Pazartesi, Nisan 9, 2018
Destpêk » CHP’NİN İL BAŞKANI; SOSYALİZMDEN DÜZEN ÇUKURUNA… / HASAN OĞUZ

CHP’NİN İL BAŞKANI; SOSYALİZMDEN DÜZEN ÇUKURUNA… / HASAN OĞUZ

27 Aralık 2015 gecesi okudum. CHP İstanbul İl Başkanlığına Cemal Canpolat seçilmiş. Hayırlı uğurlu olsun desem doğru söylemiş olmam. Sonuçta layıkı olduğu yere oturdu. Söze başlarken, CHP’nin Alevi ve Sol güçleri, dolayısıyla tüm düzen muhaliflerini, sistemin kokukmuş çukurunda öğüten bir araç olduğunu ve bu aracın taşıma suyla dönen bir değirmene benzediğini söylemem lazım. 1990 yıllarında Sendikacılık yaptığım dönemde, gerek Dev-Sol, gerekse Dev-Yol geleneğinden gelenlerin (bunların bir kısmı örgütlü olsa dahi çoğu eski tittillerini kulanan sol tüccarlardı) birçoğu sözde CHP’yi devrimci yapmak için CHP ile işbirliği yapıyorlardı! Zira 1989’da SHP (CHP) Belediyelerde yerel iktidar olmuştu. Oysa bunların amacı bir yerlerde rant kapmak veya ranta ortak olmaktı. Birçoğu oldu da. 1994’te CHP’nin yok oluşunun temelinde böyle bir neden de vardır. Nitekim CHP’nin Belediyelerde bu başarısızlığı RTE’nin yolunu açmıştır ve bu asla tesadüf değilidir. Hatta bu dönemdeki kirli ilişkiler, politik ve ideolojik olarak Sol’u olumsuz etkilemiş ve zaman içinde çürüme daha da derinleşmiştir. Dikkat edin bu gelenekten gelenlerin önemli bir kısmı, bir türlü CHP’den neden kopamadıklarını da anlamış olmalısınız. Ancak bu ilişkilerde sadece adı geçen geleneksel yapıları ifade etmek doğru olmaz. Diğer sol yapılardan geride kalan tortular da aynı yolu izlemişlerdir. Cemal Canpolat, eski bir TDKP taraftarı olarak buna güzel bir örnektir.

Aşağıdaki yazı, 9 Kasım 2013’te facebookta yazdığım kısa bir anekdotu ifade eder. Ortaya çıkan bir rezalet üzerinden yazılmıştır. Ancak bu aynı şahıs, bugün İstanbul gibi bir metropolde il başkanı olmuştur. Kuşkusuz benzer tanımlamayı Necdet Saraç için de yapabiliriz. O da aday olmuş ama kazanamamıştır. Oysa bu şahısta eski bir ”komünisttir.” Komünistliğden çark edip Alevilikte ikbal arayan, onun yolunu da CHP’de gören bu zavallı politik tüccarlara söyleyecek çok şey var aslında. Bu ortalık soytarılarından ne CHP’ye, ne Alevi direnişine ne de Sol’a bir hayır gelmeyeceği açıktır. Kürtlere ise asla… Bunlar ikbal peşinde koşan dönemin adamlarıdır. Aşağıdaki bu anekdotu yeniden bu yazıda kullanmamın tek nedeni, neredeyse ülkenin yarısı olan bir ilde, İstanbul’da CHP’nin içler acısı durumunu bu belgeyle göstermektir. CHP, asla gerçek anlamıyla bir sosyal demokrat parti değildir. O sömürgeciliğin egemen olduğu Türkiye’de sınıfsal ve ulusal direnişi bastırmak isteyen bir itfiyacı görevindedir. Böyle partiye böyle başkanlar gerek herhalde. Böyle başa böyle tarak misali…
Yeniden o yazıyı okuyalım;

ALÇAKLIĞIN SINIRI VAR MIDIR?
Burada felsefi bir yazı yazmayacağım. Alçaklıktan bir örnek vereceğim sadece. Dün okumuş olmalısınız Birgün gazetesinde. TOKİ, İzzettin Doğan’a ait olan İstanbul’un Esenyurt bölgesindeki arsalarının bir kısmı için 196 konut ile 5 milyon TL. verdiğini açıkladı. Paralar ile konutlar İzzettin Doğan’ın oğlu Sedat Doğan ile Cemal Canpolat’a verildiğini açıkladılar. Bu arsalar Demirel tarafından Alevileri düzene devişirmenin karşılığı olarak İzzettin Doğan’a verilmişti. Yani hediye edilmişti. Araziler ise kamuya ait olan arazilerdi. Bunlar biliniyordu. Alevi halkını sistem içine çeken, darbecilerle faşist parti kuran, Gülen ile Cami Cemevi projeleri geliştiren bir halk düşmanı bir kişilik olarak tanıdık Doğan ve ailesini. Cemal Canpolat ise onun yeğenidir. Yetmişlerin sonlarında lokantalarda garsonluk yaptığı dönemde Oleyis sendikası içinde ilk örgütleyenlerden birisiydim. Zamanla partimiz TDKP çevresine kazandırdığım bir isimdi. Ne olduysa 12 Eylül sonrasında oldu. Kısa bir iki görüşme dışında Cemal’i görmedim. Ama o zaman zaman beni arıyor (o ara rahmetli yoldaşım Ömer Özsökmeni de aramıştı) ve CHP içinde aday olduğu belediye meclis seçimlerinde destek istiyordu. Söylediğim şuydu; yollarımız ayrılmış, sen başka bir yolu seçmişsin. Ben ise destek istediğin partinin karşısında bir komünist kimliğe sahibim. Bunu benden nasıl istersin. Hala bize, ben değişmedim, hala komünistim, ama CHP içinde güç olmak lazım vb. zırvalamalar da yapıyordu. Desteği alamayınca bir daha aramaz olmuştu. O günlerde sanırım mütahitlik firması kurmuş. Ve dayısı olan İzzettin Doğan’ın arazilerini pazarlıyormuş ya da binalar yapıyormuş. Sonra Cem TV’de birkaç kez izledim. Vakfın bütün kurumlarının başında olanlardan birisi olmuş. Adeta kusasım geldi. TDKP taraftarlığından gerici ve faşist bir güzergaha kaymış… Beni gördüğünde şunu söylerdi; ”abi sen bana öz kimliğimi gösterdin, sana ve Ömer abiye minnatarrım, ben hala devrimci yoldan yürüyorum, yürürken hep seni hatırlayorum…. vb…” şimdi ben bu adamı emekçilik yaptığı dönemde devrimci mücadeleye kazandırdığımdan dolayı utanıyorum artık… sınıf atlamak sadece başka bir sınıfa geçmekle kalmıyor, aynı zamanda o sınıfın halk düşmanı ve karşı devrimci bütün ideolojik ve kültürel yapılarını da alıyor. Demek ki zaman içinde alçaklığın sınırı derinleşen bir sürece doğru da evrimleşebiliyormuş… evet alçaklığın hiçbir sınırı yoktur…
9 Kasım 2013

Hakkında Hasan OĞUZ

Hasan OĞUZ

Bu habere de bakabilirsiniz.

YURTSEVERLİK VE YURTSEVER HAREKETİN AHLAKI – 1 / Orkun Yıldırım

Günümüzde Kürdistan sorununa baktığımızda tablo aynen şöyledir. Bulanık bir su içinde kimin ne olduğunu, yapılan …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir