Cuma, Nisan 6, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » AFRİN (VE SURİYE), AFRİN (VE SURİYE’N)İN ÖTESİDİR!

AFRİN (VE SURİYE), AFRİN (VE SURİYE’N)İN ÖTESİDİR!

Kararı iktidarlar ve muktedirler verir, onlara bir şey olmaz ama cepheye sürülen garibanlar ölür. Ölüm o kadar sıradanlaşır ki toprağa düşenin bir can olduğu bile unutulur. Neruda’nın savaşta ölenler için yazdığı dizelerinde ifade ettiği gibi: ‘Sanki hiç kimse ölmüyordu/ Sanki bunlar toprak üstüne düşen taşlardı…

 

 AFRİN (VE SURİYE), AFRİN (VE SURİYE’N)İN ÖTESİDİR!

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER / Yazarların diğer makaleleri için tıklayınız

I. AYRIM: ORTADOĞU DÜZLEMİ

 II. AYRIM: AKTÖRLER

II.1) RUSYA İLE İRAN VE SOÇİ

III. AYRIM: SURİYE HÂLİ

 IV. AYRIM: AFRİN MESELESİ, ERDOĞAN VE ABD

 IV.1) AFRİN MESELESİ VE İHTİMALLER

IV.2) T.“C” VE ABD İLİŞKİLERİ

V. AYRIM: YPG, ABD VE ÖTESİ

 V.1) ABD İLE YPG/ PYD

 VI. AYRIM: NE (Mİ) OLACAK? HAKSIZ SAVAŞ ‘HAYIR’!

 VI.1) GELECEK(SİZLİK) Mİ?

VI.2) SAVAŞA KARŞI TUTUM(UMUZ)

VI.3) SAVAŞ FASLI

 

AFRİN VE SURİYE, AFRİN İLE SURİYE’NİN ÖTESİDİR!

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

“Suçlanması gereken

köleci zihniyettir.”[1]

Afrin bir harekât; “operasyon” falan değil! “Neden” mi? Gayet basit: Operasyon, “iyileştirme” anlamında tıbbi bir terim de ondan…

Afrin Harekâtı, Suriye’yi iyileştirmiyor; tam tersi söz konusu…

Afrin Harekâtı (ve “sonrası”), Suriye’nin parçalanmasına, bölge dışı güçlerin Ortadoğu’ya demir atıp, emperyalist müdahalenin yoğunlaşmasına ve hatta III. emperyalist paylaşımın savaşına yol açması mümkün rekabet geriliminin artmasına kapı açabilir.

Ne Afrin Harekâtı ne de Suriye artık sadece Afrin Harekâtı ve Suriye değil; çok daha fazlasıdır. Ne derseniz deyin: T.“C”nin askeri harekâtıyla Afrin, küçük bir yerleşim birimi olmaktan çıkıp, IŞİD sonrası Suriye’de yeni kapışma sürecinin odaklarından biri olmaya başladı.

Çünkü Afrin ile Suriye’deki mücadelede, aktörlerin politika (ve saf) değiştirmesiyle her şeyin altüst olduğu bir karmaşada elimizdeki anlık verilerle sadece birkaç metre ötesini görebiliyoruz.

Kolay mı? Ortadoğu’da “büyük laf(lar)” sahiplerini tekzip ederek utandırırken; bir gün sonra nerede uyanacağını kimse bilemez.

O hâlde her yerde olduğu gibi Ortadoğu’da pragmatik tutumlar yerine, ilkesel duruşların yol açıcı olduğu göz ardı edilmeden; Jean-Jacques Rousseau’nun, “Fethetme hakkının hiçbir ciddi temeli yoktur ve ancak en kuvvetlinin hakkı olarak tanınmıştır”…

Albert Camus’nün, “Resmi tarih oldum olası katillerin tarihidir”…

Arthur Koestler’in, “Yalnızca gelecek on yılı değil, binlerce yılı mikroplarla ve bombalarla birlikte yaşamamız gerekecek”…

Søren Aabye Kierkegaard’ın, “Tiyatronun kulisinde bir gün yangın çıkmış. Palyaço haber vermek için sahneye gelmiş. Herkes bunun bir şaka olduğunu sanıp alkışlamaya başlamış. Palyaço uyarmaya devam ettikçe alkışlar daha da hızlanmış. Sanırım dünyanın sonu, her şeyin bir şaka olduğunu sananların yükselen alkışları arasında gelecek”…

Richard Overton’un, “Hiç kimsenin benim haklarım ve özgürlüklerim üzerinde; benim de başkalarının özgürlükleri üzerinde hakkım yoktur”…

Charles-Louis de Secondat Montesquieu’nün, “Eğer ülkeme yararlı olacak, diğer ülkeleri mahvedecek bir şey biliyorsam Prens’ime önermem; çünkü ben önce bir insanım, sonra bir Fransız’ım. Ben zorunlu olarak insan doğdum ve tesadüfen Fransız oldum”…

Julian Patrick Barnes’in, “En büyük yurtseverlik ülkeniz onursuzca, aptalca ve alçakça davrandığında bunu ona söylemektir”…

Ahmet Şık’ın, “Benim bayrağın arkasına gizleyecek bir suçum, dinin arkasına gizleyecek bir günahım yok!”

Ursula K. Le Guin’in, “Adalet güç kullanılarak elde edilemez!”[2]

Martin Luther King’in, “Her şeyin sonunda düşmanlarımızın sözlerini değil, dostlarımızın sessizliğini hatırlayacağız”…

Fyodor Dostoyevski’nin, “Hepimizin güvenini bağladığımız şu ‘belki’, hiç de azımsanmayacak bir umuttur,” uyarıları kulaklara küpe edilmelidir!

Çünkü! İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Kaymakamımız var” dediği Cerablus’ta Kilis Valiliği cezaevi inşaatına başladı… 28 Ocak 2018’de AKP’nin Ayrıca Denizli Merkezefendi İlçe Kongresi’ndeki konuşmasında Soylu, “Ben İçişleri Bakanı olarak söylüyorum, Azez’de, Cerablus’ta, Marel’de bugün kaymakamımız var, emniyet müdürümüz var, jandarma komutanımız var,” diyor…[3]

Çünkü! Suriye’nin kuzeyinde Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) militanlarının kontrolüne bırakılan Azez, Mare, Soran, Aktarin ve Çobanbey bölgelerindeki eğitim faaliyetlerini Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) devraldı. Yaklaşık 65 bin çocuğa eğitim verilen bölgede yıkılan okulları tamir etmeye ve yenilerini yapmaya uğraşan bakanlığın, Türkiye’de olduğu gibi İHH, Deniz Feneri, Hayrat Vakfı gibi dini vakıflarla anlaşması dikkat çekiyordu…[4]

Çünkü! AKP Mardin Milletvekili ve Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi asil üyesi Orhan Miroğlu’na göre “Afrin, bu yüzyılın başında olanları hatırlamadan tartışılacak popüler bir mesele değildir. Belki bir ironi ama 1916-1917’de Osmanlı İmparatorluğu bu topraklardan çekiliyor. Şimdi İmparatorluğun mirasçısı Türkiye Cumhuriyeti yeniden büyük bir askeri operasyonla o topraklara geri dönüyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın dediği gibi Kuzey Irak’ı kapsayacak bir harekâta da dönüşebilir,”[5] diyebiliyor…

Çünkü! Kimilerinin harekât için “Afrin’le sınırlı kalın” taleplerine Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Sınırlı olun derken, kastın ‘Sadece Afrin’le sınırlı kalın, Afrin’in dışına girmeyin’ derseniz o da bizim için geçersizdir. Terör, tehdit ister Afrin’den, ister Sincar’dan, ister Kandil, ister Membiç’ten, isterse Fırat’ın doğusundan gelsin, nereden gelirse gelsin terör örgütüne müdahale ederiz, onu yok ederiz,” tepkisini veriyor…[6]

Çünkü! AKP İstanbul Milletvekili Burhan Kuzu, ÖSO için “Suriye’de yerli ve milli bir milis kuvvet” ifadesini kullanıyor…[7]

Çünkü! Diyanet, “Silahlı mücadele, cihadın en üst seviyesidir,” diyerek Afrin Harekâtı için yayınladığı hutbede cihat çağrısı yaptı…[8]

Çünkü! Afrin Harekâtına katılan Jandarma Özel Harekât (JÖH) ve Polis Özel Harekât (PÖH) timleri yüksek sesle ‘Bizimleydi’ şiirini yemin olarak şöyle okudu: “Kapı gibi çağ açıp kapatan cennet mekân Fatih Sultan Mehmet Han, yeniden kükredi bugün Alparslan, bizimleydi, Surda bizimle. Allah’sız zalimin zulmüne karşı, Allah’ü Allah diye inlettik arşı. Semayı titretti İstiklal Marşı bizimleydi, Yüksekova’da bizimle. Vallahi var bize kanat gerenler, bizimleydi, gönül gözü görenler, evliyalar enbiyalar, erenler, bizimleydi, İdil’de bizimle. Ne kadar savaşsak bitmez yolumuz, gövdemiz hür, lakin esir kolumuz. Tepeden tırnağa Anadolumuz bizimleydi, Silvan’da bizimle. Kırklar ve yediler açtı kucağı, alevlendi her gün iman ocağı. Resulü ekremin tevhit sancağı bizimleydi, Nusaybin’de bizimle. Dilde ve gönülde var oldukça Kur’an, olmaz vatan, olmaz Türk yurdu viran, yaşasın Türk oğlu, yaşasan Turan, bizimleydi Bozkurtlar bizimle. Ne hain PKK itleri, ne kahpe FETÖ’nün piçleri, ne de bunların emperyalist güçleri yıldıramaz hiç bir kuvvet bizleri. Bu vatan için ölmek şeref verir bizlere. Bu bayrak için ölmek şeref verir bizlere. Bu dava için ölmek şeref verir bizleri. Tekbir, Allahu ekber, tekbir Allahu ekber, tekbir Allahu ekber”…[9]

Evet bugün Türk(iye) halkının çoğunluğunun savaşa karşı bir hissiyat sergile(yeme)diği açık bir gerçek. Örneğin “MAK Araştırma Şirketi’nin 20-26 Ocak 2018 tarihleri arasında 30 büyükşehir ve 23 ilde 5496 kişi ile yüz yüze yaptığı ankete göre, halkının yüzde 85’i Afrin operasyonunu destekliyor. AKP ve MHP’de bu oran neredeyse yüzde yüze yakınken; sadece Güneydoğu’da bu oran birkaç puan etkileniyor. CHP’de ise yüzde 75 seviyesine ulaşıyor.”[10]

Totaliter rejimin ağır baskıları nedeniyle durumun böyle göründüğü söylenebilirse de, mesele bunun biraz ötesindeki neo-Osmanlı yayılmacılık ve ilhakçı şoven histeriyle de alâkâlıdır.

I. AYRIM: ORTADOĞU DÜZLEMİ

Ortadoğu altüst olurken, (dünya ile birlikte) yeni bir düzenin sancılarını çekiyor; gerilimler keskinleşiyor.[11]

XX. yüzyılın başında çizilen sınırlar, yine XXI. yüzyılın başında bir emperyalist paylaşım konusu olarak “yenilenmek” isteniyor; bu da “Büyük Ortadoğu Projesi” (“BOP”) adıyla sunuluyor.

Kavramsal çerçevesini “Arap Baharı” denilen ve hazana dönüşen güzergâh çizerken; yıllarca barışın sağlanamayıp, taşların yerinden oynadığı Ortadoğu, bir kanlı dönemece daha giriyor.

Bu bağlamda İran Dışişleri Bakanı Yardımcısı Abbas Araqchi, Suriye’deki durumun oldukça “karışık” olduğu vurgusuyla, Ortadoğu’da daha büyük bölgesel bir savaşın patlayabileceğinin altını çizerek, “Bölgemizdeki savaş korkusu her yerde,” ifadelerini kullanıyor.[12]

Kolay mı? İsrail’in Suriye’deki İran hedeflerine saldırı düzenlemesi ve bir F-16 uçağının bu saldırılar sırasında düşürülmesiyle tırmanan gerginlik, iki ülkenin Suriye’de işi ne kadar ileri götürebileceği sorusunu gündeme getiriyor.

Ayrıca, İsrail ve İran arasındaki büyük gerginlik “tehdit düellosu”na dönüşürken; İran’ı “ateşle oynamakla” tehdit eden İsrail’e, İran Devrim Muhafızları Komutan Yardımcısı Hüseyin Selami, “Bölgeyi Siyonistler (İsrail) için cehenneme çevirebiliriz,” yanıtını verdi.[13]

Bunlar yetmezmiş gibi, Münih Güvenlik Konferansı’ndaki konuşmasında İsrail Başbakanı Netanyahu El Kaide’ye açık destek verdi.[14]

Bu kadar da değil; bir şey daha![15] Rus haber ajansı RIA Novosti’nin haberine göre, ABD Hava Kuvvetlerine ait helikopterler, 2017’nin Ağustos’unda Deyrizor kentindeki 20 civarındaki IŞİD saha komutanını bölgeden tahliye etti.[16]

BBC’nin özel araştırması, 250 IŞİD militanı ve ailelerinin, ABD-İngiltere öncülüğündeki koalisyon ile Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) ortak operasyonuyla Rakka’dan güvenli bir şekilde tahliye edildiğini ortaya koydu. Onlarca yabancı IŞİD savaşçısı da silah ve cephane yüklü 10 kamyonla Rakka’dan ayrıldı.[17]

BBC muhabirleri Quentin Sommerville ve Riam Dalati’nin haberine göre tahliyeler, YPG’nin ana gövdesini oluşturduğu SDG’nin Rakka’yı IŞİD’in elinden aldığı Ekim 2017’de gerçekleşti.[18]

Nihayet Rusya’nın Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Vassily Nebenzia, PYD’nin 2018’in Ocak ayında Suriye’de 400 IŞİD’liyi serbest bıraktığını ve 120 IŞİD’linin SDG saflarına katıldığını açıkladı.[19]

Evet, pragmatik tarz-ı siyaset ekseninde birçok şeyin allak bullak olduğu Ortadoğu tablosunda, emperyalist devletlerin taraf olduğu ve bölge devletleri ile uzantılarının emperyalist taraflar üzerinden yeniden kümelendiği, etnik ve dinsel düşmanlıklarla beslenen savaş giderek daha da acımasız bir yıkıma yol açıyor.

“TT gerilimi artırma siyasetini sürdürürse en az 10 yıl sürecek bir savaş dönemine girilebilir,” diyen ‘Suriye Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi’nin lideri Heysem Menna’nın, (“TT” olarak bahsettiği) ABD Başkanı Donald Trump ile ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın izlediği siyasetin çok tehlikeli sonuçlara gebe olduğu vurgusuyla, 2018’in Ocak ayı ortasında ABD öncülüğünde Britanya, Fransa, Suudi Arabistan ve Ürdün arasında yapılan Suriye gündemli toplantının gerilimi artırmaya yönelik yeni bir strateji ortaya koymasından duyduğu endişeyi ifadesi boşuna değildir.[20]

Ortadoğu’da iki farklı mezhebi temsil eden ve yüzyıllardır büyük bir güç mücadelesi sürdüregelen Suudi Arabistan ile İran arasındaki gerilimin yükselen tansiyonla, sıcak çatışmaya dönüşebilme ihtimali kaygıları arttırıyor.

Özetle emperyalistlerin öznesi olduğu savaşın çeşitli biçimlerde uzun zaman süreceği bir “sır” değil.

Kolay mı? Şükran Soner’in, “Amerika’nın sadece Ortadoğu’da en son sattığı silahlara ödenen paralar[21] dudak uçuklatıcı”[22] notunu düştüğü Ortadoğu’da küresel jeopolitiğin tektonik plakaları arasındaki çatlak derinleşti. “Bir dönemin sonu” bu… IŞİD temizlenince, The Times’ın deyimiyle esas “Büyük Oyun” öne çıktı. ABD ile Rusya’nın, İsrail ile İran’ın birbirlerinin kapasitelerini, kararlılığını test etme çabaları da, sıcak temasa dönüşmeye başladı.

ABD ve Suriye (Rusya) güçleri doğrudan çatıştılar. Böylece vekâlet savaşları yerini doğrudan sıcak temasa bırakmaya başladı. Çatışmanın arkasından Rusya, ABD’yi suçlarken ABD, Suriye’de bir başka ülkenin toprağına çağrılmadan girdiğini unutup “öz savunmadan”, ‘The Washington Post’taki bir yorum da ABD’nin Suriye’deki varlığının tırmanma sürecine girdiğinden söz ediyordu. Rusya da, İdlib üzerinde Sukhoi Su-25 uçağını düşüren MANPAD’ı, Cihatçı Al Nusra’ya ABD’nin verdiğine inanıyor.

İsrail, İran’ın Suriye’de, sınırları yakınlarında kalıcı üsler edinmeye başlamasını, Lübnan’da Hizbullah’a gelişmiş silahlar transfer etmesini önlemek için, bir süredir, Suriye topraklarında kimi hedeflere yönelik hava saldırıları düzenliyordu. Şimdi İran’ın cevap vermeye başladığı görülüyor. Cumartesi sabahı, İsrail, hava sahasına giren bir İran İHA’sını vurdu. Ardından Suriye’deki İran hedeflerine bir hava saldırısı düzenledi. İlk kez bir İsrail F-16 uçağı Suriye’den atılan bir füzeyle düşürüldü. Kimi gözlemciler, örneğin ‘International Crisis Group’, İsrail’in Hamas’ın zaaflarından dolayı kendini o cephede güvende hissederek, Hizbullah’a (İran’a) karşı Suriye’de doğrudan savaşa girmeye hazırlandığını düşünüyorlar. Haaretz’de Amos Harel, İsrail’in son hava saldırılarıyla ilgili olarak, “Ölenler arasında İranlı ‘danışmanlar’ da varsa, yepyeni bir durum oluşuyor demektir” diyordu. ‘The Jerusalem Post’ta yazan Yaakov Katz’a göre, İsrail ile İran arasındaki “gölgeler savaşı şimdi yerini açık savaşa bırakıyor”…[23]

Bu hâle ilişkin denilebilir ki, ABD-Rusya kutuplaşması Ortadoğu’da patlayıcı biçimler sergilemeye başladı. Örneğin, Rus kökenli paralı askerlerden oluşan birkaç yüz kişilik bir birlik Suriye’de bir ABD üssüne saldırdı; çok şiddetli bir karşı saldırıyla karşılaştı, çok sayıda kayıp verdi. Uluslararası medya ‘tırmanmayı körüklememek’ için olsa gerek, ilgili haberleri hemen gündemden kaldırdı. Yorumculara göre, ABD kayıp vermediği için olayı tırmandırmak istemiyor; Putin bu “hibrid savaş” harekâtından zararlı çıktığı için susmayı tercih ediyor. Ya Rus birliği saldırdığı hedefe nüfuz edebilseydi, çatışmalar uzasaydı, ABD tarafında da benzer çapta kayıplar oluşsaydı… Bu cümleyi tamamlamak kolay değil… Şimdi, olanlar oldu, taraflar gereken dersleri çıkarıyorlar. Örneğin Rusya’nın, olaydan sonra Suriye’ye radara yakalanmayan hayalet uçaklar getirdiği söyleniyor.[24]

Emperyalist rekabetin Suriye üzerinden sürdürüldüğü Ortadoğu’nun “toz-duman” görüntüsü altında gayet net seçilebilen iki buçuk cephe (kamplaşma) söz konusu: “İlki; Rusya, Suriye, İran ile Lübnan Hizbullah’ı.

İkincisi; ABD, İsrail, geride duran Körfez hattı ile Ürdün.

Ortada iki hasım güç; birinci cephede gibi görünürken, ikinci cephe ile anlaşmak arzusundaki Ankara. İkincisi de stratejik tercihini ABD’den yana yaparak ikinci cephede bulunsa da birinci cepheyi kollayan Suriyeli Kürtler-PYD/YPG.”[25]

II. AYRIM: AKTÖRLER

Aktörlere, ABD emperyalizmiyle başlamakta fayda var.

Siz bakmayın ‘Uluslararası Enerji Ajansı’nın Başkanı Fatih Birol’un, “ABD’nin artık Ortadoğu petrol ve doğalgazına ihtiyacı kalmadı,”[26] zırvasına!

Ortadoğu’da emperyalist sömürgecilerin paylaşamadığı meta, XX. yüzyılın başından beri değişmedi: Doğalgaz, petrol…

Çıkar çatışması sadece metanın coğrafi sahipleriyle ona göz diken emperyalistler arasında değil; hepsinin birbiriyle dövüştüğü bir mücadelede, çok parçalı ve cepheli: Aramco’su, Exxon’u, BP’si, Rosneft’i, Total’i, Gazprom’u vb. uzayıp gidiyor rekabet listesi…

Enerji hammaddesi taşıyan tüm topraklarda zulmün altyapısı, bu dev şirketlerin emperyalist kanlı elleridir.

Emperyalistler aralarında tepişirken dost, düşman birbirine karışır. Örneğin Suriye’deki Esad rejimine koyu muhalif Türkiye, hâlen Esad rejimini destekleyen Rusya ile İran’la mutabık ve Esad’ı istemeyen ABD’ye karşı görünürken…

Kimin eli kimin cebinde ve kimin silahını tutmakta, kime karşı kullanıyor, hiç mi hiç belli değil.

Suriye’de taraflar, çatışmacı iki emperyalist güç, ABD ile Rusya’nın arkasında cepheleşmiş görünüyorken; ‘The Washington Post, “IŞİD ile mücadele için buradayız” diyen ABD yönetiminin, IŞİD terör örgütü tamamen bitse de Suriye’de kalmaya devam edeceğini yazdı.[27]

ABD, Irak ve Suriye’deki ayakları ile üsleri ve tesisleriyle Ortadoğu’ya pençelerini geçirmiştir. Tıpkı Rusya gibi; ve bu yıkıcı bir rekabettir…[28]

Ancak bu rekabette Melih Pekdemir’in, “ABD müesses nizamının Ortadoğu konusunda çaresizliği ve kararsızlığı”na[29] dikkat çektiği üzere; ‘The Financial Times’ da, ABD’nin Suriye’de sergilediği tutumundaki çelişkilerin artık sürdürülemez olduğu yorumunu yaparak, “Sahadaki en ufak bir hesaplama hatası, NATO üyeleri arasında doğrudan savaşa neden olabilir,” diyor.[30]

ABD hâlâ kesin kararını vermedi. İş bu nedenle de karşıtlarla müttefiklerin yer değiştirdiği durumlarla karşılaşabiliriz.

“Kürtler, ABD’nin Suriye’de kalma gerekçesi. Dolayısıyla Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen Kürtlerden vazgeçemiyor ABD. Ama aynı şey Rusya için de geçerli. Rusya da Suriye’de PYD/YPG’yi ‘terör örgütü’ olarak nitelemiyor çünkü ABD’nin varlığının anlamsız hâle gelebilmesi için Kürtlerin saf değiştirmesi gerekiyor. Ruslar da Şam da Kürtleri kazanmaya ve ABD ile ilişkilerini bitirmeye çalışıyor. Kürtler de fiziksel varlığının garantisinin ABD olduğunu biliyor. Kürtler için bölgede kurulacak bir federasyon veya benzeri yapının sınırları ve koşullarıyla alâkâlı talepler, ABD’den elde edilen güç ile masaya getirilebilir. Eğer Kürtler ABD ile müttefik olmasalardı üç kanton ayakta kalamayabilirdi. Fırat Kalkanı ile sahaya giren Türkiye, Kobanê’ye de girebilirdi. Türkiye’yi burada engelleyen en önemli güçlerden biri ABD. Dolayısıyla Kürtler bu ilişkiyi bitirmek istemiyor aynı şekilde ABD de. Çünkü PYD, ABD’nin Suriye’ye müdahil olabilmesinin tek gerekçesi. Şam ve Rusya ise ABD’nin bu gerekçesini ortadan kaldırmak için Kürtleri kendi safına katmak istiyor. Kürtler ile ilgili mesele bir sonuca bağlanmadıkça Suriye sorunu da çözülemeyecek kuşkusuz.”[31]

Ömer Ağın’ın, “Tarihin hiçbir aşamasında Kürdistan’ın geleceği, Kürt halkının kendi haklarını kazanmak için verdiği mücadelesi ile Ortadoğu sorunları bu kadar birbirine girift olmamış ve bu kadar birbiriyle etkileme içinde olmamıştı,”[32] notunu düştüğü bu konjonktürde Kürt (kartı) faktörü şimdilik Ortadoğu’da önemli; ancak dikkat, sadece şimdilik! Bu ilanihaye değil…

Bilindiği gibi Suriye (Rojava) Kürtleri’nin ABD ve Rusya açısından yerel aktöre dönüştüğü sürecin başlangıcı Kobanê olmuştu. Ancak Kobanê saldırılarının olduğu dönemdeki saha şartları çok değişti; bugün daha farklı.

“Kobanê, Kürtleri büyüten ve güçlendiren bir eşikken Afrin, ittifakları sınamaya zorlayan bir dönemin başlangıcı olacak gibi görünüyor. Rusya’nın Afrin operasyonuna yeşil ışık yakması, ABD’nin ‘sessiz kalmak’ şeklinde de yorumlanabilecek duruşu dikkat çekici.”[33]

YPG (Halk Koruma Birlikleri)-PYD (Demokratik Birlik Partisi) eski konumunda görünmüyor.

17 Kürt örgütü/ partisi var Suriye’de. 1957’de kurulan Suriye Kürt Demokrat Partisi (Suriye’de 12 örgüt bu hareketten doğdu!); Kürtçe ‘Peşveru’ denilen, 1965’ten beri faal Kürt Demokratik İlerici Parti; ‘Azadi’ diye bilinen Kürt Özgürlük Partisi; ‘Velatperez’ denen Kürt Demokratik Yurtsever Partisi; Kürtçe ‘Vekhevi’ diye bilinen Kürt Demokrat Eşitlik Partisi; Suriye Kürt Sol Partisi; Kürt Demokratik Birlik Partisi; Suriye Kürt Birlik Partisi; Suriye Kürt Gelecek Partisi; Suriye Kürt Uzlaşı Partisi var.

Ayrıca Suriye’deki Kürtlerin iki ayrı çatı örgütünde toplanıyorlar. i) Kürt Ulusal Meclisi (KUM)… ii) Demokratik Toplum Hareketi (TEV-DEM)… Ki bu yapıda PYD etkin![34]

Her iki çatı da birbirinden uzak duruyor ve farklı; yani ulusal birlik soru(n)lu bir hâl![35] Bu bir dezavantaj (ya da kanayan yara)…

II.1) RUSYA İLE İRAN VE SOÇİ

Ve Suriye’deki “baş aktör” Rusya; “Beyaz Saray’ın delisi stratejisi”, Vladimir Putin’e yaradı…

Putin’in bugün Ortadoğu’daki dostları normal koşullarda birbirleriyle kanlı bıçaklı olan Esad, Erdoğan ve Sisi’den ibaret değil…

Gene birbirlerinin can düşmanı olan İran Devlet Başkanı Ruhani ve Suudi Kralı Selman ile de hayranlık yaratan bir diplomatik ilişkiler ağı içinde Putin.

Sovyetler’in çöküşünü tetikleyen Afganistan savaşında doğrudan düşman saflarda bulunan Suudi Arabistan’la Moskova’nın yakınlaşması “tarihi” nitelikte.

2017 Ekim’inde Moskova’yı ziyaret eden Suudi Kral Selman’la 3 milyar dolarlık silah anlaşması imzalayan Putin, kendi sözleriyle gelişmeyi “dönüm noktası” diye tanımlıyor.

Obama’nın Suriye savaşındaki kararsız, ikircikli politikaları; Trump’ın “deli” çıkışları, Ortadoğu’yu “altın tepsi”de Putin’e teslim etmeye yetti.

Putin, Soçi ile Ortadoğu’yu kısmi kontrolüne alırken; Rusya’nın PYD’ye ilişkin politikası da şuydu: Rusya, PYD’yi Esat rejimiyle ilişki kurmaya teşvik ediyordu. İŞİD’le savaşın bitmesinden sonra, Suriye’nin yeniden şekillenmesi sürecinde, Suriye’nin kuzeyinde, üniter yapı içinde Kürtler için özerk bölge düşünüyordu. Özerk bölge konusunda, rejimi ve PYD’yi aynı çizgiye getirmeye çalışıyordu.

Bunun için de PYD’nin ABD ile ilişkisini koparmasını istiyordu. Ancak PYD bunu kabul etmedi. Böylece Rusya, T.“C”nin müdahalesine yeşil ışık yaktı.[36]

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un, “ABD’nin Suriye’de sınır güvenliği gücü oluşturulması konusundaki çelişkili açıklamalarından endişe duyuyoruz. ABD, Suriye’de alternatif bir güç oluşturmaya çalışıyor,”[37] açıklamasıyla Rusya harekâta “Evet” dedi. Ama bu Türkiye’nin yaptıklarını koşulsuz desteklediği anlamına gelmiyor.[38] Ancak Rusya’nın tek istediği, öncülük ettiği Astana ve Soçi süreçlerinin zarar görmemesi ve sorunun siyasi çözüm süreci önünde engel çıkmaması.

Moskova Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Kerim Has’ın da dikkat çektiği gibi, Rusya’nın Ankara’nın Afrin Harekâtına yeşil ışık yakmasında i) ilk neden: ABD-Rusya’nın PYD/YPG rekabeti; ii) İkinci neden: Suriye sahasındaki dengeler; iii) Üçüncü neden: Moskova’nın şimdilik Ankara’ya olan ihtiyacıydı.[39]

Suriye’de -tıpkı İran’la olduğu gibi- Türkiye ile geçici bir ittifak kuran Moskova, masa devrilmediği ve kendi belirlediği kırmızı çizgiler aşılmadığı sürece müttefiklerinden gelen talepleri en azından şimdilik sineye çekecek gibi görünüyor.

Bunun yanında Afrin Harekâtının Rusya’nın işine gelen yanları da yok değil. Örneğin, ABD ile “fazla” yakınlaşan PYD’nin hizaya çekilmesi gibi.

Söz konusu çerçevede Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’nin Suriyeli Kürtlerle ilgili politikasını eleştirerek Washington’ın ülkeyi bölmek istediği vurgusuyla, “ABD’nin silahlı güçlerini kullanarak, Suriye’de sonsuza dek kalmayı içeren bir stratejisi olduğuna inanıyorum. Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve egemenliğini ihlâl ederek, büyük bir parçasını ülkenin kalanından ayırmaya hazırlanıyorlar… Yarı-yerel otoriteler yaratacaklar, Kürtlere dayalı bir otonomi yaratmaya çalışacaklar,” derken;[40] Afrin’deki duruma ilişkin olarak da Lavrov, Rusya’nın Türkiye’nin Suriye’deki durumla ilgili kaygılarını ve Kürtlerin arzusunu anladığını kaydederek bu konuda spekülasyon yapılmaması gerektiğini belirterek, Türkiye’nin güvenlik çıkarlarının Şam yönetimiyle doğrudan diyalog yoluyla korunabileceğini söyledi.[41]

Aynı konuda Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov da, Rusya’nın Afrin’deki durumu normale döndürmek için arabuluculuk yapmaya hazır oldukları vurgusuyla, “Biz, kimseye kendi rolümüzü dayatmıyoruz ancak gerekli görülürse, akan kanın durması ve ortak payda bulunması için arabuluculuk yapmaya hazırız,” diye ekledi.[42]

Sonra da ‘Suriye Demokratik Değişim için Ulusal Koordinasyon Komitesi’nin lideri Heysem Menna, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) öncülüğündeki Afrin Harekâtına ilişkin, “Türkiye’nin diyalog kanallarını kullanmadan tek taraflı bir adım attığı” görüşünü dile getirip; Suriye’de sahada artan gerilimde sivillerin zarar görmesinden de endişe ettiğini vurguladı.

Gerilimin başında Rusya’nın, Afrin’in Suriye güvenlik güçlerine teslim edilmesi önerisini mantıklı bulan muhalif lider, buna yanaşmayan PYD/YPG’yi de eleştirdi. “Eşinizden boşanabilirsiniz ancak komşularınızı değiştiremezsiniz” diyen Menna, Ankara-Şam ilişkilerinin düzelmesi için diyalog kanallarının açılmasından yana olduğunu da belirtti.[43]

Tüm bunlar Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova’nın, Soçi’de düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’nin hazırlıklarına odaklandıklarını kaydedip, PYD hariç diğer Kürt temsilcilere Soçi zirvesi için davetiye gönderildiği açıklamasına uygundu ve Soçi konseptinden hareketle Zaharova ekliyordu: “ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın Standford’daki konuşması ardından ABD’li askeri kaynakların yaptığı, Suriye’nin kuzeyinde Washington yönetiminde YPG’lilerden oluşan sınır güvenlik gücü kurulmasına ilişkin açıklamaları göz önünde bulundurulduğunda, ABD’nin yeni Suriye stratejisinin bu ülkenin bölünmesine yönelik olduğu görülüyor.”[44]

“Ortadoğu bölgesinin en önemli sorunu ABD’dir,” diyen -İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in başdanışmanı- Ali Ekber Velayeti’nin, “İran, Irak ve Suriye kesintisiz iş birliği ile ABD’nin, Kürt bölgelerine sızmasına izin vermeyecektir,”[45] notunu düşüp; ABD’nin Suriye’de Fırat Nehri’nin doğusundan çıkması gerektiği vurgusuyla, “ABD, Irak’ı bölemediği gibi, Suriye’yi de bölemeyecek. Fırat’ın doğusuna yerleşen ABD, er geç buradan çıkmalı, ya kendi çıkar veya ensesine aldığı tokatla buradan çıkarırız,”[46] dediği tabloda; yine -Ayetullah Ali Hamaney’in Yüksek Askeri Danışmanı- Tümgeneral Yahya Rahim Safevi de, T.“C”nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü ihlâl ettiğini ve Türk askerini “işgalci” olduğunu, Zeytin Dalı Harekâtı’nın bir an önce durmasını bekledikleri[47] vurgusuyla, “ABD’nin yeni yıldaki ana stratejisinin bölgedeki çatışma alanlarını korumak” olduğunu ileri sürüp ekledi:

“ABD, 30 bin kişilik bir güç oluşturup Türkiye’nin güneyiyle Irak’ta Kürtler için otonom bir bölge kurmak istiyor. Diğer taraftan Kürtler bunun kalıcı olması için Akdeniz’e ulaşmaya ihtiyaçlarının olduğunu biliyor ve bu yüzden Afrin’i işgal ettiler. Kürtlerin bu hamlesi Suriye’nin milli egemenliğinin ihlâldir. Bize göre Türkiye ve ABD’nin de Suriye topraklarında bulunması hukuka aykırıdır.[48] Suriye ordusu ve devleti buna tahammül etmeyecek.”[49]

Yani İran’ın T.“C”ye ilişkin kuşku ve rezervlerinde bir değişiklik yokken; Soçi “geçici bir ateşkes”e yol açmışa benzemektedir.

Denilebilir ki Ortadoğu düzeninin yeni şartları bir Karadeniz kenti olan Soçi’de biçimlen(diril)iyor. Bu defa koşulları ABD Başkanı’na Putin’in adeta dikte ettirdiği havası egemen…

Evet, Soçi ile Putin’in, yürüttüğü etkili diplomasiyle uluslararası politikadaki konumunu daha da güçlendirdiğini, ülkesinin Ortadoğu’daki ağırlığını iyice pekiştirdiğini baştan vurgulamadan geçemeyiz.

Mevcut verilerle, Suriye’de meselesinde başat aktörü olarak Putin’in konumu asliyken; İran da, Rusya’nın ardından bir diğer “kazanan” taraftır. Çünkü Suriye’deki barış sürecinin resmi bir paydaşı hâline gelerek, bölgedeki etki alanını daha da genişletmiştir.

T.“C”nin hâliyse hâlâ tartışmalıdır; netleşmesi ise Afrin Harekâtı ve “ötesi”yle ilintilidir…

III. AYRIM: SURİYE HÂLİ

Şükran Soner’in, “Suriye, en kanlı, kirli savaşların kördüğümü”[50] notunu düştüğü savaş, artık Suriye’nin geleceği için bir mücadele olmaktan çok; Ortadoğu’daki geleceğin haritasını biçimlendirme anlamı taşıyor.

Kolay mı? Şam’daki Çin Büyükelçisi Şi Tsanzin, ülkesinin Suriye sürecine aktif katılım zamanı geldiğini ilan ederek, “Suriye’deki yıkıcı ihtilaflar ardından Çin’in bu ülkenin geleceğinde daha aktif rol oynamasının zamanı geldiğini düşünüyoruz. Suriye’nin yeniden inşa edilmesinde bu ülkenin yasal yönetimiyle işbirliği yaparak her geçen günle daha ciddi katkıda bulunacağımızı düşünüyorum,”[51] notunu düştüğü müdahalelerin orta yerindeki Suriye’de bölünmüşlük tablosu var. Kuzeyde ABD, Halep’te Rusya destekli Esad güçleri, sınır boyunda T.“C”, doğuda Kürtler, farklı yerlerde rejim ve muhalifler hâkim…

Deniz Zeyrek’in, “Rusya ile ABD, Suriye’de kalıcı”[52] tespitiyle müsemma yamalı bohça görüntüsüyle yüz yüzeyiz…

Eğer bu böyleyse yani Suriye’de mevcut siyasi- askeri pozisyonları dikkate alacak olursak, önümüzde artık parçalanması kaçınılmaz bir ülke gözüküyor. İşin ilginci, bu parçalanmanın geriye döndürülmesinin, büyük gelişmeler olmadığı takdirde, çok zor olacağıdır. Bu durum bölge ve ülkeler için yakın gelecekte ve orta vadede daha büyük felaketler, çatışmalar demektir.

Özetle Washington’ın Suriye denkleminde şu an tek müttefiki Kürtler. ABD’nin onlar üzerinden yaptığı hamleler, “arzuladığı düzeni tesis etme, edemezse kaosu sürdürmek” diye özetlenebilecek hâli besliyor…

Ve nihayet “Öyle görünüyor ki, Şam’da rejimi değiştiremeyen Washington, Suriye-Irak hattında tampon bölge yaratmaya soyunuyor.”[53]

Buna karşın Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, “Suriye’de toprak bütünlüğüne saygı duyulması” gerektiğinin[54] altını çizerlerken; ABD’nin eski Moskova Büyükelçisi Michael McFaul’a göre, “ABD askerleri Suriye’de uzun sürede kalacakları için Ruslarla yeni çatışmalar ortaya çıkabilir”se de; ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ABD’nin, Suriye’de “süresiz olarak” iki bin askerini yerleştireceğini açıkladı.[55]

Özetlersek: İlkay Meriç’in ifadesiyle, “ABD Suriye’ye yönelik daha aktif müdahale noktasına gelmiş olsun ya da olmasın, Suriye cephesinde yaşananlar, emperyalist güçlerin bu ülkenin parçalanmışlığını kalıcı hâle getirmek için attıkları adımları hızlandırdıklarını gösteriyor”ken;[56] Rusya Genelkurmay Başkanı Valeriy Gerasimov, Suriye’nin Irak sınırındaki El-Tenef’teki ABD’ye ait üssün Suriye ordusu tarafından tamamen abluka altına alındığını ve ABD’nin El-Tenef’teki üste cihatçıları eğittiği açıkladı.[57]

Yine Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun ülkede IŞİD’in dışında her şeyi yok ettiğine dikket çekerken;[58] Suriyeli çoban Muhammed Avad El Hüseyin, Suriye ordusunun Mayadin’i kurtarmaya yönelik gerçekleştirdiği operasyonlar sırasında ABD’ye ait helikopterlerle kentten IŞİD’in komutanlarının götürüldüğünü belirterek, “ABD’nin hava aracı başta Mayadin’in yakınlarındaki Er Rahba bölgesinde manevra gerçekleştirdi, daha sonra da bir hava saldırısı gerçekleştirdi. O sırada biz saklandık ve etrafta ABD’ye ait birkaç helikopter gördük. Yerde ise karargâhlarının yakınlarında helikopterleri bekleyen IŞİD’in yabancı komutanları vardı. Komutanlar, helikopterlerle Mayadin’den götürüldü,”[59] açıklaması yapıyordu.

Ve bir şey daha: ‘Los Angeles Times’ta yer alan habere göre, Halep’in kuzeyindeki Mare köyünden 2016 Şubat’ında Suriye Demokratik Güçleri tarafından çıkartılan CIA destekli Fursan el-Hak’ın, YPG öncülüğündeki ve Pentagon destekli Suriye Demokratik Güçleri ile çatıştığını ABD’li yetkililer de doğruladı. ABD Kongresi’nin İstihbarat Komitesi üyesi Adam Schiff da, bu gruplar arasındaki çatışmaları “Üç boyutlu satranca” benzetti.[60]

Suriye’deki ABD bağlamında bu kadarı yeter; daha fazlasına gerek var mı?![61]

Afrin ve Suriye’ye ilişkin T.“C” tutumuna gelince; öncelikle belirtilmesi gerek şey Ceyda Karan’a göre şöyle:

“Suriye’de savaş çıkarıp ‘İhvan projesi’ devşireceğini düşünenlerin tasarımlarının hiçbirisi tutmadı. ABD’nin Ortadoğu’da nüfuzundaki azalma en bariz örnek. Son tahlilde ABD küresel bir güç ve kayıplarını tersine çevirme kapasitesi baki. Türkiye’nin durumu ise giderek içler acısı hâl almakta… Ankara, Rusya ile ABD’nin bilek güreşinde kendine hep alan açabildi. Ama stratejik hedefleri mütemadiyen çiğnendi.”[62]

Evet, “U” dönüşleriyle malûl T.“C”nin dış politikasını, Türk(iye) kapitalizminin yeniden üretim ve genişleme dinamikleri ile gereksinimleri belirlerken;[63] “Zeytin Dalı operasyon mu, işgal harekâtı mı?”[64] sorusunun da yanıtı tam burada; “Kızıl Elma”cı harekâttadır!

Bilinir: Kızıl Elma Ziya Gökalp’in Turan ülküsünde; Türklerin cihan hâkimiyetini ve Türk dünyasının bütünleştirilmesi hedefini simgeler. Bir vakitler MHP’nin programında da yer almıştır. Ve Erdoğan’ın da, Afrin operasyonu bağlamında iki kez Kızıl Elma tabirini kullanıp, “Bizim bir kızıl elmamız var” demesi boşuna değildir.

Evet, bu tastamam bir “Kızıl Elma” harekâtıdır!

“Afrin’e yönelik askeri müdahalede TSK’ye 43 silahlı grup eşlik ediyor. Bunlardan pek çoğu El Kaide’nin ya türevi ya da müttefiki. Aralarında sivillere yönelik katliamlara imza atan Sultan Murat Tugayı ve Semerkand Tugayı; Suriye El Kaide’si El Nusra’nın müttefikleri Feylak’uş Şam ve Ahrar’uş Şam ile propaganda niyetine çocukların kafasını kestikleri video görüntülerini yayımlayan Nureddin Zengi Tugayı da var.”[65]

Çok açık: “Türk ordusu, Afrin’e cihatçılarla yürüyor. Çeteler Suriye’ye aleni, neredeyse davulla zurnayla, göstere göstere taşınıyor. ÖSO’nun tüm dünyada meşru sayıldığına vurgu yapılıyor. Demek ki dünya bileşende yer alan Humus’ta bir Suriyeli askerinin kalbini çıkarıp yiyen El Faruk Tugayı komutanı Halid Abu Sakar’ın yaptığını da ‘ılımlı’ görüyor. Egemenler, istediklerini alıp alandan ayrıldıklarında ılımlı gençler bize kalacak. Yani şeriat ordusu da meşrulaşmıştır artık.”[66]

Bunlar kabul edilemez![67]

Ayrıca “Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar, Afrin’e askeri müdahalenin ilk günlerinde, ‘sivil ve masum kişilerin zarar görmemesi için her türlü dikkat ve hassasiyet gösterilecektir’ diye belirtmişti. Başka bir ülkenin topraklarına havadan ve karadan askeri müdahalede bulunan bir ülkenin sivil ve askeri yöneticilerinin her zaman kullandıkları bu kalıplaşmış cümlelerin savaş gerçeği ile ilişkisi her yerde sorunlu olmuştur. Irak’a ABD saldırısı sırasında, yeni teknoloji sayesinde hava saldırılarının ‘ameliyat titizliğinde’ olacağı ve sadece teröristleri hedef alacağı ilan edilmişti. Irak’ta ABD ve müttefiklerinin hava saldırılarında ölen sivillerin tam sayısı hâlen bilinmiyor ama bunun doğrudan çatışmada ölen Iraklıdan daha yüksek olabileceği iddia ediliyor. Afganistan’da, Libya’da ve başka askeri müdahalelerde durum farklı değil. Kendini savaş olarak tanımlamayan müdahalelerin sivil kayıpları, resmen ilan edilmiş savaşların kayıplarından az değil hiçbir yerde.

‘The Independent’in deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, Zeytin Dalı operasyonunun başlamasından sonra Afrin’e giren ilk Batılı gazeteci olarak, bu askeri operasyonun sivil kayıplarına ışık tutuyor. Yayımlanan makalesinde, 21-26 Ocak günleri arasında Afrin hastanesi kayıtlarında yer alan ölü listesinde on çocuk, yedi kadın ve on yedi erkek saydığını aktarıyor. Ölenlerin bir kısmı Suriye’nin başka bölgelerinden Afrin’e sığınmış ülke içi mülteciler. Hastanede gördüğü, hepsi hava saldırısı veya top ateşi nedeniyle yaralanmış, aralarında küçük yaşta çocukların ve yaşlıların bulunduğu 49 kişinin tanıklıklarını aktarıyor. Evlerine bomba düşmesi sonucu yaralananların çoğunun diğer aile üyelerinin bir kısmı ölmüş. Diğer taraftan, körlemesine yollanan roketlerin Türkiye’de de sivil ölümlere yol açtığı bir fasit daire başlıyor.

Bütün bunlar İsrail-Filistin çatışmasını hatırlatmıyor mu? İsrail yıllarca Filistin Kurtuluş Ordusu’nu terör örgütü olarak tanımladı. Oslo görüşmeleri sonrasında, bu sefer Gazze Şeridi’nde esas olarak varlığını güçlendiren Hamas’ı terör örgütü ilan etti. Hâlen Hamas, AB, Mısır, Kanada, ABD ve Japonya tarafından terör örgütü olarak tanınıyor. Avustralya ve Birleşik Krallık için Hamas’ın yalnız askeri kanadı terör örgütü. İsrail, Hamas’ın terör örgütü olduğu gerekçesiyle, Gazze Şeridi’ne düzenli olarak askeri müdahalelerde bulunuyor. 2006 yazında bu sefer Hizbullah’ın terör örgütü olduğu ve ülke güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle Lübnan’ın güneyinde bir ay sürecek İkinci Lübnan Savaşı’nı başlatmıştı. Diğer taraftan İsrail’de Arap kökenli parti ve milletvekilleri, giderek artan biçimde, ‘terörist yanlısı’ oldukları gerekçesiyle düşman muamelesi görüyor. 2016’da, Knesset tarihinde ilk kez, Ortak Arap Listesi’nden bir milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırıldı ve gözaltına alındı. İsrail’de aşırı dinci-milliyetçi partiler, Filistinlilere karşı verilen mücadeleyi bir kutsal savaş olarak tanımlıyorlar. Günümüzde Siyonizm, dincilikle ırkçı bir milliyetçiliğin özel bir izdivacından başka bir şey değil artık.

Türkiye yönetiminin Afrin’de YPG güçlerine karşı yürüttüğü askeri müdahale, Türkiye ile Ortadoğu’daki Kürtlerin arasındaki ilişkiyi bir tür İsrail- Filistin ilişkisine dönüştürme riski taşıyor. Hükümet üyeleri ve yandaş basının savaşçı çığlıklarının yanında, Diyanet İşleri Başkanı’nın ‘Onlar orada (Afrin’de) çarpışıyorlar, biz burada Kur’an kursu açıyoruz. Onlar orada, biz burada cihada devam ediyoruz’ demesi asıl düşündürücü olan. İsrail’de hükümet ortağı aşırı dinci partiler de zarfı farklı, içeriği aynı söyleme sahipler.

Türkiye Kürt sorununda, İsrail’in Filistin sorununda temsil ettiğine benzer bir konuma hem bölgede hem uluslararası siyaset alanında düşmeye doğru gözü kapalı ilerliyor. İleride bu konum benzerliğine uluslararası planda vurgu yapıldığında, bunlar küfürle, hakaretle, tehditle, hapisle mi susturulacak?”[68]

Bu soru(n) orta yerdeyken; bir diğer soru(n) da, “ABD ve Rusya Arasında yeni-Osmanlı” formülüyle Fatih Yaşlı’nın altını çizdiği şu noktadır:

“Bir yandan Rusya ve ABD’yi aynı anda idare etmeye çalışan, öte yandan Rusya’yla dost ama müttefikleriyle hasım, ABD’yle düşman ama uzantısı cihatçılarla dost pozisyonda bulunan bir dış politikanın sürdürülme şansı var mı? Akıl ve mantık olmadığını söylüyor.”[69]

Suriye’nin geleceğinde, T.“C”ye mündemiç bu paradoksun çözümü belirleyici olacağa benziyor…

“Nasıl” mı? Ortada iki olasılık var!

İlki AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Ankara-Şam arasında daha yakın bir temas, ortak çalışma ihtimali düşünülebilir mi?” sorusuna, “Siyasetin kapıları, malumunuz, son ana kadar her zaman açıktır,”[70] yanıtını verdiği -Esad’la görüşme sinyalli- hâl…

Diğeri de, Türkiye’nin “sadece Suriye ya da bölge için değil, tüm dünya için bir tehlike olduğunu” vurgusuyla, ‘Suriyelilerin Suriyelilerle barışmasında tek engel Erdoğan hükümetidir,”[71] diyen Suriye Dışişleri Bakan Yardımcısı Dr. Faysal Mikdat’ın, “Ordu Suriye’ye saldırı düzenleyen her savaş uçağını düşürecektir” vurgusuyla, Suriye’nin kuzeyindeki Araplar ile Kürtlere ‘birlik olup Türk güçlerine direnmeleri’ çağrısı yapmasıdır…[72]

IV. AYRIM: AFRİN MESELESİ, ERDOĞAN VE ABD

Abraham Lincoln’ün, “Bir ülke, yarı köle yarı özgür insanlardan oluşursa yaşayamaz,” betimlemesiyle uyumlu coğrafyamızda; Baruch Spinoza’nın, “Zalim bir yönetimin üstünlüğü ve sırrı köleleri aldatmak, onları sindiren korkuyu özel din kılığı altında maskelemekte yatar. Böylece insanlar kölelikleri için sanki güvenceleriymiş gibi cesurca savaşacak, kan ve canlarını despotun boş gururu için utanma değil yüce bir onur duyarak riske atacaklardır,” saptamasındaki gerçek bir kez daha yaşanıyor sanki…

Hemen her şey; “Din, ahlâk ve hukuk devlete bağlıdır. Amacı gerçekleştirmek için gerektiğinde devlet bunları alet olarak kullanmalıdır,” diyen Niccolo Machiavelli’nin işaret ettiği gibiyken; William Bayliss’in, “Ê ku li kerê siwar bibit hewa biavêje, li hespê siwarbibe heşê xwe wenda dike,”[73] deyişini anımsamamak mümkün mü?

Evet, Afrin ile bir kez daha çalan savaş tamtamları, şoven histeriyi depreştirirken; derinleşen siyasi ve ekonomik krizin dışavurumlarını bastırmaya başladığı coğrafyamızda; iktidarın başlıca amacına ilişkin iki noktaya dikkat etmek gerekiyor.

Bunlardan ilki iç siyasete yöneliktir. Eskilerdeki Milliyetçi Cephe benzeri bir duruş, ulusalcıları da yanına alıp,[74] seçimlere yönelik pozisyonunu güçlendirmeyi amaçlıyor; Taner Timur’un, “Türkiye-ABD ilişkileri adeta kopma noktasına geldi ve varılan noktada, örneğin bir Suriye sorununda, AKP iktidarı kendi seçmenlerinin olağan desteğinden çok daha fazlasını arkasına almış görünüyor: ‘Yerli ve milli’ duruşla ‘ulusalcı’ duruşun kesiştiği noktadayız,”[75] deyişindeki üzere…

Diğer sonuç ise dış siyasete içkindir. Bu savaş ile AKP iktidarın amacı yeniden Ortadoğu denklemine eklemlenmek ve Kürt hareketinin önünü kesmektir.

Bu değerlendirmeye ilişkin yanıtlanması gereken soru, “AKP iktidarının Afrin müdahalesinde aslî faktörün dışarıda mı içeride mi aranması gerektiği”dir.

Kanımızca Afrin Harekâtının gerisindeki aslî faktör, iç politikadaki hâldir. AKP için esas mesele 2018-2019 kesitinde siyaseti için neler yapabileceğine düğümlenmiştir.

Bu durumda AKP iktidarının Afrin macerasının, böyle bir girişime imkân tanıyan dış dengelerin (ve pazarlıkların) çizdiği üst sınırlar ile iç siyaset açısından getiri sağlamaya yetecek alt sınırlar arasında gelgitler yaşayacağı sonucunu çıkarabiliriz.

Kolay mı? Afrin Harekâtı AKP’nin iç politikada ciddi bir sıkışmışlık yaşadığı döneme denk getirildi. Erdoğan ve AKP anketlerde gerileyip; Meral Akşener, MHP’nin altını oyuyorken; Abdullah Gül sahneye çıkmaya hazırlanıyordu.

Memleketin hâliyse vahimdi ve bir örnek vermek gerekirse: AKP döneminde, devletin borcu 3 kattan fazla büyüyerek 876.5 milyar TL olmuştu. Özel sektörün dış borcu yüzde 700 artarak 307.8 milyar dolara çıkmıştı. Kişi başına kamu borcu yüzde 400’den fazla artarak 10 bin 981 TL’ye ulaşmıştı. AKP döneminde cari açık, önceki 52 yılın toplam açığını 13’e katlayarak 561.6 milyar dolara fırlamıştı. Türkiye’nin 80 yıllık dış ticaret açığı da 247 milyar dolardan 960.6 milyar dolara çıkmıştı. 16 yılda tüketicinin banka borcu yaklaşık yüzde 7500 artmıştı.

Dahası, bu dönemde 1 kilogram ekmeğin fiyatı yüzde 400 artmıştı. AKP iktidarının son 6 yılında milyonerlerin sayısı 32 binden 127 bine çıkmıştır, bu değerlenme ve işbirliği, toplumsal ilişkilerin dokusunu çözmeye, toplumun değerlerini çürütmeye başlamış boşanmalar yüzde 38, fuhuş yüzde 790, çocukların cinsel istismarı yüzde 434, kadına yönelik şiddet yüzde 1400, cinayetler yüzde 261, cinsel taciz yüzde 449, tutuklu ve hükümlü sayısı yüzde 285, uyuşturucu bağımlılığı yüzde 678 artmıştı.[76]

Kürt sorunun çözümü tamamen güvenlikçi politikalara bırakılmış, nihayet artık “bitti” noktasına gelinmişti.

Ayrıca uluslararası alanda durum ise, giderek bir tecrit hâline dönüşmekteydi.

Erdoğan, çemberini böyle kıracağını hesapladı. Ama bu yanlış bir hesaptı. Çünkü Ankara açısından Afrin, iki büyük güç ile ilişkileri tehlikeli bölgeye taşıma ve bumeranga dönüştürme riski barındırıyordu.

Özetle Afrin Harekâtı aslında, ülkeyi teslim alma, hizaya çekme girişimidir. Savaş uçaklarının Afrin’e doğru havalanır havalanmaz Erdoğan’ın, tüm ülkeyi kendi arkasına dizilmeye çağırıp; kendisine biat etmeyen tüm muhalefet güçlerini, başta Kürt hareketi olmak üzere hedef tahtasına koyması bundandır.

Savaş, Afrin’den Türkiye’ye tehdit yöneldiği bir anda gündeme gelmiş değildir. Afrin-Türkiye sınırı savaşın başından bu yana büyük ölçüde çatışmasız bir alandır. YPG’nin kontrolündeki diğer sınır bölgeleri de çatışmasızdır. Güvenlik sorunu cihatçıların kontrol ettiği sınır hatlarında yaşanmıştır. Erdoğan’ın büyük bir tehdit olarak andığı ABD-YPG işbirliği ise, Rusların etkin olduğu Afrin’de değil, Afrin’le karasal sürekliliği olmayan Fırat’ın doğu yakasındaki Rojava kantonlarındadır.

Savaş, ülkeyi teslim almakta zorlanan “Tek Adam” için OHAL’in artık yetmediği bir anda gündeme gelmiştir. OHAL’in yetmediği yerde savaş hâli devreye sokulmuştur.

Yani Afrin Harekâtı, siyasetin yukarı kademelerinde çatlakların büyüdüğü, aşağıda ise bu çatlakları daha da büyütmeye aday bir toplumsal hoşnutsuzluğun kabardığı yerde gündeme gelmiştir.

Siz bakmayın Maraş’taki konuşmasında “Reis bizi Afrin’e götür” tezahüratları üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Gitme kararını verdiğimiz zaman sizi bırakmayız. İnşallah beraber gideceğiz. Şimdi eğitimli kadrolarımızı gönderiyoruz. Sefer görev emri olanlar öncelikle hazır olsunlar,”[77] vurgulu, “Bizi öyle çok zorladılar ki sonunda uyuyan devi uyandırdılar. Türk milleti üzerinden asırlık rehaveti atıyor, tozları silkeliyor,”[78] “anti-emperyalist” tonlu “batı karşıtı” konumlu haykırışına…

Öncelikle emperyalizme karşı olduğunu “iddia eden”lerin, bu karşıtlığının bir anlamının olabilmesi için, bu karşıtlığın, tek bir emperyalist devletin politikalarına karşı korunmakla sınırlı kalmaması, kapitalist-emperyalist sistemin dışına çıkmayı da amaçlaması, bu yönde bir projeyi içermesi gerekir. Bu da Erdoğan’giller için geçerli değildir.

Erdoğan’gillerin bu tutumu bir kamplaştırma/ kutuplaştırma siyasetinin ürünüdür. İktisadi, siyasal bir anti-emperyalizm değil, “Batı Karşıtlığı”dır.

AKP için Afrin gündemi, “kutuplaştırma” siyasetinin yeni bir imkânıyken; kamplaştırma/ kutuplaştırmanın Afrin gündemiyle yükseltilen dozu, şimdiye kadar “Allah’ın lütfu” sayesinde yaşanmamış toplumsal çatışmaları güçlendirip/ genişletiyor.

AKP medyasının şu tür palavralara sarıldığı bir kesitten geçtiğimiz ve bunun da şoven histeriyi güçlendirdiği bir “sır” değil!

Bakın ne diyorlar:

“Azgın muhalefet içleri sızlamadan, ‘Türkiye’nin Suriye’de ne işi var?’ dedikodularıyla zaman geçiriyorlar. Irak-Suriye coğrafyasında bu kadar açık veya örtülü savaşın nedeni ‘enerji ve su’. Fırat- Dicle-Akdeniz’e ulaşacak boru hatları üzerinde uydu kantonlar olduğunu görmüyor. Ortadoğu petrolgazları/ Doğu Akdeniz’de bulunan petrol kaynaklarının 2150’li (150 yıl) yıllara kadar verimli olacağı, doğalgaz kaynaklarının ise çok daha uzun süre dünyaya enerji sağlamaya devam edeceği ortada olduğundan, Irak- Suriye-Filistin üzerinde paylaşım içindeler. Onlar paylaşacak, Türkiye bakacak.

At gözlüğü takılmış bakış açısı bu. Türkiyemiz enerji koridorlarının birleştiği ve pazarlara aktığı noktada kilit-merkez ülke.

Stratejik gücümüzü kullanıyoruz. Emperyalistler, Türkiye’nin bu güce sahip olmasını istemiyor. Bu nedenle, Türkiye’ye sahip çıkmak Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan’a sahip çıkmak demektir. Ülkemizin her zaman güçlü ve söz sahibi olmasını istiyorsak, bunun yolu da Erdoğan’ın güçlü olmasından geçer. Cumhurbaşkanımız’ın ömrüne bereket…”[79]

“Yeni senaryo yazılmakta. ABD bölgede hızla güç kaybederken Türkiye havalanmıştı…

Yeni oyunu doğru okuyan Ankara tam gaz gidiyordu ve gidecekti… Afrika’da da Ortadoğu’da da sürat yapacaktı… Hâliyle içeride de bu hızın sesinden rahatsız olanların tasfiyesi gündeme gelecekti.

İçeride ve dışarıda düğmeye basıldı. Hem de çok önceden…

Türk dönemi başlamıştı… Afrin bunun dünyaya ilanı oldu… Arkası gelecek.

Herkes bu dönemin uzun süreceğini anlayacak… Kimi güzellikle kimi şamarla…”[80]

Bu atmosferde CHP “muhalefeti”nin, estirilen “savaş” rüzgârına teslim olup; CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Bu operasyon Türkiye’nin güvenliğini sağlamak için TSK’nın gerçekleştirdiği milli bir operasyondur. Bu operasyona destek vermek, terörden bıkan herkesin ortak görevidir”;[81] CHP Milletvekili Mehmet Bekaroğlu’nun, “Türkiye’nin müdahalesi meşru bir müdahaledir,”[82] dediği de (AKP değirmenine su taşımak bağlamında!) bir “sır” değil…

O hâlde tüm bu olup bit(mey)eni yani Afrin’i seçim süreci dışında düşünmemiz mümkün mü? Şüphesiz hayır!

Erdoğan/ AKP yönetimi, totaliter rejimin inşasında tüm toplumu peşine takacak yeni bir hikâye ihtiyacını Afrin üzerinden karşılamayı planlıyor. Çünkü artık Erdoğan/ AKP açısından her şey kritik önemde ve 2019’un üçlü seçimleri kendi hedeflerine varabilmek açısından daha yaşamsal. Bir tökezleme olasılığının daha gerçekleşmeden bertaraf edilmesi de “olmazsa olmaz”.

Zaten tüm baskılar da bundan!

Örneğin İçişleri Bakanlığı, Afrin Harekâtıyla ilgili sosyal medyadan paylaşım yapan 311 kişinin gözaltına alındığını[83] açıklarken;[84] ‘The Economist’ dergisi de, TSK’nin Zeytin Dalı harekâtının Türkiye medyasında nasıl yer aldığını inceleyen ‘Medyanın Ağzını Bağlamak: Türkiye’de Kimse Suriye’deki Savaşı Doğru Olarak Haberleştirmeye Cesaret Edemiyor’ başlıklı yazısında, Afrin’deki harekâtın başlangıcında, Başbakan Binali Yıldırım’ın medya temsilcilerini toplayarak onlara operasyonu nasıl haberleştirmeleri gerektiğine dair talimatlar verdiği hatırlatıyor.

‘The Economist’in, “Bir katılımcının söylediğine göre muhabirlere ‘Türkiye’nin ulusal çıkarlarını akıllarından çıkarmamaları’ öğütlendi. Uluslararası medyada yayınlanacak olan haberlere, büyük olasılıkla ‘terör propagandasına’ platform oluşturacakları düşünülerek, dikkatli yaklaşılması gerektiği söylendi.”

Dergi, Türkiye medyasının resmi makamlardan yapılan açıklamaları başka kaynaklardan kontrol etmediğine de dikkat çekti: “Türk ordusu Afrin’de tek bir sivile bile zarar vermeden 2 binden fazla YPG’liyi ‘etkisiz hâle getirdiğini’ savunuyor. Tek bir ana akım medya kuruluşu bile bu sayıları sorgulamadı.”

Yazıda, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’ye yönelik “Hiç Osmanlı tokadı yememiş oldukları belli” sözlerinin ertesi gün 16 gazetenin manşetinde olduğu hatırlatıp; Türkiye’deki korku iklimi, sürmekte olan Olağanüstü Hâl ve darbe girişimi ardından dizginlerini koparan milliyetçi fanatizm, Afrin’deki savaşı objektif olarak haberleştirmeyi imkânsız kılıyor,” yorumuna da yer verdi.

Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu’nun, “Gazetecilerin, vatan hainliği ile suçlanmadan eleştirel haber yapabilmesi mümkün değil” ifadelerinin de yer aldığı yazı; gazeteci Kadri Gürsel’in sözleriyle son buluyor: “Sivil ölümleriyle ilgili tüm haberler yalan haber ya da terör propagandası olarak kabul ediliyor.”[85]

IV.1) AFRİN MESELESİ VE İHTİMALLER

Şurası çok açıktır ki Kadri Gürsel’in, “TSK Suriye’ye, öngörülebilir bir gelecekte çıkmak üzere girmedi”;[86] Kemal Can’ın, “Afrin gündemi kısa vadeli görünmüyor,”[87] ifadelerindeki Afrin, T.“C” için -sermayenin kediye yüklenmesine yol açması muhtemel olan- büyük bir “yatırım”!

T.“C”’nin Afrin Harekâtındaki amacın Suriye-Irak sınırından Akdeniz’e ulaşacak bir Kürt koridorunu engellemek olduğunu söyleyen Lübnanlı akademisyen Muhammed Nureddin, bu planın ilk aşamasının 2016 gerçekleşen ‘Fırat Kalkanı’ olduğunu ve ‘Zeytin Dalı’nın bu planın ikinci ayağı olduğu vurgusuyla, “Türkiye ile Rusya arasında yapılan gizli anlaşmanın içeriğine göre” ABD ile çatışma olasılığına da dikkat çekiyor.[88]

Bunun yanı başında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın danışmanı Buseyna Şaban’ın, TSK’nın Afrin Harekâtını “İşgal” olarak nitelediği[89] tabloda Şam yönetiminin T.“C” ile olası bir çatışmanın NATO’yu Suriye’ye davet anlamına geldiğini bilerek hareket etmesi muhtemelken; -ne denilirse denilsin!- AKP, Suriye’nin kuzeyini ABD’yle paylaşmak istiyor.

Evet Zeytin Dalı harekâtı sürecinde ABD yönetimiyle yaşadığı gerilim, AKP’de farklı seslerin öne çıkmasını devreye soksa da; nihai kertede AKP’nin gözü hep ABD de…

Çünkü AKP’nin, aynı anda hem siyasal İslâmcı özlemlerini/ ittifak ve yönelimlerini (mesela Nursa gibi), hem de Rusya’yı idare etmesi, bu çelişkili hamlelerin üstesinden gelebilmesi pek de kolay değil.

Sinan Çiftyürek’in, “Türk devleti sadece Efrini değil Qamışlo’dan Efrin’e tüm Rojava’yı işgal etmek istiyor,”[90] kaydını düştüğü güzergâhta girmenin de, kalmanın da zor olduğu Afrin Harekâtında atılacak adımlar, her an sınırlı sunulan uluslararası ve bölgesel desteğin bütünüyle kaybedilmesine yol açabilir.

Kaldı ki Saray’ın başlattığı Afrin Harekâtı, konulan “hedefler” itibariyle Menbic’e ilerleyerek, Ankara’nın altından kalkamayacağı çapta genişleyerek derinleşecektir. Ya da bu risk göze alınmayıp, Afrin’de durup, ana akım medya gürültüleriyle 2019 yolunda bir araca dönüştürülecektir.

Ancak hangisi olursa olsun; her iki olasılık da Saray için yıkıcı sonuçlara gebedir. Çünkü ABD-Rusya rekabetinin yarattığı boşluklardan yararlanarak kendi politik ve askeri zeminini güçlendirmeye çalışan AKP’nin, Suriye’de askeri hareket alanı son derece sınırlıdır.

Bu sınır da, yıkıcı sonuçların eşiğidir.

Eğer Rusya Afrin Harekâtına göz yumduysa, görüldüğü kadarıyla topu Suriye nezdinde Kürtlere attı. Ama AKP o topu, başka yöne itti; yani bu savaşla zeytin dalını ABD’ye uzattı. Ve ABD’nin ne yapacağı hâlâ kesin değil ve ortada!

BM Güvenlik Konseyi (BMGK), Suriye’de bir ay “insani ateşkes” kararı almasına karşın, Türk yetkililer ateşkes kararının Zeytin Dalı Harekâtı’nı etkilemeyeceğini vurguladığı koordinatlarda;[91] Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, BM’nin Suriye çapında ateşkes çağrısının Afrin bölgesini de kapsadığını söylese de,[92] T.“C” harekâtını ağır aksak sürdürüyor.

Denilebilir ki Afrin, Zeytin Dalı Harekâtı başlamadan önce arz ettiği riskler konusunda pek sürpriz yapmadı. Harekât bir ayı aşmışken sahadaki ilerleme, hedefin çok gerisinde kaldı; verilen kayıplar önemli boyutlara ulaştı.

Özetle: Hiç kimsenin kaybetme lüksünün olmadığı Afrin’den, Erdoğan/ AKP bundan ötürü çok korkuyor… Aynı şeyin Kürtler içinde geçerli olduğu malum! Çünkü “Afrin’i kaybetmek demek, Kürtlerin Ortadoğu coğrafyasından siyasal olarak tümden silinmesi demektir.”[93]

Bunun içindir ki Erdoğan/ AKP yönetimi, Afrin’de -Diyanet’e, Afrin Harekâtı için yayınladığı hutbede “Silahlı mücadele, cihadın en üst seviyesidir,” yollu cihat çağrısı yaptırarak!- elinden geleni ardına koymuyor.

Oysa bilindiği üzere -dünya üzerinde bugüne kadar çıkarılan- tüm savaşların en uzun soluklusu, hatta hiç bitmeyeni dine dayalı savaşlardır. Afrin Harekâtı da bu malzemeyle yürütülüyor.

T.“C”nin, “partner” diye yanına aldığı gruplara göz atmak dahi olup-bit(mey)eni anlamaya yeter de artar.

T.“C”nin, “partner” leri: Cephet el Şamiyye, Feylak el Şam, Ahrar el Şam, Hamza Bölüğü, Ceyş el Nasır, Nureddin Zenki Tugayları, Sukur el Cebel, Semerkand Tugayı, Muntasır Billah Tugayı, Sultan Murat Tümeni, Fatih Sultan Mehmet Tugayı ve diğerleri.

Kim bunlar? Türkiye’nin yakın çalıştığı örgütlerin başında gelen Ahrar el Şam, Usame bin Ladin’in Suriye’deki adamı Ebu Halid el Suri gibi El Kaide kadroları tarafından kuruldu.

Bu örgütler, Suriye’de 1970 ve 1980’lerde şiddet eylemleriyle zihinlere kazınmış Müslüman Kardeşler teşkilâtının Suriye kolu olarak bilinir.

Afrin’e yönelik harekâtta Cinderes ve Seman Dağı cephelerinde terör saldırılarında görev alan Nureddin Zenki CIA’in ürünü. Fakat o da daha sonra Bin Ladin gibi yaradanına baş kaldırıp, El Kaide’nin Suriye uzantısı Nusra Cephesi ile birlikte Heyet Tahrir el Şam’ın kuruluşunda yer aldı.[94]

Evet, TSK ve MİT’in koordinasyonuyla Zeytin Dalı Harekâtı’na katılan ya da destek olan çok sayıda örgüt var…

Kim bunlar mı?.. Lafın kısası Zeytin Dalı’nın gölgesinde yürüyen milis güçleri eski El Kaideciler, selefi cihatçılar, “ılımlı” Selefîler, siyasal İslâmcılar, ılımlı İslâmcılar, kendilerini hâlâ devrimci diyen ÖSO kalıntıları, savaş ağaları, fırsatçılar, macera arayanlar, paralı askerler ve MİT’in yönlendirdiği çevrelerden oluşuyor. Birinin adı şeriatçıya, diğerinin adı gaspçıya çıkmış birbiriyle uyumsuz, dağınık ve başıbozuk bir koalisyon.[95]

IV.2) T.“C” VE ABD İLİŞKİLERİ

Tamam, T.“C” ile ABD’nin ilişkileri soru(n)lu; ancak meseleyi bir kesit yerine süreç olarak irdelemek bizi; aceleci yanılgılardan koruyabilecektir.

Öncelikle şunun bilinmesi gerek: ABD’nin T.“C” tavrı düalist özellikler taşıyor.

İlki, “olumsuz”luğu öne çıkaran, şu tür vurgular:

ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın, “Türkiye’nin kaygılarını anlıyoruz ama Suriye’nin kuzeyindeki durumdan endişeliyiz.”[96] “ABD YPG’ye hiçbir ağır silah vermemiştir, dolayısıyla geri alacağı hiçbir şey yoktur. Türkiye ile hedefimiz ortak,”[97] deyişindeki üzere…

Ya da ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon) Sözcüsü Eric Pahon’un, “Türklerin Afrin’den Menbic’e geçmeyeceğini umuyoruz. Menbic’ten çekilme planımız yok,”[98] türünden…

Veya Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 7 Şubat 2018 tarihinde Menbic’teki ABD askerlerine hitaben “Hadi çıkın, Menbic’e geleceğiz” sözlerine karşı, Suriye’deki ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonun en üst düzey komutanı Korgeneral Paul E. Funk ve koalisyonun özel operasyonlar komutanı Tümgeneral Jamie Jarrard, ABD basınını yanlarına alarak Menbic’teki ABD askerleri ve YPG mevzilerini denetlemesi gibi…[99]

Suriye’de yeni bir vekalet savaşı süreci yaşanırken “olumsuz” ihtimalin gerçekleşmesi hâlinde, T.“C”nin Menbic’e olası bir harekâtının, ABD ile derin bir siyasi krize ve NATO’da sarsıntıya yol açacağı açıktır.

Ancak T.“C” için “olumlu” bir ihtimalin sinyalleri de görmezden gelinemez!

ABD Başkanı Donald Trump, 24 Kasım 2017’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı telefonla arayarak, “Suriye’de PYD/YPG’ye bundan sonra silah verilmeyeceği, bu konuda generallere ve ulusal güvenlik danışmanına talimat verdiğini” söylemişti.[100]

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ABD Başkanı Donald Trump arasındaki görüşmeye ilişkin açıklamalarda bulunan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Sayın Trump da net bir şekilde talimat verdiğini bundan sonra YPG’ye silah verilmeyeceğini esasen bu saçmalığa daha önceden son verilmesi gerektiğini net bir şekilde söylemiştir,” demişti.[101]

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun çevirmenliğinde 15 Şubat 2018’de Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı üç saati aşan görüşmenin ardından ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, varılan mutabakatı şu sözlerle aktardı: “Artık bu konuda (Suriye) yalnız hareket etmeyeceğiz. Amerika bir şey yapıp, Türkiye başka bir şey yapmayacak bu noktadan sonra. Birlikte hareket edecek ve ilerleyeceğiz.”[102]

 “Türkiye ile ilişkimiz stratejik ve kalıcı” diyen ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Avrupa ve Avrasya’dan Sorumlu Müsteşar Yardımcısı Jonathan Cohen, Washington yönetiminin YPG ile ilişkisi için 6 ay önce yaptığı “geçici, taktiksel ve al-vere dayalı” tarifinin hâlâ geçerli olduğunu vurgulamıştı.[103]

‘The Washington Post’ gazetesi, Washington yönetiminin YPG’ye silah sevkiyatını bitirerek Türkiye’nin bu konudaki rahatsızlığını sonlandırmayı hedeflediğini yazdı. Gazeteye göre, bununla amaçlanan IŞİD sonrası dönemde ABD’nin, artan İran ve Rusya etkisine karşı Türkiye’nin desteğini aramasıydı.[104]

ABD istihbarat kurumlarının Senato İstihbarat Komitesi’nde 2018 yılına dair tehdit değerlendirme oturumuna sunulan ‘Dünya Genelinde Tehditler’ başlıklı raporda, YPG için “PKK’nın Suriye’deki milisleri” ifadesi yer almıştı.[105]

‘The Wall Street Journal’a konuşan Beyaz Saray kaynakları, Trump yönetiminin, Türkiye’yle ilişkileri onarmak ve Ankara’yı Moskova-Tahran’la kurduğu ittifaktan koparmak için yeni bir çalışma başlattığını söyledi. Habere göre, Türkiye’ye İran ile sahadaki milis grupların Suriye’den çıkarılması için yardım teklif edilecekti.[106]

Reuters haber ajansı, Türkiye’nin Ankara’yı ziyaret eden ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’a, YPG’nin Menbic’ten ayrılarak Fırat’ın doğusuna çekilmesini ve ABD ile Türk birliklerinin Menbic’te birlikte konuşlanmasını önerdiğini yazmıştı.[107]

Üst düzey bir Amerikalı yetkili, iki ülke arasındaki soru(n)lara dair Türkiyeli gazetecilere verdiği bilgide, “Menbic’in güvenliğinin YPG tarafından sağlanmasının şart olmadığını” söyledi. ABD ile Türkiye arasında Suriye’deki en büyük gerilim konularından biri olan Menbic konusunda uzlaşma sağlandığı vurgusuyla, IŞİD’in Irak ve Suriye’de tehdit olmaktan çıkması sonrasında, “ABD’nin PYD ile siyasi işbirliğini, YPG ile de askeri işbirliğini bitireceğinin güvencesini Ankara’ya resmen verdiğini” ifade etmişti.[108]

“Olumlu” sinyaller şahsında Taha Akyol’a, “ABD ile 2011’e kadar çok iyi olan ilişkiler niye yeniden iyileşmesin?”[109] sorusunu telaffuz ettirirken; “Türk-ABD ilişkileri hakkında Washington’da dile getirilen hassas noktaların da bilinmesi lazım,” vurgusuyla Serdar Turgut da ekliyor:

“1) Amerikan yönetimi, Türkiye’de gittikçe tırmanan Amerika karşıtı duygulardan anti-Amerikan hissiyatın tırmanmasından çok rahatsız.

2) NATO’nun iki önemli üyesinin sahada askeri olarak karşı karşıya gelmesi olasılığı da Washington’da büyük sıkıntı yaratıyor.[110] Buna bağlı olarak Washington, Türkiye’nin Amerika’yla ilişkilerini iyice koparıp Rusya’yla bağlantılarını daha da sağlamlaştırma ihtimalinden çok rahatsız.”[111]

“ABD ile görüşmelerde Türkiye, önce ‘Bu konuda işbirliği için önce YPG Menbic’i boşaltsın’ şartını ortaya koydu ve ardından ekledi: ‘ABD ordusu unsurları kalsın, TSK ve ÖSO yerleşsin. Göçmenler geri dönsün’…”[112]

Böylelikledir ki ABD ile sarsıcı bir krizin eşiğinden dönüldüğünden bahsedilen Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Cemil Ertem, ABD ile görüşmeler konusunda “Çok verimli geçti, Türkiye’nin Afrin ve diğer tezleri konusunda olumlu gelişmeler olacak,” dedi.[113]

“Tabii ki, Türkiye’nin ABD’den uzaklaşırken, Rusya ve İran’la artan ölçüde bir yakınlaşma içine girmeye başlamasının da Washington’daki karar vericileri harekete geçirdiğini düşünmek mümkün”dü.[114]

Abdulkadir Selvi’nin ifadesiyle, -şunun görülmesi, kavranması gerek-: “Ankara, ABD ile ipleri koparmanın peşinde değil. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü’nün de dediği gibi, ‘İplerin kopmasının ne Amerika’ya ne bize faydası var. Amerika’da farklı merkezler var diye düşünüyorum. Pentagon’un bir görüşü var. CIA’in bir görüşü var. Dışişleri’nin bir görüşü var.4-5 Amerika var’

Hangi Amerika? Beyaz Saray mı, Dışişleri mi, CIA mı, Pentagon mu, Centcom mu?

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ile Tillerson’ın Kanada’daki görüşmeleri sırasında ilginç bir diyalog yaşanıyor. Tillerson, Türkiye’nin öneminden söz edince Çavuşoğlu, ‘2 gün önce Türkiye’ye seyahat uyarısında bulundunuz. Bu iş nasıl olacak?’ diye soruyor. Tillerson, ‘Haberim yok’ karşılığını veriyor. Bu sırada yanındaki görevli Dışişleri’nin sayfasından açıklamayı buluyor, ‘Doğruymuş’ diyor. Tillerson bir süre sessiz kalıyor.

Benzer bir durumu Cumhurbaşkanı Erdoğan paylaşmıştı: ‘ABD Başkanı Trump’la yaptığım son görüşmede, kendisine ‘Bize söz verdiğiniz hâlde hâlâ bu gruplara silah sevkiyatı yapılıyor’ dedim. Kendisi bana, ‘Benim bundan haberim yok’ dedi ve yanındaki güvenlik danışmanı ve generaline dönerek ‘Doğru mu?’ diye sordu. Yanındakiler sessiz kaldılar.”[115]

Bunun yanında meselenin, içerideki siyaset pazarına yansımasına gelince

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye konusunda Batı’dan gelen mesajlara, “Türkiye’nin Afrin operasyonu herhangi bir geri adım atılmadan devam edecek… Afrin şehir merkezine girilip girilmemesi konusunda bir tereddüt de yok…”[116] yanıtını verdi…

TSK’nın Zeytin Dalı harekâtını değerlendiren eski Genelkurmay Başkanı Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, Fırat Kalkanı harekâtından önce TSK’nın Afrin’e girmeyi planladığını, sonradan Menbic’e gitme ihtimalinin de olduğunu ancak ABD ve Rusya’nın bunu engellediğinden söz etti…[117]

Başbakan Binali Yıldırım, “Amerika terör örgütleriyle el ele kol kola… Menbic’te PYD/YPG’yi tutmak Türkiye’ye karşı düşmanlıktır… İster Fırat’ın batısında Menbic’te (Menbic), ister Fırat’ın doğusunda diğer bölgelerde bize yönelik bir terör tehdidi olursa, bunun üzerine tereddütsüz gideriz. Bizim hedefimiz Amerika değil ama Amerika terör örgütlerinin önüne geçip, onları bize karşı korumaya daha fazla kalkarsa o zaman işler değişir. Türkiye ile ilişkilerin bozulmasından Türkiye zarar görmez tek başına. Amerika da görür. NATO ortağına bir anlamda dirsek çeviriyorsun. NATO ortağına düşmanlık eden, bölmeye parçalamaya çalışan çapulcularla haşır neşir oluyorsun,”[118] derken; Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ da ekliyor:

“Artık Türkiye’yi sınamaktan ve sabrını test etmekten vazgeçin. Türkiye’yi iknaya gelmeyin. Gidin eğittiğiniz, donattığınız, silah verdiğiniz, lojistik destek sağladığınız terör örgütleri ile ilgilenin, onlara verdiğinizi silahları toplayın, bir daha vermeyin, ‘Türkiye’ye karşı terörist eylem yapmayın’ deyin. Bazı ABD askerleri PYD’li teröristlerle foto paylaşıp açıklama yapıyor. Bunlar bizi tanımıyor, aba altından sopa gösteriyor. Türkiye aba altından da üstünden de sopa gösterilecek bir ülke değildir. Dün de değildi, bugün de değildir, yarın da olmayacaktır. Artık Türkiye’yi oyalamaktan vazgeçin.”[119]

“Olumlu” ve “olumsuz” faktörleri, içerideki siyaset pazarına yönelik haykırışlardan arındırarak, tartıya vurursak: ABD’nin Erdoğan rejimiyle daha yakın ilişki kurmaya dönük arayışlarının, yeniden devreye sokulduğunu görürüz.

“Uluslararası medyada yer alan değerlendirmeler ve bazı yetkililer üzerinden yapılan açıklamalara bakıldığı zaman, bu arayışın temel taşları diye adlandırabileceğimiz bazı başlıklar karşımıza çıkıyor:

1) Kürtlerle yeniden bir barış sürecinin başlatılması, ABD’nin buna aracılık yapması, bu kapsamda PKK’nin askeri yöntemlerle tasfiye edilmesi, saldırılar için Erdoğan rejimine destek.

2) Yeniden düşman tanımlaması yapılarak, Esad yönetimi, İran ve Rusya’ya karşı Erdoğan rejimiyle birlikte harekete geçilmesi. Nitekim Suriye yönetimine dönük sarin gazı kullanıldığı suçlamalarının paralelinde yeniden saldırı ihtimali Amerikan yönetimince dile getirilmeye başlandı.

3) ABD yönetiminin YPG ile ilişkisini kesmesi,[120] Rusya’nın Erdoğan için bir tehdit olduğunun anlatılması, buna karşılık Erdoğan rejiminin Rusya ile olan yakınlaşmayı sonlandırarak ‘demokrasiye dönmesi’, NATO’ya olan bağlılığını taahhüt etmesi de beklentiler arasında.

4) Erdoğan rejiminin ‘tampon bölge’ gibi tasarılarının yukarıdaki başlıklar çerçevesinde tartışma konusu yapılması.”[121]

Denilebilir ki, hâlâ her şeyin ucu açık…

V. AYRIM: YPG, ABD VE ÖTESİ

T.“C” için ABD ile ilişkilerinde önemli bir soru(n) olan YPG/ PYD, IŞİD’le mücadelede, Batı ve ABD nezdinde itibar sağladı.

PYD, Ortadoğu’nun seküler gücü olarak Batı’nın sempatisini kazanırken, ABD’nin askeri desteğini arkasına aldı…

T.“C” ile PYD arasındaki gerilim tırmandıkça, ABD’nin PYD’ye desteği de, paralel olarak yükselişe geçti. Böylelikle Washington-Ankara ilişkileri, yakın tarihin en soru(n)lu kesitine tanık olundu…

ABD’nin bu tutumu; Ankara’yı, Rusya’ya yakınlaştırdı. Yeni/ girift bir denklem ortaya çıktı.

Hiçbir şeyin ABD için daha netleşmediği güzergâhta, Suriye’de savaşın “yeni” aşamasına girilirken; Rusya zımnen ve ABD’nin de susarak destekledikleri Afrin Harekâtı da önemli bir kilometre taşıdır.

ABD, Kürtlerle askeri sahada işbirliği ve ortaklık ilişkisi geliştirirken, siyasal alanda tanımama politikası güdüyor. Savaş sahasında YPG/YPJ, SDG ile işbirliği içinde, bu güçlere silah yardımı yapmakta, bundan sonra da ilişkileri sürdüreceğini dile getirmektedir. Ama aynı ABD, PYD’nin ismini ağzına almadığı gibi, siyasi görüşmelere çağrı ve katılım noktasında, yok sayan bir tutum izlemektedir.

ABD, başından beri meşru siyasal temsilcileri ile görüşmeme politikası izlerken; uluslararası konferanslara PYD temsilcileri ve kanton yönetimlerinin yerine, sahada hiçbir etkisi ve halk desteği olmayan, Avrupa’da “PYD terör listesine alınsın” mitingleri yapan ENKS’yi çağırdı.

Bu basit ve sıradan bir tercih değil, ABD’nin “iyi Kürtler” arayışının parçasıdır.

Rusya ise Kürtlerle ilişkiyi en alt düzeyde tutuyor ve Soçi’nin bütünlüğünü gözetiyor.

Suriye ise T.“C”nin Afrin işgali ile Kürtlerin hizaya getirilmesi arasındaki dengeleri kolluyorken; ‘Şarku’l Avsat’ gazetesine konuşan YPG Genel Komutanı Sipan Hemo, Suriye yönetiminden sınırları korumasını beklediklerini; ancak Şam’ın şimdiye kadar sadece Afrin’e tıbbi ve insani yardım yaptığını açıkladı.[122]

Bu tabloda “PYD ile Şam’ın Rusya’nın[123] gözetiminde yaptıkları görüşmede, ‘SDG’nin Suriye toprakları içinde kalmak istedikleri, ayrı bir devlet kurmayı ve ayrılmayı düşünmedikleri’ böylelikle ‘bir federasyon içerisinde politik sorunların çözüleceği ilkesi’ üzerinde anlaşıldı”ğı[124] iddia edilirken; Suriye Cephesi Başkanı ve Suriye’deki Uluslararası İnsan Hakları Platformu Başkan Yardımcısı Lema El Etasi, Kuzey Suriye’de Demokratik Federasyon sisteminin Suriye sorunlarında kalıcı çözüm için esas alınması gerektiğini açıkladı.[125]

Ama bunların, elbette bir öncesi var…

V.1) ABD İLE YPG/ PYD

Emperyalist ABD ile YPG/ PYD arasındaki ilişki de, öncelikle ve özellikle Amin Maalouf’un, “Arkadaşının suçları seni de kirletir ve aşağılar. Onları acımasızca yargılamak senin görevindir,”[126] saptamasını anımsa(t)makta büyük bir yarar vardır.

Emperyalizmin “demokratik” ya da “cici” olabileceğine dair her şey ve beklenti, en hafif deyimiyle pragmatik/ milliyetçi bir yalakalıktır![127]

‘Russia Today’in, Rusya Güvenlik Konseyi, ABD’nin Suriye’de YPG’nin kontrol ettiği bölgede şimdiye kadar 20’ye yakın askeri üs kurduğu açıklaması “Doğruysa eğer”,[128] ABD bunu Kürtperverlikten yapmıyor, yapmaz da!

Bu bağlamda PYD Eşbaşkanı Şahoz Hasan’ın, Reuters’a gönderdiği 15 Kasım 2017 tarihli yazılı mesajda, ABD’nin Suriye’deki varlığının devamı etmesi yönünde yaptığı açıklama,[129] hangi “gerekçe”yle olursa olsun, kabul edilemezdir, edilmemelidir de!

Emperyalist “enternasyonalizm” olmaz; olsa olsa kozmopolitizm olur ki, bunun da kaçınamayacağı fatura ve sonuçları hepimizin/ herkesin, malumudur!

Murat Çakır’ın, “Emperyalistlerin ve işbirlikçi rejimlerin aralarındaki çelişkilere aldanmayın; söz konusu olan devrim, özyönetim, baldırı çıplakların iktidarı ise, hepsi aynı cephede birleşir ve savaş koalisyonunda toplanır. Bakmayın emperyalizmin timsah gözyaşlarına!”;[130] Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın, ABD’nin Kürtleri yarı yolda bırakacağı vurgusuyla, “Suriyeli Kürtleri Şam yönetimi ve müttefiklerine karşı maşa olarak kullandığı” uyarıları[131] “es” geçilmemelidir.

Kaldı ki ‘The Independent’den Robert Fisk 25 Kasım 2017 tarihli makalesinde, ABD’nin Ortadoğu’da tamamen etkisizleştiğine; bölgede yolsuzluk ve eşitsizliği ortadan kaldırılamadığına; artık kimsenin insan haklarından söz etmediğine dikkat çekerken; ABD’nin Kürtleri terk edeceğini belirterek şunları dedi:

“Bugün eski Osmanlı İmparatorluğu toprakları boyunca kararları kim veriyor? Putin, Esad, Erdoğan, Sisi, Macron ve Ruhani’ye bakmanız yeterli. Bugün manşetlerde yer tutanlar, bu adamlar.”

“Önümüzdeki aylarda terk edilecek, ihanet edilecek veya unutulacak olan Kürtleri ve hepsi üç harfli kısaltmalardan oluşan tuhaf isimli milisleri destekleyen az sayıdaki Amerikan özel güçleri haricinde, ABD gerçekten de bir Cheshire kedisine dönüştü; bazen gözümüzün önünden tamamen kayboluyor.”[132]

Kaldı ki tarihte, Fisk’in öngörüsünü doğrulayan onlarca veri söz konusu.

Evet, Amerika’nın Kürtlerle ilişki tarihi, aynı zamanda bir ihanetin de tarihidir. Bu büyük acımasız ihanet 1975 yılında yaşandı.

Bugün Başkan Trump’ın gayri resmi danışmanı olan ve ABD için gizli görevler üstlenen Henry Kissinger’ın planlayıp uyguladığı o ihanetin ortaya çıkmaması için, o dönemde işin peşinden giden gazeteci Daniel Schorr hapse atılmaya bile çalışıldı.

Gazeteci Schorr, bu ihaneti 7 Nisan 1991 tarihinde Washington Post Gazetesi’nde ‘Background to Betrayal/ İhanetin Perde Arkası’ başlığıyla yazdı.

Olan biteni anlatalım:

– O tarihlerde Başkan Nixon ile Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger, iyi ilişki içinde oldukları İran Şahı’na yardımcı olmak için Irak’ta rejim aleyhine bir Kürt ayaklanması başlattılar.

– Amerika, İsrail aracılığıyla silah yardımı yaptığı Kürtlerin tamamen güçlenip yönetimi ele geçirmesini değil, sadece Irak yönetimini zor duruma sokmak ve istikrarı bozmak istiyordu. Bu nedenle Kürtlerin defalarca yalvarmalarına rağmen onlara sadece ABD’nin amacına uygun düzeyde silah göndermekle yetinmiş.

– Bu operasyon o kadar gizliymiş ki bunu yönetimde sadece CIA Başkanı olan ve daha sonra İran’a büyükelçi atanan Richard Helms ile bu konuda özel olarak görevlendirilen Hazine Bakanı John Connally biliyormuş.

– Yönetim, Irak operasyonu hakkında bilgi vermesi için John Connally’yi Tahran’a yollamış. Sonra 1975’in 5 Mart’ında İran ile Irak aniden anlaşınca Amerika’ya güvenerek yola çıkan Kürtler ortada kalıvermişler. Irak yönetimi, Kürtlerden ayaklanmalarının öcünü almaya başladığında binlerce Kürt ölmüş. 200 bini İran’a kaçmak zorunda kalmış.

– Kissinger, “Bu bir ulusal güvenlik operasyonu, bir hayırseverin yaptığı yardım değil” diyerek Kürtlerden gelen yardım çağrılarını reddetmiş.

– Mustafa Barzani, kanser tedavisi olması için CIA tarafından getirildiği Cleveland’daki Mayo Kliniği’nde bu ihanet hakkında konuşmamaya ikna edildi.

– “Eğer mümkün olsaydı 51’inci eyaleti olmak isterdim” diyecek kadar Amerika’yı seven Mustafa Barzani o günlerde neler hissetti, bunu belki sadece Mesud Barzani biliyor olabilir.[133]

Ve CIA, Mustafa Barzani’yi merkezine çok yakın bir evde ölünceye kadar tuttu![134]

Yakın tarihte yaşananlar, yaşanacaklar için birçok ipucu içeriyorken; YPG/ PYD’nin ABD’ye desteği, kendinin geleceği için[135] müthiş bir risk alanı oluşturuyor.[136]

Siz bakmayın ABD’nin IŞİD’le mücadele koalisyonundaki en üst rütbeli asker olan Korgeneral Paul E. Funk’un, Menbic’te gazetecilere açıklamasında, Amerikan askerlerinin IŞİD’ın yenilgisinin kalıcı hâle getirilmesini sağlamak için burada bulunduğunu ve bölgeden çekilmeyeceğini söylemesine…

Ya da Amerikan Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Joseph Votel’un, ABD askerlerinin Menbic bölgesinden çekilmeyeceklerini açıklamasına…[137]

Kuzey Suriye Federasyonu’nu dünyaya duyuran Kobanê Kantonu’nun Eski Dışişleri Bakan Yardımcısı İdris Nassan’ın, “Suriye eskisi gibi merkezi bir hükümetle yönetilemez. Uluslararası güçler de federasyon istiyor,”[138] demesine rağmen tüm bunların “getiri”si kadar, “götürdü”ğü şeyler de vardır elbette![139]

VI. AYRIM: NE (Mİ) OLACAK? HAKSIZ SAVAŞ ‘HAYIR’!

Ezilenler açısından dünya, Ortadoğu ve coğrafyamızda Bernard Shaw’ın “Ê bê te û girîngiyê didin te, tenê; dema tenêbin te dibihîzin/ Seni sessizken, sadece önemseyenler duyabilir,” sözüyle betimlenebilecek bir kesitten geçtiğimiz; bu soru(n)lu evreyi aşmak için de “tarihin şaşmaz yasaları”ndan medet ummamızın mümkün olmadığı açıktır.

Öncelikle Samir Amin’in deyimiyle “tarihin kendisini önceleyen ‘tarih yasaları’nın mevcut olmadığı”[140] gerçeğiyle yüz yüzeyiz.

Kendi tarihini yaratan “İnsan bu gelişmenin nesnesi değil öznesi, aktörü olabilir, yabancılaşma denilen ayak bağından kurtulabilir,” Amin’in ifadesiyle.

Bunu için de geleceğin her zaman açık uçlu olduğunu, tarihin kendisini belirleyen yasalarının olmadığı, “geleceğin henüz yaşanmamış olduğu” unutmadan; “Herhangi bir anda farklı alternatifler mevcuttur ve gerçekleşen alternatifin, zorunlu olanın başarıldığı yanılsamasını dayatması, yalnızca sonuçlardan nedene gidildiği anlamına gelir,” diyen Samir Amin’e kulak verip; “Si vis pacem, para bellum/ Barış istiyorsan, savaşa hazır olmalısın,” diyerek yüzümüzü en alttakilere, onların birlik ve dayanışma imkânlarına çevirmeliyiz.[141]

VI.1) GELECEK(SİZLİK) Mİ?

Ortadoğu’nun geleceğini, çeşitli emperyal kurgular değil; sadece ve sadece, mücadele ya da mücadelesizlik seçeneklerinden hangisinin hayata geçirileceği belirleyecektir. Tam da bunun için Ortadoğu, bugün gelecek(sizlik)inin nasıl biçimleneceği sorusuna yanıt arıyorken; “Kürt coğrafyasında bir savaş var, belki bu savaş üçüncü dünya savaşının fitilini de ateşleyebilir. Bu savaşın akıbeti belli olmadan ne Kürtlerin kazanımlarını korumak kolay olacak ne de Kürtlerin ‘ulusal demokratik birliği’nin üzerindeki baskı kalkacaktır,”[142] diyen Ömer Ağın’ın da işaret ettiği gibi, süreçte Kürtlerin önemli bir rolü vardır; elbette abartmamak/ mutlaklaştırmamak kaydıyla![143]

Hiçbir şey hâlâ kesin ve karara bağlanmış değilken; Sedat Ergin’in, “Washington, kendisine stratejik müttefik ve yol arkadaşı olarak Kürtleri seçmiş oluyor. Böylelikle, bir taşla birden çok kuş vurmayı hedeflediğini söylemek mümkün. ABD, Rusya ve İran’ın Suriye’de ve bölgede artan ağırlıklarını Kürtlere dayanarak, bir Kürt bölgesi üzerinden dengelemek isteyecektir”;[144] Oral Çalışlar’ın, “ABD ve Rusya’nın YPG konusunda ısrarlı tutumlarının stratejik bir karar olduğuna dikkat çekmiştik,”[145] türünden toptancılıkları açıklayıcı olmaktan uzaktır.

Doğrudur ABD çıkarları için Ortadoğu’ya büyük yatırımlar yapıyor;[146] ama tekrarlayalım: Bunu Kürtler için falan değil, kendi için yapıyor!

Ve Ortadoğu’daki yatırımlarıyla ABD, “kaybeden olmayacak”!

Verili durumda “Sıkça söylendiği gibi bu politikanın kaybedeni hiçbir koşulda ABD değil. ABD başarılı olsa da olmasa da son aşamada kaybeden bölge halkları oldu. Reel siyaset açısından bakıldığında ise Ortadoğu’daki bütün çatışma dinamiği dikkat edilirse ABD müttefiklerinde değil, Rusya’ya yakın ve küresel sisteme eklemlenememiş ülkelerde yaşanıyor. Fas, Cezayir, Tunus, Mısır, Ürdün, Körfez ülkeleri Ortadoğu’daki bu kaostan etkilenmekle beraber yıkıma uğramadılar, istikrarsızlaşmadılar.

Ama bu politikanın ABD için belli kayıpları da oldu. Suriye ve Irak’ı yıkmanın bedeli İran ve Rusya’nın etkisinin artması oldu. Ama her politikanın bir bedeli olur ve ABD’nin bundan sonraki politikası bu kayıpları gidermeye yönelecek.”[147]

ABD’nin yönelimine mündemiç olasılık için Sungur Savran’ın, “Türkiye ile ABD, Esad ile PYD birbirine zeytin dalı uzatırken,”[148] notunu düşmesi hiç de haksız değildir.

VI.2) SAVAŞA KARŞI TUTUM(UMUZ)

Öncelikle ve kesinlikle -İsmet Konak’ın ifadesiyle-, “Ortadoğu’da Kürt halkı Türkiye, Rusya, ABD ve diğer kolonyalist güçlerin ‘menhus’ vekâlet savaşına kurban gitmektedir. Kendi geleceğini tayin etmek isteyen Kürt toplumunun bu güçlerden bir kısmına gösterdiği ‘taktiksel’ yakınlığı, ‘emperyalistlerle işbirliği’ adı altında yaftalamak ise iyi niyet taşıyan bir yargı değildir. Afrin Savaşı’nın toplumsal barışa bir katkısı olamaz. Eduardo Galeano’nun deyimiyle ‘Savaşlar yalan söyleyerek satılır’…”[149] gerçeği “es” geçilmemelidir…

Ama bu kadar yetmez; “Ölü insan zeytin ağacı dikemez!”[150] diyerek bir adım daha atıp, “İşçi sınıfı ve emekçiler yayılmacı savaşları reddetmeli, halkların kardeşliğini savunmalıdır.”[151]

Ve bir de savaş sorunsalına, sınıfsal olarak kafa yorulmalıdır!

Evet, şu günlerde, savaş çığlıklarıyla yetinilmeyip, bizatihi savaşa girilen bir ortamda, savaş politikasını eleştirmek zordur. Çünkü kitle psikolojisi savaş ortamında kendi safını mutlaklaştırır ve kutsarken; tek sese biat ediliyor, sonu ölümden, kandan, gözyaşından ibaret olan yolda uygun adımlarla ilerleniyor.

Tam da bu tabloda ‘Apocalypse Now’un jeneriğindeki sözü hatırlıyorum: “Savaşta ilk kaybedilen masumiyettir”; Francis Ford Coppola söylemiş bu sözü.

Evet savaşta ilk kaybedilen masumiyettir; ardından da her şey!

Milyonlarca ölü, sakat, yersiz yurtsuzla hayatlar, gençlik, kadınlar, çocuklar, insan(lık) kaybediyor; zenginler kazanırken!

Tam da bunun için kazanan zenginler “Susun, ses çıkarmayın,” diyorlar…

Bilinir: Savaş başlar başlamaz, iktidarın ilk yaptığı şey, muhalif sesleri kısma çabasıdır. Ana akım medyaya başbakan aracılığıyla verilen brifingde gazetecilere, nasıl gazetecilik yapacakları öğretilir…

A. Hicri İzgören’in ifadesiyle, “Bilinen bir yöntemdir. Önce düşman tespit edilir. Onun ne kadar büyük bir tehdit oluşturduğu işlenir hafızalarda, sonra gerilim yaratılır ve bu durum ‘tutmayın beni lan’ noktasına evrilir. Bu savaş çığırtkanlığı süresi boyunca eldeki tüm imkân ve aygıtlar devreye sokulur. Medya, bu aygıtların temel taşıdır.

Van Dijk medyanın bu konudaki işleyişini şöyle ifade eder: ‘Seçmeci kaynak kullanımı, tekdüze haber temposu ve haber başlığının seçimi yoluyla, haber medyası hangi haber aktörlerinin kamuya yeniden sunulacağına, onlar hakkında neler söyleneceğine karar verir.’

Althusser’in deyişiyle söylersek; medya da devletin birçok kurumu gibi ‘ideolojik aygıtları’ndan biridir. Dördüncü kuvvet diye de tanımlanan medya, geçen zaman zarfında diğer aygıtların da önüne geçerek artık yöneten konumuna geldi.

Kararı iktidarlar ve muktedirler verir, onlara bir şey olmaz ama cepheye sürülen garibanlar ölür. Ölüm o kadar sıradanlaşır ki toprağa düşenin bir can olduğu bile unutulur. Neruda’nın savaşta ölenler için yazdığı dizelerinde ifade ettiği gibi: ‘Sanki hiç kimse ölmüyordu/ Sanki bunlar toprak üstüne düşen taşlardı…

Her şey malumun ilamı üzereyken; görmezden gelinebilir mi?

Afrin’e yönelik harekâtı eleştiren, siyasi iktidarın söylemlerine katılmayan herkes iktidar tarafından akıl almaz söylemlerle hedef gösteriliyor. Gazeteciler, yurttaşlar, siyasiler sosyal medya paylaşımları nedeniyle gözaltına alınıyor, “terörist”lerle yan yana düşmekle itham ediliyor.

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ndeki görevinden KHK ile ihraç edilen Doç. Dr. Murat Sevinç bu duruma tepki gösterdi. Siyasi iktidarın kullandığı söylemlerin pozitif hukukta dahi yer almadığını kaydeden Doç. Dr. Sevinç, “Afrin Harekâtına karşı çıkan kim var kim yok, milyonlarca insanı, ‘harekâta karşı çıkanlar terör örgütlerinin yanındadır’ diyerek terörist ilan ediyorlar. Bunun pozitif hukuk tartışmasıyla bir ilgisi yok. Böyle bir terminolojiye izin veren bir hukuk metni de yok. Askeri harekâta çeşitli gerekçelerle karşı çıkmak neden terörizm olsun? Terörizm başka şeydir. Bu yapıldığında, ‘Aman bir şey demeyeyim, sorgulamayayım başım belaya girmesin’ der insanlar ve nitekim hemen herkes de şu an bu ruh hâlinde.” diye konuştu.

 “Ulusal meselelerde insanlar farklı düşünebilir, farklı çözüm önerileri öne sürebilir. Anayasa’da ‘düşünce hürriyeti,’ ‘ifade hürriyeti’ ilkeleri yer alıyor” vurgusuyla İsrail gibi en katı ülkelerde dahi devlet politikasına karşı çıkılabildiğini kaydeden Doç. Dr. Sevinç, “Dışişleri Bakanı, ‘Karşı çıkan herkes teröristlerin yanındadır’ dedi ama çok sayıda yurttaş böyle düşünmüyor. Gösteri yapanlara ya da sosyal medyadan karşı çıkanlara gözaltılar başladı. Toplumda birilerinin çıkıp, ‘Şöyle olsa daha iyi olur’ demesi bile riskli bir şey hâline getirildi. Devletleri böyle durumlarda eleştirenler mutlaka olur. En katı devletlerden İsrail’e bile karşı çıkan çok sayıda İsrail yurttaşı var” ifadelerini kullanıyor.[152]

VI.3) SAVAŞ FASLI

 

Ataol Behramoğlu’nun, “Savaşın yüceltilmesi eninde sonunda ölmenin ve öldürmenin yüceltilmesi anlamına gelir. Bu da kendine, insanlığa, varoluşa karşı bir nefret suçudur. Savaş zorunluysa yapılır… Fakat yüceltilmesi bence anlamsızdır, kötülüktür,”[153] notunu düştüğü savaşa ilişkin olarak Desiderius Erasmus, “Savaş, savaşmayana hoş gelir”; Albert Einstein, “Propagandayla zehirlenmedikleri sürece, kitleler asla savaş düşkünü değildir”; Winston Churchill, “Savaşta, gerçek o kadar değerlidir ki, her zaman yalanların koruması altında tutulmalıdır,” uyarılarını dillendirirken Emma Goldman da haykırır:

“Ben inanıyorum ki, dünyanın özgürlüğe âşık ruhları, efendilerine, ‘Cinayetlerini kendin işle! Senin savaşlarına kendimizi ve sevdiklerimizi yeterince feda ettik! Sense bu fedakârlıklarımız karşılığında bizden, barış zamanında asalaklar yarattın… Kardeşlerimizden ayırıp dünyayı insan mezbahasına döndürdün. Hayır, senin cinayetlerini işlemeyeceğiz ve senin bizden çaldığın topraklar (ülke) için savaşmayacağız!’ dedikleri gün militarizmin sonu gelecektir.”

Kapitalist vahşet açısından bir birikim modeli olan “militarizm”, emperyalizmin saldırı hattını oluştururken; onlar için savaş, öldürmek ve öldürülmek demektir. Savaşmaya giden ya da gönderilen emekçiler, en alttakiler bu gerçeğin ne ölçüde bilincindedir?

Oysa kapitalizm yapısı gereği tek sözle savaş demektir; dünyanın yeniden yeniden paylaşım savaşıdır.

Kapitalizmin emperyalist aşamasında savaşlar aynı zamanda silah üretimine pazar açmak için çıkarılırken; V. İ. Lenin, “Savaş ekonomisi, kapitalist üretim sisteminin kendi çöküş evresinde bulduğu temel ikame politikalarını temsil eder” diye hatırlatır.

Evet, savaşın kapitalist/ emperyalizmle bağı unutulmadan; “silent leges inter arma/ silahların konuştuğu yerde kanunlar susar” gerçeğinin altı çizilmelidir.

Yani savaşın kuşatıcı ve kapsayıcı bir kapitalist/ emperyalist politika olduğundan hareketle, “barış” talep etmek de, “barış siyaseti” de alternatif politikanın hareket noktası olmalıdır.

Bu yolda barışı politikleştirmek ise onu naiflikten, sadece vicdana indirgenmiş bir bakış açısından, apolitik hümanizmden kurtarmak, içini siyasetle doldurmak ve savaş siyasetini izleyen öznenin bütün politikalarının kayıtsız şartsız karşısında durmak demektir. Çünkü savaş aslında sınırların dışına değil doğrudan içeriye ve toplumun kendisine açılmış durumdadır, toplumu savunmanın tek çaresi de budur.

O hâlde temel olan halklar, ezilenler, en alttakiler için barıştır.

Çünkü barış, bir insan hakkıdır. 

Kapitalist/ emperyalist savaş ile soru(n)ları “çözmeye” kalkışmak ise hak ve özgürlüklerin reddidir!

O hâlde, coğrafyamızda ve Ortadoğu’da kapitalist/ emperyalizmin savaşına karşı barış talebi, acil bir devrimci gereksinimdir.

 

6 Mart 2018 11:45:20, Ankara’dan.

N O T L A R

[1] Fernand Braudel, Bellek ve Akdeniz, Çev: Ali Berktay, Metis Yay., 2007.

[2] Ursula K. Le Guin, Mülksüzler, Çev: Levent Mollamustafaoğlu, Metis Yay., 2013, s.252.

[3] “Kilis Valiliği Cerabulus’ta Cezaevi Yapıyor”, Evrensel, 7 Şubat 2018, s.8.

[4] Ozan Çepni, “MEB Suriye’yi Taşerona Verdi”, Cumhuriyet, 6 Ağustos 2017, s.6.

[5] İpek Özbey, “Afrin Operasyonu Kürt Toplumunun Özgürleşmesini Sağlayabilir”, 5 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/afrin-operasyonu-kurt-toplumunun-ozgurlesmesini-saglayabilir-40731322

[6] “Çavuşoğlu: Ulaşmamız Gereken Kızıl Elma Var”… https://www.gazeteduvar.com.tr/politika/2018/01/27/cavusoglu-ulasmamiz-gereken-kizil-elma-var/

[7] “Burhan Kuzu: ÖSO, Yerli ve Milli Bir Milis Kuvveti”, Cumhuriyet, 28 Ocak 2018, s.5.

[8] “Diyanet’ten Afrin İçin Hutbe: Silahlı Mücadele, Cihadın En Üst Seviyesidir”, Cumhuriyet, 17 Şubat 2018, s.6.

[9] “JÖH ve PÖH Timleri Ant İçerek Afrin’e Girdi”, Akşam, 11 Şubat 2018… http://www.aksam.com.tr/guncel/joh-ve-poh-timleri-ant-icerek-afrine-girdi/haber-706900

[10] Abdulkadir Selvi, “Anketlerde Afrin Nasıl Görünüyor”, Hürriyet, 8 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/anketlerde-afrin-nasil-gorunuyor-40734873

[11] Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 1 Mart 2018’de Rusya Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada tanıtıp, dünyanın her yerini vurabileceklerini söyleyerek, “En yeni savunma sistemlerini delebilir, Kuzey ve Güney Kutbu’nu vurabiliriz,” dediği yeni füzelerden biri de kıtalararası nükleer başlık taşıyabilen Sarmat füzesiydi. ABD’den ise “Hazırlıklıyız” yanıtı geldi. (“Putin’den Silah Şov”, Cumhuriyet, 2 Mart 2018, s.7.)

“Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin’in 1 Mart 2018’de ‘Artık yeter’ temalı konuşmasıyla gördük. Bu konuşma 2007 Münih Güvenlik Konferansı’ndaki kadar mühim. Putin, o tarihte Batı’ya ‘ideolojik farkımız yok artık, eşitler arası ilişki kuralım, gül gibi yaşayalım’ uyarısı yapmıştı. 1 Mart 2018’de ise ’Kimse bizi dinlemedi. Eh şimdi dinleyin’ deyiverdi! 

* Putin, ABD’nin yeni nükleer doktrinini ‘endişe verici’ diye niteledi. ABD’nin anti-balistik füze anlaşmasından çekilmesini eleştirdi. ’RF’nin yeni kıtalararası ‘görünmez’ füzesi, hipersonik silahları, sualtı İHA’ları var. Askeri üstünlük için boşa çabaladınız. Her şeyi çoktan yaptık. Bizi askeri olarak yenemezsiniz. Rahat bırakın yahut fena olacak’ mesajı verdi. 

* ‘Kimseye saldırma niyetimiz yok ama saldırıya uğrarsak nükleer silahlarımızı kullanırız. Müttefiklerimize de küçük, orta veya hangi düzeydeyse nükleer silah kullanırsanız yanıtsız bırakmayız.’ (Bu sözleri Suriye’ye yönelik son tehditler bağlamında yorumlanabilir. Bugün Rusya’ya saldırmadan Suriye’ye aleni askeri müdahale mümkün değil.)

Caydırıcılığın en üst düzeyde vurgulandığı bu sözler elbette Batı’da ‘Putin özgür dünyayı tehdit etti’ diye yankılandı… 

Bugün neo-liberal küresel sistemin egemenleri mali krizler eşliğinde sıkışmışlıklarını açık savaşlarla dünyaya yayarken, ara dönemlerin ardından yeniden militarist yaklaşımı benimsemekteler.

ABD’nin yeni nükleer doktrini, Rusya ve Çin’i ‘hegemonyalarına tehdit gören’ savunma stratejisi ortada. CENTCOM’un komutanı Joseph Votel, ’Rusya bizim belirleyiciliğimize yönelik tehdit’ saptaması yapıyor. Ulusal Güvenlik Danışmanı McMaster ’Uzayda yaşanacak çatışmaya hazır olmalıyız’ buyuruyor… 

Bu hâl ve gidişat içinde Putin, ABD/ Batı’yla ‘anladıkları dilden’ konuşuyor. Bir ara Soğuk Savaş’ta dünyayı ‘nükleer dehşet dengesinin’ koruduğunu söylemek modaydı. Anlaşılan Putin de ‘retro takılmaya’ mecbur kaldı. İşin şakası bir yana dünyanın hâli hayra âlâmet değil.” (Ceyda Karan, “Dünya’da ‘Dehşet Dengesine’ Dönüş”, Cumhuriyet, 2 Mart 2018, s.7.)

[12] “Dış İşleri Bakan Yardımcısı Abbas Arakçi: İran’dan Bölgesel Savaş Uyarısı”, Cumhuriyet, 23 Şubat 2018, s.13.

[13] “İran ve İsrail Arasındaki Tansiyon Çok Yüksek! Savaşa mı Gidiliyor?”, Hürriyet, 11 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/iran-ve-israil-arasindaki-tansiyon-cok-yuksek-savasa-mi-gidiliyor-40738304

[14] Cenk Ağcabay, “İran’ı Sınırlamak İçin El Kaide ile İttifak”, 21 Şubat 2018… http://sendika62.org/2018/02/irani-sinirlamak-icin-el-kaide-ile-ittifak-cenk-agcabay-475963/

[15] Bu konuda Fehim Işık şunları diyor: “Türkiye’nin, Kürt karşıtlığı üzerinden nefretini kusmak isteyenlerin o kadar abarttığına bakmayın. Böylesi bir pazarlık IŞİD ile SDG arasında ilk kez yaşanmış değil. Daha öncesinde de YPG ve YPJ ile IŞİD ya da El Nusra arasında benzer durumlar yaşanmıştı. Taraflar resmi olarak açıklamasa da savaşın doğasına uygun davranışlardır, bunlar.

Soralım? Bu, IŞİD’le işbirliği mi?

Bu, IŞİD’in Rakka’da siviller hariç 2 binin üstünde cenazesini geride bırakmasına neden olan bir çatışmada SDG’ye karşı savaşmadığı anlamına mı geliyor?

Peki, ya bedenini Rakka’da yürütülen IŞİD’e karşı savaşta kalkan eden SDG savaşçılarına ne demeli? Bunlar, IŞİD savaşmadığı için mi yaşamlarını feda ettiler?

Siz bakmayın, özgürlüğün ne anlama geldiğini bilmeyen, hariçten gazel okuyan zavallılara. Savaşta, yeri gelir düşmanınla anlaşırsın.” (Fehim Işık, “SDG, IŞİD ile Neden Uzlaştı!”, 16 Kasım 2017… http://nerinaazad.info/tr/news/actual/rakka/fehim-isik-sdg-isid-ile-neden-uzlasti)

[16] “Rusya’dan ABD’ye Şok Suçlama: Hepsini Tahliye Etti”, Hürriyet, 7 Eylül 2017… http://www.hurriyet.com.tr/rusyadan-abdye-sok-suclama-hepsini-tahliye-etti-40572258

[17] “Rakka’nın Kirli Sırları: BBC, IŞİD Militanlarının Tahliyesi İçin Yapılan Gizli Anlaşmayı Ortaya Çıkardı”, 14 Kasım 2017… http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-41978069

[18] Erik de Castro, “IŞİD’in, Militanlarının Tahliyesi İçin YPG ile Yaptığı Gizli Anlaşma Ortaya Çıktı”, 14 Kasım 2017… https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201711141030988896-isid-militan-tahliye-ypg-gizli-anlasma/

[19] “120 Bin IŞİD’lı SDG’ye Katıldı”, Birgün, 10 Şubat 2018, s.4.

[20] “TT Stratejisi Savaş Getirir”, Cumhuriyet, 20 Şubat 2018, s.13.

[21] En çok silah alanlar İslâm ülkeleri… Neden acaba?! Silah üreten ve satan ülkeler sürekli gerekli ortamı yaratıyorlar. Ortadoğu ve İslâm ülkelerine bakın… 

2016’da dünyada toplam askeri harcamaların parasal değeri. Muazzam bir servet! Ve bunun 375 milyar doları ile de doğrudan silah satın alındı. 

2016’da askeri harcamalar ilk kez 1990 yılı harcamalarını geçti. 

2012-2016 arasında, önceki beş yıllık döneme göre yüzde 8.4 arttı. Herkese Bilim Teknoloji dergisi, “insanlık acı çekiyor” başlığıyla raporlaştırdığı gelişmede, bu artış özellikle Ortadoğu’da iki kat gerçekleşti. Suudi Arabistan, Katar, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, ABD silah satışının baş müşterileri. Bunlarla şüphesiz ki diğer İslâm ülkelerini vuracaklar. 2017 yılında Trump ortalama 400 milyar dolarlık silah daha sattı! 

Silah satan 5 ülke toplam satışın yüzde 74’ünü sağlıyor. ABD yüzde 33, Rusya yüzde 23, Çin 6.3, Fransa yüzde 6, Almanya yüzde 5.6 paya sahip. 

Ortadoğu’da tüm ülkelerin silahları cirit atıyor, insan öldürüyor, katliam yapıyor.

Türkiye 11 milyar dolar silah alımı ile Ortadoğu’da en çok silah alan 5. ülke. Dünyada 6. ülke. 

En çok silah alıcıların liste başları: Hindistan, Suudi Arabistan, Çin, Birleşik Arap Emirlikleri, Avustralya, Türkiye. 15 ülke arasında İslâm ülkeleri özellikle göze çarpıyor. Yukarıdakilerin dışında sırasıyla Pakistan, Cezayir, Mısır, Irak, Endonezya var. 

ABD 100 ülkeye silah satarken, satışın yarısını Ortadoğu’da İslâm ülkelerine yaptı. 

Bu rakamlar, Stockholm merkezli Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne (SIPRI) ait. En güvenilir kaynak. 2017 harcamaları henüz yayımlanmadı. (Orhan Bursalı, “1.7 Trilyon Dolar! Bu Nedir Bilir misiniz?”, Cumhuriyet, 8 Şubat 2018, s.6.)

[22] Şükran Soner, “Suriye, En Kanlı, Kirli Savaşların Kördüğümü”, Cumhuriyet, 10 Şubat 2018, s.9.

[23] Ergin Yıldızoğlu, “Kriz İçinde Krizler…”, Cumhuriyet, 12 Şubat 2018, s.9.

[24] Ergin Yıldızoğlu, ‘Tehlikenin Farkında Değil misiniz?’, Cumhuriyet, 1 Mart 2018, s.11.

[25] Ceyda Karan, “Suriye’de Net Resim”, Cumhuriyet, 14 Şubat 2018, s.7

[26] “ABD’nin Ortadoğu’ya İhtiyacı Kalmadı”, 25 Aralık 2017… https://ahvalnews.com/tr/petrol/abdnin-ortadoguya-ihtiyaci-kalmadi

[27] “ABD, Suriye’de Kalıcı”, Hürriyet, 24 Kasım 2017, s.17.

[28] ABD’nin Soğuk Savaş sırasında kullandığı denizden fırlatılan nükleer seyir füzelerini modernize ederek tekrar sahaya çıkaracağı açıklanan belgede, açıklamalarına yer verilen Savunma Bakanı James Mattis Rusya’nın yeniden güç yarışına girdiğini öne sürdü. (“ABD’den Dikkat Çeken Hamle! Soğuk Savaş Rüzgârları”, Hürriyet, 3 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/abdden-dikkat-ceken-hamle-soguk-savas-ruzgarlari-40730014)

[29] Melih Pekdemir, “ABD Niye Bocalıyor?”, Birgün, 18 Aralık 2017, s.9.

[30] “İngiliz Basını Yazdı… ABD’nin Çelişkili Tavrı Sürdürülemez”, Hürriyet, 26 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/ingiliz-basini-yazdi-abdnin-celiskili-tavri-surdurulemez-40753676

[31] Ece Zereycan, “Alptekin Dursunoğlu: Karşıtlarla Müttefikler Yer Değiştirebilir”, Birgün, 28 Aralık 2017, s.5.

[32] Ömer Ağın, “Gündemi Kürt Halkı Belirlemelidir”, Özgürlükçü Demokrasi, 13 Aralık 2017, s.6.

[33] Hediye Levent, “Beka Savaşları…”, 26 Ocak 2018… http://sendika62.org/2018/01/beka-savaslari-hediye-levent-evrensel-470466/

[34] Soner Yalçın, “Erdoğan’ın Hatırası”, Sözcü, 28 Kasım 2017, s.10.

[35] Anadolu Ajansı, cihatçı ÖSO’nun bileşenlerinden Hamza Tümeni tarafından oluşturulan Kürt Şahinleri Tugayı’nın Zeytin Dalı Harekâtı’nda YPG’ye karşı savaşmak için hazırlıklarını tamamladığını duyurdu. ‘Özel kuvvetler’ eğitimi alarak YPG’yle savaşa hazırlanan Kürt Şahinleri Tugayı, Afrin’e intikal edecek. Tugayın içindeki cihatçıların 400’ünü Kürt, 200’ünü Araplardan oluşturduğu bildirildi. ‘Kırmızı bereliler’ olarak da bilinen tugayın, Afrin’deki kent merkezinin kuşatmasında ve meskûn mahâl savaşında yer alması bekleniyor.

İntikal öncesi militanlara Kürtçe seslenen Kürt Şahinleri Tugayı’nın Genel Komutanı Hasan Abdullah Kulli, “Biz, Azez bölgesinin Kürtleriyiz. Biz Hamza Tümeninin mensuplarıyız. İnşallah Afrin’e ulaşacağız. İnşallah Afrin’deki halkımızı, PKK’nin zulmünden kurtaracağız” iddiasında bulundu. Tugayın askeri komutanı Mahmut Ahmet Meşşo ise Afrin’i YPG ve YPJ’den kurtarmak için bölgeye geldiklerini savundu. (“Afrin’de YPG’nin Karşına Bu Kürt Grup Çıkıyor”, 26 Şubat 2018… https://gundemnews.org/afrinde-ypgnin-karsina-bu-kurt-grup-cikiyor/)

[36] Kremlin’e yakınlığı ile bilinen Aleksandr Dugin, “BOP”u hezimete uğrayan ABD’nin elinde bir tek “Kürt kartı”nın kaldığını vurgulayarak, PKK içinse “Durumlarını gözden geçiriyorlar ama artık bunun için çok geç,” dedi. (“Dugin: PKK İçin Artık Çok Geç”, 25 Ocak 2018… http://www.yonhaber.com/dunya/57145/dugin-pkk-icin-artik-cok-gec)

[37] “Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov: Alternatif Güç Oluşturuluyor”, Birgün, 21 Ocak 2018, s.4.

[38] “İdlib’de cehennemin kapıları açıldı. Türkiye Afrin sarmalındayken başka bir cepheden savaş üzerimize üzerimize geliyor. Malum hükümet bütün başarısızlıklara rağmen Suriye’de oyunda kalmak, Kürt bölgelerine müdahale için zemin yakalamak ve Esad yönetimine karşı savaşan örgütlerin sahadan tamamen silinmesini önlemek için Rusya’nın Astana sürecinde ‘gerilimi azaltma bölgeleri’ oluşturma planına ortak oldu. Bir bakıma mecburdu ama bunu yaparken ‘oyunbozan’ kapasitesini kullanarak süreci kendine yontmaya da çalıştı. Ruslar da Ankara’nın yoğurdu kendi tarzıyla yemesine kerhen rıza gösterdi. Nedeni basitti; Suriye’de silahlı gruplar üzerindeki etkisi ve isyanı besleyen lojistik kanal olması hasebiyle görmezden gelemediği Türkiye’yi kendi çıkış stratejisine ortak etmesi gerekiyordu. Küresel çerçevede Türkiye’yi ABD’den uzaklaştırmak için yakaladığı fırsatı kaçırmak istemiyordu. Ve tabii ekonomik alanda stratejik yatırımlardaki işbirliğini sürdürmesi gerekiyordu.” (Fehim Taştekin, “Afrin Aynasında İdlib ve Rus Ruleti”, 6 Şubat, 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/02/06/afrin-aynasinda-idlib-ve-rus-ruleti/)

[39] “Dr. Kerim Has: Rusya, Afrin Operasyonuna Neden ‘Yeşil Işık’ Yaktı?”, Birgün, 24 Ocak 2018, s.5.

[40] “Rusya: ABD Suriye’de Özerk Kürt Yönetimi Kurmak İstiyor”… https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2018/02/16/rusya-abd-suriyede-ozerk-kurt-yonetimi-kurmak-istiyor/

[41] “Rusya’dan Afrin Önerisi”, 20 Şubat 2018… https://teletextnews24.org/2018/02/20/rusyadan-afrin-onerisi/+&cd=14&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

[42] “Rusya Şimdi de Arabuluculuk Yapmaya Soyunuyor”, 19 Şubat 2018… https://teletextnews24.org/2018/02/19/rusya-simdi-de-arabuluculuk-yapmaya-soyunuyor/

[43] “TT Stratejisi Savaş Getirir”, Cumhuriyet, 20 Şubat 2018, s.13.

[44] “Rusya Son Sözünü Söyledi”, Hürriyet, 25 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-rusyadan-abdye-suriye-tepkisi-40721622

[45] “ABD’ye Meydan Okudu: İzin Vermeyeceğiz”, Hürriyet, 17 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-abdye-meydan-okudu-izin-vermeyecegiz-40745323

[46] “İran’dan ABD’ye Suriye Mesajı: Tokatla Çıkarırız”, Hürriyet, 3 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/irandan-abdye-suriye-mesaji-tokatla-cikaririz-40729967

[47] “İran’dan Türk Askerlerine Küstah Suçlama!”, Hürriyet, 5 Mart 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/irandan-haddini-asan-turkiye-aciklamasi-40761112

[48] Ayrıca yine İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Bahram Kasemi, “Türkiye operasyonunu durdurmalı ve Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı duymalı,” diyor. (“İran’dan Türkiye’ye Küstah Çağrı”, Hürriyet, 6 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/irandan-turkiyeye-kustah-cagri-40732543)

[49] “İran’dan Afrin Açıklaması… Türkiye ve ABD’yi Hedef Aldı”, Cumhuriyet, 25 Ocak 2018, s.7.

[50] Şükran Soner, “Suriye’de, Var Oluş ya da Yok Oluş Adına, En Kirli Savaş Oyunları”, Cumhuriyet, 13 Şubat 2018, s.9.

[51] Nerdun Hacıoğlu, “Ve Açıkladılar… Çin Suriye Denklemine Dahil Oluyor”, Hürriyet, 12 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/isler-iyice-karisiyor-bir-super-guc-daha-devreye-giriyor-40739117

[52] Deniz Zeyrek, “ABD ile Anlaşma Umudu Var mı?”, 3 Mart 2018… http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/deniz-zeyrek/abd-ile-anlasma-umudu-var-mi-40759476

[53] Ceyda Karan, “ABD’nin Suriye Hamleleri”, Cumhuriyet, 25 Ekim 2017, s.7.

[54] “İran’ın ve Rusya’nın Ortak Görüşü: Suriye’nin Toprak Bütünlüğüne Saygı”, Birgün, 7 Şubat 2018, s.5.

[55] Vladimir Muhin, “Suriye’nin Kuzey-Batısı Rusya’nın Kontrolünden Çıkıyor”, Nezavisimaya Gazetesi… https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya-forum/2018/02/21/suriyenin-kuzey-batisi-rusyanin-kontrolunden-cikiyor/

[56] İlkay Meriç, “Suriye Savaşı: Altı Yılda Gelinen Nokta”, 23 Nisan 2017… http://marksist.net/ilkay-meric/suriye-savasi-alti-yilda-gelinen-nokta.htm

[57] “Rusya: Suriye Ordusu, ABD’nin Cihatçıları Eğittiği El-Tenef’teki Üssü Ablukaya Aldı”, 27 Aralık 2017… http://sendika62.org/2017/12/rusya-suriye-ordusu-abdnin-cihatcilari-egittigi-el-tenefteki-ussu-ablukaya-aldi-464529/

[58] Maxim Shemetov, “Suriye Dışişleri: ABD Koalisyonu IŞİD’in Dışında Her Şeyi Yok Ediyor”, 11 Ekim 2017… https://tr.sputniknews.com/rusya/201710111030542529-suriye-disisleri-abd-koalisyon-isid/

[59] Mikhail Alaeddin, “ABD, Mayadin Kurtarılmadan Önce IŞİD Komutanlarını Başka Bir Yere Götürdü”, 7 Kasım 2017… https://tr.sputniknews.com/abd/201711071030913758-abd-mayadin-kurtar-isid-komutan/

[60] “Suriye’de Pentagon CIA’e Karşı”, Cumhuriyet, 29 Mart 2016, s.13.

[61] ‘The Wall Street Journal’ın haberine göre, Obama yönetimi 2011’de Beşar Esad’ı askeri darbe ile devirmeye çalıştı. Ancak Amerikan ajanları Suriye rejimi içinde yeterince ‘çatlak’ bulamayınca ABD’nin darbe planı suya düştü. (“ABD, Esad’ı Askeri Darbe ile Devirmeye Çalışmış!”, Milliyet, 26 Aralık 2015, s.24.)

[62] Ceyda Karan, “Afrin’in Gösterdiği Acıklı Hâl”, Cumhuriyet, 17 Ocak 2018, s.7.

[63] Türkiye ekonomisi içinde silah sanayisinin giderek gelişmekte olduğunu ve her zamanki büyüme lokomotifi inşaatta ise çıkış yollarının savaş sahasında arandığını görüyoruz. (Ayhan Sulta, “… ‘Zeytin Dalı’ Emperyalizme Karşı Bir Savaş mı?”, 25 Ocak 2018… http://sendika62.org/2018/01/zeytin-dali-emperyalizme-karsi-bir-savas-mi-ayhan-sulta-470305/)

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başkanlığında Beştepe’teki Sarayı’nda Savunma Sanayi İcraa Komitesi Toplantısı’nda toplam 9.4 milyar dolarlık (36 milyar TL) 55 proje değerlendirildi. Ayrıca Zeytin Dalı Harekâtı’nda ordunun gücüne güç katan yerli ve milli sistemlere yenilerini eklemeye yönelik yeni kararlar alındı. (“Beştepe’de 7 Saatlik Toplantı; 9.4 Milyar Dolar Bedelli 55 Proje Görüşüldü”, 31 Ocak 2018… http://t24.com.tr/haber/bestepede-7-saatlik-toplanti-94-milyar-dolar-bedelli-55-proje-gorusuldu,549391?)

[64] “Zeytin Dalı Harekâtı mı, İşgal Harekâtı mı?”, Kızıl Bayrak, No:2018/ 05, 2 Şubat 2018, s.5.

[65] “AKP’nin TSK’ye Silah Arkadaşı Yaptığı Cihatçılar: El Kaide’ye Makyaj Yapıp Yanlarına Aldılar”, 26 Ocak 2018… https://sendika62.org/2018/01/akpnin-tskye-silah-arkadasi-yaptigi-cihatcilar-el-kaideye-makyaj-yapip-yanlarina-aldilar-470631/

[66] Erk Acarer, “Sular Çekildiğinde…”, Birgün, 22 Ocak 2018, s.2.

[67] “Sahadan çekilmiş videolar da, Türk askeri konvoyuna eşlik eden araçların Heyet Tahrir el-Şam (HTS) güçlerine ait olduğuna işaret ediyordu.

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, tanklar dahil onlarca askeri araçtan oluşan bir konvoyla İdlib’in yollarında HTS güçleri ile birlikte hareket hâlinde olması ne anlama geliyor?

Bu görüntünün ve tetiklediği soruların, ilk bakışta kafa karıştırıcı olması kaçınılmaz. 

Bunun nedeni, Heyet Tahrir el-Şam’ın, terör örgütü olarak kabul edilen El Nusra’nın 2017 başında Suriye’de başka grupları da içine alıp genişleyerek kurmuş olduğu bir Selefî organizasyonu olması. El Nusra, Afganistan kökenli El Kaide’nin Suriye uzantısı olarak ortaya çıkmış olan bir grup. Ancak El Nusra, 2016’da El Kaide’den kopmuş bulunuyor.

Türkiye, Rusya ve İran’ın ortak hareket ettikleri Astana sürecinin resmi bildirilerinde, IŞİD, El Kaide ve El Nusra ismen zikredilerek terör örgütü olarak kayda geçirilmiş durumda. Örneğin, 4 Mayıs 2017 tarihli Astana bildirisinde, üç ülke ‘bu terör örgütleriyle mücadeleyi sürdürmeye yönelik tüm önlemleri alma’ taahhüdünde bulundular.

Oysa İdlib’de sahada Türk askeri konvoyunun önünde HTS, yani El Nusra gidiyor.

Öyle anlaşılıyor ki, bu bir ilk de değil. Dünyada çatışmaları önlemek amacıyla kurulmuş olan uluslararası sivil toplum örgütü International Crisis Group’un (ICG) ‘Suriye’nin İdlib Bölgesinde Felaketi Önlemek’ başlıklı raporunda, TSK’nın geçen sonbaharda İdlib’in kuzeyinde, PYD kontrolündeki Afrin kantonuna bitişik bölgede üç gözlem noktası kurarken de benzer bir tablonun yaşandığı anlatılıyor.

Örneğin, HTS militanları 8 Ekim 2017 tarihinde Dar Taziah bölgesinde bir Türk askeri keşif grubuna eşlik ederken görülmüş. 12 Ekim 2017 tarihinde TSK’ya ait 30 silahlı aracın yine HTS savaşçılarının eşliğinde aynı yoldan geçtiği tespit edilmiş. Bu konvoyun TSK’nın İdlib’deki ilk gözlem noktasını kuran ekip olduğu anlaşılıyor.

Bütün bu örnekler, gözlem noktalarının tesis edilmesinde HTS savaşçılarının kolaylaştırıcı bir rol oynadığını gösteriyor. ICG raporunda, bu gözlem noktalarının HTS ile varılan bir mutabakat sonucu kurulduğu belirtiliyor, ‘Zaten güvence alınmadan yapılabilmesi düşünülemez’ deniliyor. Ayrıca, raporda bu konuşlandırmalar için Rusya’nın rızasının alındığı da vurgulanıyor. 

Burada karşımıza bir ikilem çıkıyor. Türkiye Astana metinlerinin lafzını katı bir şekilde yorumlarsa, HTS ile mücadele etmesi, çatışması gerekir.” (Sedat Ergin, “Tahrir El-Şam, İdlib’de Türk Askeri Konvoyuna Eşlik Edince”, Hürriyet, 15 Şubat 2018, s.14.)

[68] Ahmet İnsel, “İsrail Gibi Olmak?”, Cumhuriyet, 30 Ocak 2018, s.11.

[69] Fatih Yaşlı, “ABD ve Rusya Arasında yeni-Osmanlı”, Birgün, 7 Şubat 2018, s.3.

[70] “Erdoğan’dan Esad’la Görüşme Sinyali: Siyasetin Kapıları Son Ana Kadar Açık”, Cumhuriyet, 25 Kasım 2017, s.7.

[71] Mustafa K. Erdemol, “Barışın Önündeki Tek Engel Ankara”, Cumhuriyet, 16 Şubat 2013, s.11

[72] “Şam: Araplar ile Kürtler Birlik Olup Türk Güçlerine Dirensin”, 14 Şubat 2018… https://tr.sputniknews.com/ortadogu/201802141032254319-suriye-hukumeti-araplar-kurtler-birlik-olup-turk-gucleriyle-savassin/

[73] “Eşeğe binip hava atan, ata binerse aklını kaybeder.”

[74] “YPG yayılması ne o halka ne Ortadoğu’nun yerlilerine hayır sağlamaz. Ortadoğu’ya bir huzur ve denge sağlaması da mümkün görünmüyor. ABD bugüne kadarki kararsız denge politikasından şiddetle uzaklaşıyor. Bir bakıma Rusya’nın Suriye’ye girip yerleşmesi doğan boşluğu doldurmak oluyor. ABD politikasını takip edenlerin baş endişesi İran-Rusya-Türkiye ittifakı.” (İlber Ortaylı, “YPG’ye Yer Yok”, Hürriyet, 28 Ocak 2018… http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/ilber-ortayli/ypgye-yer-yok-40723763)

[75] Taner Timur, “Afrin, Doğaçlama Diplomasi ve ‘İstikrar’…”, Birgün Pazar, Yıl:14, No:567, 21 Ocak 2018, s.6-7.

[76] Ergin Yıldızoğlu, “Siyasal İslâm’ın Son Sığınağı: Anti-Emperyalizm”, Birgün Pazar, 25 Şubat 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/siyasal-İslâm-in-son-siginagi-anti-emperyalizm-205737.html

[77] “Erdoğan’dan Kritik Sefer Görev Emri Açıklaması”, Hürriyet, 24 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/gundem/son-dakika-erdogandan-kritik-aciklama-40752516

[78] Hakan Çelik, “Cumhurbaşkanı Erdoğan: Uyuyan Devi Uyandırdılar”, Posta, 7 Şubat 2018, s.12.

[79] Bülent Erandaç, ‘Kılıçdaroğlugiller Görmüyorlar’, Takvim, 1 Mart 2018, s.12.

[80] Ergün Diler, ‘Türk Asrı’, Takvim, 1 Mart 2018, s.11.

[81] Deniz Zeyrek, “Kılıçdaroğlu: ‘Zeytin Dalı’ Milli Bir Operasyondur”, Hürriyet, 10 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/deniz-zeyrek/kilicdaroglu-zeytin-dali-milli-bir-operasyondur-40737114

[82] Serpil İlgün, “Mehmet Bekaroğlu: Afrin Operasyonu Meşru”, Evrensel, 29 Ocak 2018, s.14.

[83] “Zeytin Dalı” adı konmuş harekâtının başladığı 20 Ocak 2018’den günümüze kadar sosyal medya üzerinden yapılmış savaş karşıtı çıkışlar yüzünden 845 kişi gözaltına alındı. (Aydın Engin, “Savaşa Karşı Çıkmak Suç Olursa”, Cumhuriyet, 4 Mart 2018, s.4.)

[84] “Sosyal Medyada Afrin Harekâtı Gözaltıları 300’ü Geçti”, Cumhuriyet, 30 Ocak 2018, s.5.

[85] “Economist: Türkiye Medyası Afrin’i Doğru Anlatmıyor”, Cumhuriyet, 2 Mart 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/dunya/936798/Economist__Turkiye_medyasi_Afrin_i_dogru_anlatmiyor.html

[86] Kadri Gürsel, “TSK Suriye’den Neden Çıkmaz?”, Cumhuriyet, 13 Şubat 2018, s.10.

[87] Kemal Can, “Afrin Gündemi Kısa Vadeli Görünmüyor”, Cumhuriyet, 5 Şubat 2018, s.14.

[88] Ali Karataş, “Kürtler, Afrin ve Ortadoğu’da Kurtlar Sofrası”, Evrensel, 29 Ocak 2018, s.10.

[89] “Esad’ın Danışmanından Türkiye’ye Afrin’de ‘İşgalci Durumundalar”, 19 Şubat 2018… https://teletextnews24.org/2018/02/19/esadin-danismanindan-turkiyeye-afrinde-isgalci-durumundalar/

[90] Sinan Çiftyürek, “Efrin İşgal Planı, Olası Gelişmeler ve Ulusal İttifak!”, 19 Ocak 2018… http://www.sinanciftyurek.com/efrin-isgal-plani-olasi-gelismeler-ulusal-ittifak/

[91] “BM’den Suriye’de Ateşkes Kararı… Zeytin Dalı Harekâtını Etkileyecek mi?”, 24 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/son-dakika-bmden-suriyede-ateskes-karari-40752828

[92] “Macron: Ateşkes Afrin’i Kapsıyor”, Cumhuriyet, 27 Şubat 2018, s.6.

[93] Erkan Polat, “Afrini Harekâtında Kaybeden Çok Kötü Kaybedecek!”, 8 Şubat 2018… https://teletexnews.com/2018/02/08/afrini-harekâtinda-kaybeden-cok-kotu-kaybedecek-erkan-polat/

[94] Ali Çatakcin, “Türk Devleti, Ortadoğu’daki Terörün Yeni Yüzüdür”, 4 Şubat 2018… http://deng24.com/turk-devleti-ortadogudaki-terorun-yeni-yuzudur/

[95] Fehim Taştekin, “Erdoğan’ın Kefil Olduğu ‘Milli Ordu’…”, 29 Ocak 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/01/29/erdoganin-kefil-oldugu-milli-ordu/

[96] “ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’dan Art Arda ‘Afrin’ Açıklamaları”, Cumhuriyet, 14 Şubat 2018, s.7.

[97] “ABD Dışişleri Bakanı Tillerson: YPG’ye Ağır Silah Verilmemiştir”, Cumhuriyet, 16 Şubat 2018, s.6.

[98] Cansu Çamlıbel, “Pentagon Sözcüsü, Hürriyet’e Konuştu: Afrin’e Giden YPG’ye Destek Yok”, Hürriyet, 6 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/pentagon-sozcusu-hurriyete-konustu-afrine-giden-ypgye-destek-yok-40732514

[99] “Menbic Krizi Büyüyor”, Cumhuriyet, 9 Şubat 2018, s.6.

[100] “Trump: YPG’ye Artık Silah Yok”, Hürriyet, 25 Kasım 2017, s.20.

[101] “ABD’nin YPG’ye Silah Yardımı Kesilecek mi?”, Birgün, 26 Kasım 2017, s.7.

[102] Duygu Güvenç, “Normalleşme Rotası”, Cumhuriyet, 17 Şubat 2018, s.7.

[103] Cansu Çamlıbel, “Türkiye ile İlişkimiz Stratejik ve Kalıcı”, Hürriyet, 6 Aralık 2017, s.26.

[104] “Trump Türkiye’nin Desteğini İstiyor”, Hürriyet, 26 Kasım 2017, s.18.

[105] Cansu Çamlıbel, “ABD İstihbaratı’ndan YPG İtirafı”, Hürriyet, 15 Şubat 2018, s.20.

[106] “ABD Basını Bu İddiayı Konuşuyor…”, Hürriyet, 22 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/abd-basinindan-muthis-iddia-abd-turkiyeye-bunu-teklif-edecek-40750463

[107] Sevil Erkuş, “Reuters’ın Haberi: Ankara, ABD’ye Menbic’te Ortak Konuşlanma Önerdi”, Hürriyet, 17 Şubat 2018, s.13.

[108] Amerikalı Yetkili: Menbic’de YPG Şart Değil’… https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2018/03/01/amerikali-yetkili-menbicde-ypg-sart-degil/

[109] Taha Akyol, “Türkiye’yi Kuşatmak”, Hürriyet, 15 Şubat 2018, s.16.

[110] Türkiye ile ABD arasında, Suriye’de öncelikli tehdidin ‘IŞİD mi PYD/YPG mi’ olduğu konusunda polemik devam ederken, NATO’da yapılan değerlendirmelerde, büyük oranda temizlenen ve gücünü yitiren örgütün tehdidinin devam ettiği görüşü hâkim. NATO Parlamenter Asamblesi toplantılarına katılan CHP’li Utku Çakırözer, NATO için en önemli tehlikelerin başında IŞİD ve El Kaide’nin gelmeye devam ettiğini belirterek, “2017 yılında dünya çapında en fazla eylem yapan terör örgütü IŞİD. Tahminim küresel olarak 5 bine yakın saldırı yaptılar” deyip ekledi:

“NATO’nun en tepe askeri ve sivil isimleri ‘Rusya’nın Suriye’de, Türkiye’ye yakın duruşunun ve işbirliğinin tek amacının Ankara ile Washington ve Ankara ile NATO arasında ciddi çatlak yaratmak’ olduğu düşüncesindeler. Bu yüzden de Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki gelişmelerden ve YPG’ye ABD yönetimi tarafından verilen desteklerden duyduğu rahatsızlığın ve güvenlik kaygılarının mutlaka dikkate alınması gerektiğini düşünüyorlar. Ancak bu konuda ittifak üyesi ülkeler arasında tam bir görüş birliği yok.” (Duygu Güvenç, NATO İçin Tehdit IŞİD”, Cumhuriyet, 26 Şubat 2018, s.6.)

[111] Serdar Turgut, “Washington Endişeleri”, Haber Türk, 10 Şubat 2018, s.2.

[112] Deniz Zeyrek, “Türkiye-ABD İlişkileri: Komadan Yoğun Bakıma”, Hürriyet, 17 Şubat 2018, s.15.

[113] Taha Akyol, “Amerika ile Yeni Dönem?”, Hürriyet, 17 Şubat 2018, s.14.

[114] Sedat Ergin, “ABD-Washington Yolu Atlantik’ten Değil Menbic’ten Geçiyor”, Hürriyet, 17 Şubat 2018, s.12.

[115] Abdulkadir Selvi, “ABD, Menbic’te Türk Askeriyle mi Savaşacak”, Hürriyet, 15 Şubat 2018, s.17.

[116] Fikret Bila, ‘ABD, Türkiye’yi Durdurma Peşinde’, 1 Mart 2018, s.19.

[117] “İlker Başbuğ: Menbiç’e Girmemizi ABD ve Rusya Engelledi”, Posta, 1 Mart 2018, s.10.

[118] “PKK’nın Hamisi ABD”, Hürriyet, 15 Şubat 2018, s.14.

[119] “Türkiye’den ABD’ye çok Sert Tepki: Artık İknaya Gelmeyin”, Hürriyet, 11 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/turkiyeden-abdye-cok-sert-tepki-artik-iknaya-gelmeyin-40738526

[120] ABD’nin, Türkiye’yi Menbic’e ortak etmesi sahadaki güç dengelerini ve ortaklıkları etkileyebilir… Ankara’nın Suriye macerası, ABD’nin Türkiye ile Rusya arasındaki iş birliğinin sunduğu fırsat ve ortaklık neticesinde gösterdiği esneklik ile fiiliyatın dayattığı acı gerçekler arasında belirsizliğe doğru gidiyor.

Kürtler yapılan değerlendirmelerde kendi özgül ağırlık ve iradelerinin denklem dışı tutulmasından rahatsız. Özerklik projesinin organizatör gücü TEV-DEM’in medya koordinatörü Kardo Bokanî Kürtler açısından Menbic pazarlığının ne ifade ettiğini Al-Monitor’a şöyle değerlendirdi: “Sıra Amerika’nın Rojava’ya yaklaşımına geldiğinde Beyaz Saray ile Pentagon arasında fark görüyoruz. Beyaz Saray, Türkiye’ye meyletse de sahada IŞİD’in yenilgisine yardım eden komutanlarıyla birlikte Pentagon Rojava’dan yana eğilim içinde. Kimin destekleneceğine dair siyasi ve askeri çevrelerde anlaşmazlık yaşandığında yönetim nihai kararını komutanlardan yana verebilir. Eğer bu tez geçerliliğini korursa ve Amerikalı komutanların Menbic’de yaptıkları güçlü açıklamalar ile Deyrizor’da rejim yanlısı güçlere düzenlenen saldırı dikkate alınırsa Amerikan güçleri büyük ihtimalle Menbic’den çekilmeyecektir. Ayrıca SDG’den çekilmesini isteyecek durumda değiller (…) En kötü senaryoda ise Amerikalılar kentten çekilebilirler.”

Peki Kürtler Fırat’ın doğusundaki kazanımlarını korumak adına Menbic’deki iddialarından vazgeçer mi? Şimdilik Amerikan çıkarları için kendi gündemlerinden sapmayacaklarını söylemekle yetiniyorlar. Ancak son yedi yıldaki savrulmalar gösterdi ki Suriye’de hiçbir şey “olmaz” değil. (Fehim Taştekin, “Menbic Pazarlığı: Mayın Tarlası”, Al-Monitor, 25 Şubat 2018… http://sendika62.org/2018/02/menbic-pazarligi-mayin-tarlasi-fehim-tastekin-al-monitor-476884/)

[121] Aykan Sever, “Türkiye, ABD, Rusya Kıskacında Afrin”, 5 Şubat 2018… http://deng24.com/turkiye-abd-rusya-kiskacinda-afrin-aykan-sever/

[122] “YPG Genel Komutanı Hemo: Suriye Hükümeti Afrin’i Korumakla Sorumludur”, 6 Şubat 2018… http://sendika62.org/2018/02/ypg-genel-komutani-hemo-suriye-hukumeti-afrini-korumakla-sorumludur-473166/

[123] Kamışlı kentinde basın toplantısı düzenleyen PYD’liler Rakka’da buldukları Kafkasya kökenli 13 kadın ve 29 çocuğu Rus yetkililere iade etti. Basın toplantısında konuşan PYD’nin silahlı kolu YPG’nin sözcüsü Nouri Mahmoud, “IŞİD ailelerini resmen Rus yetkililere teslim ediyoruz” dedi. Abdül Kerim Ömer adlı bir SDG yetkilisi de yaptığı açıklamada, “Ellerine Suriyelilerin kanı bulaşmamış Rusya vatandaşlarını iade ettik,” dedi. (“PYD, IŞİD’lı Aileleri Rusya’ya Teslim Etti”, Hürriyet, 14 Kasım 2017, s.21.)

[124] Mustafa Peköz, “Erdoğan’a Tanınan Süre Doldu: Rusya’nın Suriye Stratejisinde Afrin Hamlesi”, 21 Şubat 2018… http://sendika62.org/2018/02/erdogana-taninan-sure-doldu-rusyanin-suriye-stratejisinde-afrin-hamlesi-mustafa-pekoz-475984/

[125] “Çözüm Federal Suriye’dir”, Özgürlükçü Demokrasi, 7 Kasım 2017, s.4.

[126] Amin Maalouf, Doğudan Uzakta, Çev: Ali Berktay, Yapı Kredi Yay., 2012.

[127] İşte bir örnek: “ABD, Duhok dağlarında askeri üs koruyor. Kürdler bunun ne anlama geldiğini bilince çıkarmalıdır. Ona göre politikalarını yeniden belirlemelidirler. Çünkü ABD’nin bu hamlesinin büyük bir önemi vardır.

Kürdler bir kere eski alışkanlıklarını terk etmelidir. Hepimizin bildiği gibi eski alışkanlıklarımızdan bir türlü kurtulamıyoruz. Beynimizin bir hücresinden aniden depşeri veriyor.

‘ABD, Kürdleri sattı,’ ‘ABD ikili oynuyor,’ ‘ABD, istese Türkleri durdurabilir,’ ‘ABD, birgün bizi bırakırsa hâlimiz ne olur,’ gibi düşünceler ortaya dökülür.

Bu düşünceler nerede kaynaklanıyor dersiniz?

Bunun esas nedeni süreci ve de ABD’nin 21. yüzyılın GOP (Genişletilmiş Ortadoğu Projesi’ni kavramamaktan ileri gelmektedir.

GOP anlaşılırsa bu sorular sorulmaz. En aşağı Kürdler bu soruları sormaz.

Bu tür soruları kimi Kürd bilmemezlikten soruyor, kimi de düşmanın bilinçli olarak servis ettiği bu tür iddialarla Kürdleri psikolojik olarak bunalıma sokmak, ABD’ye karşı nefret uyandırmak ve sonuç olarak Kürd-ABD ittifakını bozmaya çalışıyor.

Bu oyuna gelinmemelidir. Kürd millici güçleri bu konu da hassas olmalıdır.

Bir kere ABD, coğrafyamıza tatil yapmaya gelmemiştir. 20. yüzyılda coğrafyamız da kurulan statükoyu bozmaya gelmiştir. Statükoyu koruyan devletler sömürgecilerimizdir.

Bu ne demektir? ABD, sömürgecilerimize savaş açmış demektir. Irak, Suriye ve bu sömürgecilerin egemenliğindeki Kürdistan parçalarındaki Kürd kazanımları bunun kanıtıdır…

Her Kürd şunu çok iyi kavramalıdır. GOP’ne göre bağımsız Kürd devleti kurulacaktır. Bu da, ABD ile anlaşan Kürd politik çevrelerin önderliğinden olacaktır. ABD, bunu Güneyli güçlerle yapmaya çalıştı. Hewler İktidar sahipleri, bu işin kalıbı olmadığını gösterdiler. Bu nedenle ABD, ‘Bu iş bunlarla olmuyor,’ dedi ve onları bir kenara bıraktı.” (Hasan H. Yıldırım&Hussein Erkan, “ABD Qandil’e Komşu Geliyor!”, 6 Şubat 2018… https://teletexnews.com/2018/02/06/abd-qandile-komsu-geliyor-hasan-h-yildirim-hussein-erkan/)

[128] “ABD 20 Üs Kurdu”, Cumhuriyet, 2 Mart 2018, s.7.

[129] “PYD: ABD Suriye’de Kalmalı”, Hürriyet, 16 Kasım 2017, s.19.

[130] Murat Çakır, “Afrin’de Vurulmak İstenen…”, Özgürlükçü Demokrasi, 3 Şubat 2018, s.10.

[131] “Nasrallah: ABD Suriyeli Kürtleri Yarı Yolda Bırakacak”… https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2018/02/16/nasrallah-abd-suriyeli-kurtleri-yari-yolda-birakacak/

[132] “Fisk: ABD Kürtleri Terk Edecek”, Birgün, 26 Kasım 2017, s.7.

[133] Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin eski başkanı Mesud Barzani, Afrin için endişeli olduklarını belirtip, “Operasyonun en kısa zamanda son bulmasını istiyoruz,” diyerek ekledi: “Afrin’e Peşmerge göndermek oradaki meseleyi çözmez.” (“Mesud Barzani’den Afrin Açıklaması: Peşmerge Yardım Edemez”… https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2018/01/27/mesud-barzaniden-afrin-aciklamasi-pesmerge-yardim-edemez/)

Ayrıca Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ndeki siyasi parti temsilcilerinden oluşan bir grup Afrin’e giderek “destek” açıklamasında bulundu. Afrin’e ilaç ve çeşitli malzemeler götüren grupta bölgenin en büyük partilerinden, KDP’li milletvekili Ali Halo, KYB’li milletvekili Abbas Fettah, Değişim Hareketi (Goran) Parlamenteri Şerko Heme Emin gibi isimler yer aldı.

KDP’li Ali Halo, “Afrin’in sesini dünyaya duyuracağız,” derken; Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) politbüro üyesi Mala Bahtiyar da, Peşmerge’nin TSK’ya karşı koymak için Afrine destek birlik göndermeye hazır olduklarını ifade etti. (“Barzani Vazgeçmiyor… Teröre Açık Destek!”, Hürriyet, 12 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/barzani-vazgecmiyor-terore-acik-destek-40739735)

Bir not daha: “KDP -daha doğrusu Barzani- tarafından sözüm ona Rojava’daki partiler bir araya getirilerek ENKS oluşturuldu. Bu oluşumla sözde Rojava’da her geçen gün bölünmelerle sayıları artan KDP bağlantılı partiler bir araya getirildi. Bu oluşumun amacı Rojava Devrimi’nde KDP’nin etkinliğini arttırmaktı.” (Seyit Evran, “Maskeleri Düşmüş İhanet…”, Gündem, 1 Nisan 2016, s.12.)

[134] Serdar Turgut, “ABD, YPG’yi Ne Zaman Satacak?”, Haber Türk, 20 Şubat 2018, s.2.

[135] “YPG ise PYD’nin silahlı kanadı. Kürtçe adı ‘Yekineyen Parastina Gel’. Türkçesi galiba ‘Halk Koruma Güçleri’ demek.

Öcalan çok uzun süredir tam bir yalıtılmışlık konumunda. Arada geçen uzun sürede görüşlerini değiştirdi mi bilemem. Bildiğim, bir Kürt ulus-devlet’i kurmayı reddediyor. Kimilerine ütopik gelse de o ısrarla Kürt siyasal hareketinin etkilediği kesimlerine bir ulus-devlet kurma ülküsünden uzak durulmasını öneriyor. Kürtlerin yaşadığı Türkiye, Irak, Suriye ve İran’dan kopup o topraklar üstünde bir bağımsız devlet kurmayı değil, o ülkelerin ulusal sınırlarının korunarak ama gevşetilerek ekonomik, siyasal ve kültürel ilişkilerin alabildiğine yoğunlaştırılmasını savunuyor.

Kimileri için bu ileride kurulacak bir Kürt ulus-devletinin ön adımları, hazırlığı.

Ama bu bir niyet okuma. Buna karşılık Türkiye’de HDP’nin, Suriye’de PYD’nin bu siyasal yörüngeyi kesinlikle benimsedikleri defalarca ilan edildi. Selahattin Demirtaş bunun altını her fırsatta çizdi. PYD adına Salih Müslim’in de aynı paralelde açıklamaları var.

Her iki siyasal partinin bu çizgiden vazgeçtiklerine ilişkin bir açıklama, hatta bir söylenti duyulmadı.” (Aydın Engin, “PYD Türkiye İçin Bir Tehlike mi?”, Cumhuriyet, 11 Mayıs 2017, s.10.)

Ve Süryanî Ulusal Konseyi Başkanı Bassam Said İshak, “Rojava’nın sistemi Türkiye’ye bir tehdit değil,” dedi. (Murat Kuseyri, “Süryanî Konseyi Başkanı: Rojava Türkiye İçin Tehdit Değil”, Evrensel, 4 Mayıs 2016, s.11.)

[136] Suriye’de Beşar Esad rejimi saflarında çatışan bir grup, Deyrizor’da YPG/ PYD’nın kontrolündeki enerji sahalarına ilerlemek istedi. ABD’nin yoğun hava saldırılarıyla karşılık verdiği olayda, ABD’li savaş uçaklarının İran güçlerini hedef aldığı ortaya çıktı. Saldırının ardından ABD’nin hedef aldığı ve YPG/ PYD’ye yönelik atağa geçen Esad destekçisi grubun kimliği belirsiz kalmıştı. (“ABD Suriye’de İran Güçlerini Vurdu!”, Hürriyet, 8 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/gercek-ortaya-cikti-abd-suriyede-iran-guclerini-vurdu-40735396)

ABD liderliğindeki uluslararası koalisyonun Deyrizor’da rejim güçleri ve Hizbullah milislerini vurduğu görüntüler yayınlandı. Pentagon’un Suriye’de, YPG’lileri korumak için gerçekleştirdiği saldırıda, Rus yapımı tankların hedef alındığı ortaya çıktı. Rus basını ise saldırıda ‘Wagner’ olarak bilinen 40 Rus paralı askerin hayatını kaybettiğini iddia etti. (“ABD Vurdu! Rus Basını: ‘40 Rus Askeri Öldü’”, Hürriyet, 14 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/pentagon-yayinladi-abd-rus-askerleri-vurdu-40741298)

[137] “ABD’den Terör Örgütü YPG’ye Skandal Destek!”, Hürriyet, 8 Şubat 2018… http://www.hurriyet.com.tr/dunya/abdden-teror-orgutu-ypgye-skandal-destek-40734858

[138] Onur Erem, “Suriye’de Çözüm İçin Federasyon Gerekiyor”, Birgün, 17 Mart 2016, s.13.

[139] IŞİD’ın merkezi Rakka’nın ele geçirilişi sonrası kentteki stadyumda zafer konuşmasını yapan ABD destekli SDG sözcüsü Talal Silo 14 Kasım 2017 akşamı PYD bölgesinden Cerablus’a geçerek ÖSO güçlerine teslim oldu. ÖSO üzerinden bağlantı kurulan Silo’nun, Türkiye’den sığınma talep ettiği, can güvenliği için güvence istediği öğrenildi. (Fevzi Kızılkaya, “Kritik İsim Sığınma İstedi”, Hürriyet, 16 Kasım 2017, s.19.)

[140] Samir Amin, Kapitalizmden Uygarlığa- Sosyalist Perspektifin Yeniden İnşası, Çev: Yağmur Dönmez-Naim Atabağsoy, Yordam Kitap, 2017.

[141] “Benim zamanımda tarihe bakış konusundaki en verimli değişim sanırım ‘alttakilerin tarihi’ olgusunun ortaya çıkmasıdır. Yani, sıradan halkın da bir tarihi olduğu, belki de değişim veya devamlılık bakımından tarihsel süreçte sandığımızdan daha belirleyici bir rol oynadıkları anlayışı. Sanırım bu yeni vurgu, daha bilinçli bir demokratik toplumun ortaya çıkmasıyla ilgili. Tarih artık sadece krallar ve metresleri, başbakanlar, savaşlar, yasalar ve parlamentodaki tartışmalarla ilgilenmiyor.” (Christopher Hill, Marksizm ve Tarih, Hazırlayan: Aynur Toraman, Çevirenler: Aynur Toraman-Elifcan Karacan, Kor Kitap, 2017, s.119.)

[142] Ömer Ağın, “… ‘Yeni Kürt Aydını’ Atılacak Cesur Adımlarla Doğacak”, Özgürlükçü Demokrasi, 15 Kasım 2017, s.7.

[143] “Son iki yüz yılın geçerli statükocu ulus devlet anlayışı çerçevesinde örgütlenmiş olan küresel kurumlaşmaların, Kuzey Suriye Halklar Direnişi’nin ortaya çıkardığı bu yeni gerçek karşısında bir durum değerlendirmesi yapması gerekir. Çünkü uluslararası denen bu yapılar, aslında devletlerarası yapılardır ve devletleşmemiş ulusları, halkları muhatap konumda görmemektedirler. İç ve dış hukukları buna göre organize olmamış. Devletleşmemiş bir ulusun mücadelesi haklı da olsa, bu devletlerarası yapıların hukuku tanımıyor, resmi muhataplık oluşturmuyor. İşte XX yüzyıldan kalma en büyük statüko budur. Dünya halkları ve ulusları arasında yaşanan en büyük adaletsizlik bundan kaynaklıdır. Çağın Direnişi, dünyaya hâkim kılınmış bu geçerli statükoda büyük bir çatlak yaratmıştır.” (Newroz Arif, “Efrin Direnişi 20. Yüzyıl Statükoculuğunda Çatlak Yarattı”, Özgürlükçü Demokrasi, 10 Şubat 2018, s.2.)

[144] Sedat Ergin, “ABD Suriye’de Kürtlerle Ne Yapmak İstiyor?”, Hürriyet, 17 Ocak 2018, s.14.

[145] Oral Çalışlar, “Kürt Sorununda Yeni Sinyaller…”, Posta, 16 Mayıs 2017, s.18.

[146] ABD Başkanı Trump’ın 12 Aralık 2017’de Pentagon’un Suriye’deki ortaklarına gönderilmek üzere hazırladığı 393.3 milyon dolarlık silah listesini onayladı… Trump bütçeyi onaylayarak Pentagon’un 2018’de bu gruplara aralarında binlerce tanksavar, ısı güdümlü füze, roketatar ve doçkanın da bulunduğu sofistike silahları gönderme önerisini kabul etmiş oldu. Eğit-donat fonu kapsamında 2018 yılı için Irak’a 1 milyar 269 milyon dolar, Suriye’ye ise 500 milyon dolar ayrıldı. Pentagon’un Suriye stratejisi 2018 yılında SDG içindeki Arap unsurların artırılmasını öngörüyor. Bütçede şu ana kadar Suriye’de eğit-donat kapsamında desteklenen muhalif sayısı 25 bin olarak gösterildi. 2018 yılında ABD tarafından desteklenen savaşçı sayısının 5 bin kişilik bir artışla 30 bin kişiye çıkmasının planlandığı belirtildi. Listede 120 mm’lik havan topları da bulunuyor. (Cansu Çamlıbel, “Trump’tan O Listeye Onay”, Hürriyet, 23 Aralık 2017, s.25.)

[147] İlhan Uzgel, “ABD’nin Ortadoğu Stratejisinin İlk Aşaması”, 5 Mart 2018… https://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2018/03/05/abdnin-ortadogu-stratejisinin-ilk-asamasi/

[148] Sungur Savran, “Türkiye ile ABD, Esad ile PYD Birbirine Zeytin Dalı Uzatırken”, Gerçek, 24 Şubat 2018… http://gercekgazetesi.net/uluslararasi/turkiye-ile-abd-esad-ile-pyd-birbirine-zeytin-dali-uzatirken

[149] İsmet Konak, “Rus Basınında ‘Afrin İşgali’: Neyin Taktiği, Kimin Hatası?”, 27 Ocak 2018… http://sendika62.org/2018/01/rus-basininda-afrin-isgali-neyin-taktigi-kimin-hatasi-ismet-konak-470765/

[150] Cevriye Aydın, “Ölü İnsan Zeytin Ağacı Dikemez!”, Evrensel Ekmek ve Gül, No:95, 3 Şubat 2018, s.3.

[151] “İşçi Sınıfı ve Emekçiler Yayılmacı savaşları Reddetmeli, Halkların Kardeşliğini Savunmalıdır”, Kızıl Bayrak, No:2018/ 04, 26 Ocak 2018, s.2.

[152] Hüseyin Şimşek, “Anayasa Hukukçusu Doç. Dr. Murat Sevinç: Barışı Savunmak Neden ‘İhanet’ Olsun!”, Birgün, 24 Ocak 2018, s.7.

 

[153] Emrah Kolukısa, “Ataol Behramoğlu: Savaşın Yüceltilmesi İnsanlığa Karşı Suçtur”, Cumhuriyet, 2 Şubat 2018, s.15.

Hakkında Sibel ÖZBUDUN & Temel DEMİRER

Sibel ÖZBUDUN & Temel DEMİRER

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir