Cuma, Nisan 6, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » “EFRİN NE Kİ, BİRKAÇ SAATTE ALIRIZ”, HESABI ÇARŞIYA UYMAYINCA!

“EFRİN NE Kİ, BİRKAÇ SAATTE ALIRIZ”, HESABI ÇARŞIYA UYMAYINCA!

17.01.2018 tarihli “Efrin işgal planı, olası gelişmeler ve ulusal ittifak!” başlıklı yazıyı yazarken, AKP hükümeti işgalin askeri-diplomatik hazırlıklarını sürdürüyordu. Nihayet aylar süren hazırlıklar sonucu 20 Ocak’ta işgal harekâtı başlatıldı dolayısıyla yeni gelişmeler var.

Sinan Çiftyürek / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

I – Türkiye 20 Ocak’tan beri; ordusu-hükümeti-muhalefeti-basını ile mehter marşları eşliğinde savaş alarmında! Bilmeyen de “yedi düvele karşı” savaş yürütülüyor zanneder. Hayır, hayır herhangi bir devletle savaş filan yok bir örgüte karşı savaş yürütüyor! Üstelik tamamı 3900 km kareden oluşan küçücük bir kent olan Efrin’de! Ekleyelim, Efrin kentini savunanların, başka alanlardan silah vb. destek alma kanalları da başta ABD tarafından kesilmişken, NATO ikinci büyük ordusu TSK yedeğine ÖSO’yu da alıp dört taraftan kuşattığı bu küçük kente saldırıyor. Aydınlar işgale tepkili, Dünya devletleri ise seyirci!

Buna rağmen Efrin’de evdeki hesap çarşıya uymayınca, AKP hükümeti günlerce “Ordumuz yağmur-çamur yüzünden ilerleyemedi” propagandasına sarıldı. Harekâttan önce “Efrin dediğin ne ki ordumuz birkaç saatte kuşatıp alır” deniliyordu ama 12. günde ancak küçük Girê Qestelê (Burseya tepesi) ile birkaç köye girebildiler!

Türk ordusunun işgal harekâtında evdeki hesabın çarşıya uymayacağı belliydi ama AKP hükümeti iç siyasal sorunların artan basıncı ve seçim yatırımı hesabı ile “ya herro ya merro” diyerek işgal harekâtını başlattı! Daha ilk günden işler sarpa sarınca yani yarın seçim meydanlarında “Efrin fatihi Erdoğan” sloganları attırmak isteyenlerin bundan mahrum kalacakları az-çok görüldükçe; Türk iktidar yetkilileri, artan telaş ve panikle içeride Efrin işgaline dönük her eleştirel tutum ve demokratik tepki veren muhalife öfke kusmaya başladılar ki bunun son örneği TTB yöneticilerinin gözaltına alınmasıdır.

Türkiye cephesinde bunlar olurken, Suriye ve Ortadoğu üzerinde büyük planları olan küresel emperyalist güçler olarak ABD ve Rusya yer yer aralarındaki söz düellolusu eşliğinde ama gayet sakin, olanları-olayları izleyip yönlendiriyorlar! Sanki Efrin işgali dahil her şey bu iki emperyalist devletin istediği gibi gelişiyor! İlginç değil mi?

II – Kürt halkına uzatılan “zeytin dalı” değil, F-16 ve tanklarla yapılan bir saldırı!

Türk devletinin ÖSO çeteleri ile birlikte giriştiği Efrin/Batı Kürdistan işgali, iddia edildiği gibi “terörle mücadele operasyonu” olarak değerlendirilemez. Yapılan devletin sınırları dışındaki bir coğrafyayı işgal etme harekâtıdır ki Dünya da böyle görüyor! Efrin’de halkımıza uzatılan da “zeytin dalı” falan değil savaş uçaklarının bombardımanı ve tanklar eşliğinde gerçekleştirilen işgal olup hedef sadece Efrin’de değil bütün Batı Kürdistan! Çünkü Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Uygun zaman ve uygun konjonktür oluşturulduktan sonra Fırat’ın doğusu gündeme alınacak” diyerek Rojava’nın tümünü hedef gösterdi.

Türk hükümet yetkilileri sıkça; “ilk olarak Efrin etrafında 20-30 kilometre derinliğinde alanın kontrol altına alınması”; ikinci safha da “Efrin kent merkezinin teröristlerden temizlenmesi”; Üçüncü aşamada “hedefte Membiç var” açıklamasında bulunuyorlar! Eğer buraya kadar ilerleyebilirse o zaman asıl hedef Rojava’nın tümüyle işgalidir. Zaten bu amaçla Türkiye, Efrin’den Qamışlo’ya kadar olan sınır boyunca “30 km derinlikte güvenli” bölge istiyor ki bu Batı Kürdistan’ın tümünü işgal etmekle eşdeğerdir! Zira sınır boyunca 30 km derinlikte “Güvenlikli bölge”, Haseke hariç Qamışlo’dan Kobanê-Efrin’e uzanan Rojava’nın tüm kentlerini kapsar! Açıktır ki Türkiye, Batı Kürdistan’ı istiyor!

Türkiye’nin Efrin’i hedef almasında birden fazla amaç var: Kürt siyasal statüsüne son vermek; Rojava Kürdistan’ın coğrafik birliğini engellemek; sıkça tekrarlanan “Akdeniz’e açılacak Kürdistan koridorunun” önünü kesmek;  ÖSO çetelerine ve Rus destekli Suriye operasyonu ile İdlip’te sıkışan Heyet Tahrir el Şam çetelerine ve de Türkiye’deki mültecilerin bir kısmına yerleşim alanı açmak! Bu demektir ki Efrin işgaliyle kenti Kürtlerden arındırarak Araplaştırmak yani demografik yapısını köklü değiştirerek Suriye rejiminin yıllar önce “Arap Kemeri” ile başaramadığını şimdi Türkiye yapmak istiyor. Kısacası Türk devleti güvenliğini, içeride ve sınır ötesinde Kürtlerin yokluğu üzerinden kurmak gibi çok tehlikeli bir plan içerisinde!

III – İşgale tepkileri dört boyutta ele almak gerekir;

Bir; Dünya kamuoyu ve  halkların vicdanı aydınlardan Efrin’e destek var! Dünya devletleri Efrin işgaline sessiz hatta saçma sapan gerekçelerle peş peşe “Türkiye’nin güvenlik kaygılarını anlıyoruz” vb. derken Noam Chomsky ve David Harvey’in de aralarında olduğu dünya aydın ve düşünürleri ile Türkiyeli 170 aydından Efrin halkına destek var!

ABD’li dilbilim profesörü ve düşünür Chomsky ve Marksist düşünür Harvey dahil 13 akademisyen, insan hakları savunucusu ve sanatçı, Türkiye’nin “Afrin operasyonuna” karşı şu çağrıyı yaptılar:

“Afrin’e olası bir operasyonun barışçıl ve demokratik olarak yönetilen bir bölgeye ve nüfusa karşı ‘bariz bir saldırganlık eylemi’ olarak tanımlandığı açıklamada, Türkiye’nin Rusya, İran ve Suriye’nin onayı olmaksızın saldırıyı gerçekleştiremeyeceği, binlerce Kürdün IŞİD’le mücadelede yaşamını yitirdiğinin” hatırlatıldığı çağrıda, “ABD ve uluslararası toplumun şimdi Kürt halkının arkasında durmak için ahlaki bir yükümlülüğü var. ABD’li yetkilileri ve uluslararası toplumu, Afrin’in istikrarını ve güvenliğini garanti altına almaya ve Suriye sınırları ve Suriye sınırı boyunca Türkiye’nin saldırılarını önlemeye çağırıyoruz” denildi.

Efrin işgaline karşı demokratik bir tepki de Türkiyeli aydın ve sanatçılardan geldi. 170 ismin imzasının bulunduğu aydınlar “savaşı durdurun” çağrısıyla AKP’li vekillere bir mektup yazdılar. Mektupta; “Türkiye’ye bir tehditte bulunmayan, Suriye toprağı olan Afrin’e silahlı müdahalenin bölgemize ve ülkemize barış ve güvenlik değil daha büyük sorunlar, yıkım ve acı getireceğini, Kürt yurttaşlarımızı da yürekten yaralayacağını biliyoruz” deyip devamla “halklarımızın ve tarihin önünde siz yetki sahiplerini uyarıyor ve savaşı derhal durdurmaya ve sorunu diyalogla çözmeye davet ediyoruz” deniliyor.

İki; Rusya’nın başını çektiği Doğu eksenindeki devletlerin tutumu ana hatlarıyla zaten belliydi, bölgesel hegemonya hesapları dışında Rusya ve İran’dan… işgale karşı sözü edilir bir tepki beklenilmiyordu, öyle de gelişiyor. İran’dan Efrin’e ilişkin gelen tepkiler, Kürt halkının kazanımlarına sahiplenme değil bölgesel hegemonyada “Türkiye’den geri kalırım” hesabı ile sınırlı! Açıkçası İran, tarihsel arka planı olan bölgesel Şii-Sünni hegemonya hesaplarından hareketle Türkiye’nin işgaline tepki gösteriyor. İran, “Türkiye yarın Menbiç’e de yönelirse oradan çıkmaz ve bu kez Türkiye engeli nedeniyle Şii Hilali hattı darbe alır” kaygısıyla “Afrin operasyonunun bir an önce sona ermesini umuyoruz” diye tepki veriyor.

Burada asıl soru şudur; Rusya, Türkiye’nin Efrin harekâtının önünü neden açtı? Bu sorunun yanıtı özetle: a – Dün Halep-El Bap denkleminin benzerinin İdlip-Efrin üzerinde işletip Suriye rejiminin İdlib’i ele geçirmesi için Türkiye ile işbirliği zorunluluğu! b –Kürtlerin somutta PYD’nin Fırat’ın doğusunda “fazlasıyla ABD ile ortaklaşmasına” duyulan tepki. Öyle ki Lavrov, “ABD, Suriye’deki farklı dinamikleri ya kavrayamıyor ya da kasıtlı olarak durumu kışkırtıcı adımlar atıyor, Suriye’yi parçalamak istiyor” diyecekti. c – Türkiye, ABD üzerinden NATO ile de gerilimliyken bunu lehine değerlendirme hesabı. d – Türkiye silah pazarının, emperyalist Rusya’ya açılması ve nükleer santral ile enerji ihracatının oluşturduğu büyük ekonomik çıkarlar rol oynadı. Bunların toplamında Rusya, Suriye hava sahasını açtı ama yine de Türkiye’ye “elinizi çabuk tutun” yani erken bitirin diyor ama ne zaman “dur” der belirsiz!

Kısacası, 16 Ekim’de Kerkük ve diğer Kürdistan kentlerini İran’ın fiili desteğiyle işgal eden Irak harekâtında, ABD’nin üstlendiği uğursuz rol ne idiyse, Rusya benzer bir uğursuz rolü Türkiye’nin Efrin işgalinde üstlendi. Tıpkı ABD’nin önce nalına sonra mıhına yani önce Kerkük işgaline yol vermesi sonra Kürdistan’da daha fazla mevzi kaybına karşı çıkması gibi bir rolü, Efrin’de Ruslar üstlenecek gibi. Rus Dışişleri Sözcüsü Zaharova’nın bugün “harekâtta yüzlerce sivilin öldüğünü” söylemesi işgale ilk tepki olarak okunabilinir!

Üç; ABD ise ilk günden Efrin alanım değil” derken Menbiç ve Fırat’ın Doğusuna ilişkin ise Türkiye’nin “İncirlik’i kapatırım” kartını açmasına rağmen, 20 Ocak öncesi pozisyonundan geri adım atmadı. Denilebilir ki Efrin, Rusya için sınav alanıyken, ABD için ise Menbiç ve Fırat’ın Doğusu sınav alanı olacak! ABD-Türkiye arasında Rojava sınırında “güvenli bölge” tartışmasında ise temelde iki sorun var; bir, esas muhatap olan Rojava halkı ve siyasi iradesi “ne diyor” soran yok zira onlara rağmen onların topraklarında güvenlikli bölge oluşamaz! İki, ABD ile Türkiye’nin güvenlik bölge tarifleri “Körlerin fil tarifi” gibi faklı!

Dört; AB, NATO üyesi kimi kurum ve devletler Efrin işgalini desteklemeseler de “Türkiye güvenlik kaygılarını anlıyoruz, kendini savunma hakkı var” demeleri saçma! Yıllarca IŞİD karşıtı savaşta Kürdistan savaşçılarını alkışlayanlar şimdi işgal karşıtı daha açık tutum almaları beklenirdi. Özellikle Hollanda Dışişleri bakanı Zijlstra’nın, BM’nin meşru müdafaa hakkını düzenlediği 51. maddesine atıfla, “Türkiye’ye karşı açıkça saldırılar oldu. Türkiye’nin kendini savunması için yeterli işaretler var. YPG masum değil. Hollanda hükümeti YPG’yi hiçbir zaman desteklemedi” demesi gerçekten anlaşılır değil. Bugüne kadar Efrin-Kobanê-Qamışlo’dan Türkiye’ye yapılmış bir “terör saldırısı” söz konusu olmadığını bildikleri halde Hollanda’nın Efrin işgalini, “güvenlik tedbirleri alma” ya da “teröre karşı mücadele etme” gibi göstermesi saçma!

Fransa Dışişleri Bakanlığı ise önce Türkiye’nin “BM sözleşmesinin 51’inci maddesine dayandırdığı Zeytin Dalı Harekâtı” hakkında BM’yi acil toplantıya çağırdı ama Türkiye’nin basıncı ekonomik çıkarlarla birleşince çark etti derken Cumhurbaşkanı Macron’un olumlu çıkışı geldi. Macron Efrin Harekâtını eleştirerek “bir işgale dönüşmemeli” diye Türkiye’yi uyardı ve “harekâtın işgale dönüşmesi bizim için gerçek bir sorun olur” demeyi de ekledi.

AB adına Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikasından sorumlu temsilci F. Mogherini, “Çok endişeliyim. Bir tarafta insani durum var. İnsani yardımların ulaşacağını ve sivil halkın sahadaki askeri faaliyetlerden etkilenmemesini garanti altına almalıyız. Strateji bakımından askeri faaliyetlerin IŞİD’e odaklandığından emin olmalıyız” gibi cılız da olsa tepki vermesi olumlu.

Beş; Suriye, Efrin’e yönelik başlatılan “Zeytin Dalı Operasyonu” ile ilgili başta kendilerine bilgi verildiğini yalanlayarak “Türkiye’nin Suriye topraklarındaki bu saldırgan tavrını kınıyoruz” dedi. Sonra Türkiye işgalini BM’ye taşıyacağını açıkladı. Ve önemlisi Türkiye Efrin’i Güney’den de kuşatıp tümüyle lojistik destekten yoksun bırakarak boğmak isterken, Suriye’nin diğer Kantonlardan Efrin’e destek koridorunu açtığı haberleri geldi.

Altı; İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve üyelerinden Katar gibi bir iki tanesi hariç Türkiye’nin Efrin harekâtına açıktan destek veren yok ama işgale karşı açık bir tutum da almış değiller! Yani Kerkük gibi Efrin işgalinde de İslam ülkelerinin derin sessizliği sürüyor! Trump’ın Kudüs açıklaması üzerine Türkiye çağrısıyla toplanıp tutum alan İİT kurum olarak da Efrin işgaline sessiz! Tekrar sormak lazım; Filistinliler ezilen ve Müslüman bir halk, peki ya Kürtler! Filistin’e destek Kürdistan’a köstek tavrı neden?

Yedi; Kürdistan halkları, tıpkı Kobanê, tıpkı 25 Eylül bağımsızlık referandumunda nasıl ki parti ve parçalar üstü bir tutumla dört parça ve diasporada ayağa kalktıysa yine aynı yurtsever kimlikle Efrin işgaline de karşı çıkıyorlar. Önce PDK-İ, sonra Rojava’da ENKS işgale hayır dedi. Derken Güney Kürdistanlı siyasi partiler Hewlêr’de toplanarak ortak karşı tutum aldılar. Dün toplanan Güney Kürdistan Parlamentosu ise hem işgali kınadı hem de BM ve uluslararası topluma “Efrin’e yönelik saldırının durdurulması” çağrısını yaptı. Ayrıca “Rojava ile sınır kapısının yardım için açılması ve Kürdistan halkına işgali kitlesel eylemlerle protesto” çağrısı yaptı! Ve de önemlisi Kürdistan Ulusal Kongre çağrısını yaptı. Kuzey Kürdistan’da, OHAL nedeniyle sokaklarda işgale karşı kitlesel eylemler gelişmiyor ancak tüm Kürdistani partiler gerek ayrı gerekse ortak karşı tutum aldılar!

IV – Efrin işgalinin olası sonuçları şimdiden uç vermeye başladı!

“Efrin işgal planı, olası gelişmeler ve ulusal ittifak!” başlıklı yazımın sonunda “Özetlediğimiz durumdan hareketle şunları söyleyebiliriz” başlığı altında dokuz madde halinde olası sonuçları yazmıştım, onları tekrarlamayacağım, isteyen okuyucu tekrar söz konusu yazıya bakabilir.  Yeni olarak şunları ekleyeyim:

1 – Asya, özelde de Afganistan-Mısır-Ukrayna üçgeninde ki coğrafya tüm jeopolitik unsurlarıyla hareketli dolaylısıyla Asya’da özelde belirttiğim üçgende sınırları sarsacak geçişli bir hareketlilik yaşanıyor/yaşanacak! Efrin savaşı bunu hareketlendirecek gibi!

2 – Sömürgeci rejimler; Kürdistanlı parti-hareket-rûsipî ve halkımıza göstere göstere yani tam bir güç gösterisi eşliğinde dün KERKÜK’ü bugün EFRİN’i işgal ettiler yarın hangi kentimiz yeniden işgal edecekleri belirsiz! Sömürgeciler aralarındaki sorunlara rağmen, Kürtlerin kazanımlarını yok etmek için kentlerini yeniden işgalde birleşirken, Kürt siyasetinin de bağımsızlık yolunda kazanımlarını korumak için birleşmesi lazım!

3 – “Efrin işgal harekâtı, Rojava ile Güney Kürdistan’daki ulusal demokratik yapılarımızın birlik yolunda yakınlaşmalarını hızlandıracak demiştik” ki gelişmeler bu yönde. Bunun ilk hamlesi Güney partilerinden sonra da Parlamentosu’ndan gelmeye başladı. Türkiye’nin Efrin işgali ve ardından tüm Rojava’yı hedeflemesi iki parçanın birliğini hızlandıracak.

4 – Savaş kararını AKP hükümeti aldı fakat savaşın ağır bedelini canıyla malıyla yoksul halklar ödüyor! Çoktandır akaryakıt zamları günlük tekrarlanıyor ama artık bununla da yetinmeyen Hükümet savaş bütçesini karşılamak için, Avrasya Tüneline %26.5 oranında zam yaptı ve ilaçlara da %20 zam yapılacağını duyurdu! Yani zam yağmuruna hazır olun!

5 – Bu kez Putin “yanıltabilir” Erdoğan’ı ! FETO yapılanması hakkında “yanılmışız”, referandum hakkında da Barzani için “yanılmışız”, “PYD ve YPG konusunda Obama bizleri aldatmıştır”, Esad, Merkel için de benzer şeyler söylemişti. Erdoğan, dikkat etmeli bu kez Putin, Efrin-İdlip denkleminde kendisini aldatmasın! 01.02.2018

[email protected]

 

Hakkında Sinan ÇİFTYÜREK

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir