Cuma, Nisan 6, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » KÜRTLERDE DEMOKRASİ VE BİRLİK SORUNU/HURŞİT KAŞIKKIRMAZ

KÜRTLERDE DEMOKRASİ VE BİRLİK SORUNU/HURŞİT KAŞIKKIRMAZ

Öncelikle belirtilmesi gereken belli bir düzeyde ve seviyede demokrasi anlayışı, işleyişi ve savunusu olmadan birlik, beraberlik ve dayanışma olmaz, olamaz ve gerçekleşmez Tarihten günümüze kadar Kürtler arasında birliğin, beraberliğin ve dayanışmanın olmamasının,gerçekleşmemesinin altında yatan temel gerçek demokrasi ve demokratik anlayışın olmaması,kıt olması veya bu duruma yeterince pozitif anlamda kafa yorulmaması dır denilebilir. Sorun nedir? Bu konuda asıl mesele ezilenler cephesinde genel olarak Kürtlerin, solun demokrat olmasıdır. Ne yani Kürtler ve sol demokrat değil mi diyeceksiniz. Burada belirtmek istediğim.Kürtler ve solun egemenlere, sömürücülere, gericilere, faşistlere, kapitalistlere, emperyalistlere karşı demokrat olması değildir. Belirtmek istediğim ve üzerinde durduğum Kürtlerin,devrimcilerin, komünistlerin birbirlerine karşı demokrat olmalarıdır. Herkesin dilinden düşmeyen demokratlık ve demokrasi kelimesi, savunusu söylem dışında pekte bir işlev görmemektedir.Öyle ki herkes kendi içinde bile demokrat değildir. Değildir çünkü, kendi dışındakine karşı
demokrat olmayan içeride demokrat olamaz.Tarihsel ve toplumsal olarak doğu toplumları incelendiğinde, gözlemlendiğinde demokrasi,demokratik anlayış ve işleyiş ya hiç yoktur, ya çok kıttır veya demokrasi savunusu bir perde ve kalkan olarak kullanılmaktadır. Doğu toplumları geleneksel “doğu despotizmi”nden kurtulmuş değiller. Doğunun en demokratik toplumu bile kendisine has bir “despotluk” ile yönetilmektedir.Yani dipten gelen ve bütün bölgeyi sarsan bir aydınlanma ve demokrasi anlayışı hakim hale gelmiş değildir. Sovyet Rus devrimi kendi sosyalist anlayışı çerçevesinde dünya geneline etkide
bulunmasına rağmen, ömrü kısa olmuş ve kendi dışında ki kapitalist ülkeleri etkilemiştir ama köklü değişikliklerin yaşanmasında belirleyici olamamıştır. SSCB’nin yıkılmasından sonra herkes  iki adım geri atarak eski geleneklerine sarılmaya başlamıştır. Ve doğu despotizmi bölgede yeniden etkili bir şekilde varlığını devam ettirerek, halklar üzerinde bir pres aygıtı olarak öne çıkmıştır.Kuşkusuz toplum olarak Kürtler de doğu toplumlarının bir parçası olarak kendi coğrafyalarında
yer almaktadırlar. Ve bu bölgenin olumlu ve olumsuz bütün değerlerinden etkilenmektedirler. Bu etkilenmenin Kürtlerde yarattığı olumsuz yönler üzerinde durmamızda fayda olacağı düşüncesinden hareketle konuya yaklaşarak durum değerlendirmesi yapacağız.Herşeyden önce Kürtler öyle demokrat, demokratik, demokrasi anlayışı gelişkin bir toplum değildir. Kürtlerin bölünüp parçalanması, asimile edilmesi, kırım ve katliamlara uğraması, eşi ve benzeri görülmemiş bir durum ve statüye tabi tutulması onların olması gerektiği gibi demokrat,demokratik ve demokrasi anlayışına sahip olduğu anlamına gelmiyor. Sömürgeciler,emperyalistler ve kapitalistlerin onlara reva gördükleri statü karşısında mazlum, çaresiz, biçar eve geri bırakılmaları onları demokrat ve demokrasi anlayışı gelişkin yapmıyor. Bu her iki şey birbirinden çok farklı konulardır. Kürtler, dört sömürgeci devlet arasında bölünüp parçalanıp inim inim inlerlerken dışa karşı demokrat, ama içeride yani kendi içinde ise, Kürdün Kürde karşı demokratlığı yoktur. Yani bu koşullarda bile birbirine karşı demokrat olmayan Kürtler, yarin bir
gün iktidar olduklarında, kendi devletlerini kurduklarında nasıl demokrat olacaklar?Kürt toplumunun bünyesinden doğan ve onun olumlu olumsuz değerlerine sahip olan parti,hareket ve örgütlerin bu konuda ki durumları, konumları ve pratikleri orta yerdedir. Bu yapılar,toplumun öncüleri olarak farklı ve pozitif bir demokrasi anlayışına sahip olmaları gerekirken
dönem dönem sıradan halkın dahi gerisine düşmeleri nasıl izah edilecek. Yani Kürt toplumunun içerisinde bulunduğu duruma göre istiyerek olmasa da objektif şartlaradan kaynaklı zorunluluktan birbirlerine demokrat davranıp kenetlenerek birlik olmaları dahi gerçekleşmedi. Sahip oldukları koşullara göre demokrasiye, demokratik anlayışa ve ona paralel olarak birliğe,
beraberliğe ve dayanışmaya en çok ihtiyacı olan bu halk ve onun politik öncüleri olarak örgütler,
partiler neden gerekeni yapmıyorlar. Burada dış faktörler olarak sömürgecilerin, emperyalistlerin  ve bölgenin olumsuz dayatmalarını dikkate almamız gerekiyor. Fakat kendi inisiyatifleri ve iradelerine dayanarak demokrasiyi, demokratik anlayışı geliştirme ve kendi dışında ki örgütleri, partileri tanıma onlara değer vererek birliği, beraberliği, dayanışmayı gerçekleştirme anlayışına sahip olmalıdırlar.

Biraz daha özele inecek olursak; 21.yüzyılda dünya’da eşi ve benzeri kalmamış olan bu halkın bu çağda verdiği mücadeleye bakarak olumsuzlukları görmemezlikten gelme lüksüne sahip olmamalıyız. Günümüzde “Kürtler politiktir, aktif mücadele ediyorlar daha ne istiyorsunuz” belirlemesi doğrudur ama eksiktir. Çünkü eşi ve benzeri kalmamış olan bir halk, politik olmak
zorundadır, aktif mücadele etmek zorundadır. Dahası bir kıstas olarak, aktif ve pasif mücadele verilirken kendi halkına, yakınlarına ve dostlarına zarar verilmemelidir. Hep bana, rap bana anlayışı demokratik değildir. 1980’li yıllardan başlayarak Kürtlerin kendi aralarında çatışarak kan akıtmaları, kavga etmeleri bir taraftan sömürgecilerin, emperyalistlerin ve bölgenin
olumsuzluklarından kaynaklanırken değer yandan demokrasi anlayışının kıt, zayıf veya olmamasından kaynaklanmaktadır. Önce KDP ve YNK arasında başlayan sürtüşme, çatışma ve kardeş kanı akıtma sonra PKK’nin Kuzey Kürdistan’da Kürdistani güçlere ve Türkiye devrimci hareketinin K. Kürdistan’da örgütlü olan kesimlerine karşı şiddet kullanması ve daha sonra PKK-
KDP Güney, PKK-KDP Rojhılat ve şimdilerde Rojava’da PYD ve ENKS arasındaki sürtüşme ve çatışmanın temelinde demokrasi kültürünün olmadığını gösteriyor. Kürdistanın bütün parçalarında ki bu sürtüşme ve çatışmalardan kaynaklı olarak ulusal birlik gerçekleşmiyor. Kendi halkına ve kendi halkının parti ve örgütlenmelerine karşı demokratik olmayan bir yapı,
diğer halklara ve o halkların parti ve örgütlenmelerine karşı demokratik olamaz. Yazımızın konusu birlik ve demokrasi olduğu için bir iki örnek verme gereği duyuyorum. Öncelikle Güneyde KDP, YNK, Goran vb hareket ve partiler kendi aralarında demokratik bir şekilde anlaşarak ulusun ve vatanın çıkarlarını koruma ve kollamada birlik olamayıp demokratik  anlayışa denk düşecek bir konsensus sağlayamıyorlar. Her biri ayrı sömürgeci ve emperyalist devletler ile sözde “demokratik” anlaşmalar yaparak yandaş oluyorlar. PKK ve PYD ise emperyalist ve sömürgeci kimi devletler ile yandaş olurlarken, diğer taraftan Türk solu, Arap solu, Fars solu ile iyi ilişkiler geliştirme yönelimi içerisine girmiş bulunuyor. Öyle bir noktaya geldik ki KDP geleneği, YNK, Goran ve PKK, PYD bunların üçü de bölgede herkes ile “dostane” ilişki kuruyorlar. Ama ne hikmetse kendi aralarında bir türlü dost olmuyorlar, olamıyorlar. Bir aileyi düşünün, kendi ailesi içerisinde demokrat olmayan, demokratik davranmayan başka bir aileye gittiğinde demokrat olabilir mi? Veya kendi ailesinde zor, şiddet sahibi olan başka bir aileye gittiğinde sorunlar ile karşılaştığında orada da zor ve şiddet sergileyemeyeceğinin garantisi yoktur. Ondan dolayı irili ufaklı Kürdistani güçler kendilerini sorgulamalıdırlar. Ulusal birlik deniyorsa, isteniyorsa öncelikli olarak Kürt Kürde karşı demokrat olmalıdır. Ve önce her parça kendi bünyesinde bulunan parti ve hareketler ile birliği gerçekleştirmelidir ki geneli kapsayan bir ulusal ittifak oluşsun.
Biz Kürdistanlı komünistler olarak defalarca belirttik ve söylemeye devam edeceğiz. Eğer Kürt ve Kürdistan davasında başarı isteniyorsa

1- Öncelikle Kürd Kürde karşı demokrat ve dost olmalıdır.

2- Kürd ve Kürdistan davasının başarıya ulaşması için taktiksel olarak şeytan ile bile ilişki kurulabilir.

3- Önce parçalarda iç birlik daha sonra genel birlik.

4- Türk, Arap ve Fars halkları ve onların ilerici güçleri ile ilişkiler illa ki kurulmalıdır.

5-Fakat önce Kürdistani iç birlik daha sonra enternasyonal dış birlik oluşturulmalıdır.

6- Birlik konusuna taktiksel değil, stratejik olarak bakılmalı ve öyle davranılmalıdır. Eğer dünya halkları nezdinde ilgi ve itibar sahibi olmak istiyorsanız önce parçalarda Kürdistani birlik, sonra parçalar üstü Kürdistani birlik, daha sonra her parçada ki Kürt birliğinin egemen ulus ilerici, demokrat güçleri ile birliği, dayanışması ve sonra enternasyonal ilişki gerekiyor.
Bir yanlış yönelime daha değinmek gerekirse; özellikle PKK için Kürdistan cephesinde birliğin,beraberliğin, dayanışmanın olmadığı koşullarda bütün bunların üzerinden atlanarak bazı kaygılardan dolayı öyle çok birlikçi, enternasyonalist ve sözde milliyetçi olmadığını ima etmeye çalışarak, HDP örneğinde olduğu gibi egemen uluslar solu ile ittifaklara girerek egemen ulusu
demokratikleştirme söylemi öyle çok da gerçekçi değildir. Bu konuyu tersinden düşünecek olursak; egemen ulusların devrimci hareketleri 1960’lardan başlayarak birlikte örgütlenme ile Kürtleri ve Kürdistan’ı kurtaracakları savunusuna sahip idiler. Sonuçta Kürtler ve Kürdistan egemen ulus devrimci hareketleri tarafından kurtarılmadı. Kürtler, kendi mücadeleleri sonucu
bazı haklara sahip oldular. Ama 1990’lardan sonra ortaya çıkan tablo açık bir şekilde gösterdi ki egemen ulusların statüleri, sosyal dokuları, kültürel şekillenmeleri, sosyo ekonomik yapılanmaları ile Kürdistan ve Kürtlerin ki birbirnden çok farklı. Ve bu farklılığın açık ve belirginsebeplerinden dolayı devrimlerin birleşik devrimler şeklinde gündeme gelmesi gerçekleşmedi.
Yani 1960, 70, 80, 90 yıllarında egemen ulus devrimci hareketlerinin gerçekleştiremediği birleşik devrimleri, 2000’li yıllarda tersinden Kürdistani hareketlerin gerçekleştirmeye çalışmaları, yönelmeleri gerçekçi ve objektif değildir. Çünkü yukarıda belirttiğim gibi güçlü bir iç birlik gerçekleştirmeden güçlü bir dış birlik gerçekleştirelimez. Herşeyden önce iki ayrı ulus, statü
farklılığı ve siyasal, sosyal, kültürel ve sosyo ekonomik gibi farklılıklardan dolayı eş zamanlı  olarak ortak devrimlerin gerçekleştirilme şartları, koşulları bulunmamaktadır. Bulunmamaktadır çünkü Kürtler, ulusal anlamda egemen ulusların sahip olduğu hak ve hukuka sahip olmak yani eşitlenmek hedefiyle hareket ediyorlar.Bu yazının hazırlandığı günlerde TC devleti büyük bir gürültü ile Afrin’e saldırma hazırlıklarını yaptığını belirterek, sınıra askeri yığınak yapmaya devam ediyordu. Şu bilinmelidir. Afrin’e sefer olur ama zafer olmaz. Gündemde olan bu savaş, saldırı ve işgale karşı bütün Kürd ve Kürdistani
güçler birlik olmalıdırlar. Afrin’i sömürgecilere karşı savunmak için herkesin kendi örgütsel ve partisel çıkarlarını bir kenara bırakarak ulusal bir duyarlılık ile davranması ve birlik olması gerekiyor. Ve ayrıca dünya ilerici insanlığı bu barbarlık karşısında sesiz kalmamalı, mazlum Kürd halkı yalnız bırakılmamalıdır. 18.01.2018

 

Hakkında Hurşit KAŞIKKIRMAZ

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir