Cumartesi, Nisan 7, 2018
Destpêk » CIWAN » FUTBOL TAKIMLARI, SİYASİ PARTİLER VE DESPOTİZM

FUTBOL TAKIMLARI, SİYASİ PARTİLER VE DESPOTİZM

Türkçede bir halk deyimi var. Denir ki “takım tutar gibi parti tutuyorsun”. Bu deyim boşuna söylenmiyor. Her halk deyimi gibi, bu deyim de bir gerçekliği işaret ediyor ki ondan dolayı kullanılıyor.

Hurşit Kaşıkkırmaz / Tüm yazıları için buraya tıklayın

Halk deyimleri ve atasözleri tarihin derinliklerinden süzülerek gün ışığı ile buluşur ve gerçeği yansıtan olumlu veya olumsuz durumları yerinde ve bir kaç kelime ile gizemli, öz ve net bir şekilde tarif ederler. Halk deyimleri ve atasözleri, öyle üzerinde işin uzmanlarının çalıştığı, bilimsel bir tahlil ve tespit gerektiren uzmanlık bir alan değildir. Hani derler ya “zurnanın zırt dediği yer veya an” işte o yer, an ve durumlarda halktan birilerinin o anda ki duruma tepki veya onaylama amaçlı yaptığı bir tespittir de denile bilir. Daha sonraları bu yerinde ve duruma göre yapılan tespitler dilden dile dolaşarak benzer şekillerde ki durumlar için yaygın bir şekilde kullanılır.

Futbol takımları ve siyasi partiler birbirlerinden çok farklı organizasyonlardır. Biri sportif bir aktivite diğeri ise siyasi bir oluşumdur. Sonuçta ikisi de birer örgüt ve örgütlenmeyi gerektiren yapılardır. Bu halk deyimi siyasi ve siyasete ilgi duyan kesimler için kullanılıyor. Oysaki spora ilgi duyan ve ona önem veren kesimler için ise tersi geçerlidir. Yani burada önemli olan neyin ne için kullanıldığıdır. Bu tür durumlarda asıl belirleyici olan, bu tür deyimleri üreten halkın sahip olduğu siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik vb seviye ve koşullardır. Bana göre eğer halk, böylesi bir deyimi halk deyimi haline getirmiş ise, siyasette ve siyasi partilere bakışta bir şeylerin normal olmadığına işaret etmek isteği ve gerekliliğinden kaynaklanmaktadır. O nedenden dolayı iyidir. Bu anlayış ve deyiş iyi olmakla kalmayıp yaygınlaşması ve kitleleri ciddi bir şekilde sarması ve etkilemesi gerekiyor.

Her halk kendi siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik vb koşullarına göre şekillenir. Ve kendi koşullarına ve seviyesine göre teorik ve pratik aktivite de bulunur. Yazımızın içeriği gereği genel ve Kürt ve Türk toplumlarını içeren bir kaç belirgin örnek vererek, yukarıda ki deyimin bu toplumlar için ne ifade ettiğini açıklamaya çalışacağız.

Evet, Kürt ve Türk toplumlarının büyük çoğunluğu yukarıda ki deyimde olduğu gibi “takım tutar gibi parti tutuyorlar”. Öyle bir gerçekliğimiz var ki sormayan, sorgulamayan, okumayan, araştırmayan, yanlışa yanlış, doğruya doğru diyebilecek kapasiteye ve alışkanlığa sahip olmayan bir toplumsal gerçeklik ile karşı karşıyayız. Bu durum yalnız sol için değil, aynı zamanda sağ toplumsal kitle de aynı durumdadır. Böylesi bir toplumsal yapıdan olumlu ve çağa uygun yönelimler beklemek imkânsızdır.

Kuşkusuz sağ ve sol eğilimlere sahip kitleler ve genel olarak toplumsal yapının bu durumda olması egemen sistemden bağımsız düşünülemez. Egemen sistem, bilinçli olarak kitleleri düşünmeyen, sormayan, sorgulamayan, her şeye biat eden bir duruma sokarak adeta insan değil de nesne haline sokarak kendi varlığını devam ettirme çabası içerisindedir. Yani demem o ki, egemen sistemin genel olarak toplum için dayattığı bu olumsuzlukların bir başka şekli sağ ve sol siyasi partilerde yaşanıyor. Toplumda ki bu sormayan, sorgulamayan, doğruya doğru, yanlışa yanlış demeyen anlayış ve alışkanlık, genel manada sol partilere de sirayet etmiş bir durumdadır. Partilerde ve hareketlerde sorma, sorgulama, eleştiri, özeleştiri ve hele egemen görüş ve tarafa eleştirel yaklaşma imkânsız hale gelmiş bir durumdadır. “Sorma – sorgulama, eleştiri – özeleştiri geliştirir” genel bilimsel tespiti gelinen aşamada solda uygulanmıyor, sağda uygulanmıyor ve dolayısıyla toplumda hiç uygulanmıyor.

1- Önce genel bir kaç örnek verelim. Yakın tarihte 70 yıllık sosyalist sistemde bazı konularda gelişmeler sosyalizme ve Marksist-Leninist teoriye ters bir gelişim seyri izledi. Yani sosyalizmde, toplum bilimine aykırı bir takım yönelimler yaşandığı için sistem tıkandı. Sistemin bu tıkanıklığını “yönetici, bürokrat kesim haletsin, biz halkız bu sorunu çözmek bizi aşar, bize ne” demedi sosyalist ülkelerin halkları. Halklar devreye girdi kan, katliam, revan ve zorlu mücadeleler ile kurdukları sistemi kendileri yıktılar. Orada ki halkların siyasal, sosyal, kültürel, ekonomik vb koşulları ve seviyeleri farklı idi dene bilir. Ama anlaşılıyor ki soran, sorgulayan, eleştiren, duyarlı bir halk gerçekliği var, var idi.

2- Kapitalizmin beşiği ve kapitalist sistemin önemli bir parçası olan Avrupa gerçekliği ortada. Avrupa’da sık sık seçimler ve referandumlar yapılır. Burada aşırı sağ ve solun kıtaya hakim olmasının koşulları hala mevcut değil. Ama genel olarak solun ve sağın ayrı ayrı sundukları seçim ve referandum programları dikkate alınarak seçmen oy kullanır ve karar verir. Çoğu zaman önemli oranda ki sağ seçmen solun program ve hedeflerini doğru bulur ve sola oy verir. Bazı seçim ve referandumlarda ise sol seçmenin önemli bir kısmı sağ partilerin programlarına ve hedefledikleri projelere oy verirler. Yani kitlelerin çoğunluğu kendileri için uygun gördükleri program ve projelere göre sandığa giderek oy kullanıyorlar. Avrupa’da durum farklıdır. Avrupa ile Türkiye ve Kürdistan’ı kıyaslamayın diyebilirsiniz. Ama sonuçta burada yaşanan gerçeklik de budur.

3- Diğer vereceğim bir örnek ise Latin Amerika’dır. Latin Amerika, siyasal, sosyal ve ekonomik olarak Türkiye’den çok farklı değildir. Farklı olan en belirgin yanı din ve kültürdür. Ama orada halklar durmadan mücadele ederek yolsuzluğa, rüşvete bulaşmış, diktatör ve diktatör eğilimli yönetim biçimlerini devirerek iktidardan uzaklaştırıyor. Yani bu konuda Türkiye ve Kürdistan halkları ile kıyaslanmayacak bir geleneğe sahipler.

Şimdiki Türkiye ve Kürdistan gerçekliğine baktığımızda, bu güne kadar hiç bir halk hareketi alttan bir dalga ile üstü zorlayarak devrim ve değişiklik yaratmamıştır. Çok zorlu ve çetin mücadeleler verilmiştir ama halkın dipten gelen basıncı sonucunda rejimler değişmemiş, yenilenmemiştir. Daha çok evrimsel olarak çağın ve sistemin çıkarları için tepeden bazı reformların yapıldığı görülüyor. Öyle ki Türkiye ve Kürdistan’da ve dünyanın doğu bölgesinde, kökleri Osmanlıdan öncesine dayanan doğu despotizmi hep hakim hale gelmiştir. Öncesi bir tarafa 623 yıl süren Osmanlı imparatorluğundan bu yana konuyu ele aldığımızda bu coğrafyada despotluk hala etkisini sürdürmektedir. Toplumda demokrasi, demokratik anlayış, hoşgörü, farklılıklara tahammül, muhalefete tahammül vb gelişmemiştir. Bu despotik anlayışın etkileri günümüzde bile belirgin bir şekilde kendisini hissettirmektedir.

Türk milliyetçi, şoven ve sağ kesimlerin övündükleri Osmanlı’da, muhalifler ve muhalefete uygulanan keyfi kırım ve katliamlar bir yana, padişahlık tahtı için yani ona çıkma yarışında tahta aday olanlar (aynı sülaleden ve kökenden olan erkekler sırasıyla padişah oluyorlardı) tahtı başkasına kaptırmamak için, kendi küçük büyük erkek çocuklarını, kardeşlerini, babalarını, amcalarını, amca çocuklarını vb öldürüyorlardı, imha ediyorlardı. Ve öyle ki saraylarda adeta padişah soyunun kendi arasında kırım ve katliam yaşandığı belirtiliyor. Onlarca hatta yüzlerce insanın bu neden ve çekişmeden dolayı öldürüldüğü tarihe geçmiştir. 36 Osmanlı padişahının 27’si çeşitli hastalıklar sonucu vefat ederken, 1’i savaş meydanında ölmüş, 4’ü öldürülmüş, 1’i zehirle intihar etmiş, 1’i zehirlenmiştir. 2 padişahın ecelleriyle mi öldüğü, yoksa öldürüldükleri ihtimali hala tartışmalıdır. Toplam 217 Sadrazam (Başbakan) görev yapmıştır ve bunlardan 45’i iç çelişkilerden dolayı öldürülmüştür. Bir yazıda durum şöyle anlatılıyor:

“Kendisi boğduruluncaya kadar veziriazamların (Başbakanlar) da otoritesi mutlaktır. Osmanlı için idam, umur-u adiyeden (sıradan bir iş) gündelik bir olaydır. Ne suçlunun mahkemeden geçmesine gerek var ne de borulu trampetalı korkutucu infaz törenlerine. Osmanlı düzeninde devlete en yararlı olan da idam edilebilir, en yararsız olan da. Padişahın iradesi mutlaktır. Ve bu irade önünde kaliteliyle kalitesiz eşittir. Bazen bir aşçı, bir cellat, bir uşak, bir arabacı da atanabilir veziriazamlığa. Padişahın çevresinde ki bu kullar da kendi bölgelerinde küçük birer padişahtırlar. İstediklerini asarlar, istediklerini keserler.”

Osmanlının çöküşü ve cumhuriyetin kuruluş çalışmaları ile birlikte Mustafa Kemal Atatürk ve ekibi süreç içerisinde kendilerine ters düşen ve muhalif olan onlarca yol ve dava arkadaşını idam ve imha etmiştir. Aynı süreç ve devamında Kürt, Alevi, Hıristiyan, Komünist, Devrimci, Laz, Çerkez vb birçok insan kırım, katliam, idam ve imha edilerek yok edilmiştir. Toplumda egemen olan bu despotik anlayış, sağda sağ adına, solda sol adına devam ederek günümüze kadar gelmiştir. Ve öyle ki bu despotik anlayıştan ötürü sağlıklı, gerektiği gibi ve dinamik bir muhalefet çıkmamıştır, çıkmaya cesaret etmemiştir. Yani toplum öyle bir durumda ki, sağda ki sağ adına özgür düşünerek özgür hareket edemiyor. Solda ki sol adına özgür düşünerek özgür hareket edemiyor.

Bu konuda söylemde farklı olduğunu iddia eden sol ve devrimci hareketlerde bile (ki onlarda bu toplumun bir parçasıdır) durum çok farklı değildir. Sorunları sol içi şiddet ve örgüt, parti içi hesaplaşma eğilimi ile giderme devam ederken, özellikle 1970, 80, 90 ve 2000’li yılların başında olmak üzere birçok örnek yaşandı, yaşanıyor. Türkiye devrimci hareketleri ve Kürdistan ulusal demokratik güçlerinin bu konuda ki sicilleri bozuktur. Ayrıca yine aynı anlayışın ürününden kaynaklı olarak, halkın kendi arasında ki basit sorunlarda bile, görüşerek uzlaşma, anlaşma, toleranslı davranma, hoşgörü, yani demokratik anlayış yoktur veya çok zayıftır. Halk bile kendi arasında ki sorunlar çözümünde yüzde 80-90 şiddet yanlısıdır, şiddete başvuruyor.

Sonuç olarak

Özgür düşünemeyen, özgür hareket edemeyen, özgür seçenek sahibi de olamaz. Her zaman birilerinin kalkan, kılıç ve bedeninin gölgesini kendi kafasının üzerinde hisseden insanlar, korkudan korkuyu aşmadıkları sürece özgür olamazlar, özgür düşünemezler. Yazımızın başında ne demiştik, takım tutar gibi parti tutmak.

1- Öncesi bir tarafa son 15 yıldır AKP dönemi ile birlikte R. Tayyip Erdoğan, demokrasi diyor, toplumun yarısı yarısından fazlası okey diyor. Diktatörlük diyor, aynı kitle yine okey diyor. Avrupa Birliği diyor, vura vura terörü bitireceğiz diyor, FETO diyor, Kürt kardeşlerimizi tanıyoruz diyor, yeni anayasa diyor, kalkınıyoruz diyor, başkanlık sistemi diyor, dindar nesil yetiştireceğiz diyor, laiklik diyor, diyor da diyor, ama aynı kitle, bu birçoğu birbirine zıt söylem ve icraatları destekliyor.

2- Burjuva muhalefet ve laik, seküler görünümlü cephede CHP var. T.C devletinin derin çıkarları için bazen AKP ile uzlaşıyor, bazen karşı çıkıyor. Alevilerin ve sosyal demokrat kitlenin çoğunluğu bu partiyi destekliyor. Partinin sosyal demokratlıkla alakası olmamasına rağmen ve Alevi katliamlarının hepsinin bu parti ve gelenek iktidarda iken yapılmasına rağmen, Alevilerin cellâdına âşık olması ve Marks’ın deyimi ile “kasabın bıçağını yalayan aptal dana” misali, parti bizim parti anlayışı yıllardır hakimiyetini koruyor.

3- Kürt ulusal demokratik hareketi, yani PKK ve geleneği, Kuzey Kürdistan’ın en büyük örgütlülüğüdür. Lideri Abdullah Öcalan 1999’da yakalanmadan önce Bağımsız Birleşik Kürdistan diyordu, kitlesi de okey diyordu. Yakalandıktan sonra, demokratik cumhuriyet dedi, kitlesi de okey dedi. Daha sonra demokratik konfederalizm dedi, ortak vatan dedi, demokratik ulus dedi vb her seferinde kitlesi de okey diyerek tereddütsüz onayladı.

4- Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Emek Partisi (EMEP), Halk Cephesi, Türkiye Komünist Partisi/ML, Maoist Komünist Partisi (MKP) vb bir çok örgüt ve çevrenin kitlesi ağırlıklı olarak Kürt ve Kürdistanlıdır. Güney Kürdistan’ın bağımsızlık için referanduma hazırlandığı, Rojava’nın federasyon hazırlıkları yaptığı, Doğu Kürdistan’da ciddi bir mücadelenin verildiği, Kuzey Kürdistan’da zorlu ve çetin mücadeleler sonucu gayri resmi de olsa Kürtlerin tanındığı ve daha da önemlisi Kürtlerin bir ulus ve Kürdistan’ın bir ülke olduğu gerçekliği orta yerde iken, hala Türk sol ve devrimci hareket ve partilerde Kürtlerin yer almaları nasıl izah edilecek? Ama olsun, parti bizim parti!

06.05.2017

 

 

 

 

Hakkında Hurşit KAŞIKKIRMAZ

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir