Pazartesi, Nisan 9, 2018
Destpêk » JIN » VURUN “ÖTEKİ”NE! / SİBEL ÖZBUDUN

VURUN “ÖTEKİ”NE! / SİBEL ÖZBUDUN

Geçtiğimiz günlerde, sosyal medyada 22 yaşında “gizli tanık” ifadesiyle müebbet hapis cezasına çarptırılan ve cezası Yargıtay tarafından onaylanan Gülsüm Koç’a dikkat çekmek üzere bir mesaj paylaşmıştım. Aktroll’lerden biri ikiletmeden atladı: “Kadın kadın olaydı her şeye burnunu sokmaz edepli kadın olurdu demekki bir bok yediki…” (İmla ve ifade bozuklukları aktroll’e aittir.)

 VURUN “ÖTEKİ”NE![*]

SİBEL ÖZBUDUN

“Sıradan insanların hepsi birer

diktatör özlemiyle yanıp tutuşur.”[1]

Geçtiğimiz günlerde, sosyal medyada 22 yaşında “gizli tanık” ifadesiyle müebbet hapis cezasına çarptırılan ve cezası Yargıtay tarafından onaylanan Gülsüm Koç’a dikkat çekmek üzere bir mesaj paylaşmıştım. Aktroll’lerden biri ikiletmeden atladı: “Kadın kadın olaydı her şeye burnunu sokmaz edepli kadın olurdu demekki bir bok yediki…” (İmla ve ifade bozuklukları aktroll’e aittir.)

Bu topraklarda iklimi tüm “ötekile(ştirilenle)r” için kirleten, boğuculaştıran, bir zihniyetin sayısız/sonsuz dışavurumlarından yalnızca biri. “Hafif”lerden bile sayılabilir. “Ağır”larından hiç söz etmeyeceğim, küfür-kıyamet, ana-avrat, cinsel organ ve fiillerin adlarının argodaki en galiz çeşitlemeleri, dümdüz gidiyor, bildiğiniz üzere…

AKP rejiminin “faşizm” olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceğine ilişkin tartışmalar sürdürüledursun, gövdesini ve ruhunu “yeni” rejime yakıt etmeye hazır yurttaşlar, “hayat bilgileri”ni besleyen o kuytu “nass”ları (dogmaları) siyasal iktidardan aldıkları sinyallere göre yeniden mevzilendiriyorlar, nicedir.

Bu mevzilenmelerin hiç hayra delalet etmediği ise, en ufak bir kıvılcımın bir anda sınır tanımayan bir güruh şiddetine dönüşmesinden; bu ülkenin milliyetçi-İslâmcı malzemesinin[2] her an (şimdilik) mevzi infilaklara açık bir patlayıcı üretmesinden biliyoruz. “Mesela” mı dediniz? Uzağa gitmeyelim: Konya’da millî maç sırasında Ankara katliamında yaşamını yitirenler için saygı duruşu anonsuna karşı yuhalamalı, ıslıklı, tekbirli protestolar… Kırşehir’in sahibi Kürt olan, tek (ve de solcu) kitabevinin içindekilerle birlikte tutuşturan, hıncını alamayıp Kürtlerin işyerlerini kundaklayan karanlık öfke… Şehit cenazelerinden sonra Kürt sürek avına çıkan, Kürtçe konuşan çocukları yakalayıp bayrağa saran, Atatürk heykeli öptüren, bütün bunları videoya çekip sosyal medyada paylaşan ve onbinlerce “like” alan vandallık… Suyun batı yakasında, hemen her ilde ne zaman patlak vereceği kestirilemeyen linç girişimleri[3]… Sarıgazi’de Alevîlerin yaşadığı 9 apartmana “Alevîlere, Kürtlere ölüm! Tekbir! IŞİD” yazan[4] pogrom tehditkârlığı… Polise molotof attığı iddiasıyla yakalayıp başına çuval geçirdiği Kürt gencini demir çubukla kan revan içinde bırakıp bunu videoya çeken, “bir daha olursa kelleni kopartırım” tehdidiyle birlikte Youtube’da yayınlayan “vigilante” ruh hâli… Sosyal medyada “boğulan küçük çocuğu görünce çok üzüldüm. Sonra çocuğun Kürt olduğunu öğrenince üzüntüm geçti” yazılamaları…

Uzatmayalım, isterseniz…

Türkiye’de “ortalama” (Türk, Sünnî Müslüman, erkek, kasabalı[5]…) yurttaşın bilincinin hammaddesini, siyasal iktidarların konjonktüre göre besleyip yoğurdukları, şekillendirdikleri birkaç “girdi”nin bulamacından oluşur: milliyetçilik; (Sünnî) İslâm dindarlığı; ataerkillik; antikomünizm; iç-dış düşman paranoyası; hep haklı, hep mağdur olma hissiyatı… Hiç kuşku yok ki tarihsel olarak biçimlenmiş bir haritadır bu; ve, bir kez daha vurgulamalı ki, egemenlerin dayatma ve manipülasyonuna açıktır: formel eğitim dahil sosyalizasyon süreçleri aracılığıyla bir kuşaktan diğerine aktarılır. Ve herkese, herşeye bir “yerli yerindelik” hissi verir. Ve sistemin kendini tehdit altında hissettiği momentlerde iletişim kanalları (bu medya organları olabileceği gibi Cuma hutbeleri, kahvehane sohbetleri, “şehir efsaneleri” de olabilir) aracılığıyla çeşitli bileşimler hâlinde harekete geçirilir: sonuç, Ermeni soykırımından Maraş pogromuna, Sivas katliamından çeşitli illerdeki Kürt linçlerine uzanan vahşet zinciridir…

Faşist rejimlerin de hammaddesini teşkil eden bu zihinsel “kuytu”lar (karanlıklar), yukarıda da belirttiğim gibi, “öteki”lere, “standart”tan sapanların bir “tehdit” olarak algılanmasına yaslanmaktadır: Ötekiler, yani “Türk, Sünnî, eril, sağcı” olarak kurgulanan “vasat”tan, ya da kısacası “milli-manevî değerler”den sapanlar: Günümüzdeki karşılığı, özgürlük isteyen Kürtler, Alevîler, kadınlar, “farklılığın tanınması” talebindeki gayrımüslimler, LGBTİ bireyler, eylemleriyle ortalığı karıştıran, “huzuru bozan” işçiler, çevreciler, öğrenciler, farklı giyinen, saç uzatan, küpe takan, sokaklarda birbirine sarılan genç erkek ve kadınlar…

İşin daha da vahim yanı, “azınlıklaştırılan”, “marjinalleştirilen” bu toplumsal kesimlere yönelik kahredici tepkilerin, “tehlike algısı”nın yükseldiği momentlerde birbirinden beslenmesi, birbirinin içine kaynamasıdır. Bir başka deyişle bu ülkede faşizmin kitlesel hâlet-i ruhiyesi; Kürt-Alevî-işçi-gençlik düşmanı, jinekofobik (kadın düşmanı) ve homofobik bir oluştur: bir korku-nefret sentezi… Bu dallardan her biri, diğerini besler.

Faşizme uzanan bu toplumsal cinnet hâlinden, kadınlara çokça pay düşüyor. Açımlayayım. Kadınlara yönelik (aile-içi) şiddetin önemli bir kısmı, uluslararası standartlarda, bilindiği üzere “namus/ onur cinayetleri” ya da “şehvet suçu” olarak kodlanmaktadır. Yani ailesinin/ kocanın onurunu kıracak bir davranışta bulunduğu varsayılan kadının (kocası ya da bir aile ferdi tarafından) öldürülmesi; ya da bir erkeğin şehvet saikiyle bir kadına tecavüz etmesi, belki de edim sırasında/ sonrasında kadını öldürmesi… İlki, modernizmin, modernleşme/ eğitim vb. ile zaman içinde giderilebilecek bir “kültürel durum” olarak nitelediği bir ölüm nedeni sayılır… Bir bakıma, “normal”, bir başka deyişle “kültürel norm”larla uyumlu sayılır, yani. İkinciyle nasıl baş edileceğini Batı dünyası da kara kara düşünmektedir.

Oysa Türkiye’deki kadınlara (ve çocuklara) yönelik suçlara baktığınızda, bu “kültürel” durumun ya da bireysel “şehvet” sınırlarının çoktan aşılmış olduğunu görürsünüz. Gazete haberlerinden, birkaç örneği olsun, izleyelim mi?

* “Aksaray’da 17 yaşındaki kızı kaçıran 2 kişi, tecavüz ettikten sonra çantasını gasp edip boğazından yaralayarak ölüme terk etti”![6]

* “Hatay’da öğretmenlik yapan M.S. 6 kız öğrencisiyle yaşadığı cinsel ilişkiyi gizlice kaydetti. Görüntüleri tehdit olarak kullanan M.S. kızları 5 kişiyle daha ilişkiye girmeye zorladı”![7]

* “Antalya’da öz kızları 15 yaşındaki H.Ö. ile 16 yaşındaki B.Ö. ve kızlarının sınıf arkadaşı 16 yaşındaki E.E. ve zihinsel engelli 14 yaşındaki Ç.K.’ye silah tehdidiyle tecavüz edip, grup seks yaptıkları suçlamasıyla tutuklandı”![8]

* “İstanbul’da, dört kızını taciz ettiği öne sürülen baba M.Y. hakkında dava açıldı”![9]

* “Erzurum Palandöken’de bir çocuk annesi R.B., eşinin kendisini başkalarıyla para karşılığı ilişkiye zorladığını ve tehdit ettiğini ileri sürerek şikâyetçi oldu. Kocasının evlerine farklı tarih ve saatlerde erkek getirdiğini anlatan R.B., ‘Getirdiği kişilerle ilişkiye girerken kendisi de pencereden izleyip mastürbasyon yapıyor. Çıkışta da bu erkeklerden para aldığını gördüm,’ diyerek kocasını ihbar etti.”![10]

* “Trabzon’da evden kaçan 14 yaşındaki kızı Zigana dağındaki bir eve götüren 8 genç, askere gidecek arkadaşlarına ‘kıyak olsun’ diye ‘tecavüz partisi’ düzenledi”![11]

* “Siirt’in Baykan ilçesinde 12 yaşındaki N.G’ye 2 yıl boyunca cinsel istismarda bulundukları iddiasıyla 34’ü öğrenci 40 kişi gözaltına alındı”![12]

* “Kars’ın bir köyünde imam 28 yaşındaki A.B. ve 25 yaşındaki M.B., Erzurum’un Yakutile İlçesi’nde oturan kız kardeşleri 21 yaşındaki H.B.’ye tecavüz ettikleri için tutuklandı. İki kardeşe para vererek ilişkiye giren iki kişi daha cezaevine gönderildi”![13]

* “Antalya’da 6 yıl önce bir çocuk annesi eşi Saniye Ünlü (Toptaş) ile zorla ters ilişkiye gidip tüfek harbisi (silahın içini temizlemekte kullanılan çubuk) ile tecavüz eden Mevlüt Ünlü (36)”![14]

* “Urfa’da Ahmet Ç., 30 bin liralık kumar borcu yüzünden öz kızını sattı”![15]

* “Muğla’nın Fethiye İlçesi’nde cinnet getirdiği öne sürülen 42 yaşındaki Bayram Ergen, eşi 35 yaşındaki Birgül Ergen’i pompalı tüfekle öldürdükten sonra 7 aylık kızı Elif Beyza’yı da ayaklarıyla ezerek öldürdü”![16]

* “Düzce’de 25 yaşındaki S.Y., 81 yaşındaki kadına cinsel tecavüzde bulundu”![17]

* “Antalya’da M.H.K., birlikte yaşadığı M.S’ye ‘başkaları ile gezdiği’ gerekçesi ile 2 ay işkence yaptı, ayak parmaklarını çekiçle kırdı, zincire vurup tırnaklarını kerpetenle söktü”![18]

* “Babası, yedi aylık bebeği tokatlayarak hastanelik etti”![19]

* “Antrenöre 18 yaşından küçük 11 erkek sporcuya tecavüzden 136 yıl hapis cezası”![20]

Bes!…

Tüyler ürpertici, değil mi? Ama dediğim gibi, bu sadece ve sadece “birkaç” örnek!

Görüldüğü üzere bu ülkede kadınlar ve çocuklar, hâkim unsur karşısında “azınlık” addedilen diğer “ötekiler”e yönelen şiddet sarmalından masun değil. Onlar da her bir sahnesi bir öncekinden daha irkiltici, daha tüylere ürpertici bir hâl alan bir şiddet pornografisinin hedefi durumundalar. İşe kafa keserek başlayan, bu “kesmeyince” mide bulandırıcılık dozajını adım adım yükselten, insanları diri diri yakan, kızgın kuma gömen… IŞİD vahşeti, bu coğrafyada düzenden yana, ortalama insanı da sarhoş etmişe benziyor. Dükkânının vitrinine isabet eden kartopunun intikamını şakalaşan gençler üzerine bıçakla saldırarak alan esnaf, kendisini sollayan aracın sürücüsünü lövyeyle döve döve öldüren şöför, sevgilisinden kuşkulanınca onu öldürmekle yetinmeyip kafasını gövdesinden ayıran aşık… bu ülke insan(cık)larının “bozulduğu”na kani oldukları dengeleri yakıp yıkarak yeniden tesis etmeye yöneldiğine işaret ediyor. “Düzen”i yeniden sağlamak: Kadını “sırtında sopa, karnında sıpa”yla yuvasının dişi kuşu durumuna döndürmek; Kürd’ü Türk efendi karşısında el pençe divan duran saygılı köleye irca etmek, Alevî’yi kimliğini, ibadetini gizlemeye zorlamak, genci yüreğinde vatan millet sevgisi, göğsünde iman, büyüklerine saygılı, sorgulamayan muhafızlara dönüştürmek, işçiyi yediği lokma için patronuna binbir dua eden, itaatkâr ve çalışkan otomat kılmak… Yani herkesin, ama herkesin “had”dini bilmesini sağlamak, herşeyin yerli yerinde olduğu, hiyerarşik bir düzen içerisinde dizildiği güvenlikli dünyayı yeniden kurmak…

Faşizmi besleyen “kitle ruhu” tam da budur; iktisadî-siyasal-toplumsal altüstlüklere, geleneklere, herkesin payına ve kaderine razı olduğu, huzur dolu eski günlere geri dönüş arzusuyla, “kurulu düzen”ine yönelik tehditlere karşı, güvenliğini kendi sağlamak üzere harekete geçmeye hazır ve gönüllü reaksiyon. Dinci, milliyetçi, ırkçı, işçi düşmanı, “sapına kadar” eril…

İşin kötüsü; bu “ruh” derinliklerde bir yerde, zamanı geldiğinde uyandırılmayı beklemektedir. Bugün kontrolu elinden kaçırmakta olduğunu hisseden AKP iktidarının yaptığı, tam da bu: bu kuytu “nass”ları uyarıp uyandırmak!

 

23 Ekim 2015 13:23:55

 

N O T L A R

[*] Newaya Jin, No:128, Kasım 2015…

[1] Selim İleri.

[2]  Bu ikisinin günümüzde farklı siyasal partiler halinde tezahür etmesine bakmayın; Türkiye’de “muhafazakâr sağ”ı besleyen iki ana damarı oluşturur, milliyetçilik ve (Sünnî) İslâm. İki damar, farklı siyasal bileşimlerin konjonktürel olarak yükselip gerilediği aynı gövdeye akar.

[3]  “Manisa’nın Demirci ilçesinde ırkçı bir grubun Kürt işçilere saldırması sonucu 2 işçi ağır yaralandı. Yaralı işçiler tedavi olmak için gittikleri Demirci Devlet Hastanesi’nde de ırkçı grubun linç girişimi ile karşılaştı. Polisler ırkçı grubun hastane önünde toplanmasını da izlemekle yetindi.” (“Kürt İşçilere Irkçı Saldırı”, Evrensel, 23 Haziran 2015, s.3.)

[4]  Ali Açar, “İstanbul’da Korkutan Gelişme: Alevî Evleri İşaretlendi”, Cumhuriyet, 13 Ekim 2014, s. 5.

[5]  İlber Ortaylı, Türkiye’deki “kasabalılaşma”yı nicedir vurguluyor: “Göçlerle, dış kapital girişiyle, köylülüğün erimesi nedeniyle, iyi organizasyonun olmaması nedeniyle Türk kasabası geriledi. Bugün Türk kasabasının üretimi fevkâlâde düşüktür, yaratıcılığı azalmıştır. Bu nedenle her şeye kapalı ve her şeyi istiyor. … Üretmeyen, üretimin olmadığı bu tür yerlerde siyasi partiler de cılız kalır, siyasi fikir ve retorik de düşük olur. Bu kaçınılmaz bir şeydir… Türkiye’de kasabalılık egemendir bugün… Bizde büyük şehirlerin varoşlarında köylülük var sanılıyor. Hayır efendim… Büyük şehirlerin varoşlarında egemen olan kasabalılıktır.” (Ahmet Hakan, “Türkiye’ye Bugün Köylülük Değil Kasabalılık Egemen”, Hürriyet, 22 Ekim 2014, s.4.)

[6]  “3 Kentte Vahşet”, Cumhuriyet, 18 Kasım 2014, s.3.

[7]  Esra Alus, “Öğretmen Seri Tecavüzcü Çıktı”, Milliyet, 3 Ağustos 2014, s.13.

[8] Teslime Tosun, “Öz Kızlarına Tecavüz Eden Çifte 70’er Yıl”, Milliyet, 14 Eylül 2013… http://gundem.milliyet.com.tr/oz-kizlarina-tecavuz-eden-cifte/gundem/detay/1763512 /default .htm

[9]  İsmail Saymaz, “Tacizci Babanın 73 Yıl Hapsi İstendi”, Radikal, 14 Aralık 2013, s.9.

[10]  Hümeyra Pardeli, “Palandöken’de ‘Seks Zirvesi’…”, Hürriyet, 3 Eylül 2013, s.3.

[11]  Özgür Özdemir, “14 Yaşındaki Kıza Tecavüz Partisi…”, Sabah, 12 Mayıs 2013, s.5.

[12]  “Tecavüz Edip Ölümle Tehdit Ettiler”, Cumhuriyet, 10 Ekim 2013, s.3.

[13]  “Kardeşine Tecavüz Eden İmam ‘Görev Baskısı’ Dedi”, Cumhuriyet, 21 Kasım 2013, s.3.

[14]  Teslime Tosun, “… ‘Harbili’ Tecavüz Cinayetinde Kocaya Müebbet”, Hürriyet, 16 Şubat 2014, s.3.

[15]  “Kumar Borcu İçin Öz Kızını Sattı”, Milliyet, 4 Mayıs 2012, s.3.

[16]  Ergün Tos, “Eşini Pompalı Tüfekle 7 Aylık Kızını Ayaklarıyla Ezerek Öldürdü”, Hürriyet, 9 Mart 2014… http://www.hurriyet.com.tr/gundem/25973551.asp

[17]  Özgen Acar, “Kadının Dünyasından!”, Cumhuriyet, 13 Mayıs 2014, s.14.)

[18]  Özgen Acar, “Kadının Dünyasından!”, Cumhuriyet, 13 Mayıs 2014, s.14.)

[19]  “Yaşam Savaşında”, Cumhuriyet, 23 Şubat 2013, s.3.

[20]  Cumhuriyet, 16 Mayıs 2015, s.3.

 

Hakkında Sibel ÖZBUDUN

Bu habere de bakabilirsiniz.

“NE GİYECEĞİMİZE BİZ KARAR VERİRİZ”

İran’da kadınlar rejimin İslami kıyafet zorunluluğuna çeşitli şekillerde tepki gösteriyor. Geçtiğimiz günlerde Başkent Tahran’ın en …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir