’siz, faşizmi zaten gündeme getirmiş vaziyette.”[237]

Kaç-AK Saray’ın “olağan” koşullarda seçimleri kazanma şansı bulunmuyorsa da, bu hâlde de Kaç-AK Saray’ın “kaderi”ne razı olmayacağı (liberaller için bile!) bir “sır” değil. Örneğin, “24 Haziran’da bu iktidarın sürmesine karşı bir çoğunluk oluşması bir hayal değil. Bu bir ‘hayal değil’ ama bu sonuç gerçekleşirse iktidarın kendi ömrünü uzatmak için neler yapacağı da belli değil,”[238] diyen Murat Belge ile “Erdoğan ve suç ortaklarının iktidardan düşmekten korkmalarını anlamak mümkün. Peki kaybederlerse ne yapabilirler? Evet her türlü melaneti”[239] vurgulu Oya Baydar’ın satırları da bu yönde…

O hâlde, tekrar pahasına yineleyelim: Kimileri, “24 Haziran AKP’nin son seçimleri olacak,”[240] dese de;parlamenter hayallerin zirve yaptığı koordinatlarda dikkatler 25 Haziran ve sonrasına çekilmelidir. Ayrıca 24 Haziran sonrasının yükünün, solu parlamentarist çizgiye mahkûm bloklarla omuzlanamayacağını da unutmayalım.

Bir tekrar daha: Parlamentarizm, devrimci mücadeleden kaçanların sığındığı bir limandır yalnızca ve Kürt ulusal hareketinin başarısı seçim faaliyetleriyle değil, Kürt halkının devrimci temellerde yükselen eşitlik ve özgürlük mücadelesinde yarattığı kazanımlara endekslidir. Geçmişte olduğu gibi…

Mevcut koşullarda sosyalistler için “parlamenter liman”ın hiçbir ciddiyeti söz konusu değilken; bu yoldaki karşılıksız beklentilerin -yani düzen parlamentosuna bağlamanın vahameti- derin bir hayal kırıklığından başka bir şey olmayacaktır.

Sosyalistler parlamentonun her zaman ve her durumda biçimsel/ sahte “işlevi”yle değil; kürsünün devrimci amaçlarla yararlanılmasıyla ilgilidirler. “En gerici parlamentolardan” bile devrimci amaçlarla yararlanmak politikasının dayanağı da bundan başka bir şey değildir.

Ve nihayet 1763 yılında Jean-Jacques Rousseau’nun, “Dağılma önce hükümetin yasalara göre yönetmemeye başlaması ve devlet gücünü zorla ele geçirmesi ile olur. O zaman önemli bir değişiklik meydana gelir. Hükümet değil devletin kendisi sıkışıp daralır. Yani büyük devlet eriyip gider ve onun içinde yalnız hükümet üyelerinin kurduğu bir başka devlet ortaya çıkar demek istiyorum. Bu da halkın geri kalanı için efendiden, zorbadan başka bir şey değildir,”[241] sözleriyle tarif ettiği bir hâli yaşayan coğrafyamızda, durmadan anımsanması gereken Emiliano Zapata’nın bugün(lerimiz)e uzanan haykırışıdır:

“Güçlü insanı zayıf halk yaratır. Güçlü halkınsa, güçlü insana ihtiyacı yoktur”!

“Yurda ve halkın özgürlüğüne düşman olanlar, her zaman halkın soylu davası uğrunda kendilerini feda edenlere haydut gözüyle bakmışlardır”!

“Dizlerinin üzerinde yaşamaktansa ayakta ölmek yeğdir”!

 

13 Haziran 2018 14:39:00, İstanbul.

 

N O T L A R

[1] Andrei Tarkovski.

[2] Hayko Bağdat’ın, “Muharrem İnce’yi desteklemek Türkiye’ye ihanettir” başlıklı yazısına HDP İstanbul milletvekili adayı Ahmet Şık, “Gezi direnişleri sırasında polis megafonunu eline alıp saçmaladığında iyi niyetli olduğunu düşünmüştük ama şimdi cemaatin çetesinin megafonu elindeyken aynı şeyi düşünmüyoruz. Şöhret budalalığı da saçmalamaya yol açıyor. Mafyalarla mücadele edenlerin aklı da vicdanı da sağlamdır,” derken; HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen de, “Akılsız dostun olacağına akıllı düşmanın olsun’ diye boşuna dememişler” deyip ekliyor: “En büyük şansımız, Kürtlerin kendilerine akıl vermeye kalkanlardan çok daha öngörülü olması. Muhalefete muhalefet yapmanın anlamsızlığının farkındalar,” tepkisini gösterdi. (“Hayko Bağdat’ın Yazısına HDP’den Tepki”… https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/05/30/hayko-bagdatin-yazisina-hdpden-tepki/)

[3] Sibel Özbudun – Temel Demirer, “7 Haziran 2015 Seçimleri’ne Dair-Gerekçeli-Tavrımız”… http://direnisteyiz.net/haber/7-haziran-2015-secimlerine-dair-gerekceli-tavrimiz-sibel-ozbudun-temel-demirer/…http://www.kurdistan-post.eu/tr/toplum/7-haziran-2015-secimlerine-dair-gerekceli-tavrimiz-sibel-ozbudun-temel-demirer… http://www.halkinbirligi.net/articles.php?article_id=625… http://gomanweb.org/index.php/tum-haberler/232-manset-haberleri/16096-7-haziran-2015-secimleri-ne-dair-gerekceli-tavr-m-z… http://www.duyarsiz.org/makale/7-haziran-2015-secimlerine-dair-gerekceli-tavrimiz_m186.html… http://adhk.de/?p=8269… http://www.kaypakkayahaber.com/kose-yazisi/7-haziran-secimlerine-dair-gerekceli-tavrimiz-temel-demirer-sibel-ozbudun… http://rojnameyanewroz.com/genel/7-haziran-2015-secimlerine-dair-gerekceli-tavrimiz-sibel-ozbudun-temel-demirer… http://www.sizehaber.com/7-haziran-2015-secimlerine-dair-gerekceli-tavrimiz-sibel-ozbudun-temel-demirer/… http://www.midyathabur.com/7-haziran-2015-secimlerine-dair-gerekceli-tavrimiz-3721yy.htm… http://exivrus.blogspot.com.tr/… https://twitter.com/liveramacuka… https://twitter.com/ewrimezgi… https://www.facebook.com/rapzanbelagatofficial/posts/1019406058088044…

[4] 24 Haziran’da HDP’ye milletvekilliği aday adaylığı başvurusunda bulunmayan HDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, aday olmamasına gerekçe olarak, “solun Kürt siyasal hareketi içerisindeki etkisini” ve “HDP’nin HÜDA-PAR’la ittifak yapmamasını” gösterdi. (“HDP’den Adaylığa Başvurmayan Altan Tan: Marjinal Sol HÜDA-PAR’la İttifaka İzin Vermedi”, 9 Mayıs 2018… http://www.diken.com.tr/hdpden-adayliga-basvurmayan-altan-tan-marjinal-sol-huda-parla-ittifaka-izin-vermedi/)

Karaman’daki çocuğa cinsel istismar skandalının ardından Ensar Vakfı’na sahip çıkan Diyarbakır Milletvekili Altan Tan (“… ‘Ensar’a Sahip Çıkan Tan İçin Demirtaş’tan İcraat Yok Laf Var”, 27 Nisan 2016… http://www.diken.com.tr/hdpden-tan-icin-laf-var-icraat-yok-ahlâksizlik-savunulurken-bu-kadar-curetkar-olunmamali/), bu tavrını eleştirenleri, “Üç tane çakma Nişantaşılı, Bebekli ve sosyalist için ‘Bütün İslâmi tarikat ve cemaatler, Kur’an kursları, yurtlar, tecavüzcüdür, sapıktır’ demeyeceğim, demeyeceğim, demeyeceğim,” diye yanıtladı. (“HDP’li Tan, Ensar’ı Sahiplenmesini Eleştirenlere Çattı: Çakma Sosyalistler”, 16 Nisan 2016… http://www.diken.com.tr/ensar-vakfina-arka-cikan-altan-tan-hdpli-kadinlari-cakma-sosyalist-ilan-etti/)

Altan Tan, çocuklara cinsel istismar skandalıyla ilgili, “Bale kursunda bir seks skandalı oldu diye bütün balerinleri suçlamak veya HDP’li belediyede buna benzer birşey olduğu vakit tüm HDP camiasını suçlamak yanlış,” diyerek bir kez daha Ensar Vakfı’na “sahip çıktı”. (“Şimdi HDP Yönetimi Düşünsün: Tan, Çocuğa Cinsel İstismarı ‘Seks Skandalı’ Sanıyor”, 13 Nisan 2016… http://www.diken.com.tr/hdpli-altan-tan-bu-kez-bale-kursunda-seks-skandali-uzerinden-ensara-sahip-cikti/)

10 erkek öğrenciye cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle tutuklanan Muharrem B.’nin kurs verdiği evlerden ikisinin sahibi olduğu ortaya çıkan Ensar Vakfı, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan ise, “Devletimiz halkımızın yaşamını kolaylaştırmak için birçok çalışma yaptı. Sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları olmadan kamunun yaptıkları ve yapacağı hiçbir zaman yeterli olmaz. Vakıf ve STK çalışmaları tam da bu nedenden halkımız için çok önemlidir. Vakıf çalışmalarıyla ve STK temsilcileri ile sürekli istişare hâlindeyim. Eşimden sonra en çok görüştüğüm kişi ise Ensar Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Başkanı İsmail Cenk Dilberoğlu’dur,” diyordu. (Burcu Karakaş, “Bilal Erdoğan: Eşimden Sonra En Çok Görüştüğüm Kişi Ensar Vakfı Başkanı”, 22 Mart 2016… http://www.diken.com.tr/bilal-erdogan-esimden-sonra-en-cok-gorustugum-kisi-ensar-vakfi-baskani-dilberoglu/)

[5] Fatih Polat, “HDP’ye Neden Oy Vermeliyiz?”, Evrensel, 23 Mayıs 2018, s.9.

[6] ‘Sabah’a verdiği röportajda “Yurt dışına gidin; orada yapamadığınız her şeyi burada yapabiliyorsunuz” diyen ve özgürlüğü yerlere tükürmek olarak niteleyen Saray türkücüsü Yavuz Bingöl, “Sonuna kadar Erdoğancıyım, hatta feriştahıyım,” ifadelerini kullandı. (“Erdoğancılığın Feriştahıyım!”, 13 Mayıs 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/974211/_Erdoganciligin_feristahiyim__.html)

[7] Karl Marx, Fransa’da Sınıf Savaşımları 1848-1850, çev: Sevim Belli, Sol Yay., 1976, s.14.

[8] Ergin Yıldızoğlu, ‘Tehlikenin Farkında Değil misiniz?’, Cumhuriyet, 1 Mart 2018, s.11.

[9] Ergin Yıldızoğlu, “Bu Sırada Türkiye…”, Cumhuriyet, 22 Mart 2018, s.9.

[10] İrfan Aktan, “Hamit Bozarslan: Türkiye Toplumu Çöküyor”, 9 Mart 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/03/09/hamit-bozarslan-turkiye-toplumu-cokuyor/

[11] Fatih Yaşlı, “Cumhuriyet’e Sol Lazım”, Birgün, 29 Ekim 2017, s.3.

[12] Ergin Yıldızoğlu, “Sular Çekilince…”, Cumhuriyet, 21 Mayıs 2018, s.9.

[13] Semih Güven, “Erken Seçimin Sebebi Alarm Veren Ekonomi”, Birgün, 20 Nisan 2018, s.11.

[14] Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde çalışırken KHK ile işten çıkarılan Ali Vuran, geçimini sağlamak için aldığı beş ineğe de tedbir konulunca, tamamen işsiz kaldı. İnekleri ne satabilen ne de ürünlerinden faydalanabilen Vuran, “İneklerime kayyım atandı,” dedi. (“KHK Mağduru Artık Tamamen İşsiz Kaldı…”, Cumhuriyet, 16 Ocak 2018, s.11.)

[15] Emre Deveci, “Ekonomiyi Çökertti”, Cumhuriyet, 9 Haziran 2018, s.7.

[16] Ergin Yıldızoğlu, “… ‘Yıkım Tablosu’ ve Bir Soru”, Cumhuriyet, 19 Şubat 2018, s.9.

[17] Bahadır Özgür, “OHAL’de Kimler Olağanüstü Kâr Etti?”… https://www.gazeteduvar.com.tr/ekonomi/2018/02/06/ohalde-kimler-olaganustu-kar-etti/

[18] ‘Hak ve Adalet Platformu’nun raporuna göre; OHAL KHK’ları mağdurlarının yüzde 29 kendisini muhafazakâr, yüzde 22.5’i demokrat, yüzde 12.5’i milliyetçi, yüzde 8’i ise sosyal demokratik olarak tanımlıyor.

Mağdurların yüzde 92’si yüksekokul ve üniversite mezunu.

OHAL KHK’leriyle ihraç edilenlerin arasındaki işsizlik oranı yüzde 65. Bir işte çalışabilenlerin birçoğu sigortasız.

OHAL döneminde gözaltına alınanların yüzde 23.5’i kötü muamele veya işkence gördüğünü beyan etti.

Cezaevinde tutuklu bulunanların yüzde 16.7’si intihar girişiminde bulunduğunu ya da intiharı aklından geçirdiğini söylüyor. İntihar planı ya da girişiminde bulunduğunu belirtenlerin oranı ise yüzde 6.9.

OHAL mağdurlarının yüzde 50’si sinir hastalığı ya da duygu durum bozuklukları yaşıyor.

Adli soruşturma geçirenlerin yüzde 46’sı hakkında iddianame bile hazırlanmadı. OHAL mağdurlarının yüzde 81’i geçirdiği soruşturmanın adil olmadığını düşünüyor.

Yüzde 55.6’sı savunma hakkını kullanamadı, yüzde 30.8’inin ifadeleri alınırken yanlarında avukat bulundurmalarına izin verilmedi.

İhraç edilenlerin yüzde 95.8’i 15 Temmuz öncesinde herhangi bir soruşturma geçirmedi. (Sinan Tartanoğlu, “OHAL’ler 12 Eylül’de Olağanlaştı”, Cumhuriyet, 23 Ocak 2018, s.13.)Ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, CNN’in yaptığı söyleşide KHK ile ihraç edilenler için “her atılan suçlu değildir; onları idarî kararla işten attık,” diyor! (Öğretmenler sitesi, 24 Şubat 2017)

[19] Sinan Tartanoğlu, “Olağanüstü Hukuk”, Cumhuriyet, 21 Ocak 2018, s.13.

[20] Hilal Köse, “Bunun Adı Hukuk Bunalımı”, Cumhuriyet, 24 Mayıs 2018, s.7.

[21] Sinan Tartanoğlu, “Siyasi Sorumluluk Ahrete Muhalefet Cezaevine…”, Cumhuriyet, 20 Ocak 2018, s.13.

[22] Sinan Tartanoğlu, “OHAL’de ‘Fırsattan İstifade’ Düzenlemeler…”, Cumhuriyet, 22 Ocak 2018, s.12.

[23] İklim Öngel, “Kılıçdaroğlu’ndan Çok Kritik Uyarı: Baskı Sürerse Patlama Yaşanır”, Cumhuriyet, 16 Ocak 2018, s.10.

[24] Burcu Cansu, “Olağanlaşan OHAL ile Yeni Rejim İnşa Ediliyor”, Birgün, 12 Ocak 2018, s.13.

[25] Mustafa Çakır, “Çöküşün Bilançosu”, Cumhuriyet, 8 Nisan 2018, s.5.

[26] Ahmet İnsel, “Diktatörler Seçimle Gider mi?”, Cumhuriyet, 8 Mayıs 2018, s.9.

[27] Ahmet İnsel, “Seçimli Otokrasiler”, Cumhuriyet, 3 Şubat 2018, s.11.

[28] Vittorio Alfieri, Tiranlık Üzerine, çev: Abdullah Cevdet, Akademi Titiz Yay., 2015.

[29] Işıl Özgentürk, “Mış Gibi Seçim!”, Cumhuriyet, 22 Nisan 2018, s.13.

[30] Kadri Gürsel, “Korkutan İktidar Korkutarak Oy İstiyor”, Cumhuriyet, 8 Haziran 2018, s.8.

[31] Ergin Yıldızoğlu, “Kültür Savaşları”, Cumhuriyet, 26 Mart 2018, s.11.

[32] Nurcan Gökdemir, “Saray’a Kale Güvenliği”, Birgün, 11 Mart 2018, s.7.

[33] “Resmi Gazetede Yayımlandı: Saray’da Özel Harekât Kuruluyor”, Cumhuriyet, 24 Mayıs 2018, s.5.

[34] Emine Kaplan, “… ‘Erdoğan Kazanır AKP Kaybederse’ Hazırlığı”, Cumhuriyet, 3 Mayıs 2018, s.5.

[35] Ali Sirmen, “Tayyip Bey’in B ve C Planları Ne?”, Cumhuriyet, 29 Mayıs 2018, s.4.

[36] “CHP’li Onanç: Birbirini Tamamlayan Muhalefet Kararsızları Çekebilir”, Evrensel, 25 Nisan 2018, s.15.

[37] “KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, 24 Haziran seçimlerinin sıradan olmadığını belirterek, faşizmin kendi kaderini bu seçimlere bağladığını ve bu seçimlerin faşizmi bertaraf etmek için bir şans olduğunu kaydetti,” (Enes Yıldız-Berfin Bağdu, “Bayık: 24 Haziran, Faşizme Karşı Bir Şanstır”, 18 Mayıs 2018… https://mail.google.com/mail/u/0/#inbox/1637703fbb296188) kaydetmesine de; faşizm seçimlerle bertaraf falan edilemez!

[38] Yusuf Karataş, “Bölgesel Savaş Tehdidi ve 24 Haziran Seçimleri”, Evrensel, 11 Mayıs 2018, s.8.

[39] Serpil İlgün, “Yrd. Doç. Dr. Deniz Yıldırım: AKP Karşısındakileri Rakip Değil, İç Düşman Olarak Kodluyor”, Evrensel, 26 Mart 2018, s.14.

[40] İhsan Çaralan, “24 Haziran, En Adaletsiz Seçim Yarışı”, Evrensel, 9 Mayıs 2018, s.3.

[41] Yusuf Karataş, “15 Temmuz’un Gölgesinde Seçim Tartışmaları”, Evrensel, 7 Mayıs 2018, s.8.

[42] “Altıok: İstibdada Karşı Mücadelede Yolumuz Açık, Solumuz Açık Olsun”, Birgün, 24 Mayıs 2018, s.5.

[43] “Demirtaş: Böyle Bir Atmosferde Adil Seçim Olmaz”, Evrensel, 7 Mayıs 2018, s.9.

[44] “Meral Akşener: TRT’yi Satacağım, Parasını Size Vereceğim”, Cumhuriyet, 27 Mayıs 2018, s.6.

[45] Uğur Şahin, “TRT Tarafsız Değil, Bir Kişi İçin Yayın Yapıyor!”, Birgün, 15 Mayıs 2018, s.8.

[46] Sinan Tartanoğlu, “TV’lerde Muhalefete ‘Karartma Günleri’…”, Cumhuriyet, 11 Haziran 2018, s.5.

[47] Özgür Mumcu, “Devlet İmkânı”, Cumhuriyet, 3 Mayıs 2018, s.3.

[48] Sedat Ergin, “Olağanüstü Hâl’in Olağanlaşması”, Hürriyet, 29 Aralık 2017, s.16.

[49] Sinan Tartanoğlu, “İşte OHAL’in Ağır Faturası”, Cumhuriyet, 19 Ocak 2018, s.10.

[50] Melih Kırlıdoğ, “AKP ve Seçim Güvenliği”, Birgün Pazar, Yıl:15, No:582, 6 Mayıs 2018, s.2.

[51] Can Hacıoğlu, “80 Milletvekilimize El Konmak İsteniyor”, Cumhuriyet, 30 Mayıs 2018, s.4.

[52] “Pervin Buldan: İnce Büyük İncelik Yaptı”, Cumhuriyet, 10 Mayıs 2018, s.5.

[53] “Demirtaş: Sandık Taşımalar HDP’yi Baraj Altında Bırakmak İçin”, 29 Mayıs 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/985835/Demirtas__Sandik_tasimalar_HDP_yi_baraj_altinda_birakmak_icin.html

[54] Ergin Yıldızoğlu, “Muhalefet Cephesinde ‘Bilişsel Uyumsuzluk’ Var!”, Cumhuriyet, 12 Nisan 2018, s.9.

[55] Mine G. Kırıkkanat, “Erken, Acil, Şikeli!”, Cumhuriyet, 22 Nisan 2018, s.13.

[56] Kemal Kılıçdaroğlu, başkanlık referandumundan “Hayır” çıktığı iddiasıyla, “Referandumda 51.2 Hayır çıktı. YSK’ya çöreklenmiş bir yapı dedi ki, ‘Evet’ çıktı,” dedi. (“Kılıçdaroğlu’ndan Müthiş İddia: Referandumdan ‘Hayır’ Çıktı”, Hürriyet, 14 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/kilicdaroglundan-muthis-iddia-referandumdan-hayir-cikti-40741302)

[57] Burcu Cansu, “Sandık Oyunları Başladı: “Engelli Raporunu Bizzat Getirdi”, Birgün, 8 Mayıs 2018, s.8.

[58] “YSK’den Şaibeli Sandık Taşıma ve Birleştirme Kararı”, Cumhuriyet, 27 Mayıs 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/983872/YSK_den_saibeli_sandik_tasima_ve_birlestirme_karari.html

[59] “… ‘Taşımalı Seçim’e 3 Üyeden Karşı Oy”, Cumhuriyet, 29 Mayıs 2018, s.4.

[60] Emre Kongar, “YSK Artık Çok Ayıp Ediyor!”, Cumhuriyet, 3 Mayıs 2018, s.2.

[61] “Danıştay Üyesi Siyasi Tweet Attı”, Cumhuriyet, 10 Haziran 2018, s.6.

[62] Hüseyin Şimşek, “Sandık Taşımada Valilere Tartışmalı Yetki: Bir İlde Bulunan Tüm Sandıklar Taşınabilir”, Birgün, 8 Mayıs 2018, s.8.

[63] Sinan Tartanoğlu, “YSK Kendini Çiğnedi”, Cumhuriyet, 9 Haziran 2018, s.6.

[64] “Paris’te Mühürlü Oy Pusulası”, Evrensel, 13 Haziran 2018, s.9.

[65] Seyhan Avşar, “İktidar Sandıkları Tuttu”, Cumhuriyet, 8 Haziran 2018, s.6.

[66] “AP: 24 Haziran’a Temsilci Göndermeyeceğiz”, Birgün, 24 Mayıs 2018, s.5.

[67] Sebahat Karakoyun, “AGİT: Seçim Günü Sahtecilik Bekliyor musunuz?”, Birgün, 10 Mayıs 2018, s.9.

[68] Duygu Güvenç, “OHAL’e Derhâl Son Ver”, Cumhuriyet, 25 Nisan 2018, s.7.

[69] Alican Uludağ, “5 Parti Adil Seçim Platformu Kurdu”, Cumhuriyet, 1 Haziran 2018, s.4.

[70] Can Uğur, “Oylarımıza Sahip Çıkmak İçin Sandık Savunmasına…”, Birgün, 22 Nisan 2018, s.5.

[71] Sebahat Karakoyun, “Sandık Gücü’nün Hedefi 1 Milyon Müşahit Diyen Çelebi: Seçim Günü Her Türlü Senaryoya Hazırlıklıyız”, Birgün, 28 Nisan 2018, s.13.

[72] “Sezai Temelli Sandık Şaibelerine Karşı Uyardı”, Evrensel, 27 Nisan 2018, s.9.

[73] Mustafa Karadağ, “Baskın Seçim ve Yasa Tanımazlık”, Birgün Pazar, Yıl:15, No:580, 22 Nisan 2018, s.5.

[74] İklim Öngel, “Kılıçdaroğlu’ndan Çok Kritik Uyarı: Baskı Sürerse Patlama Yaşanır”, Cumhuriyet, 16 Ocak 2018, s.10.

[75] Yusuf Karataş, “İçişleri Bakanı Soylu’nun Açıklamaları ve Bölgede Seçim Güvenliği”, Evrensel, 25 Mayıs 2018, s.8.

[76] Birkan Bulut, “Seçim Sürecinde 48 Saldırı Ve Engelleme Oldu, 30’u HDP’ye”, Evrensel, 7 Haziran 2018, s.10.

[77] “Prof. Dr. Maranki’den 25 Haziran Sonrası Olmadı Gömdüklerimizi Çıkarırız”, 24 Mayıs 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/prof-dr-maranki-den-25-haziran-sonrasi-olmadi-gomduklerimizi-cikaririz-217092.html

[78] “Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar ve kuvvet komutanları, 23 Nisan’da, İYİ Parti adına Nuri Okutan kürsüye çıktığında Bahçeli ve Erdoğan’la birlikte muhalefeti protesto ederek TBMM’yi terk etmişti… Şimdi, meclisteki muhtırayı bir başka muhtıranın daha takip ettiği ortaya çıkmış bulunuyor. Bu sefer muhtıra Cumhurbaşkanı adaylığı gündemde olan Abdullah Gül’e veriliyor. Başrolde yine Hulusi Akar var. Yanında da Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Kalın.” (“Muhtıralı Seçim!”, Gerçek, 29 Nisan 2018… http://gercekgazetesi.net/gundemdekiler/muhtirali-secim)

[79] Sinan Tartanoğlu, “Saraylı, Apoletli İkna Ziyaretinin Perde Arkası”, Cumhuriyet, 28 Nisan 2018, s.4.

[80] “MİT: Miting İstihbarat Teşkilâtı”, Cumhuriyet, 13 Haziran 2018, s.8.

[81] “Zırhlı Araçla HDP Flamalarını Tek Tek İndirdiler”, 7 Haziran 2018… http://direnisteyiz24.org/zirhli-aracla-hdp-flamalarini-tek-tek-indirdiler/

[82] “Valilik, Erdoğan’ın Mitingi İçin HDP Mitingini İptal Etti”, 9 Haziran 2018… http://direnisteyiz24.org/valilik-erdoganin-mitingi-icin-hdp-mitingini-iptal-etti/

[83] “Kopenhag’da HDP’lilere Saldırı”, 9 Haziran 2018… http://direnisteyiz24.org/son-dakika-kopenhagda-hdplilere-saldiri/

[84] “Kulu’da Temelli’ye Gaz Sıkan Polislere Tepki”, Cumhuriyet, 9 Haziran 2018, s.5.

[85] “Seçim Çalışması Yürüten HDP’liler Gözaltına Alındı”, 7 Haziran 2018… http://direnisteyiz24.org/secim-calismasi-yuruten-hdpliler-gozaltina-alindi/

[86] “HDP’ye Polis Engeli”, Cumhuriyet, 6 Haziran 2018, s.5.

[87] “Seçim Çalışmaları Boyunca HDP’ye Yönelik 57 Saldırı Gerçekleşti”, Evrensel, 13 Haziran 2018, s.10.

[88] “Polis HDP’li Milletvekili Adayına Yumruk Attı”, 7 Haziran 2018… http://direnisteyiz24.org/polis-hdpli-milletvekili-adayina-yumruk-atti/

[89] “HDP’ye Bolu ve Bursa’da Saldırı”, Cumhuriyet, 6 Haziran 2018, s.5.

[90] “Ketıl Mesajına Tutuklama”, Cumhuriyet, 6 Haziran 2018, s.5.

[91] Mahmut Lıcalı, “35 Günde 22 Saldırı”, Cumhuriyet, 4 Haziran 2018, s.7.

[92] İçişleri Bakanlığı, “Alaattin Çakıcı’nın silahlı eylem yapan ve eylem hazırlığı içerisinde bulunan adamları yakalanmıştır… 2018 yılında yürütülen başarılı operasyonlar sayesinde İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerdeki suç örgütlerinin liderler kadroları da yakalanmıştır. Alaattin Çakıcı liderliğindeki suç örgütüne yönelik İstanbul ve Antalya illerinde gerçekleştirilen operasyonda 57 şüpheli, yakalanmıştır. 2017 yılında ise, Alaattin Çakıcı’nın silahlı eylem yapan ve eylem hazırlığı içerisinde bulunan 8 adamı İstanbul’da, 9 adamı Ankara’da, 15 adamı İzmir’de olmak üzere toplam 32 adamı yakalanmıştır,” açıklaması yaptı. (“İçişleri Bakanlığı’ndan Bahçeli’ye Yanıt Gibi Çakıcı Açıklaması”, Cumhuriyet, 26 Mayıs 2018, s.7.)

[93] “Bahçeli’nin Af İstediği Çakıcı’dan HDP’lilere Tehdit”, Cumhuriyet, 15 Mayıs 2018, s.7.

[94] “AKP’li Belediye Başkanı: Oy Vermezlerse İşsiz Bırakmak Boynumun Borcu”, 4 Haziran 2018… http://direnisteyiz24.org/akpli-belediye-baskani-oy-vermezlerse-issiz-birakmak-boynumun-borcu/

[95] “Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekanı Görevden Alındı”, Cumhuriyet, 26 Mayıs 2018, s.5.

[96] Ozan Çepni, “2. Kabataş Yalanı”, Cumhuriyet, 8 Haziran 2018, s.6.

[97] Ozan Çepni, “İYİ Parti’ye Koruma Yok”, Cumhuriyet, 29 Mayıs 2018, s.6.

[98] Orhan Bursalı, “İki Kilit Parti, Düğümü Çözecek: SP’nin Rolü”, Cumhuriyet, 28 Mayıs 2018, s.6.

[99] Orhan Bursalı, “İnce: Pozitif Mesaj, İyimserlik, Umut Önemli İlgi Doğuruyor”, Cumhuriyet, 13 Mayıs 2018, s.6.

[100] Levent Gültekin, “Türkiye’yi değil, kendimi düşünmüş olsaydım aday olurdum” vurgusuyla,” HDP’li olduğumda Türkiye’nin yüzde 90’ı artık bana kulak vermeyecek, dinlemeyecekler, bu HDP’li diyecekler” ifadelerini kullanırken; HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Nadir Yıldırım, sosyal medya hesabından “Levent Gültekin’e, HDP’den ne resmî ne gayri resmî ne direk ne de dolaylı hiç bir adaylık teklifi yapılmamıştır. Olmayan teklif nasıl Red edilir anlayamadım,” açıklaması yaptı. (“HDP’den Levent Gültekin’e Yalanlama”, Cumhuriyet, 13 Haziran 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/996474/HDP_den_Levent_Gultekin_e_yalanlama.html )

[101] Ergin Yıldızoğlu, “Hâlâ Bir Şeyler Yapılabilir”, Cumhuriyet, 3 Mayıs 2018, s.11.

[102] Ergin Yıldızoğlu, “Trajik ve Yanlış Bir Sadakat”, Cumhuriyet, 25 Ocak 2018, s.9.

[103] “Siyasi iradesini kontrgerillaya teslim eden bir CHP merkezinin siyasi fonksiyonunun “Erdoğan’ın kuklası” olarak muhalefeti manipüle etmek ve açık faşizme geçiş sürecinin önünü açmak olduğunu görmek ve göstermek gerekiyor.” (Ferda Koç, “Açık Faşizme Geçiş ve CHP”, 1 Şubat 2018… http://sendika62.org/2018/02/acik-fasizme-gecis-ve-chp-ferda-koc-472097/)

[104] Mustafa Kemal Coşkun, “HDP’yi Dışlayarak Liberal Demokrasi Oluşturulmaz”… https://www.gazeteduvar.com.tr/forum/2018/05/04/hdpyi-dislayarak-liberal-demokrasi-olusturulmaz/

[105] “Meral Akşener’den ‘Selahattin Demirtaş Tahliye Edilmeli’ Çağrısı”, Evrensel, 16 Mayıs 2018, s.4.

[106] Ergin Yıldızoğlu, “İnce ve Bir Momentum Fırsatı”, Cumhuriyet, 7 Mayıs 2018, s.9.

[107] Ergin Yıldızoğlu, “… ‘Tamam’ da Tehlikenin Farkında mısınız?”, Cumhuriyet, 10 Mayıs 2018, s.11.

[108] “Economist: Kürt Seçmen Belirleyici Olacak”, Cumhuriyet, 9 Haziran 2018, s.5.

[109] “Erdoğan ve Yıldırım’ın Günlük Harcaması 6 Milyon TL”, Evrensel 18 Mayıs 2018, s.10.

[110] Nurcan Gökdemir, “Bütçeden Baskın Seçim Savurganlığı”, Birgün, 16 Mayıs 2018, s.13.

[111] Çiğdem Toker, “Maliyet 24 Milyarın Çok Üstünde”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2018, s.10.

[112] “… ‘Ne Aldanan, Ne Aldatan Olduk’ Diyen Erdoğan’ı Kendisi Yalanlıyor”, Cumhuriyet, 27 Mayıs 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/983895/_Ne_aldanan__ne_aldatan_olduk__diyen_Erdogan_i_kendisi_yalanliyor.html

[113] “Kürt Sorunu Yok”, Cumhuriyet, 4 Haziran 2018, s.6.

[114] “Sabah gazetesi başyazarı Mehmet Barlas 24 Haziran’daki baskın seçimde bir sürpriz beklemiyormuş! Ama yine de AKP-Erdoğan için küçük bir ‘bilinmeyen’ varmış. O da ‘Kürt seçmenlerin ne oranda ve kimden yana olacağı’ymış (20 Nisan tarihli yazısı). Erdoğan, HDP’yi kast ederek ‘o partiyi sandığa gömün’ talimatı vermiş ya, Barlas bu işin o kadar kolay olmadığını/olmayacağını gördüğü için Erdoğan’a Barzani’ye bir görünmeyi tavsiye ediyor. ‘Kuzey Irak Kürtlerinin lideri Barzani ile onların referandum sürecinde atılan aramızdaki köprülerin onarılması, herhâlde gündeme gelmelidir’ diyor.” (Yusuf Karataş, “Reis, Barzani’ye Bir Görünse mi Acaba (!)”,Evrensel, 24 Mart 2018, s.8.)

[115] “Kahraman’dan Tarihi Çark: Seçimler Öncesi Cumhuriyetçi Oldu!”, Birgün, 15 Mayıs 2018, s.8.

[116] “AKP’nin Seçim Vaadi, Kendi Yarattığı Sorunları Çözmek”, Birgün, 25 Mayıs 2018, s.8.

[117] “Demirtaş, Cumhuriyet’e Yazdı: Demokrasi Hedefleyen Muhalefet, Bunu Pratiğine de Katmalı”, 3 Mayıs 2018… http://direnisteyiz24.org/demirtas-cumhuriyete-yazdi-demokrasi-hedefleyen-muhalefet-bunu-pratigine-de-katmali/

[118] İsmail Beşikçi, “Adaylar…”, 23 Mayıs 2018… http://www.ilkehaber.com/yazi/adaylar-16940.htm

[119] Bülent Tekin, “HDP Üzerine!”, 22 Mayıs 2018… http://www.bulenttekin.net/hdp-uzerine/

[120] Bülent Tekin, “Kurnaz Adam ve Şöhretler (!) Karması”, 27 Mayıs 2018… http://www.bulenttekin.net/kurnaz-adam-ve-sohretler-karmasi/

[121] “Veli Saçılık HDP’den Aday Adayı Oldu”, 8 Mayıs Salı 2018… https://www.gazetepatika8.com/veli-sacilik-hdpden-aday-adayi-oldu-15287.html

[122] “Veli Saçılık: Adaylığım Milletvekili Koltuğuna Değil, Demirtaş’ın Hücre Arkadaşlığına”, 20 Mayıs 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2018/05/20/veli-sacilik-adayligim-milletvekili-koltuguna-degil-demirtasin-hucre-arkadasligina/

[123] “HDP’nin İzmir adayı: Bu Mücadele İslâm’a Kur’an’a Eşit Düştüğü İçin Buradayım”, 28 Mayıs 2018… http://haber.sol.org.tr/turkiye/hdpnin-izmir-adayi-bu-mucadele-İslâma-kurana-esit-dustugu-icin-buradayim-238609

[124] Yapılan haksızlık ve hukuksuzluklara dikkat çekmek, iktidarın politikalarını teşhir etmek ve mücadeleyi görünür kılmak için Ankara 1. Bölge bağımsız milletvekili adayı olduğunu belirten KHK ile ihraç edilen SES Üyesi Mahmut Konuk, “Amacım milletvekili olmak değil, yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekmek. Anayasal bir hakkı Kabahatler Kanunu’na koyarak işlem yapmak bir suç, bir milletvekili adayının açıklama yapmasını engellemek daha büyük bir suç. Sermaye partileri etrafta bağırırken, alın teri, emeğiyle çalışanların hakları gasbediliyor. İki elimiz yakalarında. Mücadeleye devam edeceğiz.” (Derya Kaya, “OHAL Hukuksuzluğuna Dikkat Çekmek İçin Bağımsız Aday Oldu”, 24 Mayıs 2018… https://www.evrensel.net/haber/353290/ohal-hukuksuzluguna-dikkat-cekmek-icin-bagimsiz-aday-oldu) derken; emeğin ve emekçinin görünür olması, ihraçların mesleklerine geri dönmesi için çalışmalarını sürdüreceği vurgusuyla, “Direneceğiz, bu kötü sistemi teşhir etmeye devam edeceğiz, bizi susturamayacaklar,” dedi. (“KHK Mağduru Konuk, Bağımsız Milletvekili Adayı Oldu”, 23 Mayıs 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/khk-magduru-konuk-bagimsiz-milletvekili-adayi-oldu-216994.html)

[125] Aydın Engin, “Listelere Değil Demokrasiye Oy Vereceğiz…”, Cumhuriyet, 23 Mayıs 2018, s.8.

[126] Orhan Bursalı, “Abdullah Gül Meselesi”, Cumhuriyet, 26 Nisan 2018, s.6.

[127] Ayşe Yıldırım, “Oyun Bozuldu; Kaybettiniz”, Cumhuriyet, 26 Nisan 2018, s.13.

[128] Deniz Kavukçuoğlu, “Abdullah Gül: Nereden Nereye?”, Cumhuriyet, 27 Nisan 2018, s.13.

[129] Erol Bilbilik, Amerikaperestler, Doruk Yay., 2008.

[130] Sabahattin Zaimoğlu, Bir Ömür Böyle Geçti, İşaret Yay., s.203-222.

[131] “CHP’li 15 Vekilin İYİ Parti’ye Geçmesiyle İlgili HDP’den Açıklama”, Cumhuriyet, 23 Nisan 2018, s.7.

[132] “Sezai Temelli: Tabanımız Meral Akşener’e Oy Vermez”, 25 Nisan 2018… https://www.cnnturk.com/turkiye/sezai-temelli-tabanimiz-meral-aksenere-oy-vermez

[133] Serpil İlgün, “Prof. Dr. Zeki Kılıçaslan: CHP, İYİ Parti, SP İttifakı Yarar Getirmez”, Evrensel, 9 Nisan 2018, s.14.

[134] “Eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay: HDP’yi Dışta Bırakanın Demokratlığı Tartışmalıdır”, 5 Mayıs 2018… https://www.artigercek.com/hdp-yi-dista-birakanin-demokratligi-tartismalidir?t=1525507108

[135] “CHP Sözcüsü Tezcan: HDP İçinde, Dışında Olsun Diye Ayırma Lüksümüz Yok”, Evrensel, 24 Mart 2018, s.9.

[136] “Ahmet Şık’tan ‘HDP’liler İnce’ye Oy Verir mi?’ Sorusuna Yanıt”, Cumhuriyet, 8 Haziran 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/video/video_haber/990909/Ahmet_Sik_tan__HDP_liler_ince_ye_oy_verir_mi___sorusuna_yanit.html

[137] Hakan Dirik, “Ahmet Şık: 7 Haziran Ruhunu Gördüm”, Cumhuriyet, 13 Haziran 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/997084/Ahmet_Sik__7_Haziran_ruhunu_gordum.ht

[138] Hem de “CHP, Türkiye mali sermayesinin (finans kapital) partisidir, Türk milliyetçisidir, militarist, ulus-devletçi bir partidir. AKP-MHP faşist mihverinin şu an için dışında kalması, onu bir muhalefet partisi konumunda tutsa dahi, pek çok kritik eşikte bu ikiliyle birlikte hareket ettiği de bir gerçektir. Yenikapı mitingine katılarak HDP başta gelmek üzere bütün muhalefetin kriminalize edilmesine destek sunan CHP’den başkası değildi. Dokunulmazlıkların kaldırılmasında, böylece HDP Eş Genel Başkanlarının hapsedilmesinde kilit rolü ‘Anayasaya aykırı ama Evet’ diyen CHP oynamıştı. Suriye-Irak savaş tezkerelerine her seferinde Evet oyu veren CHP’ydi. Irak Kürdistan Bölgesi’ndeki bağımsızlık referandumuna karşı savaş ilanı dahil her türlü zor yöntemini öneren yine CHP’ydi. Böyle bir partinin HDP’yle kıyaslanması, ona denk, benzer bir parti sayılması tümüyle hatalıdır. Her hâlde, CHP içindeki kimi burjuva demokrat unsurların (Selin Sayek Böke, Canan Kaftancıoğlu vb.) varlığının bu partinin kurumsal kimliğini zerre kadar etkilemediğinin anlaşılması bakımından 2015’ten bu yana gelen süreci ana hatlarıyla ele almak yeterli gelecektir,” (Alp Altınörs, “CHP ve HDP Dışındaki Sosyalistlerin Birliği”, Özgürlükçü Demokrasi, 15 Mart 2018, s.8.) satırlarındaki siyasal duruşun HDK bileşeni olması yanında HDP ittifakında yer almasına rağmen…

[139] İrfan Aktan, “Sezai Temelli: Maçı Almak İçin Hakemi de Yenmeliyiz”, 28 Nisan, 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/04/28/sezai-temelli-maci-almak-icin-hakemi-de-yenmeliyiz/

[140] “CHP’li 15 Vekilin İYİ Parti’ye Geçmesiyle İlgili HDP’den Açıklama”, Cumhuriyet, 23 Nisan 2018, s.7.

[141] İklim Öngel, “Sorunu Çözeceğim”, Cumhuriyet, 12 Haziran 2018, s.5.

[142] Serpil Berk, “Diyarbakır İnce’ye Göz Kırptı”, Evrensel, 13 Haziran 2018, s.8.

[143] Mahmut Lıcalı, “HDP’den Muhalefete 2. Tur Teklifi: Erdoğan Rejimi ya da…”, Cumhuriyet, 12 Haziran 2018, 6.

[144] “Adaylığı Resmen Açıklanan Selahattin Demirtaş’tan İlk Mesaj”, Cumhuriyet, 5 Mayıs 2018, s.7.

[145] Mahmut Lıcalı, “HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen: İttifak Sağa Çekiyor”, Cumhuriyet, 3 Mayıs 2018, s.5.

[146] Mahmut Lıcalı, “HDP’nin Hedefi Ortak Zemin Oluşturmak”, Cumhuriyet, 9 Nisan 2018, s.4.

[147] Oğuzhan Müftüoğlu, “İmkânsızı İste, Gerçekçi Ol”, Birgün Pazar 31 Aralık 2017… https://www.birgun.net/haber-detay/imkânsizi-iste-gercekci-ol-197972.html

[148] Metin Çulhaoğlu, “Demirtaş, Kaftancıoğlu ve Sol”, İleri Haber, 16 Ocak 2018… http://ilerihaber.org/yazar/demirtas-kaftancioglu-ve-sol-80986.html

[149] Serkan Alan, “Barış Atay: Milletvekilliği Düşündüğüm Bir Kariyer Değil”… https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2018/05/22/baris-atay-milletvekilligi-dusundugum-bir-kariyer-degil/

[150] Serpil İlgün, “Selma Gürkan: ‘Cumhur İttifakı’nı Durdurmak Demokrasi İçin İlk Adım”, Evrensel, 7 Mayıs 2018, s.14.

[151] Deniz Adalı, “24 Haziran Seçimleri ve Gerçek”, Kaldıraç, No:202, Mayıs 2018, s.62.

[152] Yaşar Aydın, “Solculara Kime Oy Vereceğini Reçete ile Sunmaya Gerek Yok”, Birgün, 8 Mayıs 2018, s.13.

[153] “ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş: Milletvekili Adayı Değilim”, Birgün, 20 Mayıs 2018, s.8.

[154] “Baskın Seçim, Sosyalizm ve Demokrasi Güçlerinin Tavrı”, Halkın Günlüğü, No:14, Mayıs 2018, s.4.

[155] “24 Haziran Seçimlerine İlişkin Tavrımız!”, 4 Mayıs 2018… http://www.sosyalistmeclisler.org/24-haziran-secimlerine-iliskin-tavrimiz/

[156] “EHP Seçim Tavrını Açıkladı: Demokrasi İçin Hep Beraber, Seçimde Oyunu Demirtaş’a Ver”, 4 Mayıs 2018… http://sendika62.org/2018/05/ehp-secim-tavrini-acikladi-demokrasi-icin-hep-beraber-secimde-oyunu-demirtasa-ver-490422/

[157] “Halkevleri 24 Haziran’da HDP’yi Destekleyecek”… http://www.gaziantephaberler.com/haber/halkevleri-24-haziranda-hdpyi-destekleyecek-haberi-40264.html

[158] “Devrimci Hareket’ten ‘24 Haziran’ Açıklaması: Sandığa da Sokağa da Kavganın Tüm Gereklerine de Hazır”, 12 Mayıs 2018… https://gazeteyolculuk.net/devrimci-hareketten-24-haziran-aciklamasi-sandiga-da-sokaga-da-kavganin-tum-gereklerine-de-hazir-olacagiz

[159] “Alınteri’den ‘Ama’lı HDP ve Demirtaş’ı Destekleme Kararı”, 9 Mayıs 2018… http://sendika62.org/2018/05/alinteriden-amali-hdp-ve-demirtasi-destekleme-karari-491373/

[160] “SEP’ten HDP’ye ‘Eleştirel ve Stratejik’ Destek”, 13 Mayıs 2018… http://sendika62.org/2018/05/septen-hdpye-elestirel-ve-stratejik-destek-491958/

[161] “Ahmet Nesin: Komünistmiş, Marksistmiş, Seçimde Faşizmi Destekleyecekmiş!”, 23 Mayıs 2018… https://gunlukbakis.com/ahmet-nesin-komunistmis-marksistmis-secimde-fasizmi-destekleyecekmis/

[162] “Burjuva parlamentolarına katılmak gerekir mi? ‘Sol Alman Komünistleri, bu soruya, en büyük küçümsemeyle -ve en büyük bir hafiflikle- olumsuz cevap veriyorlar. (…) ‘Tarihi ve siyasi bakımdan artık zamanlarını doldurmuş olan parlamenter mücadele biçimlerine dönüş… kesin olarak reddedilmelidir… Bu, gülünçlüğe kadar varan iddialı bir tonla söylenmektedir ve belli ki yanlıştır. (…) Parlamentarizm ‘tarihi’ bakımdan zamanını doldurmuş, imiş. Propaganda bakımından bu doğrudur. Ama parlamentarizmin ‘tarihi’ bakımdan zamanını doldurmasıyla pratikte yok olması arasında uzun bir yol vardır… Besbelli ki Almanya’da parlamentarizm henüz siyasi bakımdan zamanını doldurmuş değildir. Besbelli ki Almanya ‘solları’ kendi isteklerini ideoloji ve siyaset alanında kendi görüşlerini nesnel gerçeklikle birbirine karıştırmışlardır. Bu, devrimciler için en tehlikeli yanılgıdır. (…) Bu yanılgıyı pek iyi biliriz. Besbelli ki Alman komünistleri için parlamentarizm ‘siyasi bakımdan zamanını doldurmuştur’ ama, asıl sorun şu ki bizim zamanını doldurmuş olan bir şeyin, sınıf için zamanını doldurduğuna inanmamak gerekir. “ (V. İ. Lenin, “Sol” Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı, Çev: Muzaffer Kabagil, Sol Yay., 1974, s.54-55-57.)

[163] V. İ. Lenin, Seçme Eserler (3. Cilt), Çev: Saliha N. Kaya, İnter Yay., 1994, s.342.

[164] “Seçenek yaratmazsan atıl kalırsın… Boykot… üç yüz, beş yüz üyen sandığa gitmeyince olmaz… Boykot öyle bir şey değil. Bunu sen de, ben de biliyoruz. Hepimiz biliyoruz” (Kemal Cem Alaz, “Sol Seçimlerin Neresinde?”, Kuram Dergisi, No:17, Mayıs-Haziran 2018, s.76-77.)

[165] Önder İşleyen, “24 Haziran’a Doğru: Gerçekçi Ol, İmkânsızı İste!”, Birgün Pazar, Yıl:15, No:580, 22 Nisan 2018, s.3.

[166] Tarık Günersel, “Oy Gerek”, Birgün, 25 Nisan 2018, s.15.

[167] İlhan Cihaner, Birgün, 26 Aralık 2017.

[168] İlhan Cihaner, Cumhuriyet, 16 Mart 2018.

[169] Kemal Kılıçdaroğlu, 16 Ocak 2018.

[170] Kemal Kılıçdaroğlu, 21 Ocak 2017.

[171] Kemal Kılıçdaroğlu, 3 Ocak 2017.

[172] Kemal Kılıçdaroğlu, 12 Ocak 2016.

[173] Mahmut Lıcalı, “HDP: Bizsiz Olmaz!”, Cumhuriyet, 27 Nisan 2018, s.4.

[174] “HDP Kulisi: Cumhurbaşkanlığı Seçiminin İkinci Turu Boykot Edilebilir”, 27 Nisan 2018… http://www.diken.com.tr/hdp-kulisi-cumhurbaskanligi-seciminin-ikinci-turu-boykot-edilebilir/

[175] Vatan Partisi Genel Başkanı ve cumhurbaşkanı adayı Doğu Perinçek şunları diyor: “Kürt sorunu silahla çözülür. Üç ay içinde Kandil’e beyaz bayrak çektireceğiz. Çünkü İran ile işbirliği yapacağız. İran dostluğu PKK ve YPG’yi bitirmek konusunda çok önemli. 1990 sonrası Kürtçenin toplum hayatında serbestçe kullanılması vs. demokratik haklar kazandı. Bu artık Amerika sorunu oldu. Birinci madde, silah. İkinci madde, Kürt halkını kazanmak. Üçüncüsü de bölgesel işbirliği… HDP, PKK örgütünün bir kolu. Eğer solcuysak HDP’nin kapatılmasını isteyeceğiz. Solculuk Amerikan piyonlarına özgürlük vermek değil… Cumhurbaşkanı olursam OHAL’i kaldırmayacağım. Mümkün değil”! (Şeyma Paşayiğit, “Perinçek: OHAL’i Kaldırmam”, Cumhuriyet, 26 Mayıs 2018, s.7.)

[176] HDP Diyarbakır milletvekili Altan Tan, “HDP, Hüda-Par’ı dışladı, sakıncalı muamelesi yaptı” diyerek adaylık başvurusunda bulunmayıp, “Ben aday olmadım. HDP’ye müracaat etmedim” dedi ve şunları ekledi: “HDP’nin 7 Haziran’dan sonraki süreci çok kötü götürdüğüne inanıyorum. Bir de marjinal solun Kürt siyasal hareketinde bu kadar etkili olmasını yanlış görüyorum.” (“Altan Tan ‘HDP Hüda-Par’ı Dışladı’ Deyip Aday Olmadı”, 8 Mayıs 2018… http://haber.sol.org.tr/turkiye/altan-tan-hdp-huda-pari-disladi-deyip-aday-olmadi-237039)

[177] “HDP’den Erdoğan’a Kayyım Resti”, Cumhuriyet, 21 Nisan 2018, s.5.

[178] “HDP: Demirtaş’ın Sözü Hâlâ Geçerli”, Cumhuriyet, 2 Haziran 2018, s.7.

[179] “HDP O Söylentilere Son Noktayı Koydu”, Cumhuriyet, 12 Mayıs 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/973852/HDP_o_soylentilere_son_noktayi_koydu.html

[180] Alp Altınörs, “CHP ve HDP Dışındaki Sosyalistlerin Birliği”, Özgürlükçü Demokrasi, 15 Mart 2018, s.8.

[181] Ahmet Tulgar, “Muhalefetin Jonglörü”, Cumhuriyet Pazar, No:23, 10 Haziran 2018, s.5.

[182] Ahmet Tulgar, “Sol ile Muhafazakârlığın Ortak Dilde Buluşması”, Cumhuriyet, 11 Haziran 2018, s.10.

[183] “Çözüm süreci döneminde kurulan ‘Âkil İnsanlar’ heyetinde de yer alan Murat Belge, 2010’daki anayasa referandumu için kendisini kandırılmış hissettiğini belirterek, “Bizim desteklediğimiz, doğru işler yapan adam uydurma bir Tayyip Erdoğan’mış,” deyip ekledi: “Yani ‘Elim kırılaydı da oy vermeseydim’ diyecek hâlim yok. O zamanın şartlarında doğru davrandığımı düşünüyorum. Ama yanıltan bir şey olduğu besbelli.” (“Murat Belge’den ‘Âkil’ İtiraf: Kandırıldık, Desteklediğimiz Uydurma Bir Erdoğan’mış”, 25 Ekim 2015… http://www.diken.com.tr/yazar-murat-belge-kandirildik-destekledigimiz-uydurma-bir-erdoganmis/)

[184] “HDP’den Erdoğan’a Kayyım Resti”, Cumhuriyet, 21 Nisan 2018, s.5.

[185] “HDP’den ‘Kürt sorununun Çözümü’ Deklarasyonu: 24 Haziran Onurlu ve Kalıcı Barış İçin Umuttur”, Evrensel, 24 Mayıs 2018, s.8.

[186] “HDP’den ‘Kürt Sorununa Çözüm Deklarasyonu’…”, Cumhuriyet, 24 Mayıs 2018, s.6.

[187] “Pervin Buldan: Madem Demokratik Bir Yarış, Cumhurbaşkanı Adayımız Neden Rehin?”, Cumhuriyet, 9 Mayıs 2018, s.6.

[188] Banu Güven, “Demirtaş: AKP Kürt İllerine Seçmen Taşıyor”, Deutsche Welle Türkçe, 29 Mayıs 2018… http://www.dw.com/tr/demirtaş-akp-kürt-illerine-seçmen-taşıyor/a-43972090

[189] Serpil Berk, “Yüksel Genç: SAMER Koordinatörü Genç’e Sorduk: Kürtlerin 24 Haziran Tercihi Ne?”, Evrensel, 9 Mayıs 2018, s.8

[190] Mahmut Lıcalı, “… ‘Özerklik’ Yerine ‘Yerel Demokrasi’…”, Cumhuriyet, 15 Mayıs 2018, s.7.

[191] Aydın Tan-Halil İrmek, “Adaylar Emekçilere Ne Vadediyor?”, Evrensel, 11 Haziran 2018… https://www.evrensel.net/haber/354564/adaylar-emekcilere-ne-vadediyor

[192] Orhan Bursalı, “Kilit Parti HDP ve AKP’nin Yumuşak Karnı”, Cumhuriyet, 29 Mayıs 2018, s.4.

[193]  “HDP, TÜSİAD’ı Ziyaret Etti”, 13 Haziran 2018… http://www.kizilbayrak40.net/ana-sayfa/guendem/haber/-/hdp-tuesiadi-ziyaret-etti/

[194] Ali Kenanoğlu, “HDP’siz Sıfır Baraj Olur mu?”, Evrensel, 27 Nisan 2018, s.8.

[195] “Temelli: Erdoğan’ın 401 Hesabını Tek HDP Bozabilir”… https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2018/05/24/temelli-erdoganin-401-hesabini-tek-hdp-bozabilir/

[196] “Demirtaş: Sandık Taşımalar HDP’yi Baraj Altında Bırakmak İçin”, Cumhuriyet, 29 Mayıs 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/siyaset/985835/Demirtas__Sandik_tasimalar_HDP_yi_baraj_altinda_birakmak_icin.html

[197] “24 Haziran’a az bir zaman kalmasına rağmen, HDP’nin seçimlere yeterince konsantre olmadığı görülüyor. Henüz kendi iç problemlerine, kimin aday olacağına yoğunlaşıyor. Toplumsal dinamikleri örgütlemede gerekli yoğunluk ve pratik yönelimin olmadığı görülüyor.” (Mustafa Peköz, “HDP’nin Başarısı Toplumsal Dinamikleri Yeniden Kucaklayabilmesine Bağlı”, 20 Mayıs 2018… http://sendika62.org/2018/05/hdpnin-basarisi-toplumsal-dinamikleri-yeniden-kucaklayabilmesine-bagli-mustafa-pekoz-493186/)

[198] “Sezai Temelli: Seçimlere Türkiye’nin Adayı ile Gireceğiz”, Cumhuriyet, 24 Nisan 2018, s.5.

[199] Sinan Çiftyürek, “Korkuların Yönlendirdiği İttifaka Karşı Özgürlük ve Demokrasi İttifakı”, İşbaşı, No:31, Mart 2018, s.11.

[200] “HDP’den ‘Kürt Sorununa Çözüm Deklarasyonu’…”, Cumhuriyet, 24 Mayıs 2018, s.6.

[201] Hüseyin Şimşek, “HDP Yüzünü Kürt Partilerine Döndü”, Birgün, 1 Mayıs 2018, s.9.

[202] Mahmut Lıcalı, “HDP, Hüda-Par İttifakına Doğru”, Cumhuriyet, 5 Mayıs 2018, s.7.

[203] Fırat Topal, “Kürtlerin Talepleri Etrafında En Geniş İttifak İçin Çalışıyorlar”, Evrensel, 10 Mayıs 2018, s.5.

[204] “Kürt Partileri Seçim Ortaklığına Gidiyor: Ulusal Demokratik Talepler Önceliğimiz”, 29 Nisan 2018… http://sendika62.org/2018/04/kurt-partileri-secim-ortakligina-gidiyor-ulusal-demokratik-talepler-onceligimiz-489199/

[205] “Pervin Buldan: Madem Demokratik Bir Yarış, Cumhurbaşkanı Adayımız Neden Rehin?”, Cumhuriyet, 9 Mayıs 2018, s.6.

[206] Mahmut Lıcalı, “Parti Tabanı HÜDA-PAR’ı İstemedi”, Cumhuriyet, 7 Mayıs 2018, s.5.

[207] Ahmet Tulgar, “AKP Vazgeçti”, Cumhuriyet, 11 Haziran 2018, s.7.

[208] “Çalışmalar sırasında HDP tarafından temsiliyeti kendilerinin dile getirmelerine rağmen, herhangi bir talebimiz olmadığı gibi yol haritası olarak sunduğumuz 3 merhalede HDP ile görüşmeler üç protokol temelinde yapıldı. 1) Siyasi Prensipler Protokolü, 2) Seçimlerde Birlikte Çalışma Prensipleri Protokolü, 3) Temsiliyet Protokolü. Temsiliyeti son merhale olarak gördüğümüzü ve bunu asla bir pazarlık konusu yapmayacağımızı vurgulayarak bizim için önemli olanın siyasi mutabakat ve teknik çalışmalarda ortak hareketlilik olduğunu belirttik. Basına 17 Mayıs’ta teferruatıyla paylaştığımız gibi ittifak çalışmaları, iki merhale olan teknik çalışmalarda HDP’nin bizleri hesaba katmadan kendi başlarına hareket etmelerinden dolayı sonuçsuz kalmıştır. Biz, yine de ittifakın oluşma zeminlerinin korunabilmesi için Kürdistanî Seçim İttifakı olarak, açıklanacak HDP Seçim Bildirgesi’ne, HDP ile mutabakata varılan prensiplerin eklenmesi için ciddi girişimlerde bulunduk. HDP ise ittifak görüşmelerimizde mutabakata vardığımız prensiplerin en yaşamsal olan kısımlarını yok sayarak 14 Mayıs 2018 günü seçim bildirgesini ilan etti.” (Ayetullah Aşıti, “HDP’nin Tutumu Nedeniyle İttifak Kurulamadı”, Cumhuriyet, 11 Haziran 2018, s.10.)

[209] “PSK’nin de bileşeni olduğu Kürdistanî Seçim İttifakı’nın, HDP ile seçim ittifakı oluşturma çabası başarıya ulaşmadı… Kürdistanî Seçim İttifakı, HDP ile yürüttüğü ittifak görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasına dair yaptığı açıklamada, temel neden olarak HDP’nin altına imza attığı maddeleri hayata geçirmemesini gösterdi. Kürdistanî Seçim İttifakı ile HDP arasında üzerinde anlaşmaya varılan bir maddeye göre, ortak protokolde yer alan maddeler HDP ve Sayın Demirtaş’ın seçim bildirgelerinde yer alacaktı. Ama HDP’li dostlar buna uygun davranmadılar, Sayın Demirtaş’ın seçim bildirgesinde yer vermediler. Bazı HDP’liler ve dışındaki bazı çevrelerin ‘milletvekili sayısında anlaşılamadığı için ittifak oluşmadı’ demeleri doğruyu yansıtmıyor ve kanımca ilerideki olası işbirliklerine de hizmet etmiyor.” (Mesud Tek, “Geniş İttifakın Başarısızlığı Üzdü”, Cumhuriyet, 11 Haziran 2018, s.7.)

[210] “Selahattin Demirtaş: ‘Çözüm Yeri Meclis’tir”, Cumhuriyet, 31 Mayıs 2018, s.6.

[211] “Selahattin Demirtaş: Adaylarını 5 Yıldızlı Otel Odalarında Gizlice Tartışanlar…”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2018, s.8.

[212] “Adaylığı Resmen Açıklanan Selahattin Demirtaş’tan İlk Mesaj”, Cumhuriyet, 5 Mayıs 2018, s.7.

[213] “Demirtaş: Tek Sol Aday Benim”, Cumhuriyet, 10 Mayıs 2018, s.6.

[214] “Demirtaş: Bu Ülke Cezaevinden Çankaya’ya Gideni İlk Defa Görecek”, Cumhuriyet, 27 Mayıs 2018, s.6.

[215] “Demirtaş: Bir Mühürlük Canları Var, İnanın Yapabiliriz”, Cumhuriyet, 20 Nisan 2018, s.6.

[216] “Selahattin Demirtaş: HDP Baraj Altında Kalmaz, Ancak Bırakabilir”, Evrensel, 9 Haziran 2018, s.9.

[217] “Demirtaş: İkinci Tura Kalacağım ve Biz Kazanacağız”, Birgün, 6 Mayıs 2018, s.9.

[218] V. İ. Lenin, Toplu Yapıtlar, C:39, s.269.

[219] Hâlen İsveç’te yaşayan “Yetmez ama evet”çi liberal gazeteci Cengiz Çandar, AKP ve Tayyip Erdoğan’a verdiği destek konusunda, “Zalim olma kapasitelerini fark etmedim. Akıl almaz derecede yalancı olabileceklerini aklıma getirmedim… Duyduğum, ne pişmanlık, ne aldatılmışlık, ne de kullanılmışlık. ‘Peki ne?’ diye sorulursa, kısaca söyleyeceğim şu: Büyük bir hayal kırıklığı!” dedi. (“Bir AKP Destekçisi Liberalin İtirafı: Bu Kadar Zalim ve Yalancı Olacaklarını Düşünmedim”, 19 Mayıs 2018… http://haber.sol.org.tr/toplum/bir-akp-destekcisi-liberalin-itirafi-bu-kadar-zalim-ve-yalanci-olacaklarini-dusunmedim-237899)

“Anayasa Mahkemesi raportörlüğü yaptığı dönemde AKP’yi kapatma davası başta olmak üzere birçok tarihi davanın tanığı olan Prof. Dr. Osman Can, aynı zamanda iktidar partisinin eski MKYK üyesi. Büyük hayal kırıklığı yaşadığını söyleyen Can, “AKP devlet aygıtını bütünüyle irrasyonelleştirdi, yani devlet aklı yok edildi” diyor.” (Kemal Göktaş, “Eski AKP’li Yöneticiden Eleştiri: ‘Koalisyonu Kuruyorduk Erdoğan Engelledi’…”, Cumhuriyet, 28 Mayıs 2018, s.6.)

[220] Ferda Koç, “Sol, Sağa Açılarak Genişler mi?”, 25 Nisan 2018… http://sendika62.org/2018/04/sol-saga-acilarak-genisler-mi-ferda-koc-488474/

[221] Aslı Aydıntaşbaş, “CHP’nin Zor Kararı”, Cumhuriyet, 26 Nisan 2018, s.11.

[222] “Seçimlere giderken “gerçekliğin” içindeki kaynakların dağılımına, güçler dengesine, siyasetin dayatılan sınırlarına (Gül, Gül diye bağıran koroya), bakınca ağırlığın siyasal İslâmı temsil eden AKP liderinden yana olduğu görülür.” (Ergin Yıldızoğlu, “Aklın Kötümserliği ile İradenin İyimserliği Arasında”, Cumhuriyet, 26 Nisan 2018, s.9.)

“Bugün, Türkiye’de de ‘yapışkan bir statüko’ var. Bu statükoya göre seçmen muhafazakâr, dindar ve milliyetçidir; muhalefet, ancak bu özellikleri kendinde birleştirecek söylemler üretebilirse, bu seçmenin duyarlılıklarının ‘ortalamasını’ temsil edecek adaylar çıkarabilirse kazanma şansına sahip olabilir.

Bu ‘yapışkan statükoya’ teslim olanların aklı da istikrarını tamamen kaybediyor. Muhalefetin sağ kanadındakiler, seçmenin, dini, etnik aidiyetlerini temel alıyorlar. Sol kanadındakiler, seçmenin ekonomik çıkarlarını temel alıyor ama onun karmaşık öznelliklere, arzulara sahip insanların toplamı olduğunu unutuyor; sınıf temelli politikadan söz ediyorlar, ama çok özel bir iktidar sınıfı ile yüz yüze olduklarının ayırdına varamıyorlar. İnsanların, ekonomik çıkarlarını, ancak ahlâki kültürel kodlarla, dini etnik kimlikler içinde anlamlandırabildiğini görebilenlere, bu iktidar sınıfının özellikleri, bu durumun sonuçları üzerine düşünenlere pek rastlanmıyor.

Bu zaaflar da sürekli iktidardaki akıma yarıyor. En dindar, en milli kimliği o savunuyor, en popülist ekonomik vaatlerde o bulunabiliyor. Aynı anda, OHAL’i işçilerin hak taleplerini bastırmak için kullanıyor. Siyasal İslâm sürekli güç sergileyerek, kendi saflarını sıklaştırıyor, taraftarlarını kemikleştiriyor, muhalefetin seçmenini ikna ederek değil, korkutarak, dışlayarak, tercih yapmaya zorluyor. (Ergin Yıldızoğlu, “Muhalefetin Önündeki Engeller”, Cumhuriyet, 30 Nisan 2018, s.9.)

[223] “Sungur Savran’dan 5 Soruya 5 Net Yanıt: ‘Emperyalizme Güvenenler Şimdi Utanıyor Olmalı’…”, Birgün, 3 Haziran 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/turkiye-de-marksist-birikimin-onde-gelen-isimlerinden-sungur-savran-dan-5-soruya-5-net-yanit-emperyalizme-guvenenler-simdi-utaniyor-olmali-218223.html

[224] “Oyum Demirtaş ve Saadet Partisi’ne”, 9 Haziran 2018… http://ilerihaber.org/icerik/oyum-demirtas-ve-saadet-partisine-86312.html

[225] Erdal Atabek, “Temel Karamollaoğlu: Sağduyulu Dindar Siyasetçi”, Cumhuriyet, 7 Haziran 2018, s.7.

[226] Erdal Atabek, “Meral Akşener: Cesur Kadın İradesi”, Cumhuriyet, 7 Haziran 2018, s.7.

[227] Aydın Engin, “O Güne Kadar Sokakta, O Gün Sandıkta”, Cumhuriyet, 20 Mayıs 2018, s.10.

[228] “HDP’den Erken Seçim Açıklaması: Seçimlerde Kürt Tokadı Yemeye Hazırlanın”, 18 Nisan 2018… http://direnisteyiz23.org/hdpden-erken-secim-aciklamasi-secimlerde-kurt-tokadi-yemeye-hazirlanin/

[229] Bu hata daha sonra şöyle tevil edilmeye çalışılıyor: “Bir önceki konuşmamda iktidarı uyarmıştım ‘tokat geliyor’ demiştim. Evet tokat hazır. Tüm Türkiye halkları o tokadı sandıkta atmaya hazırlanıyor.” (“HDP Eş Genel Başkanı Pervin: ‘Tokat Geliyor’ Demiştim”, 8 Mayıs 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2018/05/08/buldan-tokat-geliyor-demistim/)

[230] Pervin Buldan, 9 Haziran 2018… https://twitter.com/HDPgenelmerkezi/status/1005501923322159110

[231] “Kadın Devrimi Gerçekleşecek”, Cumhuriyet, 1 Haziran 2018, s.5.

[232] “HDP’liler Urfa Sokaklarında Yoğun İlgiyle Karşılandı”, 26 Nisan 2018… https://mezopotamyaajansi.com/tum-haberler/content/view/22055+&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

[233] Erol Aral, “Sosyalistler Katalizör Olur, HDP ile CHP Tabanının İttifakı Kurulur…”, Evrensel, 12 Mayıs 2018, s.13.

[234] Emre Kongar, “24 Haziran: Demokrasi Sınavı”, Cumhuriyet, 8 Mayıs 2018, s.2.

[235] “Başvurusu Reddedilen TKP’den ‘Cumhurbaşkanı Adaylarına Sırt Dönme’ Çağrısı”, 26 Nisan 2018… http://sendika62.org/2018/04/basvurusu-reddedilen-tkpden-cumhurbaskani-adaylarina-sirt-donme-cagrisi-488750/

[236] Aydın Engin, “Acep Seçimi Reis Kazansa Daha mı İyi?”, Cumhuriyet, 13 Mayıs 2018, s.13.

[237] İrfan Aktan, “Korkut Boratav: İktidara Kim Gelirse Gelsin IMF’ye Gitmek Zorunda”, 25 Mayıs 2018… http://direnisteyiz24.org/korkut-boratav-iktidara-kim-gelirse-gelsin-imfye-gitmek-zorunda/

[238] Murat Belge, “24 Haziran”, Halkın Nabzı, Yıl:6, No:251, 23 Mayıs 2018, s.5.

[239] Oya Baydar, “Ne ‘İktidarı Nasıl Olsa Vermez’ Teslimiyeti, Ne ‘Kazandık Gitti’ Kolaycılığı”, Halkın Nabzı, Yıl:6, No:252, 30 Mayıs 2018, s.16.

[240] Emin Korkmaz, “24 Haziran AKP’nin Son Seçimleri Olacak”, Birgün, 11 Haziran 2018, s.7.

[241] Jean-Jacques Rousseau, Toplum Sözleşmesi, çev: Özge Özköprülü, İş Bankası Yay., 2011, s.83.

 

Hakkında Sibel ÖZBUDUN & Temel DEMİRER

Sibel ÖZBUDUN & Temel DEMİRER

Bu habere de bakabilirsiniz.

GEVER’DE İŞ CİNAYETİNDE 2 KİŞİ YAŞAMINI YİTİRDİ

Sokağa çıkma yasaklarında ölümlerin, yıkımların ve göçlerin yaşandığı, çocukların yerde buldukları cisimlerin patlaması nedeniyle hayatlarını …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir