Salı, Temmuz 23, 2019
Destpêk » BATI DİPLOMASİSİ VE GERÇEK / ABDÜRRAHİM GÜMÜŞTEKİN

BATI DİPLOMASİSİ VE GERÇEK / ABDÜRRAHİM GÜMÜŞTEKİN

Batı diplomasisinin muhtevasını belirleyen şey, elbette batının dünya görüşüdür. Adalet, evrensel hukuk, uluslar arası hukuk ve devletler arası ilişki dünya görüşünden kopuk ele alınamaz, zira adalet ve hukuka bakış da sınıflara göre değişiyor. Keza milletlere ve devletlere göre de değişebiliyor, zira bunun temelinde de farklılıklar ve farklı çıkarlar var.

Batı diplomasisi, dönemin özelliğine göre nispi olarak değişebilir, ama temelde değişmesi çok başka bir şeye tekabül eder, zira böyle bir değişim, sınıfsal karaktere ve iktidar dürtüsüne dayanır. Sınıfsal egemenliği ve çıkarları yadsınan-yerle bir olan bir batıyı tahayyül etmek kimimize (şahsen bana) çok hoş gelebilir ama bu hayalin gerçek olması o kadar kolay değildir. (Bu uzun bir konu, geçiyorum.)

Batının bakışını eleştirmeden önce reel bir duruma değinmem gerekir. Kabaca tanımlarsam yerküre, dünden bugüne Arabizm ve Helenizm gibi denklemleri içeren bir düzlem olageldi. Helenizm’in batıyı, Arabizm’in de doğuyu kabaca da olsa simgelediğini ve bu denklemlerin nasıl bir ikilem olduğunu belirtmeme gerek var mı bilmem.

Batı, evvel zaman içinde nasıl ettiyse de bir biçimde doğuyu etkisi altına almayı becerdi. Doğu, yerel farklılığını sanki bir ihtiyaçmış gibi inatla koruya geldi, ama bu farklılık pozitif değil, negatiftir. Daha açık bir deyimle sözü edilen farklılık, ötekileştirilmişliğin bir ifadesidir. Doğudaki egemen sınıf ve odaklar bu durumu hiç önemsemedi, zira onlar açısından önemli olan şey başkadır. Açıkçası Krallar, Şahlar, Padişahlar, Şeyhler, Papazlar, Ayetullahlar, Ağalar, Aşiret reisleri, Kompradorlar, Tüccarlar, Pre-kapitalistler, Burjuvalar, asker veya sivil Bürokratlar vesaire egemenliklerini ve sınıf çıkarlarını korumaktan daha önemli bir şey görmezler. Emperyalist devletler, pragmatik nedenlerle buradaki gelenekselliği-geriliği ve gericiliği massederek bu odakların insanların tepesinde kalmasına yegane bir destek sunmaktadır.

Bu, tarihsel temeli olan bir konu ve birçok olgu ve faktörü içeriyor ama kısaca değineceğim. İnsani yaşamın ilk dönemlerinde insanların birbirine tutunarak kurdukları ortak yaşam, önce cinslerin birbirinin üstünde egemenlik-erk kurmasıyla normal amacından saptı. Ardından ortak yaratılan ürünlerin ihtiyaç fazlasının kavgayla paylaşılması, komün hayatını bozdu ve insani yaşamı tümden amacından ve rayından çıkardı. Ondan sonra parçalanmış insan kategorilerine ve gruplarına göre cinsler arası, sınıflar arası, kavimler-milletler arası, dinler arası, devletlerarası ve benzeri kavgalar ve savaşlar süreklilik kazanacaktı… Artık gerisini toplumlar tarihindeki izlerden anlamak mümkün.

Batı ile doğu arasındaki farklılık nedir, nedendir?

Helenizm, bir görüş açısı ve kültür olarak sınıfsal karakterden yalıtık değildi, ancak gelişmeciydi, sınıf çıkarlarını değişim ve gelişim mekaniğine uyarlayarak ilerlemeyi içeriyordu. Arabizm, egemen sınıf ve zümrelerin çıkarlarının uyarlandığı gelenekselliği içeriyor, değişim ve dönüşüme karşı ayak diriyordu. Kurulmuş egemenliğin ve saltanatın ürediği koşullarda türeyen kural ve kaidelere bağlı bir iktidar ve sınıf çıkarlarını savunma mekanizması olageldi.

Batı ile doğunun gelişmişlik bakımından aynı seviyede olmadığı açıktır ve fakat tarihte ticari ilişkilerden başlayarak kapitalizm döneminde hız kazanan paralel bir gelişmeden de söz edilebilir, zira ticari ilişkiler ve sermaye ihracı paralel bir gelişmeyi de koşullandırdı. Zira her ne kadar koşul ve olanaklar eşit olmasa da kapitalizm girdiği yerde kapitalist üretim araçları ve ilişkileri de kaçınılmaz olarak gelişti. Bu kapitalizmin “eşitsiz ve bileşik gelişme” yasasıyla ilgilidir.

Kapitalizmin eşitsiz ve bileşik gelişme yasası, kapitalizmin karakterinden kaynaklıdır. Kapitalizmin varlığında içkin olan bu yasa, iki yönlü işlev görür, eşitsiz gelişimi koşullandırmakla negatif bir işlev görür, bileşik gelişmeyi koşullandırdığı ölçüde de pozitif bir işlev görür, fakat yasanın pozitif işlevi, kapitalizmi pozitif kılacak ölçüde değil, zira kapitalizm niteliğini belirleyen bu yasa değil, artı-değer yasası ve onunla koşut yasalardır. Kapitalizmin bu yasası, sermayenin karakterine rağmen bir işlev yüklenmez, aksine kapitalin yapısına bağlı bir işlev görür.

Batı, kapitalizm döneminde tam anlamıyla yerküreyi egemenliğinin altına aldı. Birinci ve ikici dünya savaşlarıyla bu paylaşım ve egemenlik tamamlandı ve yerküremiz hala çok eskiden belirlenmiş yasa ve kurallara (ulusal ve uluslar arası hukuk ve çeşitli sözleşmelere) göre yönetilmektedir. Daha açık bir deyimle kapitalist-emperyalist sistem, yerküremizin yörüngesini, bunun yaşamsal koşullarını, yönetim yollarını ve araçlarını belirledi. Yalnızca gelişmiş veya gelişmekte veyahut az gelişmiş olan devletlerin değil, bütün kapitalist-emperyalist devletlerin aralarında rekabeti, çıkarları ve egemenlik sınırlarını belirlemesi, düzenlenmesi ve denetlenmesi, zorunlu bir mekaniğin daha üst düzeyde organize edilmesidir.

 Özcesi hikâye, kategorilere, sınıflara ayrılmış insanın çeşitli egemenlik ve iktidar biçimleri altında kendi içinde ve doğaya karşı verdiği kötü sınavın günümüze dek sürmesidir.

Oryantalizm ve Batı diplomasisi

Tarihin hafızasını yeterince meşgul eden olaylardan biri de oryantalizmdir.  Batının doğuya karşı üstünlük kurması, kuşkusuz tarihi bir olgudur, ancak bu üstünlük tarihi bir haklılık değildir, aksine haksızlıktır. Değişme, gelişme ve ilerleme insanın lehinedir ama buradaki hareket, özel amaca bağlandığında pozitif özelliğini yitirir ve insana karşı bir işlevle taçlanır. Bu anlamda batının değişim, gelişim ve ilerleme hattına girmiş olması, insan lehineydi, ancak buradaki yükselişin özel amaçlara bağlanması tersi bir fonksiyon doğurdu ve böylece doğu ötelendi, yerküre de kendi içinde iki eksene ayrılmış oldu. Bu iki eksen arasındaki farklılık, farklı dürtüleri de koşullandıracaktı.

Açıktır ki batı diplomasisinin içeriğini belirleyen öğelerden biri de oryantalizmdir. Oryantalizm, insanlığın belleğinde oluşmuş negatif bir motiftir.

Pragmatizm ve Batı diplomasisi

Oryantalizm ile pragmatizm arasında bir ilişki var. Bir anlamda oryantalizm, faydacı bakışın bir yansımasıdır, zira faydacı zihniyet olmasaydı insanların ötekileştirilmesi, baskı altına alınması ve sömürülmesi nedensiz ve dolayısıyla da anlamsız kalırdı. Yerkürenin batı ve doğu olarak iki yörüngeye ayrılması, pragmatik diplomasiyi de koşullandırdı.  Pragmatik felsefe, egemen olanın (batı dünyasının) çıkarlarını yadsımaz, aksine çıkar ilişkilerini egemen olanın lehine-yararına düzenlemeyi ön görür.

Kısacası çıkar dürtüsünün diğer bütün dürtülerin önüne geçmesi, insanı temelde sorunlu hale getirdi. Gerisi malum…

Fakat şu var, tarih, ne keyfi yapılır, ne de felaketlerden beslenir, ancak felaketleri kaydetmeden de nitelik kazanmaz.  Zira tarih, hafızasına dönmeden işini ve işlevini yerine getiremez.

Galiba gerçeğin inatçı olmasıyla tarih arasında bir ilişki var.  Zira gerçek, nihayetinde bir olaydır. Her olay, yalnız başına bir fenomen değildir, zira olayın muhtevasına göre durum değişebilir ve olay bilinmiyorsa açığa çıkması gerekir. Olayın üstünde sır perdesi varsa ve hadise ısrarla izole edilip saklanıyorsa nasıl açığa çıkacağı önemlidir. Asırlar ve hatta milenyumlar boyu saklı kalan sırlar nasıl ortaya çıkar?  İşte, tam da bu noktada tarih devreye girer ve hafızasını kurcalar. “Yaşlı köstebek” saklanmış sırrın etrafını boşaltır ve sır perdelerini dişleriyle yırtar, gerçeği açığa çıkartır. Tarihe kaydolmuş hiçbir olay silinmez ve ebediyen saklanamaz.

Tarihin insanın insan ve doğaüstünde kurduğu egemenliği henüz aşmadığına bakmayın, zira iktidar ve silah, tarihin sırtında kamburdur ama tarih, sırtındaki kamburu da kemirir.

Batı diplomasisi, iktidar ve sınıf çıkarlarına dayanan ve silahların gölgesinde yapılan diplomasidir.

Bu nedenle batı umut olamıyor, olamaz da, zira iktidar ve silah barbarlığı üretir.

Hele Angela Merkel gibi pragmatik diplomatlar,  Avrupa diplomasisinin aktörleriyken batı diplomasisi pragmatik olmakla kalmaz, kaçınılmaz olarak barbarlığın nedenlerini üretir. DAİŞ, gökten zembille inmediğine ve tamamen yerel gelenekselliğe bağlanamayacağına göre yerküreyi yöneten ve yönlendiren güçlerin uluslar arası politikalarıyla alakası ortaya çıkar.

Dünyayı yaşanılmaz hale getirenlerin kurtarıcı gibi algılanmaları da ayrı bir yanılsamadır, ne yazık.

[email protected]

Hakkında Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN

Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN

Bu habere de bakabilirsiniz.

AMED KENT KONSEYİ TOPLANTISI \ GÖZLEMLERİM

31 Mart Yerel Seçimlerinde Kayyum döneminin sona ermesiyle birlikte Kürdistan’ın birçok belediyesi yeniden sahiplerinin (HDP …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir