Cumartesi, Nisan 7, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » TARİHİ SÜREÇ VE TARİHİ SORUMLULUK

TARİHİ SÜREÇ VE TARİHİ SORUMLULUK

Yerküre, bölge üzerinden denenerek sürdürülen uluslararası politikalar neticesinde döngüsel bir süreç yaşıyor. Haliyle bu sürecin niteliğine göre her öznenin (aslında özne veya değil ama ilgili her unsurun) omzuna yüklenen tarihi bir sorumluluk da söz konusu.

Abdürrahim Gümüştekin / Yazarın diğer yazıları için tıklayınız

Yalnızca Kürtler açısından değil, öncelikle bütün Ortadoğu halkları ve bütün dünya halkları açısından tarihi bir süreç yaşandığı açıktır.

Ancak yerkürenin somut ve verili koşullarında Kürtler açısından durum daha bir kritiktir. Bu durumda her Kürdün omzuna yüklenen sorumluluk da daha farklıdır; zira asırlardır Kürtlerin tercihleri dışında ve güçleri üstünde kendilerine biçilen anakronik yazgıya karşı süregelen hoşnutsuzluk, değişik çap ve düzeyde vuku bulan kalkışmalar, kalkışmaların kanla bastırılması ve neredeyse yirminci yüzyılda tüm zaman boyunca sürdürdükleri özgürlük ve bağımsızlık mücadelesi sonucu ulusun kendi kaderini tayin etme koşullarının az çok oluştuğu hayati bir süreç yaşanmakta.

Daha açık bir deyimle Kürtler, bu süreçte ya anakronik yazgılarını aşacaklar ya da bu kötü yazgıları aşılamaz ve değişilemez gibi süregelen malum ima daha bir pekişecektir.

Bu bağlamda tarihi sürecin zorunlu-farz kıldığı sorumluluğa denk düşmeyen her tavır ve politika (hatalar) sahibine silah olarak dönmesi kaçınılmazdır.

Böylesi bir süreçte Kürtler adına hareket eden irili ufaklı güç ve örgütlerin tavır ve politikalarının çok hayati bir önemi var.

Güney Kürdistan’da Bağımsızlık (Self determinasyon) referandumu yapılma kararı alındı. Rojava Kürdistan’ında önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Kürdistan’ın diğer parçalarında da paralel gelişmeler var. Dünya, Kürtleri görüyor ve Kürtlerin yaşadığı tarihi haksızlığa karşı verdiği mücadeleye saygı duyuyor (ister istemez).

Yanı sıra dünyanın başına musallat olan IŞİD gibi büyük bir belanın karşısında duran en dinamik askeri gücü (insan kaynağı) de Kürtler oluşturuyor.

Böylesine önemli bir yerdeyken Kürtlerin adına hareket eden güç ve örgütlerin ve aydınların “ulusal birlik” zemininde ortak tavır ve politikalar geliştirmemeleri büyük bir zafiyettir. Aralarındaki parçalı, çelişkili ve hatta zıt tavır ve politikalar ciddi bir sorumsuzluktur.

O kadar ki uluslararası güçlerin bu gibi sorumsuzlukların yarattığı boşluktan girerek (zaaflardan yararlanarak) zaten bıçak sırtında olan Kürtleri bir kere daha ötelemesi-tekmelemesi içten bile değil, zira emperyalist devletlerin dini sermayedir, mezhebi-felsefesi pragmatizmdir. Nerede daha büyük menfaatleri varsa kamyonlarını oraya rampa etmeye müsaittirler.

Zaten son zamanlarda Kürtlerin tekrar öteleneceği (böyle bir olasılık [tehlike] çok dillendirilmektedir.

Emperyalist ve alt-emperyalist devlerin kendi özel (temel) çıkarlarına rağmen bir şeyler yapmalarını beklemek aklı evvelliktir. Zira dünyayı yönetiyor olmalarının “sorumluluğu” ile varlık nedenlerini koruyup sürdürmeleri arasındaki dolaysız ilişki, zaten onların stratejik hesapları içerisinde yer alıyor.

Kürtler adına hareket eden örgütlerin dar grup çıkarlarına saplanması, kendi aralarında didişmesi, Kürtlerin ötelenmesinin (böylesi bir süreçte arkadan hançerlenmesinin) dolayısıyla soykırımlara uğramasının nedenlerini oluşturmaktan başka bir işe yaramaz.

Self determinasyon her millet için hak, Kürtler için niçin nahak olsun?

Her milletin kendi kaderini tayin etme hakkı kutsal, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkı neden günah olsun?

Kırk milyon Kürdün devletsiz kalması, bölge ve dünya açısından ne anlama geliyor? Egemen devletlerin, Kürtleri sürekli baskı altında tutması ve Kürtlerin taleplerini yadsıması realite açısından ne denli sürdürülebilirdir?

Kürt örgütlerin self determinasyon hakkı noktasında aralarında hilafete düşmesi, tarihi bir hatadır, büyük bir sorumsuzluktur. Hiç şüphesiz bu süreçteki hatalar sahibine korkunç bir silah olarak dönecektir.

Açıkçası Federe Kürt Devleti’nin “bağımsızlık referandumu kararı alma şekli kendi içinde ne denli eleştiriye açık olursa olsun gelinen noktada Kürtler adına hareket eden grupların ve aydınların buna karşı tavrı (pozitif veya negatif) ak ile karanın birbirinden ayrılması anlamına gelir, zira bu referandum, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etme hakkına ilişkindir. Buna karşı veya bundan yana olmanın anlamı hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak kadar açıktır.

Ayrıca referandum behemehal devlet ilan etme anlamına da gelmiyor.  Kürtlerin bir tercihini (dolayısıyla istencini) ifade ediyor. Bir başka deyimle söz konusu referandum, uluslararası politik platforma done sunma talebidir. Bu demokratik talebi bunca ters ve keskin karşılayan egemen devletlerin dertlerini ve maksatlarını anlamamak mümkün değil, ama Kürtlerin adına hareket etme yetkisini kendinde bulup “Kürtler devlet istemiyor” diyenleri anlamak hiç mümkün değildir.

Ağustos 2017

 

Hakkında Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN

Abdürrahim GÜMÜŞTEKİN

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir