Pazar, Nisan 8, 2018
Destpêk » BAHÇELİ FİKRİNİ İKTİDARA TAŞIMAYA ÇALIŞIYOR / ABDÜRRAHİM GÜMÜŞTEKİN

BAHÇELİ FİKRİNİ İKTİDARA TAŞIMAYA ÇALIŞIYOR / ABDÜRRAHİM GÜMÜŞTEKİN

Önce sürecin kilit sorusunu soralım. Bu iki adam ne yapıyor?

Neden bu iki adam diye sorulabilir?

Zira iki adam birbirine öyle sıkı sarılmış ki hangisi diğerini rehin aldığı belli olmuyor. Sözde her birisinin kendisine göre bir atı vardı ama şimdi her ikisi de aynı karakterde birer ata binmiş aynı yolda ve aynı hedefe doğru atlarını yan yana koşturuyorlar. Galiba bu dalga, bu iki süvarinin aynı mevhumu paylaşmasının bir tezahürüdür.

Gerçi birinin forsu daha yüksek ama diğeri de burnundan kıl aldırmıyor ne de olsa kendini başbuğ sayıyor ya. Bunların keyifleri keka olabilir, ama değil mi ki kaç milletin, kaç milyon insanın yazgısı ve geleceğiyle oynuyorlar. Kürdistan’ı kan gölüne, Türkiye’yi de cehenneme çevirdiler. Üstelik har vurup harman da savuruyorlar. Ağır bir ekonomik kriz de kapıyı çaldı.

Hiçbir şey ama hiçbir şey bu iki adamın umurunda değil. On binlerce insan ölmüş, milyonlarca insanın evi başına yıkılmış, sokaklarda kalmış, kış şartlarında delik çadırlarda yarı aç yarı tok barınıyorlarmış, nişanlısı öldürülmüş sevgilinin bağrı yanıyormuş, oğlu öldürülmüş annenin kalbi yerinden sökülüyormuş, kardeşini toprağa gömmenin gök gürültüsüne dönen feryatlarıymış, yetim kalmış çocukların melül bakışlarıymış, hiçbir şey ama hiçbir şey umurlarında değil.

Kendi elleriyle yarattıkları Şırnak’a gözlerini yumup -mağdur ettiği Kürtleri öteleyip- “Halep’e insani yardım” diye feveran ediyorlar. Bir yandan savaşta ısrar ediyorlar, öte yandan çatışmalarda, patlamalarda ölenlerin cenaze merasimlerinde nutuk atıyorlar, hastanedeki yaralıların başında da poz verip şakalaşıyorlar. Zevahiri kurtarmaya çalışıyorlar. Herkesi kandırdıklarını sanıyorlar. Maksatlarını gizlediklerini zannediyorlar.

Şimdi bir anket yapılsa, Türkiye’de en yaygın sorulan soru nedir diye sorulsa galiba bu iki adam ne yapıyor sorusu olur. Zira başta yakın çevreleri ve yandaşları olmak üzere neredeyse herkesin onların yaptıklarını tuhaf bulduğu açıkça anlaşılıyor.

“Aza razı olmayan çoğu bulamaz” mı?       

Son yıllarda AK Partililer dahil toplum R.T. Erdoğan’ın ne yapmak istediğini pek anlamış değildir. Yok, arkasında kitle desteği var falan filan deniliyor ama kim ne derse desin kimse R.T. Erdoğan’ın yaptıklarına pek anlam veremiyor. Reisicumhurluk yetmiyor mu? Maksat nedir? Başkan olmak mı? Halife olmak mı? Bir Panosmanlı devleti kurmak mı? Veya faşist bir devlet kurmak mı? Ne yapmak istiyor R.T.E? Nereye koşuyor?

Ak Parti ve hükümeti buyruğu altına almakla ne yapabilir? Olmadı D. Bahçeli ile fiili bir koalisyon kurarak ne yapabilir? (Gerçi ne yapabildiği biraz ortada ama arabasının frensiz yol aldığı belli oluyor.) Veya CHP’yi kısır döngüye sıkıştırsa ne olur? (Bunu biraz başarmış görünüyor.) Veyahut HDP’nin faaliyetlerini sıfırlasa ne olur? (Bunu yapabilmesi pek mümkün değil.)

Velev ki muhalefeti bitirdi? İstediği korku cumhuriyetini de kurdu? Böylece muradına mı ermiş olacak? Hiç sanmıyorum. Çünkü koşacağı menzil önceden belli, varacağı yerde belli? Sonuç? “Aza razı olmayan çoğu bulamaz.” Hiç kimsenin yaptığı da yanında kar kalmaz…

Keza son bir yıldan beri başta MHP kadro, üye ve kitlesinin çoğu olmak üzere herkes D. Bahçeli’nin politikalarını tuhaf buluyor. MHP’de D. Bahçeli’ye çok ciddi bir muhalefet olduğu da göze çarpıyor.

R.T. Erdoğan’ın desteği olmasa D. Bahçeli’nin şimdi MHP’den dışlanmış olacağı kanaati de toplumda yaygın bir kanaat gibi geliyor.

Keza D. Bahçeli, R.T. Erdoğan’a destek vermezse onun da bu denli pervasız olamayacağı kanaati de toplumda ikinci yaygın kanaat gibi görünüyor.

Şu anda toplumda en yaygın sorulan soru: “bu iki adam ne yapıyor” sorusu olsa gerek.

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür.”               

Bu noktada bir şey hatırlatmak istiyorum. 12 Eylül askeri cuntası döneminde iki meşhur söz tarihe kara harflerle geçti.

Birinci söz: “Fikrimiz iktidardadır biz içerdeyiz.” Alpaslan Türkeş.

İkinci söz: “Asmayalım da besleyelim mi?”  Kenan Evren.

12 Eylül cuntası gerçekleşmeden evvel, Türkiye’de bir keşmekeşlik ve kargaşa vardı. O zaman da birtakım güçler iş başındaydı. Aslında o zaman da işin başında iki adam vardı ama pek belli etmiyorlardı. Ya da kimse bu olayın üstüne ne parmak basıyordu ne de oyunları bozabilecek başka bir güç (onlarca sol örgütün varlığına rağmen) vardı. Ve o çetrefilli dönemde de az insan katledilmedi. Malatya, Çorum, Maraş, Bahçelievler toplu katliamları vb. Abdi İpekçi, Kemal Türkler, Cevat Yurdakul cinayetleri vb. Bütün bu olayların neden yapıldığı ve arkasında kimin, hangi güçlerin olduğu bugün daha iyi biliniyor.

Cuntadan sonra Alpaslan Türkeş ve ülkücüler hapse atıldı. Ülkücü Alpaslan Pehlivan idam edildi. (O dönemde elli dört kişi idam edildi, içlerinde bir sağcı vardı.)

Alpaslan Türkeş aldatıldı-satıldı mı, yoksa oyun zaten öyle mi kurulmuştu ve dolayısıyla Türkeş de karşılığı vaat edilmiş bir fedakarlığa rıza mı göstermişti bilmiyoruz. Ama bildiğimiz bir şey var, devletin derin güçleri ile MHP 12 Eylül cuntasının ön koşullarını iş ve güç birliği içinde yarattılar. Solcular, bu oyunu engelleyeceğine istemeden-bilmeden alet oldular.

Gelelim bugüne ve yine kara harflerle tarihe geçen sözlere.

Bir yandan savaşı kural ve vicdan tanımaz boyutlara taşıyacaksın, Kürt şehirlerini hayalet şehirlere çevireceksin, on binlerce insanın ölümüne, bir o kadarının yaralanmasına, sakat kalmasına yol açacaksın, milyonlarca Kürdün evini başına yıkacaksın, onları sersefil sokaklara atacaksın, enkaz içinde çadırlarda yaşamaya mahkum edeceksin, bu kötülüğe karşı çıkan, “bu suça ortak olmak istemiyoruz” diyen Türk akademisyenleri, aydınları, gazetecileri, yazar-çizerleri, sanatçıları, memurları alıp hapse atacaksın, HDP milletvekillerini, belediye başkanlarını, il ve belediye encümenlerini, parti yönetici ve üyelerini toplayıp hapse atacaksın, kapasitelerinin çok üstünde dolan hapishanelerde siyasilere yer açmak için adli suçluları dışarı salacaksın, onların toplum içinde gezmelerine ve rahat suç işlemelerine yol açacaksın, Kürt illerindeki belediyelere kayyum atayacaksın, el koyacaksın, gazeteleri, televizyonları, dergileri kapatacaksın, kimisine kayyum atayacaksın, bankalara, holdinglere kayyum atayacaksın, yani el koyacaksın, anayasa ve yasaları çiğneyeceksin, yargı organlarını etkin altına alacaksın, hükümeti, devleti ve toplumu kanun hükmünde kararnamelerle yöneteceksin, olağanüstü hali kendi amaçlarını gerçekleştirmek için uzatacaksın, kısacası astığın astık, kestiğin kestik ama öte yandan da “bir de Recep Tayyip Erdoğan diktatördür diyorlar” diye de hayıflanacaksın. Buna ne denir?

Merak ediyorum doğrusu R.T.E, insanları aptal mı sanıyor, yoksa insanlara neyi dikte ediyorsa öyle düşünmelerini mi istiyor? Bir başka deyimle “siz düşünmeyin ben sizin yerinize de düşünürüm” demek mi istiyor?

Keza TBMM’de vekilleri olan bir parti (MHP) başkanı olacaksın, sözde anayasa ve yasaların savunucusu olacaksın öte yandan anayasayı ve yasaları çiğneyen Cumhurbaşkanı’nın suç işlediğini söylemeyeceksin, ama “fiili bir durum var, anayasayı ve yasaları bu fiili duruma göre yeniden düzenleyelim” diyeceksin… Buna ne denir? Gaflet ve delalet değil mi?

Merak ediyorum doğrusu D. Bahçeli, ne yapmak istiyor? Fikrini mi iktidara taşımaya çalışıyor?

Galiba öyle…

Ama bu yolun sonu ne olabilir?

Varsayalım fikrini iktidara taşıdı. Zira belli olmaz, bakarsınız başkanlık sistemine geçildi. Peki buradaki amacı nedir?

O zaman MHP olarak fikrimiz iktidar, biz de iktidarın ortağıyız mı diyecek? Bunu mu hayal ediyor acaba?  MHP kadrolarını ve yandaşlarını bu hayalle mi kandıracak? Veya iktidarı kimseyle paylaşmayı asla kabul etmeyecek bir R.T. Erdoğan’ın buna nasıl bir tepki göstereceğini iyi niyetle mi yorumlayacak? Veyahut bu konuda hiçbir beklentisi mi yok? Dolayısıyla yeter ki istediğimiz iktidar kurulsun, hayal ettiğimiz rejim gerçekleşsin yeter mi diye düşünüyor?

Böylece istediği rejimin bütün günah ve vebalini R.T. Erdoğan’a yükleyip işin içinden sıyrılabileceğini mi sanıyor?

MHP misyonunu AK Parti’nin sırtına yükleme kurnazlığıyla başat olacağını mı sanıyor?

Ama gerçek inatçıdır, bilinir.

Kirli iş ve ilişkilerin sonu temiz olmaz. Hele bunun faturası korkunç olur. Örneğin; AKP ile FETÖ örgütünün ortak iş ve ilişkileri… Her şey ayan beyan ortada? Gerçekler aşikardır. Hiç kimse mızrağı çuvala yerleştiremez.

Ayrıca zulmün sonu da yoktur. R.T.E, bugüne kadar yaptıklarının birkaç adım daha ötesine gidebilir, hepsi o kadar, zira menzili bu kadar olabilir, ama kimsenin yaptığı yanına kar kalmaz, yolun sonunun korkunç olacağını tarihi verilerden çıkarmak pekâlâ mümkündür.

Ne yazık ki hiçbir temennide de bulunamıyoruz.

Yine de şunu söylemeden geçemeyeceğim. Her zamandan daha çok bugün herkes, aklını başına devşirmek zorundadır. Zira artık süreç, her şeyin bir dengeye gelmiş olduğunun verilerini yansıtıyor.

[email protected]

 

Hakkında Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN

Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir