Salı, Temmuz 23, 2019
Destpêk » GIŞTÎ » İNSAN BİR KERE ÖLÜR

İNSAN BİR KERE ÖLÜR

Zeynel A. Göçer / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

“Her bulunduğum yerde yitiriyorum seni
Yanı başımda öldüğün oluyor kimi gün
Ya da ben ölüyorum sessizce gözlerinde
Bir yaprak kımıldıyor hafiften
Bu sessizlik bir kasırga başlangıcı
Kükremeye hazırlanışı denizin
Bu, aslanların sarı, vahşi gözlerindeki ölüm parıltısı
Bu bir yerde erimek
Apansız yok olmak belki de
Ve sonra susmak, susmak yüzyıllar boyu
Beni unuttuğun bir uzak çizgide”

Ümit Yaşar Oğuzcan



Bugün 31 Mart 2019 Türkiye’de mahalli seçimler var . Yaşıyor olsaydı nasılda büyük bir heyecanla seçim sonuçlarını merakla izler, kendine has ateşli yorumlar yapardı. “Yook ya bunlardan bir şey olmaz” deyip kızardı dindar muhafazakar kesime, geçinemediği halde şükür edenlere… 50 kuruş ucuz ekmek, soğan, patates alacam diye kuyrukta bekleyenlere, ses çıkartmayanlara, sesini yükseltmeyenlere….
Annemden bahsediyorum, sevgili Annem Emine Göçer.
Namı değer Kürt Emine veya Kürtçe “Emişe veya Emmey” diye hitap edilirdi.

Annem 1950 Adıyaman doğumlu idi.

Adıyaman, Mersin ve İsviçre üçgeninde yaşadı.
Yiğit mücadele kadını, direngeç, tavizsiz, sözünü eğip, bükmeden dile getiren annem, akademik bir eğitim alamamasına rağmen, kişi tespitlerinde, konuları yorumlamasında, doğru ve haklı sonuçlar çıkarırdı.

Ortadoğulu, Anadolulu, Mezopotamyalı tüm insanlar gibi annemde tespit ve söylemlerinde zaman zaman abartı kültürünü kullanırdı.

Beğenmediği bir yemeği bırakın, beğenmiş gibi yapıp yapmacık davranmayı, beğenmediğini açıkça söyleyebilenlerdendi.

Bu tespitleri kişiler hakkında da böyleydi. Yamuk yumuk insanlara sözünü esirgemezdi. Notunu hemen verirdi.

Annem son 10 yılda, çok ciddi psikolojik ve psikolojik olmayan hastalıklarla mücadele ediyordu. Örneğin, 40 yıldır sedef hastalığı vardı. Bel fıtığı ameliyatı olmasına rağmen ciddi ağrıları vardı. Kalbine stend takılmıştı. Yüksek tansiyonu, romatizması vardı. Depresyon ve post travma yaşamıştı.

Ağrısı ve hastalıkları 10 derece ise, annem bunu  20  derece de yaşar ve yansıtırdı. İstisnalar hariç hangi Ortadoğulu ve yaşlı insanda bu özellikler, yani abartı kültürü yoktu ki? Bu özelliğinden dolayı en yakınındakiler dahi, zaman zaman onun hastalıklarını ağrılarını görmezden gelme yanlışlığına ve hatasına bile düşerdi.

Sanırım bu duygu ile hareket edenler, şimdi kendileri ile baş başa kaldıklarında bir vicdan muhasebesi yapıyor olma ihtimalinin olduğunu da düşünüyorum.

Coğrafyamızda sistemle barışık olmayan herkes payına düşen cefayı çekiyor  ama, kimilerimizin daha çok fazla çektiği de çok aşikar. 

Annem de işin cefasını daha çok çekenlerden biri idi.
Örneğin eşi cezaevine girdiği için uzun yıllar cezaevinde kalan, müebbet ceza aldığı için eşinden boşanan, ayrılan onlarca kadın gibi davranmayıp 1980’den 1991 yılına kadar 3 küçük çocuğunu yalnız büyütmek zorunda kalmıştı ve kimseden bir destek alamamıştı.

Bırakın destek görmeyi, sülalesindeki birçok aile bireyi, kişilik haklarına saldırarak yıpratmaya çalışmışlardı. Hatta babamın cezaevine girme sebebinin bile annemden kaynaklı olduğunu dile getiren ketum beyinliler bile vardı.

Ekonomik ve siyasi baskılarla cebelleşirken, buna rağmen yoldaşlarına ve ailelerine de destek olmaya çalışıyordu.

Örneğin eşini ve çocuğunu bizim gecekondu evimize, annemin yanına getirip TKEP kongresine gidip aylarca dönmeyen yoldaşlar vardı ama bu yoldaşların bir kısmı hizip ve siyasi ayrılıklardan dolayı daha sonra bir selamı bile fazla görmeye başlamışlardı örneğin.

Cezaevlerinin koşullarının düzeltilmesi için, dışarıda açlık grevlerini organize etme, kamuoyu oluşturmak için filli anlamda kendisi de açlık grevlerine girerek, yiğitçe bir tavır ortaya koyanlardandı.

İnsan Hakları Derneği (İHD) örgütlenmesinde özellikle Mersin ve Çukurova’da ciddi anlamda katkı sundu. 

Bundan dolayı dönemin İHD genel başkanı Akın Birdal annemin İsviçre’de oturum alabilmesi anneme destek amaçlı bir referans bile yollamıştı. 

Zor dönemlerde örgütlü mücadeleden kaçmayanlardandı annem.

Yoldaşlarını yürekten severdi. 1980 öncesi yoldaşlık ilişkilerini daha ciddi ve samimi bulurdu. Örgütünün ihtiyacı olduğu için, elindeki bilezikleri sakınmadan çıkartıp yoldaşlarına verenlerden biri idi.

10 yıl boyunca cezaevlerinde eşinin ve yoldaşlarının bakımına maddi, manevi anlamda destek olmaya çalıştı. Siyasi baskılardan dolayı, sosyalistlere selam vermeye korkulan dönemlerde, dışarıdaki ve içerdeki yoldaşları arasında iletişim anlamında köprü görevi gördü.

Hastalığından dolayı 1999 yılında yurt dışına çıktı. Hastalıklarına göçmenlikten kaynaklı sorunlarda eklendi. Depresyon ve post travma gibi teşhisler konuldu.

2002’de eşinden, (Babamdan) ayrılma kararı aldı ve tek yaşamayı tercih etti. Ayrılma kararı ne ona ne de çevresine iyi gelmedi. Bu karar kendisini daha huzurlu ve mutlu hissetmesine katkı sunmadı.

Annem okuma yazmayı sonradan öğrenenlerdendi ama Almancayı günlük ihtiyaçlarını karşılayacak kadar öğrenmeyi beceren biri idi.

Annem zeki, özgüveni ve IQ’su çok yüksek bir kadındı. Korkusuzdu, sistemle ve burjuvazi ile hiçbir zaman barışık yaşamadı.

Son 17 yıllık AKP iktidarında devletin olanaklarını gereksiz yere peşkeş çekilmesine çok tepki gösterirdi. Devletin üst kademelerinde olanların bir yerden bir yere giderken 100-200 araçla gitmelerini gereksiz harcama olarak görmesinin yanısıra, görgüsüzlük olarak değerlendirirdi.

Kayyumların zalimce bir uygulama olduğunu belirtir, antidemokratik olduğunu 21. yüzyılda demokrasinin D’si ile alakalı olmadığını belirtirdi.

Kendisi de Avrupa’da yaşamasına rağmen, Avrupa’da yaşayıp ve ülkesi için bol keseden atanları samimi bulmazdı. Bu düşünce tarzından dolayı, bir kısım insanlar kendisini sevmeseler de saygı duymaya devam ederlerdi. Haklı olduğunu bilirlerdi çünkü, ama işlerine de gelmezdi tabi.

Arkadaş, yoldaş, anne, teyze olan sevgili annem kendi yaşıtları içinde özellikleri ile anılmayı, saygı ve sevgi ile hatırlamayı hak eden bir insan. 

Çocuklarına, yeğenlerini, torunlarını ve kardeşlerini özelliklede iki kız kardeşine çok bağlıydı.

En son annemle uçakla İstanbul’dan Zürich’e yaptığımız yolculuktan kısa bir anekdotu anlatarak bitireyim yazıyı.

Bir haftalık hastane ve evde bakım sürecinden sonra İsviçre’ye dönme kararı almıştı. Haftanın yorgunluğundan dolayı, bitap düşmüş ve uçakta hemen uyumuştum.

Uyumadan önce uçakta yanımızda aynı sırada üçüncü koltukta oturan ve İngilizce konuşan kadınla kontak kurmaya çalışsak da onun Almanca bilmemesi, bizim ise İngilizce anlamamız nedeni ile kontak kuramamıştık. 

Ben uçak havalandıktan sonra karşı taraftaki koltuğun boş olması nedeni ile annemin iki koltuğu kullanarak daha rahat etmesi için karşı koltuğa geçtim. 

Bir müddet sonra gözlerimi açtığımda, annem İngilizce dışında dil bilmeyen yan koltuktaki kadınla koyu bir sohbete girdiğine şahit oldum. Yanlış mı görüyorum acaba diye gözlerimi iyice açtığımda yanılmadığımı, doğru gördüğümü anladım.

Birşey demeden kendi kendime gülümsedim ve uyumaya devam ettim.
Bir müddet sonra uyandığımda anneme sordum, anne nasıl anlaştın elin İngilizi ile? Annem gülümseyerek kadın hakkında bir şeyler anlattı. Zürich’e gidiş nedenini dahi anneme anlatmıştı kadın. Annem ise son dönemdeki hastalıklarını ve ağrılarını anlatmıştı kadına.

Annemin İngiliz kadın ile kurduğu iletişimi ve anlaşabilirlik durumunu şöyle izah edebildim kendime. Annemin çocukluk döneminde Adıyaman’da İngilizce eğitim alması imkansız olduğuna göre, Almancanın kimi kelimelerinin İngilizce ile eşanlamlı olması ve bunlardan bir çıkarsama yapmasının ötesinde bir seçenek yoktu. Ve tabi ki Annemin öz güven konusunda kendine olan güveninin sürekli tavan yapmasının sonucuydu bu diyalog. Sıradan biri olsa, hiç dilini bilmediği biri ile diyaloga girmeyip pasif kalmayı tercih etmesi en kolayı idi.

6 Şubat 2019 tarihine kadar 69 yılı hızlı ve fırtınalı bir ömür sığdırdı hayatına Sevgili Annem. 
İnsanın doğumu gibi ölümü de önemli. Nasıl anıldığı ve nasıl vedalaştığı da… 

10 binin üzerinde insanın onu son yolculuğunda yalnız bırakmamaları, 69 yıla sığdırdığı değerlerin bir özeti idi aslında…

Annem yaşamıyla ve yaşam felsefesiyle eğilip, bükülmeden yaşadı. 

Herkes bir kere yaşıyor ama, nasıl yaşadığı da bir o kadar önemli sanırım.

Annem şahsında, onurunu çiğnetmeden yaşayanlara selam olsun… Rahat ve huzurlu uyu güzel Annem… Seni özlem, sevgi ve saygıyla anıyorum…


31.03.2019

Hakkında Zeynel A. GÖÇER

Zeynel A. GÖÇER

Bu habere de bakabilirsiniz.

EDİTÖR

Merhaba! Sosyalist Mezopotamya’nın 5. sayısıyla karşınızdayız. ÖSP’den KKP’ye geçişle beraber süreç de hızlanmaya  başladı. İlk …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir