Cumartesi, Nisan 7, 2018
Destpêk » GIŞTÎ » YOLDAŞININ ANNESİNE KIYILIR MI?

YOLDAŞININ ANNESİNE KIYILIR MI?

Riyakar ve samimiyetsizsiniz. Acılarımız bile bölünmüş bizim. Devletin nasıl ki Kürt, Alevi veya kırsal bir bölgesinde doğal afete dahi yardım yollaması bölgesel etnik ve dinsel kimliklere göre tavır ve refleks geliştiriyorsa, sol, sosyalist veya yurtseverler de yaşadığı ülkedeki egemen güce benzeyerek yol almaya devam ediyor.

Zeynel A. Göçer / Diğer yazıları için tıklayınız

Yıllar önce İnsan Hakları Derneği üyesinin aktif bir üyesi iken, Ceyhan Cezaevinde yapılan açık görüşlere tutuklu arkadaş ve yoldaşları ziyarete giderdik. Bir çok açık görüş ziyaretinde,  PKK davasından tutuklu Mehmet Şener’in Annesi Saliha Ana ile cezaevi önünde karşılaşırdım. Mehmet Şener’in ismi ve popülitesi o dönem yüksek olduğu için, Saliha ana da o Mehmet’i doğurduğu için, Saliha ana ile her anı, dakikayı fotoğraflayan ve bunu bir albüm haline getiren bir çok döneme şahit oldum. Bu albümlerden biri de Mersin İHD’ye getirilmişti. Kaldırılmamışsa halen duruyordur orada.

Gel zaman git zaman Mehmet Şener Ceyhan Cezaevinden tahliye oldu. Yoldaşları ile yeniden buluştu. Ve arkadaşları ile politik kimi farklılıklarından dolayı örgütü ile ters düştü ve bir dönem sonra 17 bin iç infaz edilenlerin kervanına katıldı. Bu olayın akabinde boy boy Saliha Ana ile çekilen ve albümü yapılan Saliha Ana da birden alay edilen “kör Saliha” oluverdi.

İki gün önce Cumartesi Annelerinin yılmaz nöbet bekçilerinden olan Dersimli Güzel annemizi kaybederken, acaba bu annemiz oğlu, kızı veya bir yakını örgütünden ayrılmış, öldürülmüş veya yalnızlaşmış bir devrimcinin annesi olarak ölseydi, bu sahiplenme olacak mıydı? Yoksa ona da kör, topal vb bir sıfat bulacak mıydık?

Keza geçtiğimiz günlerde DTK eş başkanı Aysel Tuğluk’un annesi değil de, örgütü ile ters düşen, ismi ünü ön plana çıkmamış bir yurtsever, sol veya sosyalistin annesine yapılan bu adice yaklaşıma aynı duyarlılığı gösterebilecek miydik?

İşkence yapan polis, mit, özel kuvvetler vb bireylerin akşam evine döndüğünde eşini, çocuğunu, yakınlarını nasıl sevdiğini, sevebildiğini merak ederiz.

Aynı soru “bizlerden ” ayrılan, ters düşen arkadaş, yoldaşlara yönelikte kendime sormaktan alıkoyamıyorum.

Gerek ayrılan, gerekse de merkezde kalan insanlar bu kadar sevgisizliği nasıl barındırdınız içerinizde?

Düne kadar yoldaş dediğiniz, yoksulluğunuzu ve zorluklarınızı  paylaştığınız, birlikte yol kat ettiğiniz kişi ve kişilerden nasıl bu kadar nefret edebilirsiniz?

Gerek dünya sosyalist hareketinde, başta SSCB’nin, Troçki ve yüzlerce “muhalif”lere yapılan katliamı olmak üzere veya “Aytekin Yılmaz’ın Yoldaşını Öldürmek ” ve “İçimizdeki Hapishane” kitaplarını, gerekse de pratik yaşamda karşılaştığımız yoldaşını düşmanlaştıran yaklaşımlar veya günümüzde farklı bir görüş ve öneri sunduğu için nefret edilen tavır ve davranışları gördüğümde, vasıf, nitelik, entelektüel düşünce ve üretimi, kabiliyet anlamında bırakın toplumun ilerici gücü ve alternatif insan ve modeli olmayı ve savunmayı, bazen toplumun çok daha gerisinde kalan birey topluluklar oluyoruz.

Demokrasi anlayışımız, hoşgörü, ego, kariyer, ve genel anlamdaki donanımımız bizi alternatif yapmaktan çok, sistemin kötü birer kopyacısı yapmaya devam ediyor.

On yıllarca  cezaevi kapılarında kar kış demeden, sıra bekleyen, dışarıda içerdekilerin sesi olan, cumartesi eylemleri ve failli belli meçhul vakaların takipçisi olan, tüm eylem ve aktivitelerde ön cephede yer alan Annelere kıymayın efendiler.

Yoldaş kalmayabiliriz ama insan olmaya devam edebiliriz sanırım?

 

 

Hakkında Zeynel A. GÖÇER

Zeynel A. GÖÇER

Bu habere de bakabilirsiniz.

KADIN(LAR) VE DEVRİM(LER)

Devrimler toplumların altüst olduğu momentlerdir. “En alttakiler”i, en devinimsizleri üste, en “arkadakiler”i öne çıkartır. Hiç …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir