Cuma, Mayıs 4, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » YENİYİ İNŞA ETMEK! / SOSYALİST MEZOPOTAMYA-1

YENİYİ İNŞA ETMEK! / SOSYALİST MEZOPOTAMYA-1

Son söylemem gerekeni başta söylemem gerekiyor sanırım. “Eski yıkılmadan yeni inşa edilemez” tahlil ve tespiti yabana atılacak bir belirleme değildir. Bu tahlil ve tespit, insan yaşamının her alanında, her araç ve gerecinde ve her döneminde geçerlidir.

Hurşit Kaşıkkırmaz / Yazarın diğer makaleleri için tıklayınız

Burada her şey derken bir evi, bir aileyi, bir şirketi, bir motoru, irili ufaklı her şey ama her şeyi kapsayan bu belirleme ve tespit kapsamında kurum, kuruluş, parti, örgüt ve hareketler için de geçerlidir. Özellikle sol, sosyalist ve komünist parti ve örgütlenmelerde son otuz yıldır bir bocalama, dağılma, zayıflama ve dejenerasyon yaşanıyor. Herkes biliyor ki doğu bloğu yıkıldıktan sonra genel olarak sol böyle bir yönelim içerisine girdi. Ama az zaman geçmedi, kocaman otuz yıl. Ve hala sol kendisini toparlayamadı.

Doğu bloğu yıkıldıktan sonra zaman içerisinde her siyasal sol parti kendisini yenileme gibi bir durum ile karşılaştı ve bu konuda tartışmalar yaşayarak yol almayı hedefledi. Fakat genel olarak bu tartışmalar eski yapılar ve kadrolar tarafından yapıldı. Yeni, çağın gençliği meseleye el atmadı. Yani çağın gençliği döneme denk gelecek biçimde harekete geçmedi. Eski yapıları ve kadroları devre dışı bırakacak bir ideolojik, teorik, politik ve örgütsel yönelim içerisine girmedi. Hal böyle olunca eski yapılar ve kadrolar yeniyi yaratma adına tartıştılar, tartışıyorlar. Ama bilinen bir şey var ki, eski yapılar ve kadrolar ile yeni yaratılamaz. Yani eski mantalite, kadro, yöntem ve alışkanlıklar ile yeni yaratılamaz, yaratılmadı da. Yapılan ve gündeme gelen ne oldu? Eskiyi yenileme gerçekleşmedi, gerçekleşmedi çünkü eski yıkılmadı. Eski yıkılmayınca restore edilmeye çalışıldı. Gelinen aşamada restore bile edilemeyen eski yapılar yıkık, harap ve gerektiği gibi işlev göremez bir duruma büründüler.

Özellikle sol ve komünist partiler için konuyu ele alacak olursak. Evet, çeşitli sebeplerden dolayı yeni yaratılamadı. Ama gelinen aşamada bu parti, örgüt ve yapılar restorasyonu da gerçekleşmedi. Sebebine gelince; örnek olarak bir binayı düşünün. Bina eskimiş, yıpranmış ve dökülüyor. Eğer temeli sağlam değil ise siz onu yıkar yenisini yaparsınız. Fakat bizim binanın temeli sağlam. Yani Marksizm ve Leninizm gibi ideolojik, teorik, politik ve örgütsel bir rehberimiz, kılavuzumuz var. Hiçbir kimse (kadro ve filozof) şimdilik bu rehber ve kılavuzu günün koşullarına göre geliştiremedi. Kuşkusuz Marks döneminde kapitalizm yeni idi, yeni doğmuştu ve Marks ona göre tahlil, tespit yaparak bu teori ve kuramı oluşturdu. Lenin emperyalizmi tahlil etti ve bir bütün olarak Marksizm’i geliştirdi. Yani kapitalist emperyalist sistem zamanında ve onun için formüle edilen bir teori, kuram ve kılavuzdur Marksizm-Leninizm. Bu anlamda onu yeniden ele alarak kuram, teori, ideoloji olarak geliştirmek, günün koşullarına uyarlamak ve öyle bir formülasyonda bulunmak kolay da değildir. Günümüz koşulları için Marksizm, Leninizm ve …izm gereklidir, kaçınılmazdır. Ama bu teori, kuram ve kılavuzu, günümüz koşullarında yeniden üretmek, geliştirmek ve çağa uygun üretim yapmak kolay değildir. Öncelikle seviye, birikim ve yetenek gerektiren bir durumdur. Ayrıca devrimci teori, devrimci pratik olmadan üretilemez. Tersinden devrimci pratik, devrimci teori olmadan olmaz. Yani her ikisi birbiriyle eş zamanlı gelişen ve birbirini tamamlayan olgulardır.

Bu yapıları restore etmeye gelince: Bir binayı restore edeceğiniz zaman, önce onu baştan aşağıya elden geçirir sağlam olan temeline ve iskeletine dokunmaksızın kırık, yıkık, harap ve işe yaramaz olan kısımlarını tasfiye eder atarsınız. Yani işe yaramayan ve temele, iskelete, korunmaya ve görünüme zarar veren eskimiş, çürümüş, işlevsiz kalan kısımlardan güzelce arındırırsınız. Ve ondan sonra yeni malzeme kullanarak restore edip modernize bir hale getirirsiniz. Ama bizim sol ve komünist parti ve hareketler, restorasyon döneminde veya onu yaptıkları zaman bile restorasyonun durumuna, gerekliliklerine, anlayışına ve olması gerektiği gibi hareket edip davranmadılar, davranmıyorlar. Restorasyon anlayışı olarak, verimli olmayacak şekilde tartışmak, görüş alış verişinde bulunmak, kimilerinin hoşlarına gitmediği bazı konulardan dolayı ayrılmak, parti-örgüt ismini veya amblemini değiştirmek, yapıyı-partiyi bölmek vs gibi negatif yönelimler içerisine girerek kendilerince büyük işler yaptıklarını ima etmeye çalıştılar, çalışıyorlar.

Eski parti, örgüt ve yapılar için restorasyon gerekmiyor mu? Elbette ki gerekiyor. Toplum bilimi olarak Marksizm-Leninizm, canlı bir organizma gibi gelişen, değişen ve gündeme gelen değişiklikler için yeni döneme göre üretim ve uyarlanmaya uygun bir kuram, teori ve kılavuzdur. Yeter ki sistemdeki yeni değişiklikler ve gelişmeler yerinde ve bilimsel olarak zamana uygun bir şekilde tahlil ve tespit edilsin. Bina restorasyonuna dönecek olursak; genel olarak dünya sol ve komünist hareketleri restorasyon yapıyoruz adına rötuş yaptılar. Yani eskinin üzerinde düzenleme yapmaya çalıştılar. O da tutmadı, verimli olmadı ve bir işe yaramadı. Yaramadı çünkü eski, yıkık, kırık, harap bina, tamir ve boyalama ile bertaraf edilmeye çalışıldı. Oysa ki restorasyon ve rötuş birbirinden çok farklı şeylerdir. Restorasyon için; artık işlevini doldurmuş, işe yaramaz, işlev görmez veya göremeyecek durumda olan kapı, pencere, sıva, alt ve üst zemin, ısıtma, su ve elektrik tesisatı gibi tadilat gerektiren her şey, ama her şey sökülüp atılmadıkça ve onun yerine yenileri ikame edilmedikçe yapılan işlem restorasyon sayılmaz. Örnek olarak; duvarların sıvası kabarmış, duvarlar çatlamış, eskimiş ve bunlardan dolayı sıvanın yenilenmesi gerekiyor. Sıvayı sıyırıp atıp onun yerine yenisini yapacaklarına, kabaran yerleri sıyırıp yama yaptılar, çatlayan yerleri macun ile kapattılar, eskimiş kirlenmiş yerlerin üzerine boya yaptılar. Kimileri ise sıvayı sıyırdı ve o sıyırdıklarını makineye vererek kum haline getirdiler ve onun ile tekrardan duvarları sıvadılar. Bazıları ise bu işlemlere bile gerek duymadan eskisi gibi yollarına devam ettiler, ediyorlar.

Günümüz sol ve komünist hareketlerinin liderliğini yapan, onlara yön veren, hala etkin ve belirleyici olan kadrolar 1970-80 ve 1990 yıllarının kadrolarıdır. Ve bu insanlar eski kadrolar olarak yeniyi yaratmayı tartışıyorlar, hedefliyorlar ve bunun için uğraş veriyorlar. Ama eskilerin yeniyi yaratamayacakları, biyolojik olarak da olsa eski olan her şeyin, yenisi gibi işlev göremeyeceği belli, açık ve anlaşılırdır. Yeniyi yaratmak veya yukarıda belirttiğimiz gibi tam teşekküllü restorasyon yapmak yeni kuşağın ve kadronun görevidir. Zaten eski kadrolar yıllarca hazır reçeteler eşliğinde ideolojik, teorik, politik ve örgütsel faaliyet ve çalışma yürüttüler. Yani artık o eski SSCB Komünist Partisi, Arnavutluk Emek Partisi ve Çin Komünist Partisi’nin hazır reçeteleri yok. O reçeteler yok ama hala onların eski etkileri ile hareket eden eski kadrolar sol ve komünist partileri yönlendiriyor. Onun için etkili ve çağa uygun hareket edemiyorlar. Yeni reçeteler oluşturamadıkları için partilerde yenilenme ve ideolojik, teorik, politik ve örgütsel restorasyonu gerçekleştirip çağa uygun örgütlenmeler oluşturamıyorlar.

Belirtmek gerekir ki bu binanın, yani Marksizm-Leninizm’in temeli Marksizm’dir. İskeleti ise Leninizm’dir. İkisi de sağlam, dayanıklı ve canlıdır. Günümüzün gençliği yeniyi yaratacak ise, ki bu gün yaratılmaz ise yarın kaçınılmaz olarak kendisini dayatacaktır. Çağın gençliği, Sovyet Rusya, Çin ve Arnavutluk geleneklerinin deney ve tecrübelerini sentezleyerek, hiçbirisinin etkisi altında kalmadan ve kapitalist sistemdeki gelişmeleri ve değişiklikleri yerinde, bilimsel ve somut duruma göre yeniden tahlil ederek bu binada, Marksizm-Leninizm’de restorasyonu gerçekleştirmelidir. Kuşkusuz gerçekleşecek olan bu restorasyon, kapitalizmdeki yeni gelişmeler ve değişiklikler dikkate alınarak yapılması gerekirken, diğer taraftan yeni sınıf, halk ve yığın hareketlerinden kopuk bir şekilde yapılamaz. Yani yeni çağın sınıf, halk ve yığın hareketleri bu restorasyonun yapılmasında belirleyici olacaklardır. Devrimci Marksist-Leninist teorinin gelişmesi veya geliştirilmesi yeni devrimci dalganın doğması ve onun alacağı şekil, biçim denkleminde olacaktır. Yığınların pratik hareketliliği olmadan devrimci teori gelişmez, tersinden devrimci teori olmadan yığın hareketliliği tek başına bir şey ifade etmez. İkisi de eş zamanlı olarak gelişir ve birbirini tamamlar.

20. yüzyıl devrimci dalgası dünyanın üçte birinde devrimler gerçekleştirip sosyalizmi kurarak onu bir ütopya olmaktan çıkartıp reel bir sistem olarak tarih sahnesine sundu. Çeşitli eksiklikler, yetmezlikler ve hatalardan dolayı yıkılan yalnızca sosyalist devletler oldu. Sosyalizm ve sınıf mücadelesi devam ediyor. Bu evrede zayıflama, prestij kaybı ve yeniden toparlanma, tarihin bir cilvesi ve olumsuzluğu olarak kayıtlara geçti. 21. yüzyıl devrimci dalgası hala gelişmedi. Yeni yüzyılın devrimci dalgası birikim yapıyor, mayalanıp meyve vermek için uygun zamanı kolluyor. Toplum bilimi olarak Marksizm-Leninizm’i geliştirmek, onu çağa uyarlamak ve yeniyi yaratmak zorlama yöntemler ile olmaz. Bir meyveyi düşünün. Meyveyi yetiştirecek işçiniz var, ağacınız veya fidanınız da var. İşçiniz ağacın bakımını yapıyor ve onu meyve vermeye hazırlıyor. Eğer iklim iyi gider ise ağaç, çiçek açar sonra döllenme olur ve vavaş yavaş bu döl, yani meyve büyümeye, gelişmeye başlar. Koşullara göre yetişen, gelişen ve olgunlaşan meyveyi önemli olan tam olgunlaştığı zaman toplamaktır. Onu zamanında toplamazsanız çürür, bozulur ve yeme kıvamını yitirir. Benzer durumun aynısı sera yetiştiriciliği için de geçerlidir. Fakat şimdiye kadar yapılan ve yapılmaya çalışılan, Maksizm-Leninizm’i geliştiriyorum veya geliştireceğim adı altında, olgunlaşmayan ham meyveyi dalından kopararak olgunlaşmış gibi göstermeye çalışmaktır.

Günümüzde sınıf ve sosyalizm mücadelesi düşük bir tempo ile yoluna devam ediyor ve birçok sorun ve çıkmaz ile yol alıyor. Bu koşullarda acele etmeye, zorlamaya veya iradi davranarak erkenden ütopik tahlil ve tespitlerde bulunmaya gerek yoktur. Böylesi bir durum sizi geri dönüşü olmayan veya zor olan bir yönelim içerisine sokar. Solun ve komünistlerin yaşadığı olumsuzluklar, prestij kaybı ve geri düşüşten etkilenerek bu duruma acil bir çare bulmamız gerekir düşüncesinden hareketle savrulmamaya özen gösterilmelidir. Sınıf ve sosyalizm mücadelesi kimsenin tekelinde değildir. Bu durum dünya insanlığının sorunudur. Bizler kendi cephemizde sağlam, istikrarlı ve olgun bir duruş sergilersek bu koşullarda o da küçümsenmeyecek bir başarıdır. Kaldı ki şimdiye kadar yaptığımız da budur.

Özellikle son 20-30 yıldır kapitalizm cephesinde açık ve hızlı bir şekilde küçümsenmeyecek gelişmeler ve değişimler yaşandı, yaşanıyor. Özü itibarıyla karakterinde hiçbir şey değiştirmeyen kapitalizm, stratejik olarak hemen hemen her şeyde değişiklik ve yenilenme gerçekleştirdi, gerçekleştiriyor. Bu durum onun doğasına ters değildir. Tam tersine bu yenilenme ve değişiklikleri yapmadan yaşayamaz. Kapitalizm durmadan değişiklik, yenilik ve devinim yapmadan yaşamını sürdüremez. Onu, diğer sınıflı toplumsal sistemlerden ayıran özelliği budur. Diğer toplumsal sistemlerde herhangi bir değişiklik olduğu zaman sistem yıkılır. Fakat kapitalizmde ise, sistem durağan olduğu zaman yani yenilik, değişim ve devinim yapmazsa yıkılır. Bu konu ile ilgili olarak daha kapitalizm çok genç iken, yani serbest rekabetçi dönemde Marks ve Engels komünist manifesto da şöyle bir tespitte bulunuyorlar. “Burjuvazi, üretim aletlerinde ve dolayısıyla üretim ilişkilerinde, yani sosyal ilişkilerin tümünde durmadan devrim yapmazsa yaşayamaz”. (Komünist Manifesto sayfa 34.)

Bu son yıllarda kapitalist emperyalist sistem ve burjuvazi birçok değişiklik ve yenileme yaptı. Fakat bu değişiklik ve yenilemeler emperyalist kapitalist tekelci sistemi aşan yeni bir evre olarak şekillenmedi. Yani kimilerinin dediği gibi “global evre”ye sıçrama yapılmadı. Peki, ne oldu? Kapitalist emperyalist sistem, tekelci özelliğini koruyarak yaygınlaştı. Tekellerde şekil değişikliğini gerçekleştirdi. Ekonomide belli başlı ve önemli olan değişiklikler olarak; 1- Çok uluslu ve ortaklı tekelleri çoğalttı, yaygınlaştırdı. 2- Sanayi ve sermaye taşıma hamlesini gerçekleştirdi. 3- Taylorist, fordist üretim tarzından, esnek parçalı (part-time) üretim modeline geçiş yaptı. 4- Bilim, teknik, teknoloji ve telekomünikasyonda çok büyük ve hızlı gelişmeler yaşandı, yaşanıyor. 5- Daha önceleri, yani fordist üretim modeli döneminde, önce üretim yapılırdı sonra pazar bulunurdu. Yeni üretim modelinde, esnek parçalı dönemde ise, önce pazar bulunuyor ve bulunan pazara göre üretim yapılıyor. Bu değişiklikler ve gelişmeler ile kapitalist emperyalizm, global aşamaya sıçrama yapmadı. Bu durum kapitalizmi emperyalizmi globalleştirdi, yaygınlaştırdı. Örneğin politik alanda; Kapitalizm küresel bir şekilde dünyanın her tarafına zayıf veya güçlü bir şekilde yayıldı. Sanayi ve sermaye taşıma hareketinden dolayı ekonomisi gelişen yaklaşık 15-20 ülke, alt emperyalist bir konuma yükseldiler. Dünyanın en büyük ve güçlü ülkeleri G7+1 olarak varlıklarını devam ettirirlerken, ayrıca G20 ülkeleri olarak şekillenen diğer gelişmekte olan zengin ve alt emperyal ülkeler de dikkate alınarak böyle bir oluşum gerekli duyuldu.

Yazı uzadığı için son ve bariz bir örnek vererek bitirelim. Örneğin Türkiye ekonomisi, emperyalistlerin sanayi ve sermaye taşıma hareketinden dolayı yaklaşık son 20 yılda hızlı bir gelişme sağlayarak dünyada 17. veya 18. sıralara yükseldi tespitleri yapılıyor. Yani ekonomik ve politik olarak alt emperyalist bir konuma yükselen Türkiye için, yaklaşık son 6-7 yıldır herkes AKP ve R.T. Erdoğan faşizminden bahsediyor ve öyle bir tespitte bulunuyor. Evet ülkede faşizm var, faşist uygulamalar had safhada fakat adı sosyalist, komünist, emek, işçi, ezilen…..vs benzeri onlarca sol ve rejim karşıtı yasal parti de varlıklarını ve çalışmalarını şimdilik zor da olsa sürdürüyorlar. Eski faşist sistemlerde (12 Eylül gibi) veya Türkiye gibi ülkelerden daha geri ve fakir ülkelerdeki faşist rejimlerde bu tür partilerin yasal alanda faaliyet yürütmeleri imkansızdı. Gelinen aşamada Türkiye gibi ülkelerde ekonomik ve politik gelişmelere paralel olarak, askeri ve sivil en üst bürokratlardan oluşan Milli Güvenlik Kurulu benzeri yapılar olduğu sürece, eski faşist askeri rejim ve uygulamalara doğrudan ihtiyaç duyulmayacağı gözüküyor. Yani faşizm de şekil değiştirdi.

Partide isim değişikliği, program-tüzük ve bağımsızlık-federasyon tartışmaları yapılırken bu belirttiğim ve işaret etmeye çalıştığım konuların dikkate alınmasında fayda olacağı düşüncesindeyim. 12.11.2017

 

Sosyalist Mezopotamya / Sayı: 1 / Mart 2018

 

Hakkında Hurşit KAŞIKKIRMAZ

Bu habere de bakabilirsiniz.

BABETA GIRÎNG LIPÊŞ SIYASETA KURD, ŞKENANDINA BÊDENGIYA LI BAKURÊ KURDISTANÊ YE

Tirkiye diçe hilbijartinek pêşwext a hestiyar. Hilbijartinên Tirkiye bi awayek yekrast bandora xwe li rastiya …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir