Perşembe, Haziran 20, 2019
Destpêk » ENTELEKTÜEL ETKİNLİK VE İNSAN KAYNAKLARI / ABDÜRRAHİM GÜMÜŞTEKİN

ENTELEKTÜEL ETKİNLİK VE İNSAN KAYNAKLARI / ABDÜRRAHİM GÜMÜŞTEKİN

Entelektüel veya aydın…

Kimi yerde entelektüel ile aydın ayrı algılanıyor…

Bana kalırsa kimin hangi kavrama ne mana yüklediğinden daha ziyade söz konusu kavramın dayandığı nesne veya olgu ile ona ilişkin ileri sürülen sav karşılaştırılarak doğru bir sonuca varılabilir.. Zira entelektüel veya aydın soyut terimlerdir, bu terimlere izafe edilen manalar, bilimsel bilgiye dayanmıyorsa oluşmuş imgesel ve betimsel algı da izafi kalır, ancak kavramın yansıdığı nesne veya olguya ilişkin bilimsel bilgiye dayanan tez isabetli-doğru olabilir.

Kısacası entelektüel ve aydını keskin çizgilerle birbirinden ayrıştırmak bana pek doğru gelmiyor.

Aydın derken, aklıma Noel Baba gelmiyor, elinde mum taşıyan bir insan geliyor. Bu mumla yapılan faaliyetle karanlığı aydınlatmadan ve hatta insanların kafalarının içini ve yollarını aydınlatamadan daha çok karanlıkta yere düşen boncuğu arama misali gerçeği-doğruyu arama ve bulma amaçlanmalıdır. Zira siz, insana dışarıdan bilinç enjekte edemezsiniz, ancak ona gerçeği gösterirseniz onun algısını harekete geçirirsiniz ve böylece o da, kendi beyinsel verilerine ve dolayısıyla algı gücüne dayalı bir bilinçlenme sürecine girer.

Ayrıca doğruya ilişkin bilgiyi kısarsanız veya çarpıtırsanız algı operasyonu yaparsınız. Aydın, algı operasyonuna karşı doğruyu-gerçeği söylemekle mükelleftir. Zira entelektüel veya aydın, entelektüel vicdana ve ahlaka sahiptir.

Entelektüel çalışma ve etkinlik, aydının görevidir, ancak entelektüel etkinlik, derinlik, düzey ve standartlar, birilerin ne keyfine, ne de iyi niyetine göre oluşur. Yaşadığınız çevrenin içerdiği koşulların ve özel ortamınızın size sunduğu veriler, sizin entelektüel hayatınızın temelini ve dayanaklarını oluşturur.

Entelektüel etkinlik ve toplumsal hayat 

            Toplumun zihinsel ve kültürel gelişimi ve duygusal dokusu, yalnızca maddi ve tarihsel koşullarla açıklanamaz, aynı zaman da entelektüel etkinlikle ilgilidir, zira tarih yalnızca maddi kaynaklarla değil, keyfi değil, zorunlu, bilimsel bilgi ve bilinçli kitlelerle yapılır ancak. Entelektüel etkinlik olmaksızın kitlelerin kendi yazgılarını belirleyecek denli bilinçlenmesi ve yetenekli hale gelmesi çok güçtür. Keza toplum olarak naif bir toplumsal yaşama sahip olması da o denli güçtür.

Toplumsal hayat ve insan kaynakları  

            Bir toplumun kalitesi ve mutluluğu, yalnızca o toplumun ekonomik durumuyla ilgili değil, aynı zamanda o toplumun entelektüel etkinliğiyle de ilgilidir. Entelektüel etkinlik, derinlik, düzey ve standartlar da devletin eğitim müfredatlarından daha ziyade aydın ve sanatçı-fikir ve kültür adam-ların kalitesi ve onların göstereceği etkinlikle ilgilidir. Zira insan kaynakları zayıf bir toplumun kültürel, zihinsel-düşünsel ve siyasal gelişimi güdük kalır ve bundan ötürü yaşam standartları oluşmaz, ekonomik zenginliğe-kaynaklara rağmen bu böyledir. Zira toplumun muhatap olduğu devlet-bütün üst yapı kurumları, toplumu zapturapt altına alabilir ve her bakımdan negatif bir yörüngeye sokabilir. Diktacı rejimlerin başındaki diktatörlerin, örneğin tarihte veya şu anda Ortadoğu’daki birçok rejimin egemenliği altındaki toplumu nasıl bir kısır döngüye soktuğu dikkate alınırsa, izah etmeye çalıştığım sav daha iyi anlaşılır.

(Yeri gelmişken söyleyeyim, fazla uzağa gitmeye gerek yok, söz gelimi, R.T.Erdoğan’ın buyruğunda kalan bir toplumda entelektüel çalışma ve etkinlikler ne kadar mümkün? Devletin Kürtlere uyguladığı şiddet ve yaptığı katliamlara karşı “biz bu suça ortak olmak istemiyoruz” diye ortak bir beyanda bulunan 1128 akademisyenin maruz kaldığı muamele ve üniversite diplomasi bile şaibeli olduğu söylentileri konu olan bir cumhurbaşkanın onlara “cahiller” demesi dikkate alındığında durumun vahameti yeterince anlaşılır.)

İnsan kaynaklarını etkileyen şeyler                                                                                     

Yabancılaşma, insan kaynaklarına bulaşan bir virüstür.

Yabancılaşma yalnızca ekonomik görüngülerle açıklanamaz, zira zihinsel, kültürel ve psikolojik etmenler de yabancılaşma sürecinin oluşmasında rol oynayabiliyor. Bir başka deyimle toplum hayatının karmaşık ortamında var olan negatif faktörler yabancılaşmanın nedenlerini ve koşullarını oluşturabilir. Neden ne olursa olsun, kendinden yabancılaşan bir insanın belirsiz yaşamı ve yaşamındaki zikzakları topluma da sirayet eder ve toplumsal yaşamı negatif yönden etkiler.

Yalnızca birey değil, Miletler de kendinden yabancılaşabilir. Nasıl mı? “Bir Milet, kendi tarihini yapamadığı için değil, başkaları tarihini yaptığı için kendinden yabancılaşır”  der J.P. Sartre. Rus tarihçi V.F. Minorsky’de, Osmanlı ve İran devletlerin baskısı altında kalan Kürtlerin kişilik parçalanmasına zorlandığını söyler. Milet, bir toplum olduğuna göre toplumunda kendinden yabancılaştığını söyleyebiliriz. Yalnızca devleti olmayan Miletler değil, devleti olan Miletler de kendinden yabancılaşabilir, zira şu veya bu güç tarafında baskı altında tutulan ve yazgısı başkaları tarafından belirlenen her birey ve her Milet ve her toplum, kaçınılmaz olarak yabancılaşmanın kısır döngüsüne girer. Kendinden yabancılaşmış bir topluluk-toplum ortamı da insan kaynakları açısından tam bir mayınlı tarladır.

Yabancılaşma veya kişilik parçalanması psikolojik sorunlar da yaratır, ancak psikolojik bir hastalık olarak nitelenemez diye düşünüyorum ama bunun ayrı bir konu olduğunu ve bilim adamlarının doğrudan alanına girdiğini belirterek geçiyorum.

Dogmatizm, insan kaynaklarını negatif etkileyen bir faktördür. 

İnsanın ekonomik ve toplumsal-sosyal koşulları onun zihinsel ve mantıksal yapılanmasının temelini, zihinsel ve mantıksal yapılanması da karakter yapılanmasının düzlemini oluşturur. Zihni dogmalar gölgesinde kalmış bir insanın düşünsel ve mantıksal bünyesi dar ve gergin kalır. Dolayısıyla bireyin insanlaşma süreci ve kişilik yapılanması aksar ve böylece insan kalitesi zayıf kalır.

Fanatizm, insan kaynaklarını dinamitler. 

İnsan kaynakları açısından fanatizm, şiddet, ırkçılık, şovenizm gibi etmenler aynı işlevi görür. Keza kin, nefret, intikam gibi duygular da insan bünyesini olumsuz yönden etkiler.

Teknoloji, teknik ve ekonomik gelişkinlik gibi faktörler, insan kaynaklarını olumlu yönden etkileyebilir, zira insanın bilgisini ve yeteneklerini geliştirmeye yarar, ancak toplumsal, zihinsel-düşünsel, kültürel pozitif faktörlerle paralel bir işlev görürse insan kaynaklarına yararlı olabilir.

Türkiye ve Kürdistan’da insan kaynaklarının tartışılması uzun bir konudur, bu yazının kapsamını zorlar, ancak şu kadarını söylemeden geçemeyeceğim. Mevcut devlet ve hükümet, insan kaynaklarını pervasızca kırmakta ve toplumun geleceğine ilişkin tarihi bir zorlama içindedir. Özellikle Gezi Parkı gösterilerine karşı orantısız güç kullanılması, muhalif kesimlerin katı bir baskı altına alınması, bir bütün olarak toplumun zapturapt altında tutulması ve Kürtlere karşı uygulanan devlet terörü ve katliamlar, yalnızca Türklerin, Kürtlerin ve diğer milletlerin bugününü yıkmıyor, geleceğini de tehlikeye atıyor.

Şubat 2016/MUŞ

[email protected]

 

 

 

 

Hakkında Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN

Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN

Bu habere de bakabilirsiniz.

SİVEREK ZİYARETİNDEN İZLENİMLERİM

Bugün HDP heyetinin Siverek’e gerçekleştirdiği ziyarete; biz de KKP Heyeti olarak eşlik ettik. Siverek katliamında …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir