Cuma, Nisan 6, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » KÜRTLERDE EMPERYALİZME BAĞLILIK VE BİRLİK SORUNU

KÜRTLERDE EMPERYALİZME BAĞLILIK VE BİRLİK SORUNU

Birliğe, beraberliğe, dayanışmaya ve yakınlaşmaya her zaman ihtiyacı olan Kürtlerin bu durumu, Güney Kürdistan’da 25 Eylül’de gerçekleşen referandum ve 16 Ekim’deki saldırı nedeniyle tekrardan tartışılmaya muhtaç bir hale geldi. Güney Kürdistan’da 25 Eylül’de yapılan ve yaklaşık halkın %72,5 oranda katılım sağlayarak oy kullandığı ve bu oranın %92,72’nin evet dediği Bağımsızlık Referandumu’nu hazmedemeyen, kabul etmeyen emperyalistler ve sömürgeciler, kendi aralarında anlaşarak 16 Ekim’de Irak ordusu ve İran’a bağlı Haşdi Şabi silahlı güçlerinin G. Kürdistan’a saldırmalarına olanak ve imkan sağladılar. Hedef, Bağımsızlık Referandumu yapan “Güneyli güçlere haddini bildirmek” olarak tarihe geçti.

Hurşit KAŞIKKIRMAZ / Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Öyle anlaşılıyor ki emperyalistler ve sömürgeciler, bölgede Kürtlerin kendi istek ve inisiyatifleri ile hareket etmelerine müsaade etmeyeceklerini belirtmek istediler. Bu konuda esas olarak emperyalistlerin istek, yöntem, izin ve yönelimleri belirleyicidir. Daha dün Irak ile Kürtler arasında ülkede federasyon isteyen, ona izin veren ve onu onaylayan emperyalizme, sömürgeciler karşı duramamıştı, itiraz edememişti ve sonuçta onlar da Kürt federasyonu’nu kabul etmişlerdi. Bağımsızlık Referandumu emperyalistler tarafından istenmedi. İstenmediği gibi de sömürgecilerin saldırmasına zemin hazırladı. Hazırladı çünkü emperyalist destek arkalarında idi. Bu saldırı ile Irak ve İran silahlı güçleri ve orduları tartışmalı bölgeleri geri alarak tekrardan Kürtlerin eski durumlarına dönmelerini, yani IŞİD saldırıları zamanında Musul, Kerkük ve diğer tartışmalı bölgeleri Kürdistan’a dahil eden Peşmerge’yi bu alandan çıkararak geri Iraklı güçlere teslim ettiler.

Bu kısaca izah etmeye çalıştığım gelişme karşısında Kürtler ve Kürt örgütlenmeleri, partileri gerektiği gibi birlik, beraberlik, konsensus ve dayanışma sergileyemediler. Fakat eskisinden farklı olarak çoğunluk Bağımsızlık Referandumu’nu destekledi. Bu bile küçümsenmeyecek bir gelişme oldu ve Kürtlerin büyük bir kesimini birbirine yakınlaştırdı. Hem 25 Eylül ve hem de 16 Ekim’de ki olay ve gelişmelerde PKK, YNK’nin belli bir kesimi ve Goran hareketi, olumsuz anlamda yapacaklarını yaptılar. Bu kesimler önce açık ve örtülü bir şekilde Referanduma karşı çıktılar. Referandum’un başarıyla gerçekleşmesinden sonra YNK içerisinde ki Celal Talabani kanadından oğlu Pavel ve yeğenleri açıktan İran ve Irak ile işbirliği yaparak elde edilen kazanımların geri gasp edilmesine giden yolun taşlarını döşediler.

İçinde bulundukları koşullardan ötürü, onların çıkarlarını, haklarını savunan ve onlara dost olan hemen hemen herkes Kürtlerin birleşmeleri, birlik olmaları ve dayanışmaları gerektiğini söylüyor, savunuyor, yazıyor ve çiziyorlar. Fakat bunca yaşananlara rağmen bu birleşme, birlik, dayanışma ve yakınlaşma Kürtler arasında bir türlü gerçekleşmiyor. Yani 21. yüzyılda eşine rastlanmayacak ve eşi benzeri kalmamış olan Kürtler, ulus olarak kendi bütün sınıf ve katmanları ile bu bölünmüşlüğe, inkar ve imhaya, asimilasyona, soykırımına, ızdıraba, insanlık dışı bütün uygulamalara karşı, kendi halkının çıkarları için Kürt örgütlenmeleri, partileri ve hareketleri asgari müşterek ilkeler ve esaslar temel alınarak neden birleşme, dayanışma, yakınlaşma özlemini, duygusunu, gerekliliğini yerine getirmiyorlar? Biz birleşmeye, birlik olmaya, dayanışmaya ve yakınlaşmaya kafa yorarak onları istediğimizi ve bunun Kürt halkının genel çıkarları için kaçınılmaz ve yararlı olduğunu belirterek bu yönde çaba sarf ederken, kimi Kürt örgütleri, partileri ve hareketleri günümüzde bile sözde birliği savunmasına rağmen ama özünde ise pratiği ve yaptıkları ile onu engellemeye çalışıyorlar veya engelliyorlar, neden?

Yüzyıllardır egemenler, emperyalistler ve sömürgeciler tarafından bölünmüş, parçalanmış, inkar ve imha edilmiş, varlığı ve yokluğu onların inisiyatif alanı olmuş, hak ve hukuka sahip olma ve statü elde etme onların merhametinde olmuş, örgütlerin, partilerin stratejik hedefleri bile onların denetiminde şekillenmiş, günümüzde emperyalistlerin direktifleri ve yönlendiriciliği olmadan kendi rotasını ve yönelimini belirleyemeyen ve bu anlamda bağımsız hareket edemez bir durumda olan kimi Kürt hareketleri, emperyalistler istemediği sürece birliğe, beraberliğe, dayanışmaya ve yakınlaşmaya yanaşmıyorlar. Öyle bir statüye ve çirkefe tabi tutulmuşlar ki veya emperyalizme öyle bağlı bir hale geldiler ki onların direktifleri ve isteği olmadan herhangi önemli bir stratejik ve politik yönelim içerisine girmeleri imkansız bir hal almış vaziyettedir.

Özellikle bu son yıllarda, Güney Kürdistan’ın federasyona sahip olması ve Rojava’nın özerklik ve federasyon adımlarını atmaya başlaması, her iki parçada ki büyük ve belirgin partilerin stratejilerini, yönelimlerini ve konumlarını daha net bir biçimde ortaya koydu. Güney Kürdistan’da KDP ve YNK, Rojava’da PKK-PYD Kürdistan’ın büyük partileri olarak, sömürgecilere karşı emperyalistlerin inisiyatiflerine teslim olmuş durumdalar. Unutmamak gerekir ki sömürgeci ülkeler de emperyalistlerin denetiminde ve onların inisiyatifleri altındadırlar. Yani çarpışan, savaşan Kürtler ve sömürgeci devletler, emperyalistlerden bağımsız ve onların onayı olmadan herhangi bir girişimde bulunmuyorlar. Bazı konularda kendi iradeleri ile hareket etmek istiyorlar ama, o da gerçekleşmiyor. Gerçekleşmiyor çünkü tamamen veya büyük oranda emperyalistlerin himayesine giren bu partiler, bağımsız ulusal politikalara sahip değiller. Bu anlamda bir yarış içerisinde kim daha çok emperyalist küresel güçlerden destek alır ve istediğini gerçekleştirir çekişmesi yaşanıyor. Sömürgeci devletler ise tamamen emperyalizme bağlılar. Kuşkusuz bu koşullarda mağdur olan Kürtlerdir. Dünya ilerici insanlığı Kürtlerin yanında yer alarak onları desteklemelidir.

Kürtlerin birliğini, beraberliğini savunmak ve bu konuda adım atmak, şimdilik emperyalistlerin Kürtler üzerinde ki politikalarına karşı çıkmaktır. Kendi iradeleri emperyalizm tarafından gasp edilen veya ona teslim eden bu parti ve hareketler, böyle bir yönelim içerisine girmezler, giremezler. Yaklaşık son 20 yıldır, yani doğu bloğu yıkıldıktan sonra ulusal hareketler dönemsel olarak değiştiler. Daha önceleri doğu bloğundan veya o zamanki ikili durumdan yararlanarak sömürgeci devletlere karşı savaştıklarında sosyalist sisteme yakın duran veya ondan destek alarak bağımsız hareket etme ortamı olan bu tür hareketler, şimdilerde sömürgecilere karşı savaşırken emperyalistlere yaslanma ve ondan yardım talep etme noktasına geldiler.

Konuyu bugün Kürtler için değerlendirecek olursak, Rojava’da PKK-PYD, G. Kürdistan’da ise PDK ve YNK ciddi ve önemli konularda emperyalistlerden bağımsız hareket edemez duruma geldiler. Bazı konularda emperyalistlerden bağımsız hareket etmek istiyorlar. Fakat emperyalistlerin istemediği hiçbir şeyi gerçekleştiremiyorlar. Tersinden sömürgeci ülkeler de Kürtler için aynı durumdadırlar. Onlar da Kürtlere karşı emperyalistlerin istemediği herhangi bir şeyi gerçekleştiremiyorlar. Öyle bir noktaya gelindi ki, Kürtler de emperyalizme bağlı ve ondan destek ister bir durumdadırlar. Sömürgeciler de emperyalizme bağlı ve Kürtlere karşı ondan destek talep eder bir durumdadırlar. Emperyalizm ise kendisine bağlı olan ve kendisinden yardım talep eden her iki kesime titiz, temkinli ve ölçülü bir şekilde yaklaşıyor. Yani “ne şiş yansın ne kebap” misali nasıl olsa ikisi de benimdir anlayışı doğrultusunda bir yaklaşım sergiliyor.

Bilinen bir gerçek var. Her dönemin egemenleri ezilen, baskı altında tutulan, mağdur muhalefetin kendilerine karşı birleşip ciddi bir güç olmamaları için “böl, parçala yönet” politikasını uyguladılar, uyguluyorlar. Bu gün bu yöntemi Kürtler üzerinde emperyalistler uyguluyor, sömürgeciler uyguluyor. Çift yönlü makasa alınan Kürtler bu oyunları bozacak birikim, seviye, koşullar  ve politikalara sahip değiller. O nedenle ülkeleri bölünüp parçalanmış, kendileri bölünüp parçalanmış, bu durumdan dolayı birbirine düşman edilmişler. Emperyalistlerin ve sömürgecilerin bu politikalarına karşı çıkmak ve Kürtler arası birliği, beraberliği, dayanışmayı savunmak, gerçekleştirmek şimdilik emperyalistlerin bu yönlü politikalarına karşı çıkmak olduğu için, bu partiler hiçbir zaman gerçek anlamda böyle bir yönelim içerisine girmediler. Dönem dönem birlik için çeşitli toplantılar ve görüşmeler yapıldı. Fakat hepsi sonuçsuz kaldı. 25 Eylül Referandum’u çalışmaları yürütülürken, PKK ve bileşenleri birlik için yani Ulusal Kongre için geniş kapsamlı bir çalışma yürüttü. Toplantılar ve konferanslar düzenledi. Ama bu çalışmalar gerçekten birlikten, beraberlikten ve dayanışmadan uzaktı. Çünkü Referandumdan dolayı hem zamanlama yanlıştı ve hem de sadece kendisi ile sınırlı bir çalışma idi. Diğer yandan dönem dönem birliği gündeme getiren PKK hareketi, ne zaman zor duruma düşer ise birlik sorununu gündeme getiriyor. Ayrıca hem birlik sorununu gündeme getireceksin ve hem de kurulacak olan Ulusal Kongre delegelerinin %50’si ve başkanlık bende olsun gibi bir ön dayatma ile olaya yaklaşacaksın. Bu durum başından itibaren birliğin önüne takoz koymaktır.

Kürdistan ve bölgede ki gelişmeleri tarafsız, sağlıklı ve objektif bir şekilde değerlendiren aklı başında herkesin gördüğü gerçekler halka anlatılmalıdır. PDK ve YNK’nin emperyalizm ile ilişkileri herkes tarafından biliniyor. Fakat PKK-PYD’nin ilişkileri sanki bir zorunluluk ve taktik meselesiymiş gibi halka yansıtılmaya çalışılıyor. Bu iş gelinen aşamada bir zorunluluk ve taktik meselesi olmaktan çıkıp onu aşan bir ilişki haline dönüştü. Çünkü Rojava’da ABD ve Rusya ile ilişkiler açık, belirgin ve inkar edilemez bir noktaya geldi. Bu gün Rojava’da 13 tane ABD askeri yerleşim alanı ve üssü var. Ayrıca şimdiye kadar 3-4 bin tır silahın PYD denetiminde ki Demokratik Suriye Güçleri’ne, DSG’ye teslim edildiği belirtiliyor. Ayrıca Rusya’nın da 5 askeri yerleşim birimi olduğu belirtiliyor. Bu silahların IŞİD’e karşı DSG’ye verildiği iddia ediliyor. Ama bilinmelidir ki IŞİD, zaten ABD ve Batının denetiminde olan ve onlardan yardım alan bir örgüt. ABD ve Batı, IŞİD’i besledi, büyüttü ve sonuçta süresi dolduğunda devre dışı bıraktı. Burada öyle bir oyun oynandı ki ABD ve Batı, IŞİD gibi barbar bir örgütü kullanarak özelde PKK-PYD ve Kürtleri kendisine tabi kılmaya, bağlamaya ve kendi denetimine almayı hedefledi ve bu konuda başarılı da oldu. Daha dün IŞİD’i Kürtlere ve Kobane’ye saldırtan kim idi. Kuşkusuz ki ABD ve Batı idi. Kobane düştü düşecek denirken, Kobane’nin düşmesini engelleyen kim idi. ABD ve Batı idi. IŞİD’e açıktan destek veren Türkiye’nin egemenliği altında ki topraklardan Peşmerge’nin geçerek Kobane’nin düşmesini engelleten kim idi. Kuşkusuz ki ABD ve Batı idi. Peki ABD ve Batı bunu niye ve ne karşılığında yaptı? PKK-PYD ve Kürtleri ıslah edip kendisine bağlamak için yaptı. Diğer taraftan PYD-DSG ile anlaşarak, IŞİD’i Rakka ve benzeri il ve ilçelerden temizleten ABD ve Batı, aynı zamanda Türkiye’nin Fırat Kalkanı hareketiyle Rojava’ya girmesine müsaade etti.

Diğer yandan adı geçen büyük Kürt partileri, “düşmanımın düşmanı dostumdur” politikası ile Kürt ve Kürdistan davasına zarar veriyorlar. Öncelikle belirtmek gerekir ki, Kürt ve Kürdistan sorununda hiçbir sömürgeci ülke diğer sömürgeci ülkeye düşman değildir. Mesele Kürt ve Kürdistan sorunu olunca sömürgeciler aralarındaki husumetleri bırakarak birlik oluyorlar. PKK-PYD’nin daha önce Suriye şimdi İran ile ilişkileri. PDK’nin Türkiye ile ilişkileri. YNK’nin İran ile ilişkileri. Bu partiler sömürgeciler ile kurdukları ilişkiler gibi kendi aralarında ilişki kurmuyorlar, kuramıyorlar. Bu politikanın sonucunda hangi sömürgeci ülkeden hangi partiye fayda, yarar olmuştur. Hiç birisine hiçbir fayda ve yarar olmamıştır. Türkiye ile dostluğu olan PDK’nin Referandum döneminde ne kadar dost olduğu görüldü. Daha önceleri Suriye ile dost olan PKK’nin 1990’larda Beka Vadisi’nden çıkartılıp Abdullah Öcalan’ın yakalanmasına yol açan dostluk. YNK’nin Referandum sonrası İran ile yaptığı anlaşma sonunda İran ve Irak’ın Kürdistan’a saldırmalarına yeşil ışık yakması. Veya şimdilerde PKK-PYD, İran ile dost ya İran, PYD’nin Astana ve Cenevre toplantılarına katılmasını bir dost olarak savunup gündeme getiriyor mu?

Sömürgeciler ile kurulan bu sözde dostluklar, bir Kürt partisinin diğer bir Kürt partisine karşı kurduğu dostluklardır. Buna dostluk denmez, buna çıkar ilişkisi denir. Kürtler arası kan, kavga, çatışma ve katliamların yaşanması için kuruluyor. Geçmişte ve günümüzde bile Kürtler arası çelişki, çatışma ve düşmanlıklar onların birleşmeleri ve  birlik olmalarının önünde ki en büyük engellerden biridir. Ve öyle ki sömürgeciler bu durumu küçümsenmeyecek bir ustalıkla hayata geçiriyorlar. Daha dün ve bugünden örnekler verecek olursak. PDK ve YNK arasındaki kavga ve çatışmalarda binlerce Kürt, kardeş kavgasında öldü öldürüldü. PKK ve PDK arasında yine öyle oldu. PKK, Kuzey Kürdistan’da örgütlü olan Türkiye devrimci hareketlerinden ve Kürdistani parti ve hareketlerden yüzlerce insanı öldürdü, dövdü ve tehdit etti. Rojava’da PYD, kendi dışındaki partilere saldırarak kan akıttı ve birçok büro ve parti binalarını tahrip etti.

Öyle anlaşılıyor ki birleşmek, birlik olmak ve dayanışmak Kürdün doğasında yoktur. Öyle bir kültür ve gelenek hala oluşmadı. Kürdistan’ın bütün parçalarında, bir Türk deyiminde olduğu gibi “yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankası’yız” tarzı ve benzeri ayrılmayı, ayrı örgütlenmeyi, ayrı parti veya örgüt olmayı gerektirmeyen birçok birbirine yakın veya aynı içerikte program ve tüzüğe sahip olan hareket mevcuttur. İrili ufaklı bu hareket, parti ve örgütlenmelerin her biri kendi bahçesinde Kral ama onun dışına çıktığında perişan, şaşkın, rotasız ve ne kadar geri oldukları her hallerinde görülmektedir. 25.11.2017

 

Hakkında Hurşit KAŞIKKIRMAZ

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir