Cumartesi, Nisan 7, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » REFERANDUMUN AÇIĞA ÇIKARDIĞI GERÇEKLER

REFERANDUMUN AÇIĞA ÇIKARDIĞI GERÇEKLER

Eğer halklar, başlarındaki tiranlara dur demezse kaybedecekleri çok şeyleri var, ama başlarındakilerin durumlarında bir değişme olmayacak, onlar, yine varlıklarını-sermayelerini koruyacak ve keyiflerine bakacaklardır.   

Güney Kürdistan Bağımsızlık Referandumunun

Açığa Çıkardığı Gerçekler

Abdürrahim Gümüştekin / Diğer yazıları için tıklayınız

Gerçekleşen bu referandumla sanki kıyamet koptu! Arap, Fars ve Türk devletleri, sanki dengelerini yitirdiler. El ele öyle bir vaveyla kopardılar ki sanırsınız bütün Kürtlerin başına dünyayı dar edecekler (maksatları bu), ama bu kez kazın ayağı onların bildiği gibi basmıyor. Henüz bunu fehmetmemişler sanki çünkü hala asıp kesmeden dem vuruyorlar. Kusura bakmayın bu şekilde meseleyi anlayamazsınız ve belki kiminiz (aslında hepiniz) Kürtler, atı alıp Üsküdar’ı geçti diye de karnınızı ovuyorsunuz ve sancınız dinecek gibi de değil, zira bir şeyleri sindiremiyorsunuz, üstelik bazılarınız evdeki bulguru (Kürtleri ve topraklarını evdeki bulgurunuz sanıyorsunuz ya) kaybetme telaşına da kapılmışsınız, ama bilmelisiniz ki mesele bildiğiniz gibi de değil, daha derinlikli ve boyutludur, öyle atı alıp Üsküdar’ı geçme esprisiyle de kıyaslanamaz, zira bu büyük bir fenomen, tıpkı dünyada bağımsızlıklarını kazanan diğer ezilen uluslar gibi Kürtler de özgürlüğün yoluna girmişler bir kez, onları engelleyemezsiniz.

Hiç vicdanınız sızlamadan sayılmayacak kez kullanıp onca katliamlar yaptığınız ve dolayısıyla çok iyi ezberlediğiniz ve bildiğiniz eski yol ve araçları da artık kullanamazken yapabileceğiniz fazla bir şey de kalmıyor. Yeni şeyler öğrenmeniz gerekiyor. Cağı anlamanız gerekiyor.

Bütün bu vaveyla neden koparılıyor?

Kürdistan’ın tarihine girmeden bu soruyu yanıtlamak isterdim, ama kimileri tarihe göndermeler yaparak hak iddia ediyorlar. Mesela, Türkiye devleti, kâh Osmanlı hukukuna (bu nasıl bir şeyse artık, zira kendileri Osmanlı-İstibdat rejimini yıktığına göre), kâh Lozan Antlaşması’na, kâh 1926 Ankara Anlaşmasına, Kâh 1946 Türk devleti ile Irak devleti arasında yapılan ikili (özel) anlaşmalara göndermeler yaparak birtakım hak-hukuk (neme nem şeyse artık) iddiasında bulunuyor. Keza Araplar (ilginç ki yalnızca Irak ve Suriye devletleri değil, diğer bütün Arap devletleri konuyla ilgili aynı görüş ve tutuma sahip) ve Farslar da benzer gerekçelerle hak iddia etmektedirler. Oysa bütün bu iddialar, Kürtlerin tarihe dayanan (kendi tarihi oluşum ve yapılanmaları bağlamında) hukuku ve hakları yadsınarak ileri sürülen iddialardır ve dolayısıyla temelsiz görüşlerdir. Zira tarihe dayanan hak ve hukuk yerine tarihi haksızlığa dayanan hak ve hukuk (!) ikame edilerek oluşturulmuş görüşlerdir. Görüldüğü gibi izlenen metot yapaydır, bilimsel metot şudur: Tarihçiler ve bilim adamları dinlenir ve bilimsel verilere bakılır.

Tartıştığımız konunun tek başına bu boyutu bile hayli kapsamlı ve derinliklidir, başka bir metinde ele alınmalı ama burada şu hususu vurgulamakta fayda var:

Bir ordu, bir yeri fethederken dökülen kanın muhasebesi nasıl yapılabilir? Siz, size ait olmayan bir toprağı fethederken dökülen kanınızı baz alırken, karşı tarafın sizin dökülen kanınızın bilmem kaç katı akan kanını hiç hesaba katmıyorsunuz. Siz, işgal ettiğiniz toprakta yaşayanları jenoside ederken, mallarını mülklerini talan ederken, kalanları göçertirken veya zapturapt altına alırken yaptığınız tarihi haksızlığı, diğer bir deyimle barbarlığı hesaba katmıyorsunuz ve müstebit bir amaçla işgal ettiğiniz toprakları bilmem ne adına kutsal topraklarınız olarak addediyorsunuz. Oysa siz, hala barbarlık suyuna bulanmış ters-düz edilmiş “doneler” (tarihin sırtında kamburlaşan molozlar) ile hiçbir şey izah edemezsiniz.

Şimdi başta sorduğum soruya cevap vereyim. Irak devleti (dolayısıyla bütün Arap Egemenleri) sözde “kutsal topraklarını” (aman ha, elin üstünde doğup büyüdüğü, binlerce yıl yaşadığı ve kendini millet olarak oluşturduğu toprağı [tarihe dayanan varlığı-hukuku] kendi kutsalınız saymayın, yoksa hep bocalar ve bir güne bir gün batarsınız ) ve Kürtlerini (bunun ne demek olduğu açık) kaybediyor, ya İran ile Türkiye’ye ne oluyor?

Pardon, çok pardon? Bir şeyler olduğu çok açık… Açık ama artık neredeyse bütün dünyanın bundan bir süre evvele kadar görmezden geldikleri, ancak artık görmezden gelemedikleri, hatta duyarsızlıklarından ötürü vicdanen rahatsız oldukları, hatta ve hatta Kürtleri denetim altında tutan devletleri her şeye rağmen destekledikleri için kendilerini suçlu hissettikleri bir büyük mesele (Mazlum Kürt halkın meselesi tabi) karşısında değil suçluluk hallerini devam ettirme, artık ellerini bağlayıp seyirci bile olamıyorlar işte.

Bir zamanlar dünyanın büyük (egemen) devletleri size büyük fırsatlar tanırken ve sizin Kürtlere karşı uyguladığınız insanlık dışı uygulama ve tarihe karşı suç sayılacak nitelikteki  politikalarınızı desteklerken ve sizin arkanızda dururken, hepsi sizin dost ve müttefiklerinizdi, ama bugün hepsini düşman ilan ettiniz! “Ey Amerika”, “Ey Rusya”, “Ey Avrupa” diye çığlık atıyorsunuz, ama mamafih, kimsenin artık bardak olan eski çamlardan yeni fecaatler çıkarma niyeti ve cesareti yok ve olamaz.

Bu durumda ne yapabilirsiniz?

AKP, MHP ve CHP olarak kol kola girdiniz, milli meselemiz diye. Kemalist solcular da sizi destekliyor.  Peki Irak ve Suriye toprak bütünlüğü neden sizin milli meseleniz olsun? Kuzey Kürdistan coğrafyasını ve Kürtlerini evinizdeki bulgurunuz saydığınız için olmasın, zira ‘Türkiye Kürtleri’nin ‘Irak ve Suriye Kürtleri’nden feyiz alacaklarından ve dolayısıyla engellenemez bir sinerjinin doğacağından korktuğunuz için değil mi? (Kuşkusuz aynı şey İran devleti için de geçerlidir.)

Açıktır ki negatif saik ve fikirlerle hareket ediyorsunuz.

Ve öyle anlaşılıyor ki bu süreçte devlet ve hükümet, CHP’li Özgür Yılmaz’ın dediklerini çok dikkate alıyor, zira hem söylemleri örtüştüğüne ve hem de buna denk bir pratik izlendiğine göre… Öztürk Yılmaz’ın AK Parti diplomatlarından daha bariz Kürt karşıtı görüşler ve müdahil olma eğilimi sergilediği görülüyor.

Özgür Yılmaz gibi diplomatları dinlerseniz, hemen bir maceraya atılabilirsiniz, zira evdeki bulguru kaybetme telaşıyla bir şeyler yapma ihtiyacı hissedersiniz. Özgür Bey de Orta doğu sahasında yetiştiğine göre tuzaklar kurarak hareket eder, oysa oyun oynama zamanı değil, ayak oyunları ters tepen silaha döndüğünde iş, sizin açınızdan daha berbat olur. Güney Kürdistan sınırında üç beş amelsiz Irak askeriyle ortak tatbikat yapmakla, tankların üstüne Irak bayrağı ile Türk bayrağını yan yana dalgalandırmakla Kürtleri korkutamazsınız. Onlara yeterince bedel ödettirmemiş misiniz zaten, daha neden çekinsinler, neden korksunlar?

Veya Bay eski konsolos ve CHP’nin yeni (öyle sayılır) gözde diplomatı Öztürk Yılmaz’ın dediğini tutup bilmem nerelerden vurup yeni bir sınır kapısı (o da çok olanaklı sanki) açıp direk Irak ile ticari ilişkileri girerek, Kürtlerle ticari ilişkileri keserseniz, Kürtlerin açlıktan bızar düşüp teslim olmasını (Firavunların Mısır’da yaptığı gibi halkın açlıkla terbiye olmasını) çok beklersiniz. Siz, önce Güney Kürdistan’da elde ettiğiniz rantı kaybettiğinizde ne duruma düşeceğinizi varın düşünün. Ayrıca aklı sıra diğer Kürt örgütleriyle KDP arasında çatışmalar çıkartarak (pek becerebileceğiniz bir şey de değil) Kürdistan’da akan nehirleri bulandıramazsınız, zira hangi Kürt örgütü böyle bir dümen suyuna düşecek kadar akılsızca davranırsa Kürtlerin tükürükleri altında boğulur.

Veyahut sözde bölgede en büyük rakibiniz olarak telaki ettiğiniz İran’ın dümen suyuna mı gireceksiniz? İran’ın dünya ile başı belada ve topun ağzındadır, ama Rusya’nın eteklerine tutunarak ayakta duruyor. Yanına yandaş aradığı, rakiplerine (hatta dost dediklerine bile) tuzak kurma eğiliminde olduğu bilinmiyor mu? İran ile kastedildiği şekilde bir ilişki kurduğunuzda “demek ki yanılmışız” diyeceğiniz gün çok sürmeden kapınızı çalacağı şimdiden bellidir.

Ayrıca Kerkük, Irak devletine yeniden devredilirse elinize ne geçeceğini sanıyorsunuz? Dün Başika Kampı’nızı işgal sayanlar bugün size nasıl bir parsa sözü verebilir? Musul ve Kerkük’teki Türkmenleri DAİŞ’ten kim korudu? Siz mi? Irak devleti mi? Kürt yönetimi mi? Kürt yönetiminin elinde bulunan yerlerde (Arap, Türkmen ve Kürtlerin birlikte yaşadığı yerleşim alanlarında) sağlanan demokratik ortamı soydaşlarınız ne zaman buldu, bundan sonra Arap veya sizin yönetiminizde nasıl bulabilir? Bu mümkün olsaydı, herhalde şimdi böyle konuşuyor olmayacaktık. Her şeyden önce sizin denetiminizdeki Kürtlerin ve diğer millet ve etnik kimliklerin hangi haklarını tanıdınız? Velev ki soydaşlarınız sizin zorlamanızla yeniden Arap yönetimine teslim edildi? Peki yeniden baskı altına alındıklarında ve bugün kullandıkları hakları kısıtlandığında ne diyeceksiniz?  “… demek ki yanılmışız” demenizin ne manası olur? Ya da ey Irak diye çığlık atarsanız neye yarar?

Derdinizin Türkmenler  falan olmadığını biliyoruz, zira neden dün Türkmenleri Saddam baskısından ve katliamlarından korumadınız? Bugün ne diyorsunuz, kimi kandırabilirsiniz? Her şeyden önce Türkmenlerin bütün bu gerçekleri herkesten iyi bildikleri basında çıkan beyanlarından anlaşılıyor.

Sizin amacınız nedir? 

Her şeye rağmen diyelim İran, Türkiye, Irak (isterseniz Suriye’yi de dahil ederek düşünün) olarak Kürtlere savaş açtınız, onları yeniden eski günlerine çevirebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Bu hiç olacak gibi mi? Kürtlerin geldiği bu noktadan sonra ve dünyanın böyle bir savaşa artık seyirci kalamayacağı durumuna-gerçeğine rağmen ne elde edebileceğinizi sanıyorsunuz? Ne tahayyül ediyorsunuz?

Emperyal ve Kürtleri denetim altında tutan devletlere sormak lazım.

Neden Ortadoğu da normal bir düzen kurulamıyor? Bölgenin sorunları nelerdir? Dünyanın ve bölgenin aktörleri olarak neden tarih boyunca bu sorunları çözmediniz?

Kürtleri ve ülkelerini dört parçaya böldünüz, dört ayrı devletin denetimine verdiniz ve onlar da Kürdi ve Kürdistan’ı inkar ettiler, yok saydılar, zulüm yaptılar, ne oldu peki?

Bölgenin sorunları (başta Kürdistan ve Filistin sorunları olmak üzre) çözülmeden hangi konsept ne ifade edebilir? Bölgeye barış, güven ve huzur gelebilir mi?

Şimdi Kürdi ve Kürdistan’ı denetim altında tutan devletlere sorayım, bugün öyle çok yakındığınız dünyanın emperyal devletlerinin (emperyalistlerin) yaklaşık yüz yıl önce (1923’ten beri) size tanıdığı fırsatı kullanarak neden bölgeye normal bir düzen sağlayamadınız? Baskı, şiddet, katliam, jenosid ve asimilasyon politikalarıyla nereye vardınız? Bu çağda ve bu saatten sonra ne yapabilirsiniz ayrıca?

Evet, şimdi, ne yapabilirsiniz?

Yedi düvelle savaşabilir misiniz?..

Amerika’nın “referandumu tanımıyoruz” demesini nasıl yorumluyorsunuz? Kürtlerin Amerika, Rusya ve Avrupa’ya ihtiyacı olduğu kadar, onların da Kürtlere ihtiyaç duyduğu anlaşılmıyor mu? Hatta Kürtler olmadan bütün dünyanın başının belada olduğu IŞİD’i durdurmak mümkün mü? Dolayısıyla dünyanın Kürtleri bir tarafa atacağı düşünülebilir mi? Dahası bu güçlerin Kürtlerin sahip olduğu zenginliği size hiç hibe ve heba ederler mi? Size vermek istedikleri mesajı anlamıyor musunuz, her birinize koca bir parsa verdik, bir asırdır yalnız başınıza zıkkımlanmaktasınız, artık yetmez mi diyorlar. Dahası belki siz farkında değilsiniz (veya farkındasınız ama) Kürtler, artık envali metruke olmayı kabul etmiyor, karşı koyuyor.

Neredeyse bütün dünya ve bunca örgütlü Kürtlerle nasıl başa çıkabilirsiniz?

Devlet Bahçeli’ye kalırsa beş bin ülkücüyle yeddi düvelle dövüşmeye hazırdır, ama Suriye’ye IŞİD saflarında savaşmak üzere gönderdiğin onca ülkücü ne yapabildi? Bayırbucak Türkmenlerini kurtarabildi mi? Bir de Rus pilotunu öldürmekle ünlenen ülküdaşın nerede, söyler misin?

Adeta hezeyan içindesiniz, ama bilmelisiniz ki soğukkanlı olmadan ve gerçekleri görmeden normal bir zemine çekilemezsiniz ve zemininiz sağlam değilse sonuçta ne olacağınız da baştan bilinmez bir şey olmaz, malum olur.

Eğri oturup doğru konuşabilecek misiniz?

“Şimdiye kadar” diyor Prof. Dr. Doğu Ergil, “sizi tehdit etmemiş, sizinle iş birliği yapmış hatta Kürt isyancı hareketini itidale davet etmiş, Kürdistan yönetimini de karşınıza aldığınızda tüm Kürtleri kaybetmiş olursunuz.” (Altını ben çizdim, A.G)

Öyle ya, R .T. Erdoğan yetkisinde kalan devlet ve hükümet, Güney Kürdistan’a savaş açarsa Kuzey (Türkiye) Kürdistan’ı Kürtleri kollarını bağlayıp seyirci mi kalacaklar?

“Her” diyor Prof. Baskın Oran, “Musul-Kerkük dendiğinde hortlayan ulusalcı yalanları teşhirimdir.”

Öyle ya “… Erdoğan’dan İKBY’ye: Kerkük tarihinde siz yoksunuz; bedel ödeyeceksiniz” (T 24) sözünden sonra insanın aklına başka ne gelebilir?

“Erdoğan” diyor Hasan Cemal, “barış ve istikrarı torpillemeye, Kürtleri düşmanlaştırmaya devam ediyor.”

Öyle ya, devletin ve hükümetin ‘Çözüm Süreci’ni bozduktan, daha doğrusu özellikle 2014 yılından bu yana sürdürdüğü uygulama ve politikaları göz önünde bulundurulduğunda başka ne düşünebilir insan.

Türk aydınların bir kısmı böyle-pozitif düşünüyor.

Deniz Baykal da önce “…Büyük başka plan var. O plana alet olmadan bölgenin dengesini göz önünde bulundurarak bölge ülkeleriyle uyumlu ve iş birliği içinde yaklaşmaktan başka çare yoktur” diye T.C devletinin AK Parti iktidarı öncesi kronik (dış politika) yaklaşımını sergiliyor; sonra, “Ne askeri yöntemle, asarız, keseriz çare olur, ne de sürece teslim olmak bana da bir şeyler düşer deyip beklenmelidir” diye itidal telkin ediyor.

Bütün düzen partileri içinde bulunan siyasetçilerden yine aklı başında konuşan Deniz Baykal oldu. Ne hakkını yemeliyiz ne de onu esas-malum fikirleri dışında algılamalıyız.

R.T. Erdoğan, düne kadar ‘Orta doğu’daki tek dostum’ dediği Barzani ile ilgili  “… demek ki yanılmışız” dedi. Bu günlerde başka neler dediği de biliniyor. Galiba Mesut Barzani, hayatında bu denli hiç aşağılanıp tahdit edilmedi. Doğal ki onun şahsında Kürtler de aşağılanıyor ve tehdit ediliyor.

Buna rağmen Mesut Barzani, diplomatik davranıp fena bir şey söylemedi, ama bu durumda kendisinin ne düşündüğünü ve duygularını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Bir de bir zamanlar Diyarbakır’a getirdiği ve bir mitingi sırasında onu bir tarafına alıp (adeta bir şeylere payanda yaparak tabi), İbrahim Tatlıses’i de diğer tarafına alarak (adeta bir nesne gibi kullanarak tabi), ikisinin ellerini birlikte havaya kaldırdığı Şivan Perver’in şimdi kendisiyle ilgili ne dediğinden haberi var mı acaba? Neredeyse bütün Kuzey Kürtlerin kendisiyle ilgili ne düşündüğünü tahmin edebilir mi?

Ayrıca Türkiye Medyası (T24, DİKEN gibi az sayıda internet sitesi ve günlük gazete dışında), koro halinde gerçekten akla ziyan söylem ve manşetleriyle adeta devleti ve hükümeti savaşa kışkırttığı göz önünde tutulduğunda nasıl bir süreçten geçtiğimiz anlaşılırdır.

“Binmişiz bir aleme, gidiyoruz kıyamete.”

Oysa daha gerçekçi ve akılcı davranmakta fayda var.

Bütün Kürtler barış ve huzur istiyor, yoksa kaybedecekleri fazla bir şeyleri de kalmamış….

Sonuç yerine: Türkiye, İran, Irak ve Suriye, Kürt karşıtı politikalarında ısrar ettikçe ve demokratik olmayan devlet ve rejimlere bağlı kaldıkça hep sorunlu, çatışmalı ve huzursuz bir ortam yaşayacaklar, ama bu durum, sittinsene öyle devam etmez ve edemediği de açık seçik görülüyor. Gerçekten mevcut devlet ve rejimlerin tıkandığı, yol alamadığı, bu körkütük gidişleriyle daha büyük dağlara fena toslayacakları şimdiden belli oluyor. Daha önemlisi yönettikleri kozmopolit, üstelik yeterince kaotik hale gelen, üstüne üstlük ağır bir sendroma tutulan toplumlar da battı batacak… Beterin beteri türünde bir yıkımı (Suriye’nin düştüğü durum gibi mesela) engellemek için herkesin duyarlı ve sorumlu davranması gerekiyor. Kürtler gerçekten barış ve kardeşlik diyor. Ya Arap, Fars ve Türk halkları ne diyorlar? Kürtleri ezen devletlerine DUR diyecekler mi? Esas mesele budur işte.

Eğer halklar, başlarındaki tiranlara dur demezse kaybedecekleri çok şeyleri var, ama başlarındakilerin durumlarında bir değişme olmayacak, onlar, yine varlıklarını-sermayelerini koruyacak ve keyiflerine bakacaklardır.   

 

[email protected]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Hakkında Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN

Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir