Pazar, Nisan 8, 2018
Destpêk » TÜRKLÜK’TEN İSTİFA EDİYORUM / HASAN OĞUZ 

TÜRKLÜK’TEN İSTİFA EDİYORUM / HASAN OĞUZ 

Not; Öncelikle bir uyarı ile başlamak istiyorum. Bu yazı Hrant Dink’in öldürülmesinden hemen sonra 2007 yılında Köxüz sitesinde yayınlanmıştı. Bu kadar baskı ve zulüm sonrasında insanlarımızla birlikte yazının da giderek katledildiğini belirtmiş, yine de işimizin yazı yazmak olduğundan hareketle zor da olsa aşağıdaki yazıyı yazmıştım. Sadece bir isyan ve sorgulama yazısıydı belki. Bugünlerde Kürdistan’daki katliamların adeta bir soykırım düzeyine gelmesi karşısında ”Sömürgecilik” adlı kısa bir yazıyla yeniden benzer bir tanımlama yapmıştım. Bugünde sevgili Mahmut Alınak’ın yazısını okudum. O da benzer duygular üzerinde durmuştu. Kürt illerindeki bu katliam karşısında, yıllar önce yazdığım aşağıdaki yazıyla, bir nebze de olsa Kürt hevallerimin ve Kürt halkının direnişinin yanında durduğumu anlatmak istedim yeniden. Kuşkusuz yazacak o kadar şey birikti ki… ama her yazı, ne benim yazdıklarımın ne de benzer içerikli başka arkadaşlarımın yazılarının bir tekrarı olmaktan öteye geçmeyecekti. Kuzey Kürdistan’da kirli bir savaşın yeniden nüksetmesi, sadece Kürt halkını katliamlardan geçirmekle kalmıyor, aynı şekilde Türkiye halklarını da kötürümleştiriyor, esir alıyor ve bilinçleri dumura uğratıyor. Bu tarihsel bir sürecin toplamı ve adeta değişmeyen bir analoji gibi. Dün yazdıklarımız aynı düzeyde bugünü, belki de yarınları yeniden, ama her seferinde daha korkunç kıyımları anlatmaktan öte bir içeriğe sahip değildir. Geride bırakılan 40 bin ölü, yeni ölümleri engelleyemedi, ama o ölü topraklardan fışkıran kanlı tarih, yeniden üzerimize üzerimize yıkılarak toplumsal varlığımızı, kimliğimizi, insani hasletlerimizi ve daha önemlisi bilincimizi de dumura uğrattı.  

Marx ne demişti; ”Bütün ölmüş kuşakların geleneği büyük bir ağırlıkla, yaşayanların beyinleri üzerine çöker.”

Aşağıdaki yazıda Hrant Dink yerine Tahir Elçi’yi ve son günlerde öldürülen anaları ve çocukları koyun ve yeniden okuyun derim.

xxx

Sevgili Hrant Dink’i katlettiler. Hiçkimse adresi orada veya burada aramasın. Adres bellidir. Adres Türk Irkçlığına dayanan kontgerilla cumhuriyetidir. Tarih bilincine sahip olan herkes eğer korku gözlerini kör etmemişse bu gerçeği bilir, bilmelidir.

Sevgili Hrant yanıldı. Bu ülkede güvercinlere dokunulmaz sandı. Oysa tarihi iyi okuyanlar bilirler ki, bu ülkede hep güvercinler katledildi. Gövdeleri kafalarından kopartıldı. Alevi katliamlarından Kürt katliamlarına, Komünist katliamlarından Ermeni soykırımına kadar bu topraklarda ne kadar zenginliğin çiçek bahçesi varsa bahçenin o gülleri bütünüyle yok edildi, tarumar edildi. Sürgünler, katliamlar, yalnızlaştırmalar, baskı ve terör, bu ülkenin düşünen beyinlerine layık görüldü. Bu topraklarda gülyüzlü Ape Musa katledildi. Anadolunun güzel olan bu topraklarında Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Keldaniler ve daha nice halklar yok edildi. Daha yakın bir dönemde Kürt katliamının hangi boyutlarda yaşandığına hep birlikte tanık olmadık mı?

Uzatmaya gerek yok sevgili Dink. Bunu sen de biliyordun. Ama yine de inanamadın belki. Bunlar güvercinleri vuracak kadar korkak ve hainler güruhuydu. Onlar kan ve terörden beslenen birer baykuşlardı çünkü.

Hrant’ın kızı herşeyi bir tek cümlede çok güzel özetlemişti aslında; “Şimdi kanınız daha m? temiz oldu. ” Evet, kanınız daha mı temizlenmiş oldu böylece.

Bu söz beni de yüreğimden vurdu. Utandım, irkildim, yerin dibine girdim. Çünkü ben Kürdistanlı da olsam Türk kökenli bir Marksistim. Ulusal kimliğim üzerine yeniden düşündüm. Kuşkusuz ben de bütün Marksistler gibi dünyaya bakışım ulusal kimlikler üzerinden olmadı hiçbir zaman. Hangi ulustan olursa olsunlar işçi sınıfının ve ezilen halkların birliğini ve mücadelesini savundum. Ezilen ulusların özgürlüğünü ve bağımsızlığını savundum. Bundan sonra da kuşkusuz bakışım böyle olacak. Ama ilk defa Türk kimliğimden bu derece utandım, ezildim, korktum. Elbette hiç kimse ulusal kimliğini kendisi belirlemiyor. Hangi Anne ve Baba’dan doğmuşsanız onların kimliğini edinirsiniz. Ama ilk defa Türklük’ten feragat ediyorum, daha doğrusu istifa ediyorum. Elbette biliyorum ki bir parti veya örgütten istifa eder gibi edilmiyor bu. Benim istifam da kuşkusuz böyle olmayacak. Sonuçta benim için en büyük istifa beynimdeki karardır. Ama yine de şunu söylemem gereklidir ki; hiçbir zaman benim varoluş gerekçemi Türk kimliği belirlemedi. Ulusal kimlikleri önemsemedim. Hangi ulustansınız diye sorulduğunda Türk ulusu cevabını veriyordum yakın zamana kadar. Şimdi artık bunu ifade etmeyeceğim. Türk Anne ve Baba’dan doğmuş olsam da Kürdistanlı ve Anadolu’luyum. Ama Türk değilim artık. Ulusal kimliği olmayan kimliksiz bir bireyim. Evet kimliksiz bir bireyim. Elbette ulusal kimlikten bağımsız bir kimliğim var. Bu da sınıf kimliğimdir. Yani işçi sınıfının sınıf kimliğidir. Ezilen bütün ulusların ve halkların dostu olan bir kimliktir bu aynı zamanda. Ama ben artık bu saatten sonra Türk değilim.

Biliyorum beni en yakın arkadaşlarım dahi kınayacaklardır. Varsın kınasınlar. Ben Türk değilim artık. Ama Anadolu ve Kürdistanlıyım. Bu toprakların çocuğuyum.

Artık bundan sonra daha az utanç duyacağım. Hrant’ın kızından da, bütün Ermeni halkından da. . .

Ne yazık ki bu kanı temizleyemedik. O zaman ben de bireysel bir yoldan karar alarak kendimce bu kanı böyle temizleyeceğim diye düşünüyorum artık.

x          x          x

Böyle dönemlerde yazı yazmak zordur. Yazı aslında anlamını da yitirmiştir. Boş bir kuyuya atılmışlık gibidir. Yazı artık anlamsız satırlardır. . . Gözyaşları yüreğe akmıştır damla damla. Yutkunursunuz ama nefes dahi alamazsınız. Günlerdir “Sarı Gelin” türküsünü dinliyorum. Gizlice ağlıyorum. Neden Hrant’ın öldürülmesi beni bu kadar etkiledi? Bu sorunun bir kaç cevabı var. Hrant herşeyden önce bir Ermeni aydınıydı. Demokrattı, ilericiydi. Ama Marksist değildi. Olması da gerekmezdi elbette. Üstelik liberal düzen sol’cularının arkasından sürüklenmişti. Kuşkusuz bunu anlayabiliyordum. Bu nedenle eleştirmiyordum. Denize düşenin yılana sarılması misalidir bu. Bir avuç insan kalmıştı bu topraklarda. Ve bu topraklarda yaşamak da zordu, ölmek de. . . Demokrasi istiyordu, özgürlük istiyordu o. Çok bir şey istemiyordu aslında; sadece Ermeni halkının soykırımdan geçirilmesinin kabul edilmesini istiyordu, bir özür bekliyordu. Birlikte özgürce yaşam istiyordu. Bu çok bir şey miydi…

Ama bakın onun kaderi de bütün bir Ermeni halkı gibi aynı kadere yol açtı. Batılı gaztecinin dediği gibi bir milyon beşyüyüzbin birinci bir soykırımdı. Ona sahip çıkamadık. Bunun için gerçekten hepimizin eli kanlıdır biraz, yüreğimiz ise kirlidir. Nasıl temzileyeceğiz bilemiyorum.

Dediğim gibi ben Hrant’la birçok konuda aynı düşünmüyordum. Bunun ne önemi vardı ki. . . Ama temel bir ortak yanımız vardı, o da soykırım diyordu ben de. O halkarın özgürlüğünü istiyordu bende. . . Nitekim liberal Türk aydınlarının 2004 yılında ki Erivan ziyaretini “Sanat ve Hayat” dergisinin 15. sayısında “Aydınlar ve İktidar” adlı yazı ile eleştirmiştim. Esas amacım düzenin liberal ve sol’cu aydınlarını eleştirmekti. Eleştirimin ana nedeni, bir Ermeni gencinin soykırımda katledilenleri anmak için bir dakikalık saygı duruşuna davet etmesine Türk aydınlarının Türklük ayranları kabararak karşı çıkmaları ve buna tehammül edememeleriydi. Bu konuda ben bir kez daha doğrulandım. Can Dündar geçenlerde Milliyette yine aynı konuya değindi ve bu Ermeni gencini suçladı. Buradan o soykırımın çocukları için ‘nasıl anlayışız çocuklar olduklarını’ çıkarıyordu. Yine de Ermeni olan Hrant ve Mahçupyan gibi aydınların onları destekleyen yanlarını bildiğim halde isim vererek eleştirmemiş ve bundan sessizce kaçınmıştım. Çünkü onlar mazlum ve yok edilmiş bir halkın aydınlarıydı. Bir noktaya kadar doğal da karşılamıştım. Bir yerde ev sahipleriydi onlar.

Ama beni Hrant’a bağlayan daha başka bağlar vardı. Bir komünist olarak diğer bazı arkadaşlarımdan daha çok Ermeni ve Kürt sorunu karşısında daha duyarlı kılan bağ, benim hem Kürdistanlı olmam hem de yaşadığım ve doğduğum toprakların tümüyle eskiden bir Ermeni yurdu olmasıydı. Üstelik ben Malatya sınırında doğmuş, Malatya ve Arapkir Ermenilerini yakından tanımıştım. Adı geçen yazının devamı uzun olduğu gerekçesi ile yayınlanmamıştı dergide. Doğduğum topraklara 25 yıl sonra gitmiş ve “Sürgünden doğduğum topraklara giden yol” başlığı ile bu yazıyı yazmıştım. Bu yazıyı ekte okuyabilirsiniz. Hrant Malatya Ermenilerindendi. Benimle böyle bir özel bağı olması benim için daha fazla bir üzüntü kaynağına neden olmuştur. Gerçekten acım sonsuzdur ve kelimelerle ifade etmek zordur.

Şimdi Anadolu’nun bir zenginliği daha yok edildi. Bir çiçek daha kırıldı.

x          x          x

Bir süredir gazete ve TV’leri yakından izliyorum. Türk ırkçılarından değme burjuvalara, askerlerden hükümet ve eski ve yeni cumhurbaşkanlarına, sağcısından liberal sol’cu aydınlara ve köşe yazarlarına kadar, hatta ‘Türkiye Türklerindir’ logolu Hürriyet gazetesine kadar herkes, ama herkes şimdi tam bir timsah gözyaşı döküyor. Bu beni daha fazla irkiltiyor. Kusasım geliyor adeta. İğreniyorum. Hani Anadolu da bir söz vardır; bunlar delikanlı dahi olamayacak kadar ikiyüzlüdürler.

Bence Hrant’ı bu kafa yapısı öldürdü.          Şimdi ben daha çok Ermeniyim.

Şimdi ben daha fazla Anadoluluyum, daha fazla Kürdistanlıyım.

Şimdi ben bir Hrant Dink’im

Hakkında Hasan OĞUZ

Hasan OĞUZ

Bu habere de bakabilirsiniz.

YURTSEVERLİK VE YURTSEVER HAREKETİN AHLAKI – 1 / Orkun Yıldırım

Günümüzde Kürdistan sorununa baktığımızda tablo aynen şöyledir. Bulanık bir su içinde kimin ne olduğunu, yapılan …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir