Cumartesi, Nisan 7, 2018
Destpêk » CÎHAN » AVRUPA’DA BAĞIMSIZLIK İSTEYEN ÜLKELER VE BÖLGELER

AVRUPA’DA BAĞIMSIZLIK İSTEYEN ÜLKELER VE BÖLGELER

Son yıllarda Avrupa’da bağımsızlık isteyen ülkeler ve bölgeler çoğalıyor. Çoğalmakla kalmıyor, ayrıca sorun gündemden düşmüyor. Daha önce var olan ve dönem dönem gündeme gelen kimi Avrupa halklarının bağımsızlık mücadelesi gittikçe ivme kazanıyor. Bu günlerde, aylarda Avrupa basını ve kamuoyu bu meseleyi yoğun bir şekilde tartışıyor.

Hurşit Kaşıkkırmaz / Tüm yazılar için buraya tıklayın

21. yüzyılda Avrupa’da bağımsızlık mücadelesi mi olur diyerek soruna basit bir şekilde yaklaşmayın. Evet, kapitalizmin doğuş şafağı ile birlikte gündeme gelen ulus devletler, birden fazla ulus ve halkı kendi bünyesinde barındırdıkları için, klasik ve modern bir şekilde ulusal sorunlar ile yüzleşiyorlar. Ulusların doğmasına, gelişmesine ve bunlara paralel olarak ulus devletlerin kurulmasına analık eden kapitalizmdir. Ve dolayısıyla kapitalizm miadını doldurup tarih sahnesinden yok olmadan ulus devletler, ulusal sorunlar ve azınlık sorunları şu veya bu şekilde hep var olacaktır. Bu sorunlar (ulus devletler de dahil) her dönem ve süreçte kendisine has bir şekil, biçim alarak şekillenirlerken diğer yandan da sahip oldukları problemler ile birlikte tarih sahnesinde yerini alıyorlar.

 

Tahminen üç yüzyıllık kapitalist sistem ve modernite, ulus devlet, ulusal sorun ve azınlık sorunlarını çözemedi. Sistemin kendi karaktersel yapısından kaynaklı olan bu meseleler, o tarih sahnesinden silinmeyene kadar varlıklarını devam ettireceklerdir. Yetmiş yıl yaşayan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB), kırk, elli yıl sosyalist olan doğu Avrupa ve Balkanlar veya Çin gibi birden çok ulus ve azınlığı kendi bünyesinde barındıran zamanın sosyalist ülkeleri, kendi dönemlerinde bu sorunu en ileri düzeyde çözen, çözüme kavuşturan ülkeler olarak tarihe geçtiler. Fakat sorunun köklü çözümünü gerçekleştiremeden birer birer çöktüler. Bu çöküş ve sorunları çözememenin birden fazla nedenleri olmakla beraber özünde sorun onların da modernist olmaları idi. Bu nedenden dolayı sosyalist rejimler yıkıldıktan sonra birçok ülkede ulusal sorunlar fışkırmaya başladı ve kimi ülkelerde savaş nedeni olurken, kimi ülkelerde ise barışçıl çözümler gündeme geldi. İşin olumsuz yanı sosyalizmin bu ülkelerde modernizmi aşmaya ömrü yetmedi.

Kapitalizmin ilk doğuş yeri, beşiği ve kapitalist sistemin en demokratik, sosyal ve hukuk yönünden en ileri kara parçası olan Avrupa kıtasında, bu sorun hala köklü bir çözüme kavuşmuş değildir. Avrupa kıtasında ve özellikle Birleşik Krallık’ta (İngiltere’de) ilk kapitalist doğuşun yaşandığı ülke olmasına rağmen modern anlamda ulusal sorun varlığını devam ettiriyor. İngiltere ile birlikte diğer birçok ülkede benzer sorunlar varlığını koruyor. Avrupa’nın Avrupa Birliği (AB) gibi bir birliğe gitmesi, onun bu ve benzeri sorunları çözeceği, gidereceği anlamına gelmiyor. Çünkü sonuçta AB’de modernist bir oluşumdur.

1- Bilindiği gibi Birleşik Krallık: İngiltere, Kuzey İrlanda, Galler ve İskoçya’dan oluşuyor. Birleşik Krallık, AB’ye dahil olmak amacıyla yıllar öncesinden Birlik ile irtibata geçmiş ve üye olmak için çeşitli anlaşmalar yaparak 1973 yılında AB’ye üye olmuştur. Fakat, Haziran 2016 tarihinde ülkede yapılan bir referandum ile AB’de kalalım mı yoksa ayrılalım mı (Brexit) halkoylaması sonucu halkın çoğunluğu ayrılmadan yana oy kullanınca, ayrılma girişimine başlandı ve AB’nin genişleme durumu durağan bir evreye evrildi. Birleşik Krallık veya Britanya’nın AB’den ayrılma yönelimi, ülkede ve Avrupa’da önceden beri problemli olan ülkeleri ve bölgeleri harekete geçirdi. Daha önceleri bağlı oldukları birçok ülkeden ayrılarak bağımsız olmak isteyen bir çok sorunlu halk, şimdi daha çok özgüvenli bir şekilde bağımsızlık taleplerini yükseltiyorlar, dillendiriyorlar. Britanya’da, İskoçya, yıllar öncesinden bu yana Birleşik Krallıktan ayrılmak isteyerek bağımsız devlet olmak istiyor. Bu son süreç ile birlikte, son günlerde veya haftalarda İskoçya, bu konudaki istek, arzu ve talebini sıklaştırarak merkezi hükümete çağrıda bulunuyor. Çünkü Haziran 2016 tarihinde yapılan referandumda İskoçyalıların çoğunluğu AB’de kalma yönünde oy kullanmışlardı. Bu durumu dayanak yaparak bağımsız olmayı ve AB’de kalmayı hedefliyorlar. İskoçya daha önceleri bir kaç kez bağımsızlık referandumu yapmıştı. Şimdilerde ise yine referanduma gitmek için hazırlıklar yapılıyor. Keza referandumda Kuzey İrlanda’da halkın çoğunluğu AB’de kalma yönünde oy kullanmıştı. İskoçya’dan sonra Kuzey İrlanda ve Galler’in de aynı yolu izleyebileceği tahminleri yapılıyor. Birleşik Krallık ve İskoçya’nın bu durumu, Avrupa’da bu konuda problemli olan yaklaşık 5-6 ülkede kıvılcımı ateşleyen, tetikleyen bir durum olarak görülüyor.

2- İspanya, ülkede dört tane ulus bulunuyor. İspanyollar, Katalanlar, Basklar ve Galiçyalılar. Ayrıca İspanyolcanın Endülüs şivesini konuşan Endülüs halkı da bulunmaktadır. Bunların içerisinde Katalanlar ve Basklar yıllardır İspanya’dan ayrılarak bağımsız devlet olmak istiyorlar. Ve bu uğurda ki mücadeleleri devam ediyor. Her ulusun geniş otonom hakları olmasına rağmen, bağımsızlık referandumları ve yürüyüşleri aralıksız bir şekilde yapılıyor. Ama Avrupa’daki bütün kapitalist ülkelerde olduğu gibi ister federal, konfederal yapıya sahip, ister geniş veya kısıtlı otonom haklara sahip olan halkların ayrılmaları, birer bağımsız devlet olmaları, merkezi devlet otoritesinde ve merkezi anayasalara göre yasaktır. Onun için bu halklar merkezi otorite ve anayasaya karşı mücadele etmek zorundadırlar. Bir ulusun federal, konfederal ve otonomi yönetimlerinden halkoylaması sonucu ayrılması hakkı, sosyalist anayasalara özgüdür. Sosyalist anayasalarda Ulusların Kendi Kaderlerini Tayin Hakkı herhangi bir terslik olmadığı sürece açıkça savunulur.

3- İtalya’da otonom haklara sahip birer tane Fransız ve Alman azınlık bulunmaktadır. Avusturya sınırında Yüksek Adice olarak adlandırılan ve Almanca konuşan bu azınlık, birinci dünya savaşı sonrasında sınırların çizilmesi sürecinde Alplerin güneyine düştüğünden dolayı İtalya’ya bırakılıyor. O zamandan bu yana bu bölge halkı tekrar Avusturya’ya bağlanma mücadelesi veriyor. Diğer özerk bölge ise, Aosta Vadisi’dir Fransızca konuşuyor ve Fransa ile İsviçre sınırlarında bulunmaktadır. Bu bölgenin İtalya’dan ayrılma talebi yoktur. Diğer yandan İtalya sınırları içerisinde iki tane bağımsız devlet bulunmaktadır. Bunlar San Marino Cumhuriyeti ve Vatikan’dır. Yaklaşık son 20 yıldır Avrupa’da yükselen ırkçı, sağcı popülist hareketler de bir çok ülkede olumsuz gelişmelerin olmasına sebep teşkil ediyor. İtalya’da sağcı popülist parti ve hareketler ülkeyi ikiye bölme uğraşı içerisindedirler. Zengin kuzeyi, fakir güneyden ayırma yönelimi, kolay olmamakla birlikte yaşanıyor.

4- Katı üniter bir ulus devlet yapısına ve anlayışına sahip olan Fransa, Korsika ülkesinde hala yarı işgalci bir anlayışa sahip. Korsika bir ada ülkesidir. Ülkede yarı otonom veya yarı özerklik olarak tanımlanan bir yönetim şekli mevcuttur. Korsika’da Korsikalılar tarafından hem geniş haklara sahip bir otonomi ve hem de bağımsızlık mücadelesi veriliyor. Fransa’da yaklaşık on tane yerel azınlık ve dil olduğu belirtiliyor. Fakat bunların hiçbiri resmiyette azınlık olarak kabul görmüyor. Ama bu dillerin son yıllarda konuşulması ve yazılmasının serbest olduğu belirtiliyor.

5- Federal bir yönetim sistemine sahip olan Belçika’da ülkenin güneyinde Fransızca konuşan Valon bölgesi ile ülkenin kuzeyinde yer alan Flaman halkı arasında ciddi anlaşmazlıklar yaşanıyor. Ayrıca Almanca konuşan ve Valon bölgesi içerisinde yer alan bir azınlık da bulunuyor. Bu azınlığın bulunduğu bölgede Almanca resmi dil olarak kabul ediliyor. Diğer yandan Brüksel Başkent olarak da ayrı bir bölge ve statüye sahiptir. Flaman bölgesi Belçika’dan ayrılmak isteyerek bağımsız olmak istiyor.

Sonuç olarak

Çağımızda Avrupa’da yaşanan bu gelişmeleri değerlendirdiğimizde, bir tarafta Kuzey ve Doğu Kürdistan’da klasik, diğer tarafta Güney ve Rojava’da modern ulusal soruna sahip olan Kürtler ve Kürdistan’da bazı parçalarda bağımsızlık ve bazı parçalarda statü kazanma mücadelesi veriyor. Ayrıca dünyanın değişik ülke ve kıtalarında hem modern ve hem de klasik ulusal sorunlar bulunmaktadır. Gelişmiş ülkeler açısından, örneğin son yıllarda bazı ABD eyaletleri bağımsızlıktan bahsetmeye yöneldiler. Kanada’da Fransızca konuşan Quebec bölgesi yıllardır bağımsızlık mücadelesi veriyor.

200-300 yıllık bir geçmişi olan kapitalist sanayi uygarlığı, klasik ve modern ulusal sorunları köklü bir çözüme kavuştura bilmiş değildir. Kapitalist modernite, kapitalizm ile birlikte doğmuş ve gelişmiştir. Ama sistemin birçok sorunu gibi ulusal sorunu da tamamen çözememiştir. 1960’lı yıllardan bu yana kimileri tarafından gündeme getirilen post-modernizm de bu sorunları gidermede etkili olamamıştır. Ayrıca yaklaşık son 10-15 yıldır Abdullah Öcalan tarafından formüle edilmeye çalışılan demokratik modernite ise, Kürdistan’da PKK ve KCK’nin pratik ve teorik yönelimlerine baktığımızda, bu modernite örneğinin pek başarılı olamayacağı gerçeği görülmektedir. Çünkü bu her iki modernite örneği, esasta kapitalist modernite sonrası gündeme getirilen sistem içi devrim ve değişiklikleri kapsamaya çalışan yenilikleri içerdiği iddiasıdır. Ve yeniçağa uyarlamaya çalışılan modellerdir. Oysa ki bu modernite modellerinin yaşam bulup geçerli ve etkili olabilmeleri için siyaset ile birlikte sanatta, kültürde, edebiyatta, felsefede, mimaride vb eskiyi aşan ve eskiyle hesaplaşan bir durumun olması gerekiyor. 06.04.2017

Hakkında Hurşit KAŞIKKIRMAZ

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir