Cuma, Nisan 6, 2018
Destpêk » ÇAND HUNER » 73 FERMAN; YEZDA ROMANININ YAZARI METİN AKTAŞ’LA RÖPORTAJ

73 FERMAN; YEZDA ROMANININ YAZARI METİN AKTAŞ’LA RÖPORTAJ

Aram Yayınları’ndan çıkan ve Metin Aktaş’ın kaleme aldığı Yezda romanı son günlerin en gözde romanlarından birisi. Bu okuma rüzgârına ben de kendimi kaptırdım. İlkin şöyle bir göz ucuyla kitaba bakmak istedim. Ancak kitabın cazibesi beni hemen kendine çekti ve Yezda’yı bir daha elimden düşüremedim. Okuyanlar bilir, romanın konusu o kadar taze ki haliyle insanın kafasına bunların gerçeği ne kadar yansıtıp yansıtmadığı takılıyor. Okurken birçok soruyla cebelleşmek zorunda kaldım. Hal böyle olunca dostum Metin Aktaş’a yazı yoluyla romanına dair birkaç soru sormak istedim. Açıkça belirtmeliyim ki vereceği yanıtları ben de çok merak ediyorum.

Röportaj: MEHMET ÇAKMAK

 

Öncelikle size Yezda romanını yazdıran hikâyeyi anlatabilir misiniz?

Bu topraklarda yaşayan azınlık halkların, inançların yaşamı beni hep etkilemiştir. Çünkü bu topraklar yaşayan azınlık halklar, kültür devletler, egemen halklar, kültürler tarafından baskı altına alınmış, ezilmiştir. Önemsediğim bu Konun anlaşılması için biraz açmak istiyorum. Bizim yaşadığımız topraklarda, coğrafyada bireyin ve toplumun yaşamını etkileyen iki önemli güç var yasalar ve gelenek görenek inançlar. Bireyin ve toplumun yaşamını bu iki önemli güç şekillendirir ve etkiler.  Doğu toplumlarında yasalardan çok gelenek görenek ve inançlar bireyin ve toplumun yaşamını etkilediği için bizde üzerinde çok az durulan bu konuyu biraz açmak istiyorum. Kültür insanın sosyal yaşam ve üretim faaliyeti içerisinde edindiği edinimlerin tümüdür. (yasalar, gelenek görenekler, düşünceler, inançlar, semboller) Beli bir sosyal yaşam ve üretim tarzıyla ortaya çıkarlar o sosyal yaşam ve üretim tarzı sona erdiğinde yavaş yavaş yok olmaya değişmeye başlarlar. Yani kültür yaradılışta insana verilen biyolojik bir olgu değil insanın sosyal yaşam ve üretim faaliyetleri içerisinde kazandığı alışkanlıkların bütününe verilen addır. Ama doğu toplumlarında halk kültürü böyle algılamaz, doğu toplumlarında kültür biyolojik yani yaratılışta insana verilmiş bir olgu olarak algılandığı için kutsallaşarak insanüstü sorgulanmaz, değiştirilmez dogmaya dönüşür. Ve kültür böyle insanüstü dogmalara dönüşünce farklı kültürler arasındaki mücadele çok kanlı zalimce olur. Yezda romanımda bu gerçeği anlatmak istedim. Başka halkların, inançların, yaşam tarzlarının varlıklarını kabul etmeyen inanç ve gelenek göreneklerle şekillenmiş bireylerin ve toplumların nasıl softalaşarak canavarlaştığını acımasızlaştığını görmesini istedim. Birey ve toplum ona şekil veren kendi gelenek göreneklerin inançları sorgulamayı, değiştirmeyi başarmazsa bu toplumda zalimler her zaman zulmünü destekleyecek ve her zaman yeni zalimler çıkacaktır. Bu topraklarda zalimlerin zorbaların bu kadar çok üremesi tesadüf değildir. Çünkü bu topraklara bireyin ve toplumun şekillenmesinde rolü olan gelenek görenek ve inançlarda bunu üreten teolojik bir geçmiş var. Batıda çalışmaya giden fakir bir Kürdü linç etmek için bir anda binlerce insanın toplanması, Sivas’ta, Maraş’ta Alevilerin katledilmesinde on binlerce insan toplanması, basın açıklamasını yapan sol düşüncede insanların üzerine binlerce insanın saldırması, batı illerinde çalışmaya giden yoksul Kürtleri linç etme girişimleri, Şengal’de Ezidi Kürtlerini acımasızca öldürerek, mallarına, kadınlarına el koyarak köle pazarlarında satan IŞİD’in yaptıklarına destek bulması tesadüfü değildir. Bu toplumların değişmesi sadece yasaların değiştirilmesiyle olmaz, yasalarla birlikte geleneklerin ve inançların teolojisinde sorgulamak değiştirmek gerekir. Bu başarılmadıkça bu toplum zorba ve zalim üretmeye devam edecektir. Aydınlanmayı başarmış toplumlarda zorbalar zulmü alkışlayacak destekleyecek bu kadar çok insan bulamazlar. Özgürleşmenin bir ayağı da aydınlanmadır. Aydınlanmayı başarmamış toplumlar farklılıklarıyla barış içerisinde birada yaşamayı başaramazlar. Yezda romanımda yüz yıllardır bu topraklarda yaşanan bu acıyı anlatmak istedim; bu coğrafyada yaşayan devletler egemen halklar ve inançlar tarafında ezilen, öldürülen Kürtlerin bitmeyen feryadını duyurmak istedim vicdanları kör ve sağırlaştırılmış insanlara.

Yazmaya başlarken, ya da yazma süreci içinde henüz etkisi devam eden olayları kurgularken hangi zorlukları yaşadınız?

Yezda romanını yazarken hiç zorlanmadım. Çünkü her şey gözlerimizin önünde bütün insanlığın gözleri önünde yaşanıyordu; gizli saklı bir şey yoktu. Ezidi Kürtlerin topraklarını istila eden İŞİD onları öldürüyor, mallarına el koyuyor, kadınlarını kızlarını köle olarak pazarlarda satıyor, karşı çıkanları en vahşi yöntemlerle öldürüyordu. Vicdanı hala inançlar ve ırkçı düşünceler tarafından zehirlenmemiş her insan yaşanan bu trajediyi görürdü, tanık oldu.   Bu romanı yazarken Şengal topraklarını görmek isterdim. Eğer Şengal’i görseydim belki de Yezda romanı çok daha güzel olurdu. Şengal’i görmedim ama bu coğrafya hakkında çok araştırma yaptım, hem o topraklarda yaşamış insanlarla görüştüm, konuştum hem yazılı, görsel yayınlardan yararlandım. Bence beni motive eden asıl güç Ezidi Kürtlerin yaşadığı bu acıları yüreğimin derinliklerinde hissetmem oldu. Yezda romanı hissederek yazdığım romanlardan biri. Yazarken Yezda’nın yaşadığı acıları derinlerimde hissettim, bu acılı hayat yolculuğunda onunla birlikte yürüdüm. Tabi Yezda’nın Ezidi Kürtlerin yaşadığı bu korkun trajediyi ne kadar derinden hissedersem edeyim mutlaka eksik bıraktığım yetirince anlatamadığım, yeterince hissetmediğim bir şeyler olacaktı. Ne demişler büyüklerimiz dışarda izleyenlerin hissettikleri acı ateşin alevleri içerisinde can veren kelebeğin hissettiği acıların yanında hiç kalır. Yezda romanında anlattığım Yezda’nın öyküsü Ezidi halkın 73 Ferman olarak adlandırdığı trajedi Ezidi Kürtlerin yüzyıllardır bitmeyen çilesinde küçük bir kesittir. Aslında bu yazı çok derindir ne kadar anlatılırsa anlatılsın mutla anlatılmayan eksik bir şey kalacaktır.

Romanda Ezidi inancı ve kültürüne ait bir çok ritüel ve detay yer almakta. Bunlara yer verirken nasıl bir araştırma sürecine girdiniz?

Ben Ezidi halkına yabancı olan bir yazar değilim. Daha öncede Saidi Kürdi’nin yaşamını anlattığım SON DERVİŞ romanımda 150 sahife kadar bir bölümde Ezidi Kürt halkın 72. Ferman olarak adlandırdığı katliamı anlattım. Belki birçok insan bilmiyordur, 72 ferman Osmanlı imparatorluğun son yüz yılında Ezidi Kürt halkının yaşadığı bir katliamdır. Bu katliamda on binlerce Ezidi Kürt öldürülerek cesetleri şehir merkezlerinde sergilenir. Son Derviş romanını yazarken Ezid halkını ve kültürünü tanımak için çok araştırma yaptım. Bu romanı okuyanlar bunu bilir. Bu yüzden Ezidi Kürt halkının kültürüne yabancı bir yazar değilim ve Yezda romanını yazarken de hiç zorlanmadım. Bu konuyu sormuşken bir konuyu açıklamakta yarar görüyorum. Bizde başkasını, bizden olmayanı eleştirmek çok kolay ve övülür. Ama kendimizi eleştirmeye gelince orada dur deriz. Oysa karşıtı kendinden olmayanı eleştirmek çok kolay zor olanı insanın kendini eleştirmesi, sorgulaması. Söyleyişinin başında vurguladığım gibi biz kendimizi, kendi düşüncelerimi, inançlarımı, yaşam tarzımı eleştirmeyi sorgulamayı bilen bir birey, toplum değiliz. Ben kendi halkımı yürekten seven bir yazar, bir insanım. Bu yüzden kendimi sorgulamayı öncelikli bir görev biliyorum. Eğer bu günkü yaşam tarımızı zorlaştıran gelenek görenek, inançlarımız varsa neden onları, sorgulamayalım, değiştirmeyelim ki. Ne zamana kadar bunları saklayabiliriz. Sonra bu günkü yaşam tarzımızı, başka halklarla birlikte yaşama şartlarını zorlayan gelenek görenekleri korumakta, gelecek kuşaklara taşımakta kimin yararı olacaktır ki. Bu bakış tarzı gelenek görenekleri tabulaştıran insanüstü bir dogmaya dönüştüren bakış tarzıdır. Hiçbir inanç, hiçbir düşünce, hiçbir gelenek görenek sonsuz değildir bu dünya üzerinde. Zamanın ruhuna aykırı olan her ne olursa olsun ne kadar korursak koruyalım yok olmaya mahkûmdur. Yezda romanımda anlattığım gibi bir mesel ne kadar insan tarafından kabul edilirse edilsin insan yaşamından değerli olamaz. İnsanüstü kutsal dogmalara tutsak olmuş bir insan köledir. zincire vurulmuş, zindana atılmış bir kölenin özgür olma şansı vardır ama ruhunu dogmalara teslim etmiş insanın özgür olma şansı yoktur. Sıradan bir insanı bir canavara dönüştüren gerçek budur. Ülkemizde ve Ortadoğu toplumlarında insanı softalaştıran gerçek bu!

IŞİD emiri Ömer, Hindi’yi satın alarak kurtarıyor ve Hindi’ye daha önce yaptıklarından pişman olduğunu söylüyor. Sizce bu karakter bir IŞİD emirini ne kadar tanımlıyor?

Bu karakterle kapitalizmin zulmünü kapitalist öncesi feodal, köle toplumun yaşam tarzıyla değiştirebileceğine inanan insanlarla bir mesaj vermek istedim. Bu gün hem ülkemizde hem bölgemizde kapitalizm öncesi köle toplumun yönetim tarzı olan şeriat yönetim tarzıyla toplumu yönetme arzusunda olan milyonlarca insan var. Bu insanlar hem kendi enerjilerini hem toplumun enerjilerini bu alana harcıyorlar. Kapitalist yönetim tarzının alternatifi şeriat yönetim tarzı olamaz. Çünkü Şeriat yönetim tarzı hem tarihsel olarak hem kazanılmış hakların uygulama alanı olarak şeriat rejiminden çok daha ileridir. Yaşamı boyunca şeriat rejimini hayata geçirmek için çalışmış bir insan şeriat rejimi uygulandığında uygulamalardan rahatsız olarak onu sorgulaması insani bir davranıştır. Tarihin her döneminde bu tür insanlar yaşamıştır. Kapitalizmden kurtulmanın alternatifi şeriat değil sosyalist iktidardır. Bu gün ülkemizde yıllarca sosyal adaleti, ekonomik eşitliği barışı dinde arayan insanların yaşadıkları hayal kırıklığının tanığıyız. Yıllarca çalışarak bu ülkede siyasal İslam’ı iktidara getiren insanlar gördüler ki siyasal İslam kapitalizmin alternatifi değil kapitalizmin en ilkel vahşi hali.

Romanı Yezda’nın intiharıyla bitirmişsiniz. Bununla hangi mesajı vermek istediniz?

Aslında bir mesaj vermek için böyle yazmadım. İçimden öyle geldi. Çünkü tarih boyunca bu kavimden insanlar hep acı çekmiş mutluluğu tatmamıştır. Burada intihar bir teslim olma değil bir başkaldırmadır. Yezda yaşadıklarına, kendisine dayatılmak istenen köleliğe teslim olmak istemiyor.

Yezda’yı ve ailesini defalarca kurtaran ve onlara yardım eden Yusuf karakteri kimi ve hangi anlayışı temsil ediyor?

Yusuf karakteriyle halkları birbirine düşman eden düşüncelere, inançlara başkaldıran, onların emirlerine uymayan farklı inançlarda, düşüncelerde, hayat tarzlarında, etnik kimliklerde insanların farklılıklarıyla barış içerisinde bir arada yaşamasını savunan insanların var olduğunu ve bu toplumların kurtuluşunun bu insanların savunduklarıyla mümkün olabileceğini anlatmak istedim. Her şartta kendi babasının tarafında kavga eden değil gerektiğinde babasının karşısına çıkmayı göze alan cesur insanların var olduğunu anlatmak istedim. Bu gün Suriye’de bunu görüyoruz. Fanatik düşüncelerle, inançlarla zehirlenmiş topluluklar inanç farklılıklarından, etnik kimlik farklılıklarından dolayı birbirlerini acımasızca yok etmek için savaşırken Yusuf gibi düşünen insanlar farklı inançlardan, etnik kimliklerden, düşüncelerden insanların barış içerisinde bir arada yaşadıkları bir toplum modelini yaratıyorlar. Bu topraklarda yüzyıllardır yoksul halkı softa, bağnaz düşüncelerle kandıran, uyutan, birbirine kırdıran iktidarları korkutan, uykularını kaçıran bu modeldir.

Yezda romanı için okuyucularınızdan ne tür tepkiler aldınız?

Yezda romanımla ilgili çok olumlu tepkiler aldım. Romanı ağlayarak bitirmeden bırakmadığını söyleyen okuyucular oldu.

Değerli zamanınızı ayırıp kırmadığınız için çok teşekküller, yeni çalışmalarınızda başarılar diliyorum.       

Romanın adı: Yezda

Yayınevi: Aram

Yazar: Metin Aktaş

Hakkında Rojnameya Newroz

Rojnameya Newroz
Rojnameya Newroz

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir