Cuma, Nisan 6, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » ASLANLAR İLE ÇAKALLARIN LEŞ KAVGASI

ASLANLAR İLE ÇAKALLARIN LEŞ KAVGASI

Sondan söyleyeceğimi baştan söylersem, Suriye’de yapılan bir nevi bu yazının başlığının kendisidir.

Fevzi Kartal / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Leşi Aslanlar birlikte yerken bazen birbirlerine “rı” laşıyorlar, çakallar bir parça et koparabilmek için saldırıyorlar. Aslanlar ABD ve onların koalisyon güçleri bir tarafta, Rusya bir tarafta. Çakallar da İran molakrasisi ve T. “C” vb gibileridir. Şimdi zorunluluktan kaynaklı onların işbirliğine bakmayın. Rusya ve Osmanlı 11 defa savaşmışlardır ve bu savaşın galibi Rus İmparatorluğu olmuştur. İran ha keza geçmişte Rusya ile savaşmıştır. Bizans’la Osmanlı’nın dost-düşmanlığı gibidir. Kimin eli kimin cebinde belli değildir gibi görünse de aslında hep bana kavgası bir sürgittir. Suriye’de sonunda aslanlardan biri galip gelecektir ya da leşten kim daha fazla koparabildiyse öyle kalacaktır. Dilerim Kuzey Suriye Halkları ve Suriye Halkları kazançlı çıkarlar.

Eski dünya da yeni dünya da olsa sadece söylemler ve araçlar değişti, eski tanrılar gitti yeni tanrılar geldi. Derebeydi, Şahtı, Sultandı, şimdilerde ise ulus devletlerin küresel sermayesi, yeni tanrılar. Sermayedarlar yeni tanrıların tanrısıdırlar, ulus devletler de tanrıdır çünkü tanrılar olmadan tanrıların tanrısı gemisini yüzdüremiyor. Mitolojik yapıtları okuduysanız göreceksiniz ki tanrıların tanrısı ile hareket eden tanrılar ve de bu tanrıların tanrısalları…

Tarih yeni araçlarla yeniden tekrarlanıyor. Güçlüler en gelişmiş silahları elinde bulunduranlar güçleri az olanı dizayn etmeye çalışıyor, öldürüyor, yok ediyor. Tarih gücü güçsüze yetenlerin tarihidir sanki. Köroğlu’nun dediği gibi “delikli demir icat oldu mertlik bozuldu, eğri kılıç kından paslanmalıdır”. Mertlikle olsaydı Kürtler kazanırdı. Tanrılardan derebeylere; halifelerden krallara; krallardan ulus devletlere mülk ve iktidar hırsı için, bölüşmek ve birlikte ekip biçip birlikte yemek isteyenlere karşı amansız bir saldırı ve ölümlerden ölüm beğen duruşu vardı ve de var olmaya devam ediyor. Mitolojik dönemde Zigurat MÖ 561-654 ve Olimpus’ta MÖ 8.yy’da oturan tanrılar insanları birbirine düşürüp öldürtüyorlardı. Hatta bazen seyretmek için eğlence olsun diye zevk için savaş çıkarıyorlardı. Şimdinin sermayedarları yani yeni tanrıların tanrısı ulus devlet tanrılarının yardımı ile savaş çıkarıyorlar başkalarının yerini yurdunu talan için…

Ateşi Zeus’tan alan Matheus tanrıların işine son veriyordu; amma velakin gel git zaman içerisinde başka tanrılar başka biçim ve kılıkta ortaya çıkıyorlardı, ki bunlarda derebeylerden, halifelerden, şahlardan, sultanlardan, günümüz sermaye sınıfından başkası değildi. Yine yeni tanrılar başka biçimlerde ortaya çıkıyordu. Öyle zalim padişahlar, öyle zalim devletin başına getirilen vardı ki bunlar da zalimin zalimi idi. “Devlet benim”den yetinmeyenler “ben devlet” diyordu ve de böyle kendisini görmeye devam edenler… Eğer yuttura bilse yeni tanrıyım noktasına kendisini koyacak.

Hitler ben devlet’ti, Musolini ben devlet’ti, Pol Pot ben devlet’ti. Mustafa Kemal devlet benim’di, Stalin devlet benim’di, Kenan evren dünyamızdaki bütün darbeciler devlet benim’di vb gibi.

Devlet benim ve ben devlet arasındaki fark, birincisinde az da olsa her zaman liderin iki dudağının arasından çıkanlar her zaman liderin istediği gibi yerine getirilmez… Ama ben devlette her şey liderin  iki dudağının arasındadır, “astığım astık kestiğim kestik”tir. “Ben ne dersem odur”.

İşte devlet benim’den ben devlet’e geçiş yapan RTE de ben devlet’tir. Dolayısı ile bu cumhuriyetin adı da T.“C”dir. Bu aşırı egoistliğin, aşırı narsistliğin, aşırı controlfreakslığın en son halidir daha öncede bir yazımda belirttiğim gibi kontrol edilemez ise bu hal daha kötü sonuçlara varacaktır… diye. Bu hal, zalimliğin, kendine tapındırmanın halidir. Zamanında kontrol edilmediği için, [zamanında “yetmez ama yine de (…)” denilmese idi], geldiği son noktada demokratik yollardan, seçimlerle gitmesi çok zordur, istisnalar hariç ama…

İktidar da kalmak için her yol ve yöntemi deneyecektir. “Dar bölge seçimi, sandıkları devlet memurları kontrol etsin, açık sayım (…) » şu, bu diyecektir. Asıl muhalifleri eften püften bahaneler ile mahpusa atıyor, atacaktır. Yetmez ama yine de diyenlerin de sayesinde gelişi kolay olan ben devlet’in gidişi hemen öyle hoşçakal olmayacaktır gibi görünüyor.

Köroğlu’na döner isek daha da gelişmiş sofistike silahları olanların dünyasında ulus devlet denilsin bu silahlara sahip olanlar daha da baskın çıkıyor ama sürdürülemez bir biçimde. Bu sürdürülemeyen hal her defasında yeniden ve yeniden ölümler üretiyor, savaşlar üretiyor ki her savaşın sonu da kitlesel ölümler…

İmparatorluklar döneminde birbirine düşman olan imparatorluklar Bizans ve Osmanlı imparatorluğunda olduğu gibi Şeyh Bedrettin hareketi gibi paylaşımcı bir çizgiye karşı birleşebiliyor. Şeyh Bedrettin hareketi (1420) Bizans’ın Osmanlı’ya yardım etmesinin sonucunda yenilmişti. Paris Komünü 1881 Prusya’nın Varseille hükümetine askeri yardımının sonucu ve diğer şehirlerin katılmaması sonucu yıkılmıştı.

Kuzey Suriye Halklar Dayanışması güçleri de ABD, Rusya vb devletlerin yardımları, bazen de susmalarının sonucu T. “C” eli ile ortadan kaldırılmak isteniyor. Hal böyle olunca yapılanlar tarihin yeni versiyonudur. Enternasyonalist destek tam değil, çok çok yetersiz ve lokal kalan bir konum, ki işte bu nedenlerle Afrin’de kazanılmayacak haklı bir direnişte bütün herkesin vebali olacaktır diye düşünüyorum.

Tarihten gelen adaletsizliğin önlenmesinin tek yolu mazlumların amasız, fakatsız file karşı karıncalar misali birleşmesidir…. Savaş karşıtı olduğunu söyleyen solun, demokratın, sosyal demokratın (kaldı ise eğer), çevrecinin, Kürdistani hareketlerin, Alevilerin, Komünistin, Anarşistin, Antikapitalistin, Antikapitalist Müslüman’ın vb ezilenlerin paylaşımcı, çoğulcu, doğrudan demokrasi cephesini kurmalarının zamanı çoktan geçiyor ama zararın neresinden dönülürse kardır misali böyle bir cephede bir araya gelmeleri gerekiyor. Ulus devlet temsili demokrasi savaş ve ölüm mekanizması cephesine verilecek en iyi bir cevap bu tip bir demokrasi cephesi olacaktır. Kendi içerisinde doğrudan demokrasi ve çoğulcu işleyişin karşılıklı rızalık gördüğü bir cephe cevap olacaktır diye düşünüyorum.   17 03 2018

 

Hakkında Fevzi KARTAL

Fevzi KARTAL

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir