Cuma, Nisan 6, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » EFRİN İŞGAL PLANI, OLASI GELİŞMELER VE ULUSAL İTTİFAK!/SİNAN ÇİFTYÜREK

EFRİN İŞGAL PLANI, OLASI GELİŞMELER VE ULUSAL İTTİFAK!/SİNAN ÇİFTYÜREK

Erdoğan Karaman’da “Afrin’i, Münbiç’i, Tel Abyad’ı, Rasulayn’ı, Kamışlı’yı teröristlerden temizleyeceğiz, Şemdinli’den Yayla Dağı’na kadar tüm sınırlarımızı teröristlerden temizleyeceğiz. Sınırlarımızın dibinde terör yuvaları kurulmasına izin vermeyeceğiz. Kararımız net” demişti! Dün Elazığ’da ise “Fırat Kalkanı Harekâtı ile terör koridorunu bıçakla keser gibi kesip attık. İdlib operasyonu ile bu koridorun batı kanadını çökertiyoruz. Afrin’de teröristler teslim olmazsa orayı başlarına yıkacağız. Münbiç’te bize verilen sözler yerine getirilmezse kendi göbeğimizi keseceğiz. Bir haftaya kalmaz ne yapacağımızı görecekler” diyerek operasyon tarihini verdi.

Ve Efrin’e ateş de başladı ama doğrudan işgal için Ankara hükümeti iki şeyi bekliyordu, Rusya’nın yanıtı ve MGK toplantısı! MGK toplantısı yapıldı ve “Türkiye’nin, sınırlarının hemen yanı başında bir terör koridoru oluşturulmasına ve bir terörist ordusu kurulmasına izin vermeyeceği, bu konuda gereken her türlü tedbirin alınacağı belirtilmiştir” denilerek beklenen tutum açıklandı. Rusya’nın hava sahasını açıp-açmama ise halen beklemede! Eğer hava harekatı yapamazsa Türk ordusu, ÖSO ve özel birlikleriyle Kürt halkına karşı gayri nizami bir savaşa girişecek! Bu da yılları alacak bir savaşa yol açabilir.

Demek ki Türk devleti sadece Efrini değil Qamışlo’dal Efrin’e tüm Rojava’yı işgal etmek istiyor. Çünkü Türk yetkililer bugüne kadar, “sınırlarımız içerisinde tek bir terörist kalıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diyorlardı dün Elazığ’da Erdoğan, Efrin’i hedef göstererek “Tek bir terörist kalmayıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz” diyerek sınırları dışında da Kürtlerin imhası politikasını açıklamış oldu!

 Ankara’yı/Erdoğan’ın hareketlendiren belli başlı faktörler

Ayrıntılı bakıldığında, Türkiye’nin Efrin operasyonunda şu belli başlı faktörler öne çıkıyor.

 a – İran ve Türkiye, “Ben Kürdistan’ı engellemezsem Kürdistan sınırlarımdan bana doğru akacak” diyor!

Türk rejimi son yıllarda zaten Kürt’le yatıyor Kürdistan ile kâbus görüp kalkıyordu ve Doğu-Batı-Güney’e bakıp kendini Kürdistan’la kuşatılmış görüyordu! Bu nedenle tıpkı Ayının 40 türküsünden 40’nın da armut ilgili olması benzeri son günlerde Türkiye’nin de 40 hikayesinin 40’ı da Kürt karşıtlığı üzerinde kurguluydu! Öyle ki son yıllarda yapılan MGK toplantı gündemleri  Kürdistan özelde Güney ve Batı Kürdistan yer aldı. Örneğin “Türkiye’nin kendi güvenliğini sağlamak maksadıyla hudut bölgesinde gereken her türlü tedbiri almaya devam edeceği bir kez daha vurgulanmıştır” beyanları MGK’ların rutin toplantı sonuçlarıydı.

Yine Erdoğan’ın son yıllardaki her konuşmasında “tek vatan, tek dil, tek bayrak” sloganını kitlelere tekrarlatması da Laz-Çerkes-Arap-Ermeniye değil, Kürde karşı geliştiriyordu. Niye? Çünkü vatan-bayrak-millet-dil için mücadele eden Kürtler.

Dolayısıyla nasıl ki İran “Kerkük’e girmezsem Kerkük merkezli Kürdistan bana doğru akacak” diyerek işgale girdiyse, Türkiye’de “Efrin’e girmezsem Rojava sınırlarımdan içeriye doğru akacak” diyorBu nedenle Türkiye, Rusya’nın göz yumması ile Efrin’i işgal etmek istiyor.

b – İdlip’te operasyon ortak ancak hesaplar farklı!

Ankara için diğer tetikleyici faktör; Suriye ordusunun İdlib operasyonu ve ABD’nin yeni ordu planıdır. Rusya-İran-Türkiye’nin İdlip harekâtında örtüşen ve farklılaşan hesapları vardı. Örtüşen hesap Kürtlerin Akdeniz koridorunu engellemekti. Fakat hesaplar, Suriye’nin İdlip’i, Türkiye’nin Efrini istemesiydi ve burada hesaplar farklılaştı. İdlip’te Suriye rejiminin Rusya desteğiyle operasyon yapmasında Türkiye rahatsız çünkü Halep-El Bap denklemi benzeri İdlip’te de destekliği Cihadist grupları çekme karşılığında Efrin’e saldırı izni Rusya’dan bekledi. Beklediğini alamayınca Rusya ile de ilişkiler gerilmeye başladı. Çünkü Türkiye’nin dün İdlip operasyonuna katılmasının ön plandaki hedefi üç yönden etrafını kuşattığı Efin’i, Güney’den de kuşatıp nefessiz bırakmaktı!

Ee Türkiye etkilediği Cihatçı örgütleri beklenen sürede ve çatışmasız İdlip’ten çıkaramayınca ya da Efrin işgaline izin verilmediği için çıkartmayınca, Suriye rejiminin Rusya desteğiyle İdilib’e yönelik operasyon başlatması, Türkiye ile Rusya ilişkileri gerdi ve telaş başladı.

Çünkü Rusya ve İran gördü ki Türkiye için İdlip bahane asıl niyet ve hedef Efrin idi. Çünkü Türkiye’nin inşa etmesi gereken 13 “Gözlem Noktaları”ndan sadece Efrin sınırında dört tane inşa etmesiyle bu iyicene belirginleşmişti.

c – Türkiye’nin diğer sıkıntısı, HTŞ’nin İdlib’teki silahlı cihatçıları Türkiye gelirse!

Türkiye, Suriye ordusunun İdlib’te En Nusra’nın bazı Selefi gruplarla kurduğu Heyet Tahrir el Şam’a (HTŞ) karşı ilerlemesine neden hiddetle itiraz edip alelacele Rusya ile İran büyükelçilerini Dışişleri bakanlığına çağırdı? Gayet açık ki Türkiye hem “siz benim teröristlerime karışmayın, bırakın ben kendi teröristlerimle birlikte Kürtlerin hakkında geleceğim” demek istiyor.  Hem de HTŞ bileşeni örgütler Suriye’nin saldırıları karşısında “Türkiye’nin kendilerini koruyacaklarını bekliyorlardı” halen de bekliyorlar. Dahası HTŞ, Türkiye desteği nedeniyle İdlip’e operasyon yapılmayacağını bekliyorlardı, olmayınca hesaplar değişti!

İdlip’te Rusya’nın desteğiyle operasyonu sürdüren Suriye ordusunun basıncı sonucu 20-30 arası değişen sayıda Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) cihatçılarının sıkışması Türkiye’yi kara kara düşündüren başka bir gelişme. Daha şimdiden bir kısmının Türkiye sınırına yığıldığı söyleniyor ki İdlip’in tamamıyla Suriye kontrolüne geçmesi demek bu on binleri bulan HTŞ cihatçı ne olacak? Bunların Türkiye dışında gidecekleri hiçbir alternatif yok! Türkiye bu tehlike karşısında “onlar Türkiye’ye geleceğine ben gideyim ve onların da desteğiyle orada onlara yeni alanlar açayım” düşünüyor.

d – Sınır güvenlik Ordusu (HES) kurulması!

Türk iktidar ve muhalefet parti yetkililerini esas hareketlendiren yarısı HSD askeri güçlerinden olmak üzere 30 bin kişilik “Sınır Güvenlik Güçleri” (HES) ordusunun kurulacak olmasıdır. Dünya âlem, özellikle de Türkiye halkları biliyor ve görüyor ki Batı Kürdistan özelde de Efrin halkı IŞİD dışında bugüne kadar kimseye saldırmadı. Şimdi kendi güvenliği için sınırlarını koruyacak bir ordu kurmak istiyor. Bunun kime ne zararı var? Kürtler kendi topraklarında kendilerini koruyacak askeri yapılanma oluşturuyor diye Türkiye’nin bunu işgal nedeni sayması kabul edilemez.

Suriye Geçici Hükümetinin, Özgür Suriye Ordusu’na (ÖSO) bağlı yaklaşık 30 alt grubun Milli Ordu adı altında birleşmesinin Türkiye desteği ile olmasıyla Erdoğan övünür. Yani kendisinin desteklediği gruplar ordulaşacak ama sıra Kürtlerin ordulaşmasına gelince “artık bıçak kemiğe dayanmıştır” deyip bunu savaş nedeni sayacak!

e – Efrin işgal edilirse ne Soçi ne de Astana kalır!

Ankara’da saldırganlığı tırmandıran diğer gelişme, Soçi’de gerçekleştirilecek olan Konferansa Kürdistan temsilcilerinin çağrılacak olmasıdır. 29 -30 Ocak tarihleri arasında Soçi’de düzenlenecek olan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne, Soçi’ye Rojava Kürtlerinin iki kanadının (ENKS ile TEV-DEM) birlikte çağrılması söz konusu. Türkiye Soçi’ye Kürtlerin özelde PYD’nin çağrılmasına hep karşı çıktı hatta “Soçi’de terör örgütleri olursa ben olmam” dedi, diyor. Fakat tam da bu süreçte Efrin/Batı Kürdistan işgal edilirse o zaman hem Astana ve Soçi diye bir şey kalmaz hem de yılları alacak ve birden fazla aktörü de içine çekecek yeni bir çatışmayı ateşleyebilir! Yani Türkiye kendisiyle birlikte bölgeyi de ateşe atıyor. Suriye’de siyasi çözüm için uğraşan Rusya bu durumu düşünmek zorunda!

f – Buna ABD’nin Türkiye’yi Ortadoğu masasında dışlayan tutumu da ekleyelim.

Türkiye’nin ABD ile yaşadığı gerilimin diğer boyotu, Trump’ın IŞİD ile mücadele özel temsilcisi olan Brett McGurk; “Türkiye’nin burnunun dibindeki İdlib’teki El Kaidecilerin 11 Eylül saldırılarından bu yana en büyük yuvası haline gelmiştir. Hatta El Kaide’nin başkanı Eymen el Zevahiri’nin yardımcılarından birisi de buraya gelip yerleşmiştir. ‘Bazı dostlarımız’ sınırdan teröristlerin Suriye’ye sızmasına göz yummaktadır. Zaten on binlerce silahın Suriye’ye gönderilip dağıtılması da olacak iş değildir. Bu konuyla ilgilenmemiz gerekiyor, bunu Türklerle konuşacağız” demesi Ankara’nın tüylerini diken diken etmeye yetmişti. (Fehim Taştekin)

Ayrıca ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Herbert Raymon McMaster’ında, “Türkiye ve Katar, radikal ideolojilerin yeni sponsorları” demesi Ortadoğu’da İran karşıtı Suudi Arabistan-Mısır-İsrail’in oluşturacağı diğerlerinin etrafında kümeleneceği eksenin dışına itmenin ilk işaretiydi ki bu konuda yeni gelişmeler var; dinleyelim:

“Ankara açısından daha vahim olan ise bu tartışmalar yapılırken Türk hükümetinin temsilcilerinin artık masada dahi olmaması. Bu hafta içinde ABD Dışişleri Bakanlığı’nda ‘küçük grup’ diye anılan formatta Suriye toplantıları yapıldı. Masadaki ülkeler ABD, İngiltere, Fransa, Ürdün ve Mısır’dı. Washington’daki toplantı aslında asıl 23 Ocak’ta Paris’te yapılacak olan dışişleri bakanları düzeyindeki Suriye konulu ‘küçük grup’ toplantısının hazırlığı. Edindiğim bilgiye göre Paris toplantısı ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’ın inisiyatifi. Paris’teki toplantıya katılacak ülkeler Fransa, İngiltere, Ürdün’ün yanı sıra Trump’ın Ortadoğu’daki iki gözbebeği Suudi Arabistan ve Mısır.” (Cansu Çamlıbel, “Tillerson’ın Suriye masasında Türkiye yok” yazısından)

Özetlediğimiz durumdan hareketle şunları söyleyebiliriz:

Bir; Demek ki, ABD ile Türkiye ittifakı hem Kürdistan meselesi hem daha fazlasıyla bölgede ki radikal İslam’a bakış üzerinden ciddi kırılmalara gebedir. Ortadoğu’da Şii-Sünni ekseninde dün Sünni eksenin başını çeken ya da rol verilen Türkiye bugün iki eksenin de dışında!

İki; Demek ki, Suriye’nin toprak birliği söz konusu değil. Son yedi yıldır Irak ve Suriye “toprak birliğini” koruyamaz dedim.

“Irak’ın (İran) Kerkük/Kürdistan işgalinin arka yüzü!” başlıklı yazımda;  “ABD, Suriye meselesinde belirsizlik devam ederken, Irak’ta nihai adıma yani bağımsız Kürdistan’a uzak durdu! Çünkü Güney Kürdistan’ın Irak’tan ayrılması, Suriye’nin parçalanması sürecini de tetikleyeceğini en iyi ABD biliyor” demiştim. Yani Suriye meselesi çözümlenmeden Güney Kürdistan’ın Irak’tan bağımsızlık ilanına ABD ve Batı sıcak bakmadı. Önce Batı Kürdistan’nın da silahlı federal sisteme kavuşması gerekir, sonra ki adım bağımsızlık! Yine daha önce yazmıştım; yakın ve orta vadede Rojava’da da federalizme geçiş ve sonraki hamle iki parçanın birliği! Ki şimdi Rojava’da, Güney Kürdistan benzeri bir federal konumuna gelme sürecini yaşıyor. O zamana kadar da gerek PKK gerekse PDK deki siyaset dokusunda değişimlerle yakınlaşmalarının gerçekleştirilmesi. Evet, bugün en çok PDK ile PKK yaşananlardan kendilerine siyasal sonuç ve hedefler çıkarmakla yüz yüzedirler.

Üç; Erdoğan, başta Kürdistan meselesi olmak üzere izlediği dış politika sonucu, bölgede düştüğü yalnızlaşmayı Kudüs üzerinden aşmak istedi ancak İslam ülkeleri nezdinde bile hedefine ulaşmadı ve Türkiye’yi, ABD-Rusya arasında nefessiz bıraktı!

Dört; Erdoğan keskin 2019 virajını geçebilmek için her şeyi göze alarak katı bir polisiye rejimi eşliğinde ekonomik, sosyal kimi adımlarla son dönemeç seçimlerine hazırlanıyor. Kısacası Erdoğan “bir haftaya kalmaz” dediği Efrin işgali dahil tüm kartlarını açıp ya herro ya da merro diyerek hareket ediyor. Ancak Efrin’de Türk devletinin askeri işgalde başarı şansı yok. Devlet olmanın askeri güç üstünlüğüne güvenip hareket etmesi yanıltıcı çünkü Efrin savunmasında salt militan savaşçılar değil orada yurtsever Kürt halkı, halkları yaşıyor. Özetle Türk devletinin Efrin’e girse bile çıkması kolay değil! Yani seçim için zaferden çok çöküş tehlikesini taşıyor!

Ayrıca mesele Kudüs olunca, “ey Trump nükleerin olsa ne yazar haklı olan kazanır. Kudüs’te güçlüyüm öyleyse haklıyım diyen yanılır. Güçlü olan değil haklı olan kazanır” demişti Erdoğan’dı! Şimdi tepeden tırnağa haklı olan Efrini işgal etmek için neden “güçlüyüz ansızın bir gece gelebiliriz” deyip F-16lar-ATAKlar-tanklarıyla sınır ötesinde de Kürde pazu gösteriyor?

Beş; Ankara’nın Efrin işgaline karşı alınacak tutum, Türk sosyalistlerin-demokratlarını-ilericilerin enternasyonalizm ve halkların kardeşliği söyleminin test alanı olacak! Demokrat kimliğiyle tanınan aydınların “Türkiye ulus devlet olarak Efrin operasyonunu yapmak zorunda” demesi ibret verici bir şovenizmdir!

Altı; Türk devletinin Efrin/Batı Kürdistan işgali, Rusya ve ABD için de müttefikliğin test alanı olacak. Efrin’de bulunan Rusya, Türkiye’nin hava saldırılarına izin verecek mi? Ve Suriye sahasında IŞİD ile mücadele de karasal müttefiki Kürtlere haksız-hukuksuz saldırı da ABD ne yapacak? Göreceğiz!

Yedi; Önemlisi dün Güney Kürdistan/Irak bugün Rojava/Suriye’de IŞİD ile savaşın seküler karasal savaş gücü olarak Kürt savaşçıları Batı başkentleri alkışladı. Şimdi dün Kerkük/Güney Kürdistan işgalinde olduğu gibi bugün de Efrin/Rojava işgal tehdidi altındayken, alkışlayanlar ne yapacak? Göreceğiz!

Sekiz; Özgür Suriye Ordusu kimin ordusu? ÖSO’yu Esad rejiminin muhalifi Geçici Suriye Hükümeti’nin Ordusu olarak biliniyordu ama şimdi görüyoruz ki ÖSO diğer bir muhalif ve ezilen halk olarak Kürtlere karşı Türk devletinin bir ön karakol gücüymüş! İşte Suriye muhalefetinin hali!

Dokuz; Umarız Türkiye, Erin’i işgale yönelmez! Böyle bir askeri harekât iki taraf için ağır sonuçlara yol açar! Ayrıca Türkiye bilsin ki böyle bir işgal Güney ile Rojava Kürdistan’ın birliği ile paralel sömürgecilerin korkulu rüyası olan bağımsız Kürdistan sürecini de hızlandırabilir. Yani Kürtler de ya herro ya merro diyebilirler! Bahçeli “sınır devlet demektir, egemenlik alanlarının çizildiği yer demektir bunlar sınır çiziyorlar” diyor ya doğru okuyor. Kürtler Güney’de de Rojava’da da sınır çizdi çiziyor! Bunun gizli saklısı da yok! Türk rejimi tam da Esad rejiminin “Vatansever Kürt’ten hain Kürt”e evrildiğine güvenip “aa ne güzel kıskaca alma zamanı” diyorsa yanılır çünkü böyle bir durum hem olmaz hem de Güney-Batı Kürdistanı yakınlaştırabilir. Bilinsin!

Sonuç olarak; Türk devleti, özelde Erdoğan hükümeti, “Efrin işgalinde iç siyasal sorunların ve erken seçim hesaplarının basıncıyla ısrarlı görünüyor ama işgal çözüm değil çözümsüzlüğü derinleştirir! Sadece Batı Kürdistan’da değil Kuzey’de çözümsüzlüğü ağırlaştıracak. Çözüm Türkiye’nin Rojava halkının iradesini tanımasıdır! Çözüm bugün Batı Kürdistan’da Güney Kürdistan benzeri federal bir sistemin kurulmasıdır.

Kürtler ne yapacak? Daha öncede yazdım; tıpkı Kobanê, tıpkı 25 Eylül bağımsızlık referandumu gibi parçalar-partiler bir siyasal tutumla “İŞGALE HAYIR” demeleri ve ulusal ittifak yolunda adım atmaları lazım. Öyle ya şimdi değil ne zaman!

Hakkında Sinan ÇİFTYÜREK

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir