Salı, Nisan 24, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » ÖZGÜRLEŞTİRİP, ÖZGÜRLEŞMEK İÇİN 1 MAYIS 2018’DE DE TAKSİM’E

ÖZGÜRLEŞTİRİP, ÖZGÜRLEŞMEK İÇİN 1 MAYIS 2018’DE DE TAKSİM’E

“Özgürleşmemizin, özgürleştirilmesiyle mümkün olduğu 1 Mayıs 2018’de hedefimiz hâlâ Taksim” diyenlerdeniz; “Alan fetişizmi, inadı” itirazlarına rağmen…

Bertolt Brecht gibi, “İşçi sınıfının insanlığa karşı hiçbir borcu yoktur. İnsanlık ona borçludur,” diyenlerdeniz ve karamsar değiliz.

ÖZGÜRLEŞTİRİP, ÖZGÜRLEŞMEK İÇİN

1 MAYIS 2018’DE DE TAKSİM’E

 SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER / Yazarların diğer makaleleri için tıklayınız

 

I. AYRIM: 1 MAYIS’IN ÖNEMİ VE ANLAMI

I.1) 1 MAYIS(’LAR)IMIZIN TARİHİ

              I.1.1) 1 MAYIS 1977 KATLİAMI

I.2) TAKSİM 1 MAYIS MEYDANI

I.3) AKP VE 1 MAYIS’LAR

II. AYRIM: 1 MAYIS’LAR(’IMIZ)

II.1) 1 MAYIS 2017

            II.1.1) 2017 1 MAYIS’INDA DEVLET

II.2) 1 MAYIS 2018 ÖNCESİ

           II.2.1) 2018 1 MAYIS’I VE DEVLET

III. AYRIM: SINIF GERÇEĞİ

III.1) DURUM

IV. AYRIM: “UYARI”

 

ÖZGÜRLEŞTİRİP, ÖZGÜRLEŞMEK İÇİN 1 MAYIS 2018’DE DE TAKSİM’E

SİBEL ÖZBUDUN-TEMEL DEMİRER

“Amacına ulaşmak mı istiyorsun?

O hâlde kendi yolunu kesme!”[1]

“Özgürleşmemizin, özgürleştirilmesiyle mümkün olduğu 1 Mayıs 2018’de hedefimiz hâlâ Taksim” diyenlerdeniz; “Alan fetişizmi, inadı” itirazlarına rağmen…

Bertolt Brecht gibi, “İşçi sınıfının insanlığa karşı hiçbir borcu yoktur. İnsanlık ona borçludur,” diyenlerdeniz ve karamsar değiliz.

“Olasıyı tanımlamak için gerçeği ele geçirmek gerekir,”[2] kararlılığıyla; Bugünün diğer bütün zamanlara göre bir avantajı varsa eğer: o sadece, bize, cüretimize aittir diye düşünenlerdeniz.

Geçmişimizin anılarıyla değil, geleceğimizin bugünde kazanmanın sorumluluklarına müthiş değer verip; geleceğin, ince hesapların değil, göze alabilmenin eseri olduğu ve dün ile bugün arasında uyumsuzluk olursa yarını kaybedeceğimiz kanaatindeyiz.

Bunlardan neden mi söz ediyoruz?

Gayet basit; “2017 1 Mayıs kutlamalarının yapılacağı Bakırköy’deki alana giderken… yine de bir eksiklik bir burukluk vardı herkesin içinde. ‘Bu coşkuyu Taksim’de yaşamak vardı anasını satayım’ diyen on binlerin özlemi bu yıl da gerçekleşmedi,”[3] diyen Miyase İlknur’un tarif ettiği kekremsi burukluğu 2018’de Maltepe’de yaşamamak veya Jean-Paul Sartre’ın, “En büyük günah pişmanlıktır,” sözünü hatırlamak için…

İster gülümseyin; ister suratınızı asın; “İyimser, gülü görür, dikenlerini görmez; karamsar, dikenleri görür, gülü görmez,” deyişindeki gibidir her şey Halil Cibran’ın…

I. AYRIM: 1 MAYIS’IN ÖNEMİ VE ANLAMI

Nisan 1904’de “Yoldaş işçiler! 1 Mayıs geliyor, bütün ülkelerin işçilerinin sınıf-bilinçli bir hayata uyanışlarını, insanın insan üzerindeki her türlü zulüm ve baskısına karşı mücadelelerindeki dayanışmalarını, emekçi milyonların açlık, yoksulluk ve aşağılanmadan kurtulmak için yürüttükleri mücadelelerini kutladıkları gün. Bu büyük mücadelede iki dünya karşı karşıya duruyor: Sermayenin dünyasına karşı emeğin dünyası; sömürünün ve köleliğin dünyasına karşı kardeşliğin ve özgürlüğün dünyası,” diye haykıran V. İ. Lenin ekler:

“1 Mayıs kutlaması davamıza binlerce yeni savaşçı kazandırsın ve bütün insanların kurtuluşu için, sermayenin boyunduruğu altında çalışan bütün herkesin özgürlüğü için yürütülen büyük mücadeledeki güçlerimizi daha da büyütsün!”

Enternasyonalist 1 Mayıs’ın önemi ve anlamını bu satırlardan iyi ne anlatabilir ki…

Evet 1 Mayıs işçi sınıfı enternasyonalizmi; sınıfsız sömürüsüz bir dünya tasavvurunun uluslararası dayanışma ve mücadele günüdür.

“Ortak çıkarlarımız etrafında birleşmiş durumdayız; zenginliğin, yoksulluğun ve patronların olmadığı, kendimize ait bir hayat için birleşmiş bulunmaktayız,” vurgusuyla 8 ülkeden 12 sendikanın; PAME (Yunanistan), Nakliyat-İş (Türkiye), Sosyal-İş (Türkiye), Birleşik Metal-İş (Türkiye), Tarım, Gıda, Tütün Sanayi Çalışanları Özerk Sendikası (Sırbistan), SLOGA (Sırbistan), GFTU (Suriye), WUCP (Filistin), Left Bloc (Avusturya), KTOEOS (Kıbrıs), USB (İtalya), SGB (İtalya) sendikalarının 1 Mayıs 2017 İşçi Bayramı ortak bildirisindeki haykırışıdır:

“• Sınır ötesi emperyalist müdahaleye, savaşlara, NATO ve AB’nin mezbahalarına dahil olunmaması için,

  • Tüm askeri üslerin kapatılması, NATO’nun Ege Denizi ve Balkanlardan defolması için,
  • Herhangi bir kapitalist siyasi-askeri ittifaka girilmemesi için,
  • Sınır ötesi askeri müdahalelere kaynak aktarılmaması için, kamu kaynaklarının işçi sınıfı ve ailelerinin ihtiyaçlarına yönelik kullanılması için,
  • Milliyetçilik, ırkçılık ve şovenizme karşı durmak için,
  • Mülteciler, göçmenler ve tüm halklarla dayanışma içinde olmak için…

Kapitalistlerin ve müttefiklerinin bize yabancı ve bize düşman olan bayraklarının arkasında sıralanmıyoruz. İşçi sınıfının çıkarlarının bayrağını yükseltiyoruz.

Haksız savaşlara karşı ve bunlara yol açan nedenleri yok etmek için mücadele ediyoruz. Dayanışma halkların silahıdır.”[4]

Bu taleplerin daha da zenginleştirilerek, daha güçlü biçimde haykırılmasının “olmazsa olmaz” özellikler kazandığı 2018 1 Mayıs’ı işçi sınıfına, sınıf mücadelesine ait bir gündür. İşçi sınıfının canı pahasına yürüttüğü mücadelenin günü olduğu asla göz ardı edilmemeli ve pozisyonumuz geçmişten dersler alarak biçimlendirilmelidir.

Hatırlayın: 2014’te Kadıköy’e çağrı yapan Türk-İş Taksim iradesini zayıflatmak ve hükümetin yasağına meşruluk kazandırmak yolunda önemli bir adım atmıştı. Türk-İş bürokratları 2015’te Zonguldak’a çağrı yaparak sadece Taksim’den değil, İstanbul’dan da kaçmışlardı. Böylece artık kendi 1 Mayıs’larını AKP ve CHP milletvekilleriyle kol kola kutlamanın adımlarını atıyorlardı. Aynı bürokrat takımı, Soma madenci katliamı sonrasındaki ilk 1 Mayıs’ta maden işçilerini öne çıkartmayı tercih ederek, kendi gerici politikalarını sınıf sosuna bulamayı ihmal etmemişlerdi. Bu sayede hükümetin ve sermayenin ihtiyaçlarına yanıt verirken, sermaye işbirlikçisi yüzlerini gizlemek için azami dikkat göstermeyi de ihmal etmemiş oldular.

2016’da Çanakkale’ye çağrı yaptıklarında artık buna gerek duymadıklarını açıkça ortaya koydular. Türk-İş için 1 Mayıs sınıf mücadelesine ait bir gün veya işçi sınıfının birlik, mücadele, dayanışma günü değil, işçi sınıfını gericilikle ve şovenizmle zehirlemenin bir günüydü artık. 2017’de Ankara’ya çağrı yaptıklarında da durum farklı değildi.

2018’de de “Zeytin Dalı Harekâtı”na da destek amacıyla Hatay’da kutlama kararı almaları Türk-İş patronlarının yıllardır sürdürdüğü yaklaşımın en uç noktasıdır… Dolayısıyla Türk-İş için 1 Mayıs artık sermayeye hizmet günüdür.

Hak-İş’in durumu zaten biliniyor. 2018’de  1 Mayıs’ı Adana’da kutlayacağını açıklayarak sermaye düzenine/ iktidarına hizmette Türk-İş ile yarış hâlinde olduğunu bir kez daha göstermiştir. 2012 yılından beri her yıl farklı bir ilde 1 Mayıs’ı kutlama kararı almıştı Hak-İş. 2012 yılında daha Taksim yasağı gelmeden alınan bu karar Hak-İş’in Taksim’den kaçışının bir yoluydu. Bir yanıyla da Taksim’in 1 Mayıs alanı olmasına gölge düşürme çabasıydı. 2012’de Ankara’ya, 2013’te Karabük’e, 2014’te Kayseri’ye, 2015’te Konya’ya, 2016’da Sakarya’ya, 2017’de Erzurum’a çağrı yapan Hak-İş, 1 Mayıs’ı işçi sınıfının bir kavga gününden çıkarıp düzen politikalarına hizmette sınır tanımadıkları bir güne çevirmek istemektedir. Geçtiğimiz yıl Erzurum’da mehter takımı ve cirit gösterileriyle alana çıkan Hak-İş, 1 Mayıs’ın tarihsel anlamından nasıl da koptuğunu, gericiliği ve şovenizmi kendine kılavuz edindiğini olanca açıklığıyla ortaya koymaktadır.

DİSK’e gelince; durumu çok daha farklı olmakla beraber mevcut düzen sınırlarını aşamayan bir anlayışı temsil etmektedir. Muhalefet anlayışı, istemek, uygun görülürse almak, uygun görülmezse eleştirmekten öteye geçmemektedir. Bu anlayış, deneyimle de sabit olduğu üzere sınıf mücadelesini bir milim ileriye taşımıyor. 1 Mayıs vesilesiyle DİSK’in tutumunun düzen içi muhalefet platformunun ötesine geçmediğini bir kez daha söylemek gerekmektedir.[5]

Sadece bununla sınırlı kalmayıp, DİSK’in tutumuna itiraz ederek, tarih(imiz)in gerçekleri anımsatılmalıdır.

I.1) 1 MAYIS(’LAR)IMIZIN TARİHİ

1 Mayıs işçi bayramının bu topraklarda hayli köklü bir geçmişe sahip olduğu genellikle es geçilen bir husustur. 1 Mayıs denilince toplumsal bellekte 70’li yıllardaki devasa gösteriler gelse de kutlamaların yüz yılı aşkın bir maziye sahip bulunduğunu akıldan çıkarmamak gerek. Öte yandan, İstanbul’da 1 Mayıs’ın ilk olarak ne zaman kutlandığı sorusu bugün dahi çelişkili yanıtlara sahip. Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye’deki 1 Mayıs kutlamalarına ilişkin çalışmalarda başkentte kutlamaların ilk olarak 1910, 1911, 1912 ve hatta 1921 yıllarında gerçekleştirildiği zikredilebilmektedir.

Osmanlı işçi hareketi ve sosyalizminin tarihi açısından dönüm noktası, II. Abdülhamit istibdadına karşı gerçekleşen 1908 anayasal devrimidir. Bir askeri hareket olarak başlayan sürecin yarattığı koşullar, ilerleyen haftalarda Osmanlı ülkesinin ticari ve sınai merkezlerinde işçi sınıfının bir örgütlenme hamlesine ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi hedefli bir grev dalgasına sebep olur. Meşrutiyet devrimiyle birlikte siyasal alanın hareketlenmesi, cılız sosyalist hareketin de kendisine alan açmasına yol açar. Kapitalizmin bu geniş imparatorluğa eşitsiz nüfuz edişi, sosyalist hareketin de parçalı ve eşitsiz gelişimine yol açar. Bulgar ve Makedonyalı sosyalistlerden Ermeni devrimci hareketine, Selanik Sosyalist İşçi Federasyonu’ndan Osmanlı Sosyalist Fırkası’na (OSF) çok sayıda aktör, Osmanlı sosyalist hareketinin parçasıdır.

Osmanlı işçi hareketi ve örgütlülüğü üzerine çalışmaların karşılaştığı en önemli engellerden birisi, Osmanlı işçi sınıfının çok dinli, çok uluslu ve çok dilli karakteridir. Bu özellik, zihinsel formasyonu kaçınılmaz biçimde ulus devletler çağının kabulleriyle şekillenen araştırmacının Osmanlı işçi sınıfı tarihini, Osmanlı bakiyesi modern ulus devletler sınıf tarihinin bir ön aşaması olarak kavramasına yol açar. Böylece sınıfın çok dinli/ uluslu/ dilli karakteri çoğunlukla es geçilerek geriye doğru “ulusal” bir işçi sınıfı tarihi yazmaya soyunulur. Hâlbuki aşağıda da göreceğimiz gibi Osmanlı başkentindeki işçi hareketi gibi sosyalist örgütlenmeler de çok dinli/ uluslu/ dilli karaktere sahiptir ve bu husus onların tanımlayıcı özelliğidir.

İstanbul’da 1909 yılında 1 Mayıs “kutlaması” oldukça mütevazıdır. 31 Mart ayaklanmasının izlerinin henüz çok taze olduğu ve Örfi İdare’nin hüküm sürdüğü başkentte 1 Mayıs kutlaması için uygun koşullar yoktur. Yine de 1909’da, Bulgar Rabotniçeska Iskra (İşçi Kıvılcımı) gazetesinin İstanbul muhabiri olan Stefanos Papadopulos; kendisi, matbaa işçisi Theodor Sivaçef, öğretmen ve gazeteci Nikos Yanyos, daha sonra İştirak gazetesini yayımlayacak Hüseyin Hilmi ve arkadaşları tarafından 1 Mayıs vesilesiyle Kağıthane’ye bir gezi düzenlendiğini anımsamaktadır. Papadopulos kutlamada Hilmi’nin, hakkında bu kadar söz edildiğini duyduğu Karl Marx’a bir tebrik telgrafı gönderilmesini rica ettiğini, Marx’ın çoktan hayatını kaybettiğini duyduğundaysa üzüntüye kapıldığını, daha sonra OSF’nin kurucusu olacak Hilmi’nin sosyalist pedagojisinin noksanlığına bir kanıt olarak aktarır.

1910 yılıysa Osmanlı sosyalist hareketi açısından dikkat çekici bir yıldır. Bilhassa başkent İstanbul’da önemli gelişmeler yaşanır. Şubat ayında Hüseyin Hilmi İştirak gazetesini yayımlamaya başlar. 15 Eylül 1910’da ise yine Hilmi çevresi tarafından OSF kurulur. Aynı dönemde İstanbul’da Rum ağırlıklı, Bulgar ‘dar’ sosyalistlerinden esinlenen ve kendisini Türkiye Sosyalist Merkezi (TSM) olarak adlandıran bir çevre de faaliyet gösterir. Haziran ayında bu çevre, on beş günlük Rumca Ergatis (Irgat) gazetesini yayımlamaya başlar. Merkez çevresi bu dönemde sınıf esasına dayalı ilk sendikaları örgütlemeye gayret edecek ve bu hususta ihmal edilemeyecek bir başarı kazanacaktır. TSM çevresi, başkentteki küçük ölçekli imalat sektöründe rastlanılan usta-kalfa dayanışması temelinde teşkilâtlanmış lonca tipi örgütlenmelerin içerdiği sömürü ilişkilerini vurgulayarak işçilere sınıf temelli örgütlenmeler kurmaları için destek olacaktır. İşte bu çabaların sonucunda kadın giyim ve şemsiye işçileri sendikaları, İstanbul’un ilk sınıf temelli sendikaları olacaktır. Bunun yanında TSM çevresi mücellitler, döşemeciler, marangoz ve dülgerler, dizgiciler, pastaneciler, demirciler arasında sendika örgütlemeye veya var olanları “kızıllaştırmaya” çalışacaktır. 1910 yılının 1 Mayıs’ının hemen öncesinde Terzi İşçileri (kalfaları) İttihadı’nın düzenlediği, bir aydan fazla süren grevin, başarıyla sonuçlanmasıysa bu grubun etkisini artıracaktır.

Bu ve benzeri örgütsel başarıların da etkisiyle İstanbul’da kutlanan ilk kitlesel 1 Mayıs, 1910 yılında gerçekleşir. Bu kutlamaya bizzat katılan Stefanos Papadopulos ve Parvus Efendi’nin aktarımları, kutlamaya ilişkin ayrıntılı bir tasvirin oluşmasına yol açıyor. Taksim’deki Pipinobira fabrikasının bahçesinde gerçekleştirilen kutlamada TSM çevresinin etkin olduğu anlaşılıyor. Kutlamaya katılan Papadopulos, burada kendisinin, yine TSM aktivistlerinden Türkdil (Karamanlı) işçi Yorgo Karakaş’ın ve başka işçilerle Ermeni Canikyan’ın konuşmalar yaptığını hatırlamaktadır. Papadopulos’a göre dinleyiciler arasında, Parvus ve Balkan sosyalist hareketinin önemli simalarından ve Sosyalist Enternasyonal Başkanlık Kurulu üyesi Kristian Rakovski de bulunmaktaydı.

Çıktığı Balkan turu bağlamında 1910’da İstanbul’a varan ve Alman Sosyal Demokrat Partisi’nde ‘Parvus’ müstear adıyla tanınan Rusya doğumlu gazeteci ve kuramcı Alexander Helphand da, 1910 yılındaki 1 Mayıs kutlamasına ilişkin aktarımda bulunur. Parvus bu dönemde gerek Alman sosyal demokrasisi içerisindeki teorik ve siyasal sorunlara değindiği yazılarıyla gerekse de Troçki ile birlikte 1905 devriminde oynadığı rolle belli bir uluslararası şöhrete sahip bir sosyal demokrat önder konumundadır. Yine de Alman sosyal demokrasisi içerisinde kendisine somut bir yetki verilmemiştir ve parti önderliğiyle gelgitli bir ilişkiye sahiptir. 1910 yılı Parvus’un siyasal kariyerinde bir dönüm noktası oluşturur. Siyasal kariyerinin bir muhasebesine koyulan Parvus, hem git gide Avrupa’nın barut fıçısı hâline gelmekte olan Balkanlar ve Osmanlı İmparatorluğu’nu yakından incelemek hem de yeni iş olanaklarına kavuşmak üzere Balkanlara bir gezi düzenler. Üç ay sürmesi beklenen bu gezi beş yıla uzanacak, Parvus bilhassa Osmanlı İmparatorluğu başkentindeki İttihat ve Terakki çevresinde ummadığı bir etkiye kavuşacaktır. 1910 yılında İstanbul’a varan Parvus, kendisini bekleyen bu parlak olduğu kadar tartışmalı kariyerden elbette habersizdir ve onun başkentteki ilk dönemi, yakın bir dostluk kurduğu Kristian Rakovski ile birlikte İmparatorluktaki sosyalist hareketi etkilemekle geçecektir.

İstanbul’daki 1 Mayıs kutlamasına bizzat katılan Alexander ‘Parvus’ Helphand’ın gözlemleri de Papadopulos’un yukarıdaki aktarımlarını teyit eder. Parvus’un izlenimleri de TSM çevresinin ve onun desteklediği sendikaların oldukça başarılı geçen kutlamanın ana örgütleyicileri olduklarını onaylamaktadır. Yukarıda zikredilen kadın giyim işçilerinin sendikasının örgütlediği başarılı bir grevin ardından işverenlerden 1 Mayıs’ı kutlama hakkını alması, bu kutlamaların çekirdeğini oluşturmuştur.

Parvus’a göre 1 Mayıs kutlaması, sosyalist örgüt “Ergatis” ve Ermeni sosyalist partileri Taşnaktsutyun (Ermeni Devrimci Federasyonu) ve Hınçak’ın daveti üzerine gerçekleştirilmişti. 1 Mayıs günü iş bırakan işçilerin sayısı 500’ü geçmiş, Pipino Bira fabrikasının bahçesindeki kutlamaya katılan işçilerin sayısıysa 800’ü bulmuştu. Parvus kutlamalardaki bu başarının sosyalist hareketin birleşmesine hizmet edeceğini düşünmektedir. Kutlamada Kadın Giyim İşçileri Sendikası adına Yorgo Karakaş, Türkçe yaptığı konuşmada, bu bayramın proletaryanın milletlerarası dayanışmasına hizmet ettiğini ve işçilerin haklarını almak için örgütlenmek zorunda olduklarını açıklamıştır. Ergatis gazetesi adına söz alan Papadopulos ise sosyalizm üzerine konuşmuştur. Akabinde İstanbul işçilerinin çok dilli karakterini vurgulayan bir biçimde Ermenice, Türkçe, Yunanca, Ladino konuşmalar gerçekleştirilmiş, genç bir Ermeni kadın, sekiz saatlik işgünü, sınıf mücadelesi, demokrasi ve sosyalizm lehine coşku dolu bir konuşma yapmıştır. Parvus’a göre alana hâkim olan gençler ve bilhassa kadın işçilerdir; fakat yine de “Rus ve Ermeni mücadelelerinin fırtınası içinden kopup gelmiş ak saçlılara da rastlamak” mümkündür. Kutlamanın sonunda işçiler kızıl 1 Mayıs kurdelelerini takarak deniz yönüne, muhtemelen Cadde-i Kebir (bugünkü İstiklal caddesi) üzerinden bir yürüyüş gerçekleştirmişler ve bu sırada paydos eden Tütün Reji’si işçilerinin de katılımıyla bin kişiyi aşan bir topluluk oluşmuştur. Aynı gün akşamleyinse üç ayrı toplantı gerçekleştirilmiştir.

İşte Papadopulos ve Parvus’un bu aktarımları, İstanbul’da 1 Mayıs 1909’da Kağıthane’ye bir “gezi” gerçekleştirildiğini, 1910 yılındaysa Taksim’deki Pipino bahçesinde yüzlerce işçiyle birlikte sosyalist önderler Parvus ve Rakovski’nin de katıldıkları güçlü bir kutlamanın yapıldığını ortaya koymaktadır. Böylece İstanbul’da 1 Mayıs kutlama geleneğinin sembolik düzeyde de olsa 1909 yılında başladığını ve işçi katılımının yoğun biçimde gerçekleştiği ilk kutlamanınsa 1910 yılında yapıldığını kabul etmek gerekmektedir. O günden bugüne, Stefanos Papadopulos’un şu satırları, tüm emekçiler için güncelliğini korumaya devam ediyor: “Türkiye işçileri, Ermeniler, Yahudiler, Rumlar ve Türkler, elinizi verin, iş kollarınızdaki sendikalarda sosyalistçe birleşin, tarihsel çıkarlarınızı ancak böyle müdafaa edebilirsiniz.[6]

Coğrafyamızın 1 Mayıs İşçi Bayramı kutlamaları işgal altındaki İstanbul’da sürer…

O kutlamaların temelinde işgal karşıtı bağımsızlık istemi de yer alıyordu. Tersane işçileri Türkiye Halk İştirakiyûn Fırkası öncülüğünde Kasımpaşa’dan Şişli Hürriyet-i Ebediye Tepesine kadar kızıl bayraklarla yürüdüler.

İşçi sınıfının belgileri yanında, işgali kınayan sloganlar attılar. Bağımsızlık istemlerini dile getirdiler.

Sonra Türkiye bağımsızlık savaşını kazandı. İşgalciler İstanbul’dan gittiler. İşgalin kaldırılmasını, işgalcilerin ülkeyi terk etmesini isteyen Türkiye Halk İştiriyakûn Fırkası kapatıldı (1920-1923) 1 Mayıs İşçi Bayramı yasaklandı.

İşgalcilerin İşçi Bayramı kutlamalarına gösterdiği hoşgörü ve anlayış Türk Hükümetleri tarafından gösterilmedi.

Ancak 1 Mayıs da hepten unutmadı!

1935 yılında çıkartılan, Ulusal Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkında Kanun ile 1 Mayıs Bahar ve Çiçek Bayramı ilan edildi.

Böylece ülkeye huzur geldi!

Bahar ve çiçekten dolayı devletin güvenliği tehlikeye düşmezdi.

Türkiye İşçi Sınıfı uzun yıllar 1 Mayıs ile kendisi arasında kitlesellik bakımından bir bağ kuramadı. Ta ki 1976’da Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları DİSK Başkanı Kemal Türkler, “1 Mayıs Bahar Bayramı değildir” diyene kadar:

-1 Mayıs Dünya İşçi Sınıfının Birlik ve Dayanışma Günüdür!

Elli yıl aradan sonra ilk kez işçiler alanlarda 1 Mayıs’ı kutladılar. Taksim Meydanı işçilerle tanıştı!

Bütün ülke öğrendi ki, 1 Mayıs İşçi Bayramı’dır.

Ertesi yıl 1 Mayıs 1977’de o tarihe kadar görülen en büyük devlet terörü sahneye konuldu. İşçilerin üzerine ateşli silahlar, panzerler, ses bombaları ve tazyikli sularla saldırıya geçen güvenlik güçleri resmi olarak 36 kişinin ölümüne neden oldular. Gerçek ölü sayısının ise 41 kişi olduğunu yıllar sonra 2010’da İZTV’deki “Emeğin Kanlı Düğünü” belgeselinde DİSK’in Basın Yayın Müdürü Fahrettin Erdoğan ortaya çıkardı.

Olaylar sırasında ölenler için iki liste vardı. Biri savcılık listesi diğeri DİSK’in listesi… İki liste arasında farklılıklar vardı. Ama her iki listede de bulunmayan 5 kişi bulunuyordu. 36’ya ekleyince 41 kişi ortaya çıkıyordu. Bir de Dev-Yol’un 1 Mayıs 1977 sonrası çıkan ilk sayısında Mehmet Ali Kol’un adı vardı “1 Mayıs Şehidimiz” diye tam sayfa basılan dergisinde… Ediyor 42 kişi. Yine Fahrettin Erdoğan’ın ortaya çıkarttığı bir başka 1 Mayıs gerçeği de 33 yıldır şehidimiz diye ismi alanlarda taşınan öğretmen Hülya Emecan’ın ölmemiş olduğuydu. Böylece kesin sayı 2010’de belli olmuştu: 1 Mayıs 1977’de yaşamını yitirenlerin sayısı, 41’di.

DİSK’in “şehitlerimiz” listesinde yer alan Nazmi Arı ise DİSK’li işçi değil o gün Taksim’de görev yapan toplum polisi idi…

1 Mayıs 2010’da Taksim yeniden işçilere açıldı. Onlarca yıldır Taksim 1 Mayıs Alanı’dır diyerek buraya çıkmak için olmadık eziyetlere maruz kalan (başta DİSK Başkanı Süleyman Çelebi) ve mücadele arkadaşları haklı olduklarını ispat etmişlerdi.

İşçiler Taksim’de 1 Mayıs kutlaması yaptılar ve hiçbir olay çıkmadı. Çünkü güvenlik kuvvetleri sadece güvenliği sağlamak için bir kenarda durdular. TOMA’lar kitlenin üzerine sürülmedi. Biber gazı atılmadı. Plastik mermi ve tazyikli su sıkılmadı. Herkes huzur içindeydi.

Tam üç yıl 2010, 2011 ve 2012’de 1 Mayıs kutlamaları Taksim’de yapıldı.

Sonra yine yasaklandı.

Bu yasak 2017’de de sürdü ve “DİSK 2017’de 1 Mayıs’ı Bakırköy’de kutlama kararı aldı. Devletin ‘paşa gönlü’ olsun yeter ki diye!”[7]

I.1.1) 1 MAYIS 1977 KATLİAMI

1 Mayıs(’lar)ımızın tarihinde, 1977 1 Mayıs’ının belirgin bir özelliği vardır.

1 Mayıs 1977 günü İşçi Bayramı’nı kutlamak üzere çeşitli illerden İstanbul’a gelenler ile birlikte yaklaşık 500 bin kişi Taksim Meydanı’ndaki kutlamalara katıldı. Katılımın yüksek olması sebebiyle kortejlerin alana girmesi uzun sürmüş, konuşmalar da uzamıştır. Saat 19.00 sularında dönemin DİSK genel başkanı Kemal Türkler konuşmasının sonuna geldiğinde etraftan silah sesleri duyulmaya başlandı. Sular İdaresi binasının üstünden ve meydandaki otelin çeşitli katlarından açılan bu ateş sonucu insanlar panik hâlde kaçışmaya başladı, kısa bir süre içinde Intercontinental Oteli’nin (Bugün The Marmara Oteli) de üst katlarından da ateş açıldı.

İnsanlar panik hâlde kaçmaya çalışırken polis de ses bombaları ve panzerlerle kalabalığa müdahale etmeye başladı. Kalabalık, kaçmak için özellikle Kazancı Yokuşu’na yöneldi ancak burada bulunan bir kamyonun yolu tıkaması yığılmaya ve buna bağlı ezilmelere sebep oldu. Yaklaşık 130 kişi yaralandı. DİSK’in yayınladığı listede 36 kişinin öldüğü belirtilmişti.[8]

Ancak bir başka ifadeye göre 1 Mayıs 1977’de Taksim Meydanı’ndaki kutlamalarda katledilenlerin -DİSK Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Müdürü Fahrettin Engin Erdoğan’ın Savcılık iddianamesi ve DİSK’in listesini karşılaştırması sonucu ortaya çıkardığı- 41 kişilik listesi de şöyledir:[9]

 

MAYIS 1977’DE TAKSİM MEYDANI’NDA KATLEDİLENLER
KİM AÇIKLAMA
Ahmet Gözükara 34 yaşındaydı. Sultanahmet Ticaret Lisesi’nde öğretmendi. Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) üyesiydi.
Aleksandros Konteas 57 yaşındaydı. İşçiydi.
Ali Sidal 18 yaşındaydı. İşçiydi.
Ali Yeşilgül Bilgiye ulaşılamadı.
Bayram Çıtak 1940 yılında Sivas’ın Şarkışla ilçesi Emlek Hüyük Köyünde doğumlu. Ankara Mamak Derbent İlkokulu’nda öğretmendi. TÖB-DER’li arkadaşlarıyla İstanbul’a gelmişti.
Bayram Eyi Erzurum doğumluydu. İnşaat ustasıydı. 50 yaşındaydı. Beş çocuğu vardı.
Bayram Sürücü İşçiydi.
Diran Nigiz 35 yaşındaydı. Bekçiydi.
Ercüment Gürkut 1951 doğumluydu. 1962 yılında Galatasaray Lisesi’ne başladı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi son sınıf öğrencisiydi.
Garabet Akyan İşçiydi.
Hacer İpek Saman 1953 doğumluydu. Öğrenciydi.
Hamdi Toka 35 yaşındaydı. Seyyar satıcıydı.
Hasan Yıldırım 31 yaşındaydı. İşçiydi.
Hatice Altun 21 yaşındaydı.
Hikmet Özkürkçü 39 yaşındaydı. Karamürsel 4 Temmuz İlkokulu’nda öğretmendi. Karamürsel TÖB-DER Başkanıydı.
Hüseyin Kırkın 26 yaşındaydı. Uzel işçisiydi.
Jale Yeşilnil 17 yaşındaydı. Aryamehr Lisesi 3. sınıf öğrencisiydi. Devrimci Liseliler üyesiydi.
Kadir Balcı  35 yaşındaydı. Tezgâhtardı.
Kadriye Duman (Kıymet Kocamış) 25 yaşındaydı. Hemşireydi.
Kahraman Alsancak 29 yaşındaydı. Uzel işçisiydi.
Kenan Çatak 31 yaşındaydı. Kabataş Ticaret Lisesi’nde öğretmendi.
Leyla Altıparmak 19 yaşındaydı. Hemşireydi.
Mahmut Atilla Özbelen 1 Mayıs 1951’de Ankara’da doğdu. 1972 yılında Milli Eğitim Bakanlığı Ders Aletleri Yapım Merkezi Elektrik bölümüne işçi olarak girdi. DİSK-Türkiye Maden-İş Sendikası üyesiydi. İşyeri işçi temsilciliğine ve lokal başkanlığına seçildi.
Mehmet Ali (Mustafa) Elmas 33 yaşındaydı. Öğretmendi.
Mehmet Ali Genç 60 yaşındaydı. Gece bekçisiydi.
Mehmet Ali Kol Bilgiye ulaşılamadı.
Meral Cebren (Özkol) 42 yaşındaydı. Hastabakıcıydı.
Mürtezim Ortulu Bilgiye ulaşılamadı.
Mustafa Ertan Öğrenci
Nazan Ünaldı 19 yaşındaydı. Yabancı diller yüksekokulunda öğrenciydi.
Nazmi Arı 26 yaşındaydı. Polis memuruydu. Bir çocuğu vardı.
Niyazi Darı 24 yaşındaydı. Alanyalıydı. Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Öğretmenliği’nde okuyordu. Aynı zamanda fabrikada çalışıyordu.
Ömer Narman 31 yaşındaydı. Bakırköy Sultan Murat İlkokulu’nda öğretmendi.
Özcan Gürkan Bilgiye ulaşılamadı.
Ramazan Sarı Bilgiye ulaşılamadı.
Rasim Elmas 41 yaşındaydı. Beyoğlu’ndaki bir film şirketinin stüdyolarının elektrik makine aksanıyla ilgileniyordu.
Sibel Açıkalın 18 yaşındaydı. İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi 1. sınıf öğrencisiydi.
Tevfik Beysoy Bilgiye ulaşılamadı.
Yücel Elbistanlı Bilgiye ulaşılamadı.
Ziya Baki 29 yaşındaydı. Uzel işçisiydi.

 

Ve Ayşe Emel Mesci’nin işaret ettiği gibi, “Orası o günden sonra 1 Mayıs Alanı oldu…”[10]

I.2) TAKSİM 1 MAYIS MEYDANI

1977’den beri Taksim 1 Mayıs Meydanı’dır; bunun tartışılacak hiçbir yanı yoktur.

Siz bakmayın Demir Küçükaydın’ın, “1 Mayıs’ı Taksim’de “kutlama” da sol için, bir tür kendi başına hedef hâline gelmiştir. Yani bir politik eylem ve mücadelenin vesilesi olmaktan çıkmış, kendisi bir hedef hâline gelmiştir. Solu ve sosyalistleri toplumun gerisinden tecrit eden bir hedef”;[11] Kadir Yalçınkaya’nın, “Alan tartışmaların en çok zarar verdiği İstanbul 1 Mayısı,”[12] türünden “gerekçeler”in vazgeçişine…

Bir direniş biçimi olarak 1 Mayıs Mitingi için Taksim, egemenler açısından tarihsel bir simge ve mücadele alanı sayıldığından, her fırsatta yasaklandı ve yasaklanmakta da…

2017’de de “1 Mayıs’la özdeşleşen Taksim bir kez daha işçilere ve tüm halka yasaklıyken; İstanbul’da 1 Mayıs için 30 binden fazla polis görev yapacak,”[13] haberine konu olan Taksim “yasak”ı, yerle yeksan edilmek içindir…

“Sakın ola unutulmasın/ unutturulmasın: Üzerine konan yasak işçi sınıfı mücadeleleri açısından gayri meşru olan Taksim Meydanı, onlarca emekçinin can verdiği bir miras, bir emanettir!

Hayır; asla ve kat’a vazgeçmeyeceğiz Taksim’den.”[14] Çünkü 1 Mayıs 1977’den beri Taksim Meydanı işçilerindir. Taksim’in 1 Mayıs alanı olduğu ve 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlamanın meşruiyeti asla tartışılamaz.

Coğrafyamızda işçi sınıfı için 1 Mayıs ile özdeşleşen mekân Taksim’dir. 1977 katliamı Taksim Meydanı’nı Türkiye işçi sınıfının mücadele tarihinde ayrı bir yere taşıdı. O günden bu güne Taksim Meydanı mücadele tarihimizde başka bir öneme sahip oldu. İşçi sınıfının mücadele örgütleri ve devrimciler Taksim meydanını kazanmak için mücadele ettiler.

Taksim’e egemen yasaklara teslim etmek olmaz; “Oysa bizim gitmemiz şarttı Taksim’e bu 1 Mayıs’ta… 40 yıl önce, bir bayram coşkusuyla kutlamaya gidip bedenlerini orada bırakan, Taksim’i Taksim yapanları selamlamak isteyenlerin, sessizce anmak isteyenlerin, mutlu günlerin geleceğine olan inançlarını kaybetmediklerini fısıldamak isteyenlerin gitmesi şarttı. Daha doğrusu vicdanlarımızın yüklediği bir zorunluluktu,”[15] diye “Ah” çekmemek için Olcay Büyüktaş gibi…

Evet, 1 Mayıs 2017’de Taksim’e gidilemediği doğrudur; ancak unutulmamalıdır ki, 1 Mayıs’ta Taksim’e gitme mücadelesinden, devrimci ısrarından vazgeçilmeyerek yaşatıldı gelenek…

“1 Mayıs’ta Taksim’deyiz” vurgusuyla, “Bizler, Taksim’in 1 Mayıs’a kapatılmasını kabul etmeyen, ‘77 1 Mayıs katliamının 40. yılında 1 Mayıs’ın Taksim dışında kutlanamayacağını” kaydeden Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Bağımsız Devrimci Sınıf Platformu (BDSP), Devrimci Anarşist Faaliyet (DAF), Devrimci Yolda Özgürlük, Emek ve Özgürlük Cephesi (EÖC), Maltepe Sokak Kültür Derneği, Mücadele Birliği Platformu, Partizan, Proleter Devrimci Duruş (PDD), Sosyalist Dayanışma Platformu (SODAP), Birleşik Devrimci Parti, işçi ve emekçileri 1 Mayıs’ta Taksim’e çağırdı.[16]

Bu çok önemliydi!

Hem de DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin açıklamalarındada “Bizler dört emek ve meslek örgütü başta olmak üzere, dost kurumlarla beraber İstanbul’da Bakırköy Halk Pazarı başta olmak üzere, Türkiye’nin her yerinde olabildiğince yaygın, kitlesel, coşkulu ve Hayır’lı 1 Mayıs buluşmalarını birlik içerisinde örgütleyeceğimizi ilan etmek istiyoruz,” dedikleri bir ortamda![17]

Üstüne üstlük bir de AİHM, “1 Mayıs 2007’deki Taksim yasağı için Türkiye’yi mahkûm etmiş”ken;[18] Anayasa Mahkemesi de, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri hakkında, “anayasaya aykırılık” gerekçesiyle açılan davada karar verip; söz konusu kanunun “Genel Yollar” maddesinin iptaline hükmederek; Taksim ve Kızılay Meydanları’na her yıl uygulanan yasağın, yasal dayanağı olan “Genel Yollar” maddesinin iptaliyle yasağın dayanağı da ortadan kaldırmışken![19]

I.3) AKP VE 1 MAYIS’LAR

1 Mayıs’ları tatil(?) ilan eden AKP dönemi, işçi sınıfının kayıplar yılı oldu. Özellikle darbe girişiminden sonra uygulamaya konulan Olağanüstü Hâl (OHAL) ile emekçilerin hak gaspları ve çalışma yaşamındaki zorluklar had safhaya çıktı. Güvencesiz çalışma yaygınlaşırken taşeron çalışma yüzde 400 civarında arttı.

Verilere göre şu anda 7.1 milyon kişilik işsizler ordusu bulunuyor. Kadınlar iş hayatının dışına itiliyor. Türkiye’de çalışma çağındaki her üç kadından sadece biri çalışma yaşamının içinde. Avrupa’da kadın istihdamının yüzde 40’ın altında olduğu tek ülke Türkiye. Kadın istihdamında Avrupa’da sonuncu olan Türkiye, sadece Suriye, Irak, Yemen, Pakistan, Moritanya gibi ülkeleri geride bırakıyor. AKP iktidarı döneminde hayatını kaybeden işçi sayısı toplamda 19 bine dayandı. AKP’nin 15 yıllık iktidarı, işçi sınıfının kayıplar yılı oldu. İşte o kayıplardan bazıları:

i) Yüzlerce kamu kurumu satıldı. Kamu ve özel sektör yabancıların eline geçti. Yüz binlerce işçi işini kaybetti. AKP’li yıllarda güvencesiz ve esnek çalışma yaygınlaştı. 2013 Mart ayında İş Kanunu’nun iş güvencesi kapsamını 10 işçiden 30 işçiye çıkardı. Taşeron çalışma yüzde 400 arttı, çalışma hayatı taşeron cehennemine çevrildi. 2016 Mayıs ayında, taşeron çalışmayı bile mumla aratacak kiralık işçilik yasası Meclis’ten geçti. Taşeron sistemini bütün kurumlara yaydılar. Taşeron işçi sayısı 4 milyonu aştı.

ii) 2008 yılında sendikaların ve emekçilerin bütün itirazlarına rağmen yeni ‘Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Yasası’yla emeklilik yaşı 65’e kadar çıkarıldı. Emekli olmak için doldurulması gereken prim gün sayısı artırıldı. 2016 Ağustos’ta çıkan zorunlu BES’le beraber, cebimizden çıkacak paralarla sermayeye kaynak sağlanması hedeflendi ve uzun vadede sosyal güvenliğin özelleştirilmesinin yolu açıldı.

iii) İşçiler, aldıkları ücretlerden kesilen paralarla oluşan işsizlik fonunda biriken paranın ancak küçük bir kısmını geri alabildi. 2002’den beri işçilere fondan sadece 14 milyar lira ödenirken, bu yılın 9 Şubat tarihli Kanun Hükmünde Kararnamesi’nde (KHK) işverenlere bir çırpıda ödenen miktar 13 milyar lira. İşsiz kalındığında kullanılsın diye ücretlerden kesilen paralar, patronlara ‘teşvik’ adı altında peşkeş çekildi.

iv) İŞKUR köle tacirliği merkezine dönüştürüldü. Sadece Özel İstihdam Bürolarına kuruluş izni veren merkez hâline getirilmekle kalmadı, bizzat İŞKUR eliyle de işçi kiralama başlatıldı. Adına “Toplum Yararına Çalışma Programı” dendi. Her yıl kiralanan işçi sayısı 200 bine ulaştı.

v) 15 yılda 11 büyük grev yasaklandı. Bu yılın başında; 20 Ocak’ta Birleşik Metal-İş’in EMİS’le yaşanan toplu iş sözleşmesi uyuşmazlığı sebebiyle 2 bin 200 işçiyle greve çıkması, Bakanlar Kurulu tarafından ‘milli güvenlik’ gerekçesiyle yasaklandı. OHAL’den sonra KHK ile grev yasağının kapsamı genişletildi. Anayasa Mahkemesi’nin daha önce grev yasağı kararını iptal ettiği bankacılık ve şehir içi ulaşım da grev yasağı kapsamına dahil edildi.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın sendikalaşma istatistikleri ile ilgili 29 Ocak 2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan tebliğine göre, toplam işçi sayısı 12 milyon 700 bin, sendikalı işçi sayısı ise 1 milyon 547 bin oldu. Resmi sendikalaşma oranı ise yüzde 12.18 olarak açıklandı. Böylece Ocak 2013’te 1 milyon 2 bin olan sendikalı işçi sayısı dört yılda yaklaşık 545 bin artmış oldu. Artış oranı yüzde 54’e karşılık geliyor.

Sendikalı işçi sayısı 1 milyon 546 bin olarak görünmesine karşın toplu iş sözleşmesi kapsamındaki işçi sayısı 1 milyon civarında bulunuyor. Sendika üyesi olan yarım milyondan fazla sendikalı işçi toplu sözleşme kapsamında yer almıyor. Sendikalı her üç işçiden birinin toplu sözleşmesi bulunmuyor. Bu sendikal barajlar ve sendikalaşmadaki hormonlu büyümeden kaynaklanıyor.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Enstitüsü’nün (DİSK-AR) Temmuz 2016 verilerine göre 9.1 milyon erkek işçinin 1.2 milyonunun sendikalıyken erkek işçilerde sendikalaşma oranı yüzde 13’ün üzerinde bulunuyor. 3.3 milyon kadın işçinin ise 254 bininin sendikalıyken kadınların sendikalaşma oranı ise yüzde 7.6’la da bulunuyor.

Ocak 2017 verilerine göre bir yılda 700 bin kişi işsizler ordusuna katıldı. Geniş tanımlı (gerçek) işsiz sayısı 7 milyon 106 bine çıktı. Bu tablo Türkiye tarihinde işsizlik açısından yeni bir rekor anlamına geliyor. Resmi işsiz sayısı 4 milyona yaklaştı. Resmi işsizlik oranı yüzde 13, gerçek işsizlik oranı yüzde 21.4’e çıktı.[20]

Bunun yanında 2002’den beri ülkeyi yöneten Tayip Erdoğan, ‘İş Sağlığı Konferansı’nda emek sömürüsünden şikâyet edebildi; ardından sözü 1 Mayıs’a getiren Erdoğan, muhalif sendikaları hedefine koyarak ekledi:

“Emekçi kardeşlerimizin fedakârlıklarının gününü, terör propagandası yapmak için kullanan sendikalar var. Emekçileri kendilerine kalkan yaparak, polise saldırmanın işçi haklarıyla alâkâsı olabilir mi? Terör örgütü flamalarıyla yollara dökülmenin işçi bayramıyla ne ilgisi olabilir? Bu tarz söylem ve eylemler, en çok da işçileri zor durumda bırakmaktadır.”

Erdoğan, 1 Mayıs’ı anlamından uzak şekilde kutlayan yandaş sendikalara “Son yıllarda sendikalarımızın büyük bir kısmının 1 Mayıs’ı ruhuna ve manasına uygun biçimde, tam bir işçi bayramı olarak kutlamalarından memnuniyet duyuyorum,” dedi.

2016 yılında Türk-İş, Çanakkale’de, Hak-İş Sakarya’da, Memur-Sen ise Maraş’ta 1 Mayıs için miting yapmıştı. Hak İş mitinginde Kur’an okunmuş ve Mehter Marşı çalınmıştı.[21]

Bunlar da “Nisa Suresi 59. Ayeti’nde, ‘Ey iman sahipleri!… Sizin içinizden olan iş ve yönetim sahibine itaat edin.’ Yani işveren kapitaliste ve devletin patronu Reis’e itaat edin. İslâmcı olun,[22] kapitalist olun ve fakat pragmatist/ takiyyeci olmayı unutmayın,”[23] diyen AKP’nin “işçi bayramları”ydı…

II. AYRIM: 1 MAYIS’LAR(’IMIZ)

Son yıllarda yasaklarla (ve mücadelelerle) anılan 1 Mayıs’lar(’ımız) bize hep; Mevlana’nın, “Bir katre olma kendini deniz hâline getir. Madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin”; Francis Bacon’un, “Onlar, denizden başka bir şey göremediklerinde, kara yok diye düşünen kötü kâşifler”; Thomas A. Edison’un, “Sedemê hin têkçûnan, dev jê berdana têkoşînê de, nezanîn a ku ew çend nêzî serketinê ne/ Bazı yenilgilerin nedeni, mücadele bırakıldığında, başarıya ne kadar yakın olunduğunun bilinmemesidir,” uyarılarını anımsatır!

Bu boşuna değildir; çünkü…

II.1) 1 MAYIS 2017

DİSK Başkanı Kani Beko’nun, 1 Mayıs’ın başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin tüm alanlarında kutlanacağı vurgusuyla, “Taksim sevdamızdan vazgeçmedik. Ancak buradaki temsilcilerle biraraya geldik. İçişleri bakanıyla 2 saat toplantı yaptık. İstanbul valisiyle 2 saat toplantı yaptık. Güvenlik gerekçesiyle bize Taksim’i açamayacaklarını söylediler. Güvenlik her şeyden önemli,”[24] dediği(!) koordinatlarda; Ergin Yıldızoğlu’nun “İlk kez 1 Mayıs’a bu kadar boğucu bir havada giriyoruz. Bu, devlet şiddeti altında ezilmekten farklı bir durum. Siyasal İslâmın parçası olmayan kesimin, toplumun neredeyse yarısının içinde yaşadığı seküler demokratik, kültürel siyasi ekosistem yok ediliyor. Bu kesimin, ya siyasal İslâmın iradesine boyun eğmesi (psikolojik ve ahlâki olarak intihar etmesi) ya da fiziki olarak yok olması bekleniyor,”[25] saptamaları ciddi uyarılarken; kimileri de haklı olarak ekliyordu:

“1 Mayıs’a sayılı günler kaldı. Devrimci proletaryanın bedel ödeyerek, can pahasına kazandığı meydanları, bütün ülkelerin işçilerinin 1 Mayıs günü Türkiye’de AKP iktidarınca yasaklıdır, tutsaktır. Çünkü Türkiye’de 1 Mayıs, Taksim demektir, Kızılay demektir.”[26]

Bu gerçeğin farkında olmayanlarsa; “Bu bayram, bin bir emekle yeşertilmiş Hayır’ın bayramıdır… 2017 yılında 1 Mayıs, emekçilerin olduğu kadar sokaklarda, meydanlarda cumhuriyeti ve demokrasiyi savunan herkesin manifestosudur,”[27] diyebiliyorlardı!

 

1 MAYIS 2017 KUTLAMALARI[28]
TRABZON 1 Mayıs kutlaması yapan kortej, Maraş Caddesi’nden geçerken bir taraftar grubunun lideri M.F’nin de bulunduğu 8-10 kişilik topluluk, Rabia ve bozkurt işaretleri yapıp “Recep Tayyip Erdoğan”, “Ya Allah Bismillah Allahu Ekber” sloganı attı. Yürüyüşçüler, atılan sloganlara karşılık vermezken, polis slogan atan grubun önünde barikat oluşturdu. Kutlamalara yöresel kıyafetleriyle katılan bir grup renkli görüntüler oluşturdu, kalabalık kortej davul zurna eşliğinde horon oynadı.
ESKİŞEHİR Tepebaşı ilçesindeki Sıhhiye Meydanı’nda yapılan kutlamalarda CHP Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Kristalİş üyesi işçiler ile birlikte “İşçiler birlik olunca dünya yerinden oynar” sloganı attı. Türkiye Kamu- Sen ise Odunpazarı’nda kutladı.
YALOVA Kutlamalarda sık sık “ Hayır Bitmedi, daha yeni başlıyor”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz”, “Yaşasın 1 Mayıs” sloganları atıldı. Emekli Sen Yalova Şube Başkanı Kubilay Bozkurt, “1 Mayıs, bir taraftan emekçilerin güncel ve somut taleplerinin öne çıktığı, diğer taraftan işçi sınıfı ve ezilen halkların sınıfsız, sömürüsüz, barış içinde bir Türkiye ve dünya yaratmak için yürüttüğü mücadeledeki kararlılığın simgesidir” dedi.
AMASYA Künç Köprü’de toplanan işçi ve emekçiler buradan Yavuz Selim Meydanı, Atatürk Anıtı önüne kadar yürüdü. SES Amasya Şube Başkanı Satılmış Ayan, AKP hükümetinin ülkeyi işçi için cehenneme, sermaye için cennete çevirdiğini belirtti. Amasya Belediyesi sözleşmeli temizlik işçisi bir kadın yürüyüş sırasında kaldırımları süpürmeye devam etti.
RİZE Fındıklı’da “Hayır bitmedi, mücadeleye devam” pankartı açıldı, “Kiralık değil, kadrolu çalışmak istiyoruz”, “Savaşa değil, eğitim ve sağlığa bütçe” dövizleri taşıdı. Katılımcılar tulum eşliğinde horon oynadı.
GİRESUN Debboy mevkiinde toplanan kalabalık, pankart ve dövizlerle davul zurna eşliğinde Cumhuriyet Meydanı’na yürüdü. Güvenlik noktasından geçerek alanda toplananlar sloganlar attı, CHP’liler de sepetlerle getirdikleri fındıkları katılımcılara dağıttı. Giresun Emniyeti’nin hem yürüyüş güzergâhında, hem de Cumhuriyet Meydanı çevresinde yoğun güvenlik önlemi aldığı gözlendi.
DİYARBAKIR İstasyon Meydanı’nda düzenlenen kutlamalar coşku içerisinde geçerken, kutlama alanı ve   çevresinde 2 bin 500 polis görev yaptı. Türkçe ve Kürtçe “Yaşasın 1 Mayıs”, “KHK’lere hayır”, “Özgür emek, özgür toplum”, “657 sizin olsun, alanlar bizimdir”, “Hayır daha bitmedi, mücadeleye devam”, “OHAL’de direneceğiz, her hâlde direneceğiz” ve “Kadın yaşam özgürlük” pankartları asıldı.
G. ANTEP Yaklaşık bin kişinin katıldığı Şahinbey’deki kutlamalarda, Türkçe ve Kürtçe şarkıların çalındığı alanda işçiler, halaylar çekip sloganlar attı. Çalışma şartlarının iyileştirilmesini isteyen işçiler, KHK’lerle ihraçlara tepki gösterdi.
VAN Musa Anter Parkı çevresinde geniş güvenlik önlemi alındı. Kutlamalara HDP Van milletvekilleri Nadir Yıldırım, Adem Geveri ve Lezgin Botan ile işçiler katıldı. HDP Van Milletvekili Nadir Yıldırım’ın Kürtçe konuşması ile devam eden kutlamalar, Kürt sanatçı Mem Ararat’ın konseriyle son buldu.
ADANA Katılımcılar Uğur Mumcu Meydanı’na “Her yer Taksim her yer direniş”, “Özgür basın susturulamaz”, “Yaşasın 1 Mayıs” sloganları atarak yürüdü. DİSK Çukurova Bölge Temsilcisi Yaşar Gündoğdu, “İşçi sınıfı ‘Hayır’ diyor. Bizler 16 Nisan’da da hayır dedik. Baskıya teslim olmadık, yalana kanmadık, boyun eğmedik. Bizi yok sayanlara biz ‘Hayır’ demeye devam edeceğiz” dedi. Mitingde Kurtalan Ekspres konser verdi.
ÇORUM Seyyar satıcılar alana alınmazken, polisin bebek arabalarını da araması dikkat çekti. Kutlama halaylarla sona erdi.
BALIKESİR TÜRK-İŞ’E bağlı sendikaların öncülüğünde düzenlenen kutlamalara, KESK’e bağlı sendikalar, Eğitim-İş, Akademik Odalar Birliği, CHP, Emeğin Partisi, Birleşik Haziran Hareketi, Atatürkçü Düşünce Derneği, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği destek verdi.
AYDIN Didim’de 1 Mayıs İşçi Bayramı aralarında siyasi parti, sendika ve sivil toplum kuruluşlarının yer aldığı 1 Mayıs Platformu tarafından kutlandı. Konuşmaların ardından çalınan müzik eşliğinde kutlamalara katılanlar halaylar çekti.
ERZURUM Hak – İş’in Erzurum Yakutiye Meydanı’nda yaptığı kutlamalara Sağlık Bakanı Recep Akdağ, AKP Milletvekilleri Zehra Taşkensilioğlu, Orhan Deligöz, İbrahim Aydemir, Mustafa Ilıcalı, MHP Erzurum Milletvekili Kamil Aydın, Büyükşehir Belediye Başkanı AKP’li Mehmet Sekmen de katıldı.
BURSA Çarşamba Pazarı’nda toplanan işçiler sloganlarla Atatürk stadı meydanına yürüdü. Yürüyüş sırasında HEPAR üyesi bir grupla Birleşik Haziran Hareketi üyeleri arasında kısa süreli arbede yaşandı. Kutlama Atatürk Stadı Meydanı’nda İlkay Akkaya konseri ile sona erdi.
ARTVİN Artvin’deki kutlamalara maden protestosu damga vurdu. Atapark önünde toplanan yaklaşık 2 bin kişi, trafiğe kapatılan Cumhuriyet Caddesi üzerinde döviz ve afişlerle yaklaşık 1 kilometre yürüdü. Yürüyüş sırasında, “Katil şirket, Artvin’i terk et”, “Cerattepe geçilmez, Artvin halkı yenilmez” gibi sloganlar atıldı.

 

II.1.1) 2017 1 MAYIS’INDA DEVLET

1 Mayıs 2017’de de devlet, her zamanki üzere iş başındaydı; çok faaldi![29]

Mesela 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü öncesinde polis operasyonları yapılırken İstanbul’da geniş güvenlik önlemleri alındı. İstanbul Valiliği’nin açıklamasına göre, kentin güvenliğinde 30 bin 101 polis görev aldı.[30]

Ayrıca 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kapsamında İstanbul’da yollar trafiğe kapatıldı. Taksim ve çevresinde arttırılan güvenlik önlemleri neticesinde, meydana çıkan çevre yollar 05.00 itibariyle trafiğe kapatılırken; gelişmeler şöyleydi:

i) Saat 10:00: Beşiktaş’tan Taksim’e yürümek isteyen gruba polis müdahale etti. Barbaros Bulvarı’nda toplanan yaklaşık 30 kişilik grup, önce Beşiktaş Meydanı’na, ardından da Taksim’e yürümek istedi. Grubu uyaran polis, yürüyüşe izin vermeyeceklerini belirtti. Buna rağmen yürümekte ısrar eden gruba polis müdahale etti. Gözaltına alınan göstericiler, çevik kuvvet minibüsüne götürüldü. Bu sırada bazı göstericilerin polise direndi.

ii) Saat 09:50: Bakırköy’deki 1 Mayıs kutlamalarına katılanlar daha önce alışık olmadıkları bir kontrolden geçirildi. Kutlama için arama noktasına gelenler görevli polis tarafından aramadan geçirilirken; daha sonra görevli sivil polis memurları akıllı telefonlarla alana sokulan her pankart ve dövizi fotoğrafladı. Kontrolden geçen pankart ve dövizlerin fotoğrafları polis tarafından amirlerine gönderilirken; onay alan ve kayda geçen pankart ve dövizlerin içeri alınmasına izin verildi.

iii) Saat 09:30: İstiklal Caddesi üzerinde de iki kişi pankart açarak slogan atmaya başladı. Polis ekipleri müdahale etti. Gözaltına alınarak, polis merkezine götürüldü.

Talimhane’deki bariyerlerin önüne sabah 08.00 sularında gelen Mücadele Birliği üyesi 2 kadın, “Fabrikalar tarlalar siyasi iktidar her şey emeğin olacak” yazılı pankart açtı. Kadınlara ilk olarak trafik polisleri müdahale etti. Gözaltına alınan kadınlar polis aracına bindirilip götürüldü. “Yaşasın 1 Mayıs” yazılı tişörtler giyen Devrimci Parti üyeleri de öğlene doğru Talimhane’den meydana girmek istedi. “Taksim yasağına hayır” pankartı açan grup, “Yaşasın Taksim direnişimiz”, “Meydanlar halka kapatılamaz” sloganları attı. Polis gruba copla müdahale etti. Eylemciler yere yatırılarak kelepçelendi. 13 kişi gözaltına alınarak polis aracına götürüldü. Ardından Mücadele Birliği Platformu üyesi bir grup da Talimhane’ye geldi. Polisin ‘dağılın’ uyarısına rağmen bir süre halay çeken gruba, polis müdahale etti. Kovalamaca ara sokaklarda sürdü.[31]

1 Mayıs İşçi Bayramı’nda Taksim Meydanı’na çağrı yapan örgütler, Zincirlikuyu’da toplandı. Polis, Beşiktaş, Zincirlikuyu ve Taksim’e çıkan sokaklarda eylemcilere müdahale etti.

iv) Saat 09:15: Kadıköy’den Beşiktaş, Kabataş ve Karaköy iskelelerine vapur seferleri iptal edildi. Ayrıca aynı yerlere deniz motoru seferleri de yapılmadı. Kadıköy’de bulunan iskeleler ve çevresinde polis ekipleri güvenlik önlemi aldı.

v) Saat 09:10: İstanbul’daki 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü kutlamalarının yapılacağı Bakırköy Halk Pazarı çevresinde hareketlilik başladı. Kutlamaların yapılacağı alana yapılacak yürüyüş güzergâhlarından biri İncirli Caddesi. Bazı siyasi partiler ile emek örgütleri üyeleri trafiğe de kapatılan İncirli Caddesi’nde belirlenen noktalarda erken saatlerden itibaren toplanmaya başladı. Bayrak ve flamalarını hazırlayan gruplar zaman zaman çalınan müzikler eşliğinde horon teperek eğlendi. Polisin yoğun güvenlik önlemi aldığı İncirli Caddesi üzerinde arama kontrol noktaları oluşturuldu.

vi) Saat 08:55: Polis Taksim Meydanı’nda olası korsan gösterilere karşı günlerce öncesinden tedbir almaya başlandı. Çevredeki otellerin misafir listeleri bile çok sıkı incelemeden geçirildi. Taksim Meydanı’na çıkan yollar trafiğe kapatıldı. Meydan çepeçevre bariyerlerle sarıldı. Ancak Mücadele Birliği üyesi 2 kadın saat 08.45’te Taksim Meydanı’nda üzerinde, “Mücadele Birliği: Fabrikalar Tarlalar Siyasi İktidar Her Şey Emeğin Olacak” yazılı pankart açtı. Gösteriye ilk müdahaleyi trafik polisleri yaptı. Pankartı toplayan polisler, diğer polislerin de gelmesiyle kadınları gözaltına aldı. Gözaltına alınan iki kadın polis aracına bindirilerek emniyete götürüldü.

vii) Saat 05:00: 1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü nedeniyle Taksim ve çevresinde güvenlik önlemleri arttırıldı. Taksim’e çıkan yollar saat 05.00’ten itibaren kademeli olarak trafiğe kapatılmaya başlandı. Ayrıca Beşiktaş, Kabataş ve Karaköy iskeleleri, Avrupa yakasından Anadolu yakasına, Anadolu yakasından Avrupa yakasına deniz motoru seferleri, Taksim-Karaköy arası çalışan Tünel seferleri, Taksim-Kabataş arası çalışan füniküler seferleri, Yenikapı-Hacıosman metro hattı üzerinde bulunan Taksim, Şişhane, Osmanbey metro istasyonları da saat 05.00’ten itibaren kapatıldı.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma günü nedeniyle Taksim Meydanı’nın kutlamalara yasaklanmasıyla birlikte günler öncesinden meydana getirilen bariyerler sabaha karşı belirlenen noktalara konuldu. TOMA’lar ve polis ekipleri ise meydandaki çeşitli noktalara konuşlandırıldı.

Güvenlik önlemleri kapsamında Taksim’e çıkan yollar saat 05.00’ten itibaren kademeli olarak trafiğe kapatılmaya başlandı. Araçlar ise daha önceden belirlenen diğer güzergâhlara yönlendirildi.

Etkinliklerde alınacak emniyet tedbirleri kapsamında saat 05.00’ten itibaren Bakırköy ilçesinde İncirli Caddesi, Olgunlar Sokak, İsmail Erez Bulvarı, Ekrem Kurt Bulvarı, Fikret Yüzatlı Caddesi, Bahçesaray Sokak, Sayfiye Sokak, Pembeay Sokak, Pelinli Sokak ve Akıl Hastanesi Caddesi trafiğe kapatıldı.

İstanbul emniyetinin aldığı güvenlik önlemleri kapsamında Taksim Meydanı, Talimhane, Tarlabaşı, Divan Kavşağı, Gezi Parkı etrafı, Atatürk Kültür Merkezi tarafı, The Marmara önü ve Sıraselviler ile İstiklal Caddesi’ne kadar tüm çevre demir bariyerlerle çevrildi.

Meydandan Tünel’e kadar İstiklal Caddesi’ne açılan tüm cadde ve sokaklar, demir bariyerlerle kapatıldı. Her cadde ve sokağın başında polis ekipleri nöbet tutuyordu.[32]

Nihayetinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün açıklamasında, “Şişli, Beyoğlu, Beşiktaş, Sultangazi, Kağıthane ve Bakırköy ilçelerinde 139 kişi izinsiz yürüyüş yapmaktan, 17 kişi pankart açmaktan, üç kişi yol kapatma amacıyla zincir taşımaktan, üç kişi taşkınlık çıkarmaktan, üç kişi de havai fişek ve taşımaktan olmak üzere toplam 165 kişi gözaltına alındı,” denildi![33]

İzmir ve Ankara’da da farklı bir hâl söz konusu değildi!

Örneğin İzmir’de polis emeklilerin “Hırsız YSK” pankartının alana sokulmasına izin vermedi. “Tayyip Erdoğan”lı sloganlar da polisin “hayır listesinde”, bu yüzden kısa süreli alıkoymalar yaşandı.[34]

Ankara’ya gelince: 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dolayısıyla 4 bin 500 polis görev yaptı![35]

Valilik, 1 Mayıs İşçi Bayramı’nda Ankara’da yapılacak kutlamalarda vatandaşların çanta, poşet gibi malzemelerle alana alınmayacağını duyurdu.[36]

Ayrıca polis, 1 Mayıs kutlamalarında “sakıncalı” pankartlara müdahale etti. Kolej Meydanı’ndaki kutlamalarda polis alana sokulan pankartları hatta gazeteleri tek tek okudu, inceledi. İçerisinde “diktatör, saray, hırsız, OHAL, KHK” ifadeleri geçen pankartlara izin verilmedi. Bazı katılımcılar çareyi pankarttaki kelimeleri kesmekte buldu.[37]

II.2) 1 MAYIS 2018 ÖNCESİ

HDP Sözcüsü Ayhan Bilgen, “1 Mayıs’ın sokağa taşan umut açısından önemli mesajlar vereceğini”[38] belirtirken; Can Kaya’nın, “2018 1 Mayıs’ı, bundan sonraki tüm 1 Mayıs’ların; ve hatta her bir işçinin, tüm bir memleketin kaderini etkilemeye adaydır,”[39] diye betimlediği 1 Mayıs 2018 için DİSK, Maltepe miting alanında kutlanacağını açıkladı.

Konuya ilişkin olarak DİSK Genel Başkanı Kani Beko, “1 Mayıs meydanlarında işçiler, kamu çalışanları, mimar-mühendis-şehir plancıları, hekimler, emekliler, işsizler; kadın erkek, genç yaşlı çocuk milyonlar buluşacak. Ve bu görkemli buluşmaları gerçekleştirmek için, başta İstanbul Maltepe’de olmak üzere, Türkiye’nin dört bir yanında 1 Mayıs’ı DİSK-KESK-TMMOB-TTB olarak, tüm dostlarımızla kol kola, omuz omuza, örgütleyeceğimizi burada ifade etmek isteriz,” diyerek ekledi:

“Taksim için İçişleri Bakanlığı ile görüştük. ‘Biz bu yıl Taksim’i 1 Mayıs’ta açmayı düşünmüyoruz’ dediler. Aynı görüşü İstanbul Valisi de belirtti. Maalesef üzülerek söylüyorum 2018 yılında da Taksim işçilere tekrar kapandı. 1 Mayıs 1977 yılındaki katledilen şehit arkadaşlarımızın katilleri bulununcaya kadar Taksim talebimiz devam edecek.”[40]

Yine Beko “Kimsenin burnu kanamadan milyonların bir araya geldiği bir kutlama yapabilmek için” günlerdir görüşmeler yaptıklarını vurgusuyla; “Toplumsal çatışmalardan değil toplumsal barıştan yana” olduklarını ve “Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti” için mücadele ettiklerini belirterek, Taksim’in 1 Mayıs’a kapatılması için kullanılan polis şiddetinin hukuk dışı olduğuna dair üçü uluslararası olmak üzere on yargı kararı olduğunu da ifade edip ekledi:

“Ülkemiz gerçekten bir hukuk devleti olsaydı bu yargı kararlarının üzerine tartışılacak bir konu kalmazdı. Ancak ülkemizde bütün diğer haklar gibi 1 Mayıs kutlamaları da yargının güvencesinde değil. Nitekim 1 Mayıs’ta Taksim’de olma isteğimiz karşısında aldığımız olumsuz yanıt, bu durumu bir kez daha tescilledi.

Bir yanda yargı kararlarıyla tescillenmiş olan haklarını kullanmak isteyen işçiler-emekçiler; diğer yanda hukuk tanımazlığı alışkanlık hâline getirenler… Büyük usta Ruhi Su’nun dizelerinde ifade edildiği gibi: “Sabahın bir sahibi var, sorarlar bir gün sorarlar’…”[41]

Bu ertelemeci, mazeretlere sığınan tutum kabullenilemez!

2018’in Maltepe’cileri de; 2017’nin Bakırköy’cüleri gibi yanlış yapıyorlar!

Tam da bu noktada Birleşik Metal-İş Başkanlar Kurulu’nun, “Başkanlar Kurulumuz, 2018 yılı 1 Mayısın Taksim’de yapılması kararını almıştır. Tüm emek örgütlerini ve sendikaları da Taksim alanında 1 Mayıs kutlamalarına çağırmaktadır,”[42] açıklaması önem ve değer kazanmaktadır.

Evet Birleşik Metal-İş ile Nakliyat-İş, “İşçi sınıfı tarihine sahip çıkıyor” şiarıyla herkesi 1 Mayıs’ta Taksim’e davetine kulak verilmelidir:[43]

“Taksim’i 1 Mayıs alanına kapatanların korkusu, işçi sınıfının azmi ve mücadeledeki inadıdır” vurgusuyla şunlar denildi: “Bugün 1 Mayıs’ı bize dayatılan bir yerde kutlanmasını kabullenmemiz mümkün değildir. Böyle bir yasağın ve dayatmanın hiçbir hukuki gerekçesinin olmadığını söylemeye bile gerek yokken, tekrarlamak zorunda kalmamızın nedeni ise, bu ülkede yasakçı anlayışın ve hukuk dışılığın bir sonucu olarak değerlendirilmesini umut ediyoruz. 1 Mayıs’ın Taksim Meydanı’nda yapılması iradesi, bir alan tartışması değildir. İşçi sınıfının mücadelesinin meşru, yasal kazanımlarına, DİSK’in ve 1 Mayısların tarihine sahip çıkmaktır. Birleşik Metal-İş ve Nakliyat-İş sendikaları olarak, 1 Mayıs’ı gerçek yerinde, Taksim’de kutlamaya, herkesi bizimle birlikte olmaya çağırıyoruz.”[44]

Öte yandan Türk-İş Genel Başkanı Ergün Atalay’ın, “2018’de de 1 Mayıs’ı Hatay’ da kutlayacağız,”[45] tavrı[46] ile Hak-İş’in tutumu ise zikredilmeye bile değmez!

II.2.1) 2018 1 MAYIS’I VE DEVLET

1 Mayıs 2018 öncesinde devlet yine bir hayli faal!

İstanbul’da 1 Mayıs bildirisine polisçe engellenmesinden[47] tutun da akıl almaz baskılara dek…

Ya İzmit?! Orada, DİSK, KESK, TMMOB, TTB’nin düzenleyeceği 1 Mayıs mitingi, yandaş Memur Sen’e sunulan miting alanı bahanesiyle sürüncemede bırakılarak yaptırılmamaya çalışılıyor.

AKP’nin arka bahçesi gibi davranan Memur-Sen, Ocak ayında 1 Mayıs’ı merkezi olarak kutlayacağını duyurmuştu. Bunun arkasından erken tarihte başvuruların yapıldığı ve 1 Mayıs alanı olan Perşembe Pazarı’nın Memur Sen’e verildiği ortaya çıktı.

1 Mayıs hazırlıklarını başlatan DİSK, KESK, TTB, TMMOB’nin görüşme için Kocaeli Valiliği’ne yaptığı başvuru reddedildi. İzmit Kaymakamlığı da ikinci 1 Mayıs kutlamasının imkânı olmadığı yanıtını verdi.[48]

Ve Türk-İş, DİSK, KESK, TMMOB’nin Ankara Şubeleri, Ankara Tabip Odası ve Ankara Serbest Muhasebe ve Mali Müşavirler Odası, Tandoğan Meydanı’nda yapılacak 1 Mayıs’ı ortak kutlama kararı aldığı Ankara…[49]

Ankara’da “Non compos mentis/ Aklı başında değil,” dedirten 1 Mayıs kriterleri, “Pankartsız gel, AKP’yi anma, Kürtçe yasak”ta ifadesini buluyor!

Öncelikle Ankara Valiliği, Ankara Tabip Odası, TMMOB, DİSK, Genel İş Sendikası, Eğitim Sen ve Türk İş’in 1 Mayıs’ta Kızılay’dan Tandoğan Meydanı’na gerçekleştirmek istediği yürüyüşe izin vermedi. Yürüyüşün düzenleme komitesi üyeleri arasında bulunan Türk İş temsilcisi Halil İbrahim Alpoğlu’nun komiteden imzasını çekmesini gerekçe gösteren Valilik, öte yandan, “Bildirilen sloganlar ile ‘İşçiler, Emekçiler, Kadınlar… Tüm Halkımız’ başlıklı metinde ve ‘Basın Metni’ başlıklı bildiride mevzuata aykırılık görülmüştür” bahanesini sundu. Ankara Valiliği, düzenleme kurulunda yer alan katılımcı kuruluşların, yürüyüşe izin verildiği takdirde kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunacaklarını savundu.

Sendika ve meslek odalarının kendilerine ilettiği evrakları inceleyen Ankara Valiliği, bildirilen sloganlar arasında kamu barışını bozabilecek nitelikle sloganlar olduğunu ileri sürdü. Yürüyüşte atılacak sloganların devletin kurum ve organları ile siyasi partileri hedef alacağının iddia edildiği “ret” yazısında, “Sunulan evraklar incelendiğinde, Devletimiz tarafından yapılan askeri operasyonları aşağılayıcı nitelikte slogan ve afişlerin bulunduğu tespit edilmiştir” denildi.[50]

Tertip Komitesi’nde yer alan DİSK Ankara Bölge Temsilcisi Tayfun Görgün, “İçerisinde AKP geçen sloganlara, pankartlara itiraz ediliyor. AKP’yi eleştiren, AKP’nin politikalarına tepki gösteren slogan ve pankartlar kabul edilmiyor. ‘İş cinayetlerine” tepki gösteren pankartlara, içerisinde ‘tecavüz’, ‘isyan’ geçen pankartlarda güçlük çıkarıldı. Ancak görüşüyoruz. ‘Tecavüze karşı isyan’. Buna bile itiraz ediliyor. Bu pankarta neden karşı çıkılıyor?” dedi. Görgün, sloganların bir kısmının yeniden düzenlendiğini, bir bölümünde ise ısrar ettiklerini söyledi. Valiliğe düzenlenmiş hâliyle yeniden başvuru yaptıklarını belirten Görgün, “Ancak ‘iş cinayetlerinin hesabını soracağız’ gibi kaldırılması istenilen pankartları kaldırmayacağız” dedi.

DİSK’e bağlı Dev Maden-Sen’in verdiği bilgiye göre, valilik, Kürtçe sloganların “anlaşılamadığına” dikkat çekerek çıkarılmasını istemişti. Vaililik, başvuruda yer alan “temel sloganlar” bölümündeki bazı slogan ve afişlerin “anlamının anlaşılmadığını” öne sürdü. Sakıncalı bulunan sloganlar içinde Kürtçe olanların hepsi yasaklandı. “Yaşasın 1 Mayıs” anlamına gelen “Biji Yek Gulan”, “İş, barış özgürlük” anlamına gelen “Ked, asiti, azadi”, “Yaşasın halkların kardeşliği” anlamana gelen “Biji bretiya gelen”, “Kadın, yaşam, özgürlük” anlamına gelen “Jin, jiyan, azadi” sloganları yasaklandı.[51]

III. AYRIM: SINIF GERÇEĞİ

1 Mayıs(’larımız)ın önemi, “orta sınıf” söylencelerine kurban edilmemesi gereken[52] işçi sınıfının tarihsel gerçeğinden kaynaklanıyorken; “Var olan bütün toplumların tarihi, sınıfların tarihidir,” der Karl Marx ile Friedrich Engels, ‘Komünist Parti Manifestosu’nda…[53]

Onlar kapitalist toplumun analizini ve sınıf mücadelesini bu saptamayla yapmaktaydılar. Böylece, sınıfsal bakış açısı sosyal değişimin ana bileşenlerini anlamak ve giderek dünyayı değiştirebilmek için en gerçekçi ve en doğru yöntem olarak kabullenildi. Ancak “sınıftan kaçış” yanlıları bunu kavrayamadılar.

Onların anlayamadığı; Karl Marx’ın,[54] “Tarih yargıç, infazcısı ise proletaryadır”; Oscar Wilde’ın, “Sosyalizm, bizi başkaları için yaşama zorunluluğundan kurtaracaktır,”[55] saptamasındaki sınıfsal gerçeği kavrayamayıp, reddetmelerinde yatıyor!

Sınıfsal analizin temelinde üretim sürecinde sosyal ilişkilerin nasıl şekillenmekte olduğu yatarken; Marksist sınıf analizi, sınıfların konumunu, maddi üretim sürecindeki konumlarına bağlı olarak açıklar. Buna göre sermaye ve teknoloji, soyut birer kavram değil, aslında sosyal bir ilişkidir. Sermaye, ancak kendine bağlı bir emek süreci söz konusu olduğunda sermaye özelliği taşır; emek ile artı değer üretimi ve buna dayalı sömürü söz konusu olmadan sermaye sadece hayali bir soyutlamadan ibarettir.

Ve sınıfsal analizin ana ekseninde hâkim sınıf (ve koalisyonları) ile emekçi sınıflar arasındaki uzlaşmaz çelişki yatmaktadır ki, 1 Mayıs da buna dahildir!

Asla küçümsenmesi gereken işçi sınıfının maddi gerçeğine gelince, satır başlarıyla özetlendiğinde şöyledir:

  • İşçilerin aylık ortalama giydirilmiş net geliri 1894 TL; işçilerin yüzde 66’sı ayda 2000 TL’den daha az gelir elde etmekte.
  • İşçilerin yüzde 54’ü ay sonunu zorlukla getirdiğini ifade etmektedir.
  • Lise altı eğitime sahip işçilerin yüzde 59’u ve sigortasız işçilerin yüzde 71’i ay sonunu zorlukla getirdiklerini beyan etmiştir.
  • 15-24 yaş arası genç işçiler içinde sigortasızların oranı yüzde 34 ile 43 arasında değişmektedir.
  • İşçilerin sadece yüzde 44’ü konut sahibi, yüzde 54’ü kirada oturuyor. Türkiye genelinde kiracı ortalaması ise yüzde 23’tür.
  • İşçilerin dörtte biri hiç yıllık izin kullanmıyor. Yıllık izin kullanmayanların oranı sigortasız işçilerde yüzde 48’e yükselmektedir.
  • OECD ülkelerinde haftalık ortalama çalışma süresi 40.4 saat iken Türkiye’de 49.3 saattir. İşçilerin yüzde 55’i haftada en az bir gün ve daha fazla olmak üzere fazla mesai yapmaktadır.
  • İşçilerin yüzde 44’üne göre işyerlerinde işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri yetersizdir.
  • İşçilerin yüzde 87’si sendikasız olduğunu söylemektedir. İşçilerin yüzde 44’ü sendikalara olumlu bakıyor, olumsuz bakanların oranı yüzde 16’dır.
  • İşçilere göre çalışma hayatının en önemli sorununu düşük ücret ve işsizlik oluşturmaktadır.
  • İşçilerin ortalama yüzde 82’si çalıştığı işyerinde sigortalı çalıştığını beyan ederken yüzde 18’i çalıştığı işyerinde sigortası olmadığını bildirmiştir. Sigortasızlık kadınlarda yüzde 21’e çıkarken 15-19 yaş arasında yüzde 43, 20-24 yaş arasında yüzde 34 olarak görülmektedir. Genç işçilerin kayıt dışı çalıştırılmasının çok yüksek olduğu dikkat çekmektedir. Yükseköğrenimli işçiler arasında ise kayıt dışılığın yüzde 9 düzeyinde olduğu görülmektedir.
  • İşçilerin ortalama ücretli çalışma süresinin (kıdeminin) 10 yıl olduğu görülmektedir. 16 yıl ve üzeri kıdeme sahip işçilerin oranı yüzde 20.5’tir. Ortalama kıdem erkeklerde 11 yıla çıkarken kadınlarda ise 7.8 yıla kadar gerilemektedir. Bu sonuç kadınların işgücü piyasalarında erkeklere göre daha dezavantajlı olduklarına ilişkin bir diğer gösterge niteliğindedir.[56]

III.1) DURUM

Friedrich Engels’in ifadesiyle, “Köle ancak bir kez satılır, proleter ise kendisini günbegün, saat be saat satmak zorundadır,” kapsamında irdelenmesi gereken işçi sınıfının “AKP iktidarında ülkenin ücretli kölelik düzeninin merkez üssü hâline getirildiğine dikkat çekilen”[57] hâline gelince; işte birkaç veri…

  • Avrupa’da metal işçisinin işverene saat maliyeti ortalama 33 Avro iken Türkiye’de sadece 2.58 Avro.[58]
  • 9 Ekim 2017 tarihinde yayımlanan Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) ‘Dünyada İstihdam ve Sosyal Görünüm 2017’ raporuna göre, fazla mesaiye kalarak haftada 48 saatten fazla çalışanların oranı Türkiye’de yüzde 35’i buluyor. Yani her 3 Türk çalışandan biri fazla mesai yapıyor. Yarı-zamanlı (part-time) çalışanların oranı ise yüzde 7 olarak tespit edildi. Böylece Türkiye’de esnek çalışma saatlerinde istihdam edilenlerin oranının yüzde 42’yi bulduğu belirlendi.[59]
  • ‘Uzun Çalışma ve Etkileri’ başlıklı rapora göre, Türkiye’deki emekçilerin yüzde 90.5’i haftalık 40 saatin üzerinde çalışıyor. Fazla çalışanların iş kazası geçirme riski, diğerlerine kıyasla yüzde 61 daha fazla. Aşırı ve uzun çalışmaya bağlı olduğu düşünülen kalp krizi, beyin kanaması gibi ani ölümler iş cinayetleri içerisinde ortalama yüzde 10 seviyelerinde. 2016’da en az 217 emekçi kalp krizi ya da beyin kanaması geçirerek yaşamını yitirdi. 90’lardan itibaren yükselen çalışma saatleri ile ölümle sonuçlanan iş kazaları 1999-2006 döneminde yüzde 35.7 oranında artırdı.

Türkiye’deki emekçilerin yüzde 90.5’i haftalık 40 saatin üzerinde çalışıyor. OECD verilerine göre Türkiye, uzun çalışma sürelerinde üye ülke ortalamalarının fazlasıyla üzerinde. 2013’te Türkiye’de yıllık çalışma süresi 1832 saatken, aynı yıl OECD ortalaması 1765 saat.

Tüm bu yoğun ve uzun çalışmaya karşın emekçiler hayat standartlarını yükseltemiyor. TÜİK verilerine göre 44 bin kişi ultra yoksulluk olarak tanımlanan gelir durumunda yaşam mücadelesi veriyor. Günlük 2.7 TL’nin altında kazanan yurttaşlarımızın nüfusa oranı 2014’te yüzde 0.3 iken bu oran bir yıl içerisinde ikiye katlanarak yüzde 0.6 oldu.[60]

  • Türkiye’de her 10 kadından üçü çalışıyor. Kadınların yüzde 22’si 2017 yılında 1400 TL’den az ücret aldı. Ayrıca kadınların yüzde 25’i güvencesiz işlerde çalışıyor: Kadınların yüzde 23.8’i taşeron çalışma, özel istihdam büroları aracılığıyla çalışma ve ücretli düzensiz istihdam biçimlerinde yer alıyor. Genel ortalamada bu oran yüzde 20.4 iken erkeklerde yüzde 18.9. Kadınlar erkeklerden daha yaygın bir biçimde güvencesiz çalışıyor. Yine kadınların yüzde 92’si sendikasız: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın verilerine göre genel sendikalaşma oranı yüzde 12, kadınların sendikalaşma oranı yüzde 8, erkeklerin ise 14’tür. Diğer bir ifade ile kadınların en az yüzde 92’si sendikasızdır.[61]
  • 31 Ocak 2018’de Resmi Gazete’de yayınlanan sendikaların üye sayılarına ilişkin 31 Ocak 2018 istatistiklere göre 20 işkolunda kayıtlı işçi sayısı 262 bin 642 artarak 13 milyon 844 bin 196’ya ulaştı. Ancak çalışanların yalnızca 1 milyon 714 bin 397’sinin, yani yüzde 12.38’inin sendikalı olduğu tespit edildi.[62]
  • 16 yıllık AKP iktidarı döneminde 19 bin işçi, “iş kazaları”[63]adı altında katledildi.[64]
  • İş cinayetlerinde yaşamını yitiren işçilerin yüzde 98’i sendikasız.[65]

 

  • Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TUİK) 2014 yılına ait İstatistiklerle Çocuk Bülteni’ne göre Türkiye’de nüfusun yüzde 29.4’ü yani 22 milyon 838 bin 482 kişi çocuk. ‘2012 Çocuk İşgücü Anketi’ne göre, yüzde 44.7’si tarım, yüzde 24.2’si sanayi ve yüzde 31’i hizmet sektöründe olmak üzere toplam 893 bin çocuk çalışıyor.[66]

Türkiye’de çocuk işçi sayısı 2 milyona yaklaştı. 2012’de 601 bin olan 15- 17 yaş arası çocuk işçi sayısı, 2016’ya gelindiğinde 709 bin oldu. 2015’te 17 yaşına kadar çalıştırılan çırak sayısı 401 bin 464 olarak açıklandı. Aralık 2016 verilerine göre çırak işçi sayısı 1 milyon 170 bin. Çırak ya da çocuk işçi ayrımı yapmadan genel olarak Türkiye’de çalışan çocuk sayısının yaklaşık 2 milyona yaklaştı. İşçi Sağlığı İş Güvenliği Meclisi’nin raporuna göre 2012’de 32 çocuk “iş cinayetlerinde” hayatını kaybetmişken, 2016’da 56 çocuk “iş cinayetleri” sonucu yaşamını yitirdi.[67]

  • ‘İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği’ (İSİG) Meclisi açıklamasına göre, 2013’de en az 48; 2014’de en az 121; 2015’de en az 155; 2016’de en az 217; 2017’de ise en az 183 işçi kalp krizi ya da beyin kanaması geçirerek yaşamını yitirdi.[68]
  • 1985-2000 yılları arasında yılda ortalama 127.5 grev gerçekleşirken grevlere katılan ortalama işçi sayısı 47 bin 534’tü. 2001-2015 arasında ise yıllık grev ortalaması 20.2’ye, greve katılan işçi sayısı ise 6 bin 713’e düştü.[69]
  • İŞKUR 2016 yılına ait işsizlik sigortası faaliyet raporuna göre söz konusu dönemde toplamda 1 milyon 520 bin 282 kişi işsizlik ödeneği başvurusunda bulundu. İşsizlik ödeneği başvurularının illere göre dağılımı incelendiğinde 411 bin 837 başvuru ile İstanbul ilk sırada yer alırken, İstanbul’u 113 bin 876 başvuruyla Ankara izledi. Üçüncü sırada da 93 bin 916 başvuru ile İzmir yer aldı.[70]
  • Asgari ücretlinin 2017’de eline geçen ücret, 2016’ye göre yüzde 3.5 daha az alım gücüne sahip.[71]
  • 2002’de 20 bin olan taşeron işçi sayısı AKP döneminde 750 bine çıktı.[72]
  • Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) Uzmanlar Komitesi’nin 2018 yılı Uluslararası Çalışma Standartlarının Uygulanması Raporu’nda, OHAL sürecinde yaşananlara geniş yer verildi. OHAL sürecinde 100 binden fazla insanın işinden edildiğine dikkat çeken Komite, KESK’e bağlı Eğitim Sen’in bin 564, DİSK’e bağlı Genel-İş’in ise bin 959 üyesinin işten atıldığını, işten atılanların içinde sendika yöneticileri ile işyeri temsilcilerinin de olduğunu aktardı. Sendikalı olduğu, sendika temsilciliği yaptığı, sendikal faaliyetler içinde yer aldığı için hiç kimsenin ihraç edilmediği ve edilmeyeceği konusunda güvence verilmesi gerektiğini vurgulayan Komite, hükümetten OHAL’in suiistimal edilmemesi için gerekli önlemleri almasını ve kendilerine bu konuda bilgi vermesini talep etti.[73]  

IV. AYRIM: “UYARI”

Bu koşullar, işçi sınıfını 1 Mayıs alanlarına çekebilmek için yeterlidir; eğer bunu olmuyorsa “suç” örgütsüzlüğümüzde; sınıfa yabancılaşmamızdadır.

Eşitsizliğin eseri olan ücretli kölelik; burjuvaziyi “efendi”; işçileri de açlığa mahkûm kölelere dönüştürüyorsa; bunda “demokrasi” mücadelesiyle aşılabilecek bir şey yoktur; aksini “iddia” ise bir yanılsamadır.

Kapitalizmin efendileri, patronlar, padişahlar, imparatorlar, sultanlardır. Köleleştirilen işçiler ise, onların tebasıdır!

1 Mayıs’lar(’mız) bu tabiyet ilişkisinin aşılması için özgürleşme ve mücadele günleri olmakla mükelleftir.

Ücretli köleliğin tasfiyesi için mücadele özgürleşme ve özgürleştirmenin ta kendisidir.

Ayrıca nerede kölelik varsa orada da isyan olacaktır.

Esaretten kurtulmanı tek yolu budur.

Ev alarak on yıllık borca esir olanlar! Araba alarak üç yıllık borcun esiri olanlar! Bir telefonun iki yıllık borcunun esiri olanlar! Hayatları ipotekli esirler! İşsiz kalma korkusunun esirleri! Düşük ücretlerin esirlerin ancak böyle özgürleşebilirler…

Bu koordinatlarda umut sınıfsal bir kararda ifadesini bulmalıdır.

Eğer esaretten kurtulma kararımız, cüretimiz varsa umudumuz da vardır; umudun eylem olduğunu “es” geçmeden!

Unutulmasın: Kararlılık umudun gücüdür; kararlı olmak özgürleşmenin önünü açarken; 1 Mayıs’lar(’mız)ın defalarca kanıtladığı gibi, kararlığımız/ umudumuz/ cüretimiz, diyetini göze alabildiğimiz kadardır.

O hâlde Albert Einstein’ın, “Hayat bisiklet sürmek gibidir. Dengenizi korumak için, devam etmelisiniz,” uyarısını kulağımıza küpe ederek diyoruz ki; haydi 2018 1 Mayıs’ında da hâlâ özgürleştirilmeyi bekleyen Taksim’e…

 

23 Nisan 2018 16:37:48, İstanbul.

 

N O T L A R

[1] W. Goethe, Goethe Der ki, çev: Gürsel Aytaç, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları: 534, 2’inci baskı, 1986, s.248.

[2] Jean-Paul Sartre, Varoluşçuluk, Çev: Asım Bezirci, Say Yay., 24. Baskı, 2013, s.60.

[3] Miyase İlknur, “1 Mayıs’ta İsvan’a Veda Etmek”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2017, s.5.

[4] “Dünya Sendikalarından 1 Mayıs Mesajı Var”, Birgün, 1 Mayıs 2017, s.4.

[5] R. U. Kurşun, “1 Mayıs Kimin Günüdür?”, 14 Nisan 2018… http://www.kizilbayrak39.net/ana-sayfa/sinif/haber/-/1-mayis-kimin-guenueduer/

[6] Stefo Benlisoy, “1 Mayıs İstanbul’da ve Taksim’de İlk Ne Zaman-Nasıl Kutlandı?”, Cumhuriyet, 30 Nisan 2017… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/731021/1_Mayis_istanbul_da_ve_Taksim_de_ilk_ne_zaman-nasil_kutlandi_.html

[7] Nâzım Alpman, “Yaşasın 1 Mayıs, Yaşasın Demokrasi!”, Birgün, 1 Mayıs 2017, s.7.

[8] “1 Mayıs 1977’de Taksim’de Katledilen İşçiler Anıldı”, Cumhuriyet, 30 Nisan 2017, s.11.

[9] “1 Mayıs 1977’de Hayatını Kaybeden 41 Kişi!”… http://www.halkinbirligi.net/1-mayis-1977de-hayatini-kaybeden-41-kisi/

[10] Ayşe Emel Mesci, “Orası 1 Mayıs Alanı”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2017, s.15.

[11] Demir Küçükaydın, “1 Mayıs’ta Taksim Alanı Fethedilebilirdi? Ama Nasıl?”, 28 Nisan 2017… http://gomanweb.org/index.php/yazarlar/gomanweb-yazarlar/267-demir-kuecuekayd-n/24665-1-may-s-ta-taksim-alan-fethedilebilirdi-ama-nas-l

[12] Kadir Yalçınkaya, “İş, Ekmek, Özgürlük İçin Haydi 1 Mayıs’a”, Evrensel, 20 Nisan 2017, s.6.

[13] “Özgürlük İçin Alanlara”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2017, s.10.

[14] “Faşist Kuşatma ve Yasakları Parçalamak İçin İstanbul’da 1 Mayıs’ta 1 Mayıs Alanı Taksimde Olalım!”, Nisan 2017… http://www.halkinbirligi.net/fasist-kusatma-ve-yasaklari-parcalamak-icin-istanbulda-1-mayista-1-mayis-alani-taksimde-olalim/

[15] Olcay Büyüktaş, “Sabah Hüzün Öğlen Coşku”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2017, s.4.

[16] “ESP, BDSP, DAF, SODAP, EÖC, Maltepe Sokak Kültür Derneği, Mücadele Birliği Platformu ve PDD 1 Mayıs’ta Taksim’de Olacaklarını Açıkladı”… https://medium.com/@dokuz8HABER/esp-bdsp-daf-sodap

[17] “DİSK, KESK, TMMOB, TTB: #1Mayıs’ta 1 Mayıs Alanlarındayız, #Hayırını Al da Gel”, direnisteyiz3.org, 26 Nisan 2017… http://direnisteyiz5.org/disk-kesk-tmmob-ttb-1mayista-1-mayis-alanlarindayiz-hayirinialdagel/

[18] Sibel Bahçetepe, “Taksim Yasaklanamaz”, Cumhuriyet, 13 Aralık 2017, s.10.

[19] “Taksim Yasağının Dayanağı Kalmadı”, Birgün, 28 Aralık 2017, s.8.

[20] Şehriban Kıraç, “OHAL Gölgesinde İşçinin Bayramı”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2017, s.9.

[21] “Emek Sömürüsünden Şikâyet Etti: Böyle Olmaz”, Birgün, 9 Mayıs 2016, s.8.

[22] Geçerken hatırlatayım: İlahiyatçı yazar İhsan Eliaçık, “Türkiye’de de hızlı bir dinden kaçış var. Yüz kişiden ancak 10 kişiyi durduruyorum,” (“İhsan Eliaçık: Yüzde 10’unu Zor Tutuyorum!”, 18 Mart 2018… https://gunlukbakis.com/ihsan-eliacik-yuzde-10unu-zor-tutuyorum/) derken Sezai Karakoç da ekliyor:

“Avrupa aklını tekniğe taktığı için gerçek bir hümanizmden yoksundur… Avrupa’yı bağışlayıp kurtaracak olan İslâmdır. II. Dünya Savaşı sonrasında siyasal bağımsızlığını kazanan İslâm ülkeleri için ekonomik kalkınma dönemi başlamıştır. İslâm tezi doğmuştur; Pakistan’da Mevdudi Hareketi, Mısır’da Müslüman Kardeşler, Türkiye’de Nurculuk ve Büyük Doğuculuk İslâm dirilişinin düşünce, inanç ve aksiyon akımlarıdır.” (Sezai Karakoç, İslâm’ın Dirilişi, 2. baskı, Diriliş Yay., 1975, s.17-18).

[23] Melih Pekdemir, “Kapitalistler, İslâmcılar ve 1 Mayıs…”, Birgün, 1 Mayıs 2017, s.9.

[24] “Hayır’ını Al 1 Mayıs’a Gel”, Cumhuriyet, 27 Nisan 2017, s.8.

[25] Ergin Yıldızoğlu, “1 Mayıs”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2017, s.9.

[26] “DKP: 1 Mayıs’ta Taksim Başta Olmak Üzere Meydanları Özgürleştirelim”, 27 Nisan 2017… http://umutgazetesi2.org/dkp-1-mayista-taksim-basta-olmak-uzere-meydanlari-ozgurlestirelim/

[27] Güven Gürkan Öztan, “Bu 1 Mayıs Bin Bir Emekle Yeşertilmiş Hayır’ın Haykırışıdır”, Birgün, 1 Mayıs 2017, s.3.

[28] “Hayır Daha Bitmedi”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2017, s.3.

[29] Faal olmasına da; 1 Mayıs’ta bir çocuk işçi öldü. 16 yaşındaydı. Kafası ezildi Ömer Faruk Sever’in. Mobilya atölyesinde çalışıyordu… (Serkan Öngel, “Asgari Ücret, Kıdem Tazminatı ve KHK Düzeni”, Birgün, 4 Mayıs 2017, s.11.)

[30] Fırat Alkaç, “1 Mayıs: İstanbul’da 30 Bin 101 Polis”, Hürriyet, 1 Mayıs 2017… http://www.hurriyet.com.tr/1-mayis-istanbulda-30-bin-101-polis-40443305

[31] “Taksim’den Dönüş Yok”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2017, s.4.

[32] Eyüp Serbest-Fırat Alkaç-Hakan Kaya-Ozan Ural, “İstanbul’da 1 Mayıs İçin Yollar Kapandı, Taksim’de 4 Kişi Gözaltına Alındı”, Hürriyet, 1 Mayıs 2017… http://www.hurriyet.com.tr/son-dakika-istanbulda-1-mayis-onlemleri-taksime-cikan-yollar-kapatildi-40443339

[33] “İstanbul’da 1 Mayıs Bilançosu: 165 Gözaltı”, 2 Mayıs 2017… http://noktahaberyorum.com/istanbulda-1-mayis-bilancosu-165-gozalti.html

[34] Hakan Dirik-Yusuf Özkan, “… ‘HAYIR’ını Alan Gündoğdu Meydanı’na Koştu”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2017, s.3.

[35] “Ankara’da 1 Mayıs Kutlamalarında 4 Bin 500 Polis Görev Yapacak”, Hürriyet, 1 Mayıs 2017… http://www.hurriyet.com.tr/ankarada-1-mayis-kutlamalarinda-4-bin-500-polis-gorev-yapacak-iste-trafige-kapali-yollar-40443441

[36] Mehmet Can Toptaş, “1 Mayıs’ta Çanta ve Poşet Yasağı”, Hürriyet, 28 Nisan 2017… http://www.hurriyet.com.tr/1-mayista-canta-ve-poset-yasagi-40441776

[37] Mustafa Çakır, “Pankartlara Gözaltı”, Cumhuriyet, 2 Mayıs 2017, s.6.

[38] Mahmut Lıcalı, “Ayhan Bilgen: 1 Mayıs Dönüm Noktası Olacak”, Cumhuriyet, 1 Nisan 2018, s.4.

[39] Can Kaya, “Mücadeleyi Ortaklaştıracak Bir Fırsat: 1 Mayıs”, 2 Nisan 2018… http://sendika62.org/2018/04/mucadeleyi-ortaklastiracak-bir-firsat-1-mayis-can-kaya-483857/

[40] “Adres Maltepe”, Cumhuriyet, 11 Nisan 2018, s.8.

[41] “DİSK-KESK-TMMOB-TTB: 1 Mayıs’ta Maltepe’deyiz”, Birgün, 11 Nisan 2018, s.10.

[42] “Türk-İş ve Birleşik Metal-İş’ten 1 Mayıs Açıklaması”, Evrensel, 2 Nisan 2018… https://www.evrensel.net/haber/349218/turk-is-ve-birlesik-metal-isten-1-mayis-aciklamasi

[43] DİSK’e bağlı Birleşik Metal-İş ve Nakliyat-İş sendikaları, 1 Mayıs 2018’de birlikte davranma kararı alarak Taksim’de olacaklarını açıkladılar. Ayrıca Birleşik Metal-İş Sendikası’nın uluslararası çalışmaları için yaptığı toplantıya gelen Polonya’dan MSNZZ Sendikası, Sırbistan’dan SSMS, İtalya’dan FIOM-CGİL LOMBARDİA, Litvanya’dan LMPSS Sendikası, İspanya’dan CCOO Fİ ve Romanya’dan FNSSM Sendikası’nın başkan ve yöneticilerinden oluşan uluslararası heyet de uluslararası işçi sınıfı dayanışması için basın açıklamasına katıldılar ve kısa bir mesaj okuyarak desteklerini belirttiler. (“İki Sendikadan Ortak Açıklama: 1 Mayıs’ta Taksim’deyiz”, 18 Nisan 2018… http://yonhaber.com/emek-dunyasi/59877/iki-sendikadan-ortak-aciklama-1-mayista-taksimdeyiz)

[44] “Birleşik Metal-İş ve Nakliyat-İş: 1 Mayıs’ta Taksim’e”, 18 Nisan 2018… http://direnisteyiz23.org/birlesik-metal-is-ve-nakliyat-is-1-mayista-taksime/

[45] “Türk-İş ve Birleşik Metal-İş 1 Mayıs Kararını Verdi”, Cumhuriyet, 2 Nisan 2018… http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/calisma_yasami/952464/Turk-is_ve_Birlesik_Metal-is_1_Mayis_kararini_verdi.html

[46] Türk-İş Başkanı Ergün Atalay, bazı sendikaların işyerlerine giderek “Biz hükümetin sendikasıyız” sözleriyle işçilere baskı yaptığından ve istifaya zorladığından yakındı. Anayasada “sendika seçme özgürlüğünün” yer aldığına işaret edilen bildiride, ancak geçmiş dönemlerde kimi zaman gündeme gelen, özellikle kamu işyerlerinde örgütlü işçilere sendika değiştirmeleri yönünde uygulanan baskıların, günümüzde, taşeron konusundaki düzenlemelerle giderek yoğunlaştığı vurgulandı. (Mustafa Çakır, “Türk-İş Şikâyetçi”, Cumhuriyet, 15 Nisan 2018, s.9.)

İktidarın özelleştirmeler yolu ile binlerce işçiyi aşsız bırakması Türk-İş’i zorlamaya başlamış, sonunda şeker fabrikalarının özelleştirilmesi girişimi Türk-İş’in bardağını taşıran damla olmuştur… Türk-İş Başkanlar Kurulu toplantısı sonrasında yayınladığı bildiride bir adım daha ileri gitmiş ve kamu kuruluşlarında boy gösteren Hak-İş ve Memur-Sen temsilcilerinin “Biz hükümetin sendikalarıyız. Sendikalarınızdan istifa edin ve hükümetin sendikalarına üye olun” çağrısı karşısında tavır almak zorunda kalmış ve hükümet sendikacılığını şiddetle kınamıştır. (Yalçın Bayer, “Türk-İş’te Değişim Rüzgârları”, Hürriyet, 17 Nisan 2018, s.18.)

[47] “1 Mayıs Bildirisine Engelleme Girişimi”, Cumhuriyet, 8 Nisan 2018, s.10.

[48] “İzmit’te ‘Tek Tip’ 1 Mayıs Dayatması”, 11 Nisan 2018… http://kizilbayrak39.net/ana-sayfa/sinif/haber/-/izmitte-tek-tip-1-mayis-dayatmasi/

[49] “Ankara’da Ortak 1 Mayıs”, Evrensel, 6 Nisan 2018, s.7

[50] Mustafa Mert Bildircin, “Valilikten Bir Garip Ret Gerekçesi: 1 Mayıs Yürüyüşü Emek Güçlerinin Kuruluşuna Aykırı”, 18 Mart 2018… https://www.birgun.net/haber-detay/valilikten-bir-garip-ret-gerekcesi-1-mayis-yuruyusu-emek-guclerinin-kurulusuna-aykiri-212636.html

[51] “1 Mayıs Sendikaların İşi Değilmiş”, Cumhuriyet, 19 Nisan 2018, s.14.

[52] “Bugünlerde tüm dünyada süren tartışmalarda karşılaştığımız orta sınıf meselesi, daha doğrusu proletaryanın artık değiştiği/dönüştüğü hikâyesi bununla ilgilidir.

Orta sınıf teorisyenleri, proletaryanın eridiğini, hizmet emekçilerinin, çalışmalarında kafa emeği ağır basanların, ustabaşı ve mühendislerin, ‘beyaz yakalı’ların toptan orta sınıflaştıklarını savunuyor. Bu savunucuların, en güçlü dayanaklarından biri hizmet sektörünün sanayi aleyhine büyüyor oluşu. İddia o ki, büyüyen hizmet sektörü ‘sınıf dışı’ bir kategori olarak varlığını sürdürüyor. Peki, gerçek ne?

Gerçeğe ulaşmak için önce bazı yanlışları düzeltmek gerek -şüphesiz Marx’a başvurarak. Sınıfsızlaşma teorisi olarak ‘orta sınıf’ dayanağını bilim ve teknolojinin üretim sürecindeki artan payından ve buna bağlı olarak canlı emeğin, üretim sürecindeki rolünün ‘azalıyor’ görünüşünden almakta. Artık değerin tek kaynağı olan canlı emek sömürüsünün bitecek olması, kapitalizmin de sonunu getireceğinden; kapitalist sistem varlığını sürdürdüğü müddetçe, bilim ve teknoloji hiçbir zaman üretici güç içindeki canlı emeği tamamen yok etmeyecektir. Bu, güncel kapitalizmin temel çelişkisi olarak karşımızda durmakta. Ve şu hâliyle bu çelişki, emek gücünün çok büyük bir bölümünü üretimin dışına sürerken, daha az canlı emeği daha yoğun sömürme sonucunu doğurmaktadır. Yani, sanayiden hizmet sektörüne kayış, düşünüldüğü gibi dünya ekonomisinin sanayisizleşmesi anlamına gelmemektedir. Maddi üretim, artık değer üretimi varlığını sürdürmektedir.

Hizmet sektöründe yer alan emekçiler, üretim ve hizmette aynı rolleri üstlenmeseler de işçi sınıfının parçasıdırlar. Yazarın anlatımıyla ‘Sınıfsal ayrım noktası, emekçinin hangi fiilleri, hangi gereçlerle yaptığı değil, artık değer üretip üretmediğidir.’ Öyleyse, bu insanlardan proletarya dışı bir sınıfmış gibi söz etmek ve bunun üzerinden proletaryanın eridiğini teorize etmek gerçekliği yansıtmamaktadır.

Sözgelimi, yabancı dil bilen, iyi eğitim görmüş üniversite mezunlarının birçoğu ya işsiz ya da çağrı merkezi gibi ‘yıkıcı emek rejimleri’ altında çalışmak zorunda kalıyor. Aile olanakları belli avantajlar sağlamıyorsa, kapitalizm, bu insanlara işsizlikten veya ‘esnek sömürü’den başka bir şey vaat etmiyor. Hâliyle bu toplam ‘orta sınıf’ değil; ‘sınıf bilincine erişmesi’mümkün, ya da ‘dışarıdan’ bu bilincin taşınabileceği proletaryaya dâhil.

Aynı bağlamda, sosyal medya kullanımına yer verilen kısımlar oldukça ilgi çekici. Türkiye gibi ülkelerde sosyal medya platformlarının özgürlükçü ve demokratik özellikleri ön plana çıksa da, aslında twitter, facebook vb. ciddi birer ekonomik etkinlik alanı. Neredeyse dünyada bu tür platformları kullanmayan kimse yok; denebilir ki yeni çağ kendi insanını da yarattı. Buna bağlı olarak ‘yeni’ bir emek gücü kategorisi de yarattı: dijital emek. Bu tür ekonomik etkinlikler ‘maddi olmayan emek’ olarak yorumlanır hâle geldi. Oysa biliyoruz ki, bilim ve bilgi kendini ortaya attığı andan itibaren maddileşir. Kapitalizmin devamlılığı bilgiyi metalaştırdığı ölçüde mümkündür. Dijital emek/kognitarya tartışmaları Google’da bir yazılım mühendisinin aylık kaç dolar kazandığı üzerinden değil, Silikon Vadisi’nde ağırlıkla göçmen kadınlardan oluşan imalat işçilerinin, çalışma koşulları ve ücretleri üzerinden yapılmalıdır.

İşte, tüm çelişkilerinin yanında kapitalizmin başarısı! Egemen ideoloji, belli tüketim kalıpları ve alışkanlıklarına sahip olmanın, sınıfsal kimliğin belirleyeni olduğunu düşündürüyor. Oysa, farkına varılması gereken; ‘orta sınıf’ın da bir değer ürettiği ve o değere el konulduğu, dolayısıyla kendisinin de emekçi sınıfa ait olduğu…” (Günnur Aksakal, “Orta Sınıf: Efsane mi, Gerçek mi?”, Birgün Kitap, Yıl:13, No:179, 16 Aralık 2016-12 Ocak 2017, s.20.)

[53] Karl Marx-Friedrich Engels, Komünist Manifesto ve Komünizmin İlkeleri, Çev: Muzaffer Erdost, Sol Yay., 1976.

[54] “Marksizm, burjuva döneminin en değerli başarılarını reddetmek bir yana, tam tersine insanlık düşüncesi ve kültürünün iki bin yılı aşan bu gelişmesi boyunca değerli olan ne varsa özümleyerek yenileştirmiştir.” (V. İ. Lenin, Sanat ve Edebiyat, Marx-Engels-Lenin, Çev: Aziz Çalışlar, Evrensel Basım Yayın, 1996, s.248.)

[55] Oscar Wilde, Sosyalizm ve İnsan Ruhu, Çev: Fatih Özgüven, Metis Yay., 2016.

[56] Erinç Yeldan, “Türkiye İşçi Sınıfı Gerçeği”, Cumhuriyet, 28 Şubat 2018, s.9.

[57] Hüseyin Şimşek, “Ülke Ücretli Köleliğin Merkez Üssü Yapıldı”, Birgün, 7 Ekim 2017, s.11.

[58] Olcay Büyüktaş, “Metal İşçisi İçin Hasta Olmak Lüks”, Cumhuriyet, 23 Ocak 2018, s.8.

[59] Engin Esen, “Üç Türk’ten Biri Mesaiye Kalıyor”, Sözcü, 10 Ekim 2017, s.8.

[60] “Aşırı ve Uzun Çalışma Ölümlü Kazaları Artırdı!”… http://www.halkinbirligi1.net/asiri-ve-uzun-calisma-olumlu-kazalari-artirdi/

[61] “Güvencesiz İşsiz, Şimdilik”, Cumhuriyet, 8 Mart 2018, s.9.

[62] Mustafa Çakır, “Emekçi Baraja Takıldı”, Cumhuriyet, 1 Şubat 2018, s.8.

[63] Birkaç örnek!

i) Bulancak Orman İşletme Şefliği, bilirkişi raporuna göre, 28 yaşındaki Fatih Gül, 1 Haziran 2015’te Güzelyurt köyünde fidanlama yapılacak alanın düzleştirilmesi anlamına gelen ‘teraslama’ çalışması yapmak için kullandığı iş makinesinin araziye uygun olmaması nedeniyle yaşanan kazada yaşamını yitirdi. Ölen işçinin ailesine, hurdaya çıkan aracın parasını almak için dava açıldı. (İsmail Saymaz, “Hem Ölüme Gönderdiler Hem Para İstiyorlar”, Hürriyet, 5 Nisan 2018, s.3.)

ii) Erzurumlu işçi Orhan Bingöl, 22 Ocak 2018’de havalimanı inşaatında asansör boşluğuna düşerek yaşamını yitirdi. 42 yaşında, beş çocuk babasıydı. Resmi kayıtlara geçen işçi ölümlerinden biri. Bingöl’ün ağabeyi Recep Bingöl, kardeşinin 19 Ocak’ta şantiyeye giriş yaptığını söyleyerek, “Hiçbir eğitim verilmemiş. İlk iş gününde sabah 08.00’den 23.45’e kadar çalıştırılmış. Ertesi gün de işe çağrılmış ama gitmemiş. 22 Ocak Pazartesi günü sabah işe başlamış. Çevresinde hiçbir güvenliğin, uyarının olmadığı 8 metrelik asansör boşluğuna düşerek ölmüş. Şirket görevlileri taziye ziyaretine geldi. Çocukların eline 10 bin TL civarında bir para verdiler. Parayı reddettik. Dava açacağız” dedi. (Mehmet Kızmaz, “Şirket 10 Bin Lira Teklif Etti”, Cumhuriyet, 22 Şubat 2018, s.3.)

iii) 3. havalimanında en çok hafriyat işçiliği sırasında can kaybının yaşandığı belirtilirken, gece vardiyalarındaki güvenliğin azlığına dikkat çekildi. Dev Yapı İş Genel Başkanı Özgür Karabulut, inşaatta çalışan üye ve sendika yetkileriyle Kasım 2017’de yaptıkları iç rapor çalışmasına dikkat çekerek, “Orada 2013 yılından bu yana 375 işçi öldü. Bu sayı 400’den fazla olabilir. Birçok işçinin ölümü değil dışarıya, orada çalışan diğer işçiler tarafından bile bilinmiyor” dedi. (Mehmet Kızmaz, “Gece Değil Ölüm Vardiyası”, Cumhuriyet, 17 Şubat 2018, s.2.)

[64] “Türkiye Sermayenin Azami Kârı İçin İşçiler Daha Çok Çalıştırılıyor!”… http://www.halkinbirligi1.net/turkiye-sermayenin-azami-kari-icin-isciler-daha-cok-calistiriliyor/

[65] “İş Cinayetlerinde Yaşamını Yitiren İşçilerin Yüzde 98’i Sendikasız”, Özgürlükçü Demokrasi, 28 Kasım 2017, s.3.

[66] “Türkiye’de Çocuk İşçiliği Yine Yükselişte”… http://www.dw.com/tr/türkiyede-çocuk-işçiliği-yine-yükselişte/a-19324253

[67] Mustafa Çakır, “Çocuktan İşçi Olmaz”, Cumhuriyet, 21 Şubat 2018, s.7.

[68] “İSİG: Şubat Ayında En Az 123 İşçi İş Cinayetlerinde Yaşamını Yitirdi”, Cumhuriyet, 15 Mart 2018, s.10.

[69] “Yıllık Grev Sayısı Yüzde 85 Azaldı”, 6 Şubat 2018… http://www.soldefter.com/2018/02/06/yillik-grev-sayisi-yuzde-85-azaldi/

[70] “15 Yılda 5.5 Milyona İşsizlik Ödeneği”, Cumhuriyet, 1 Ağustos 2017, s.8.

[71] Serkan Öngel, “Asgari Ücret, Kıdem Tazminatı ve KHK Düzeni”, Birgün, 4 Mayıs 2017, s.11.

[72] Mustafa Çakır, “Kadronun Bedeli Ağır”, Cumhuriyet, 25 Aralık 2017, s.9.

[73] “ILO’dan Türkiye’ye OHAL Uyarısı”, Birgün, 10 Şubat 2018, s.10.

 

 

Hakkında Sibel ÖZBUDUN & Temel DEMİRER

Sibel ÖZBUDUN & Temel DEMİRER

Bu habere de bakabilirsiniz.

İTTİFAK İÇİN KÜRTLER BİR ARAYA GELMELİ

Baskın seçim kararını değerlendiren Kürt parti temsilcileri, Erdoğan-Bahçeli ikilisinin korkuları sonucu böyle bir karar aldığını …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir